şükela:  tümü | bugün
  • insanin en cok bos vaktinin oldugu zamanda sozlugun yari olu olmasina sebep olur.
  • yalnizliktir.
  • jack daniels'a yaklasik 20 dolar bayilmaktir.
  • ramazan'in geldigini eger esten dosttan duymadiysaniz fark edemeyecenigiz durum.gerci bu anlamda kanada,rusya ya da herhangi baska bir muslumanlarin cogunlukta olmadigi ulkede olmaktan farki yoktur.
    kanimca ramazan ayi geleneklere indirgenmeyecek kadar kutsal,ama firindan yeni cikmis pide kokusu duymamak,o pide icin kuyrukta beklememek,ezan sesini duyup aileyle iftar yapamamaktir.
    diger taraftan insanlarin su icmek serbest mi gibi gulumseten sorularina maruz kalmak,bu ulkede herkesin birbirinin inancina duydugu saygiya hayran kalmak,turkiye'nin de gunun birinde bu seviyeye gelmesini dilemektir.
  • turk bi arkadasla birlikte kalindiginda kendinizi tr dehic dinlemediginiz muzik turlerine yada sarkilara vurup simdi 2 tek atsaydik bişeyciimiz kalmazdi ddirten bi durum. kültür soku hede hodo derken bi bakmişsin amerikalilar gibi yasamaya baslamişsin. zeytinyagli dolma gibi emek isteyen yemekler yerine mikrodala hayatının vazgecilmez bi parcasi oluvermiş.. tuketim cilginliginin tavan yaptigini anladiginiz super hiper mega marketlerde gecirdiiniz sure zeytinyagli yaprak sarmasi yaparken gecen sureye esit olmuş. size ulan hani pratikti bunlar amına koyiim dedirtmiştir.. zaman kavrami dunyanin her yerindeaynı mi acaba?
  • (bkz: #6214156)
  • birinci bolum

    hem zor hem de kolay bir durumdur. bircok sey ogrenir insan. daha once arkadaslarima yazdigim mesajlarimdan bir derleme yaptim. ani yazisi gibi olmalarina ragmen bilinmeyen bazi seyleri de ogreneceginizi umuyorum. buyrun.

    1. bolum:

    burada amerikali bir arkadasim var. kendisi turkleri cok seviyor. hani amerikali falan ama iyi cocuk. ben de onu severim. gecen gun beni ailesinin evine goturmek icin davet etti. (ailesi buraya 3 saat uzakliktaki baska bir kasabada oturuyormus). ama bu arkadasin turklere olan ilgisinin kaynagi saniyorum baska. bunun bir turk kiz arkadasi vardi. kiz gecen donem okulu bitirip turkiyeye dondu. anladigim kadariyla bizim bu amerikali turk kizimizi cok seviyor. hatta evlenmeyi bile dusunuyor galiba. ama durum biraz karisiyor bu noktada...

    anladigim kadariyla kizin annesi boyle bir iliskiyi onaylamiyor. kizina da cok baski yapiyormus birak su gavuru diye. hani bizim cocuk demiyor bunlari ama ben tahmin edebiliyorum. zaten gavur desen bir sey anlamaz bunlar. ayrica bizdeki kaynana muessesini de daha tanimiyor. neyse... diger taraftan bizim cocugun ailesinin de turkiye veya turklere karsi bir onyargisi var galiba...

    sonucta amac su saniyorum. kizimizin annesine kendini begendirebilmek icin turkleri ve turk kulturunu tanimak istiyor. diger taraftan ailesi ile turk arkadaslarini tanistirarak kafalarindaki onyargilardan kurtulmalarini istiyor. (bu ailenin cok kati bir bush taraftari oldugunu ogrendim sonradan. iste turkiye'ye olan mesafeli yaklasim da buradan geliyor aslinda. irak savasi sirasinda turkiye'nin amerika'ya tezkere vermemesi burada cok buyuk tepki gordu. ozellikle hukumet yanlisi yayin kuruluslari turkiye'yi asagilayici bircok yayin yaptilar. bircok yanlis sey anlatildi bu donemde. ben de bu olaylari burada yasayan birisi olarak dogrudan olmasada dolayli yoldan bu tavrin veye bakis acisinin getirdigi olumsuzluklari yasadim.) iste bu sebeplerden dolayi bize yakinlasmaya calisiyor. gerci kotu bir sey yok bunda. simdi diyebilirsiniz ki ulan adamlar turkleri sevmiyormus senin ne isin var orada diye. iste onun icin oradayim ya. en azinda bir turk gormus olsunlar.

    neyse ciktik yola. yolculuk asamasinda anlatacak bir sey olmadi. yol vardi biz gittik. zaten yol ve yon kavrami gelismemis birisi olarak nereye gittigimiz konusunda en ufak bir fikrim yoktu.

    herneyse. ogleye dogru evlerine vardik. actik kapiyi girdik. (kapi kilitli degildi. daha sonra bunu sordum neden kapiyi kitlemiyorsunuz diye. hic kitlemezlermis kapiyi. hatta bir keresinde burada tornada oldugu zaman yoldan gecmekte olan bir aile bunlarin evine siginmis. tabii kapiyi acik bulunca girmisler iceriye. bunlarda o gun evde degillermis. aksam uzeri eve donduklerinde evlerindeki yabancilari gorunce baya sasirmislar. zaten elektrikler de kesik. siz dusunun artik. gerci ev sahibi kapimiz herkese acik dedi ama olsun gene de tehlike yaratabilecek bir durum.) biz gittgimizde de evde kimse yoktu... arkadas evi falan gezdirdi sonra evden cikip kardeslerinden birinin ciftligine gittik.

    kardesi amerika'daki sayili pirinc ureticilerinden biri. bu adamla konusurken turkiye'ye pirinc sattiklarini falan ogrendim. isin garibi turkiye'ye sattiklari pirinci, yani pirincin tohumunu gene turkiye'den almislar. burada ters bir seyler var galiba. olacak sey degil. toprak diyorsak toprak, su diyorsak su, is gucu diyorsak is gucu... her sey bir kenera insan kendi malini baskasina verip ondan tekar nasil satin alir yahu... cok ters... hatta adam dedi ki "ilk once jasmin diye uzun pirinclerden gonderiyorduk turkiye'ye ama turkler genelde baldo denen kisa ve dolgun pirincleri tercih ediyor. biz de turkiye'ye gidip bu pirinclerden aldik simdi onlari yetistirip turkiye'ye satiyoruz". gercekten cok ters bir durum.

    ama turkiye'de hukumete sorsan der ki amerika'dan pirinc almak daha ucuza geliyor. aslinda dogru daha ucuza geliyor ama bunun cok basit nedenleri var. yazinin ilerleyen kisimlarinda bu konuda bilgilere de yer verecegim.

    neyse... bizi orada gercekten iyi karsiladilar. ilk once fabrikayi gezdirdiler. iste piric nasil islenir nasil yuklenir onlari anlattilar. baya bir sey ogrendim burada... sonra ciftligi gezmeye basladik. gercekten oldukca buyuk bir ciflik. sonucta yilda milyonlarca ton uretim yapan bir yer. hani adamlar ciftci ama turkiye'de en zengin adamdan daha zenginler neredeyse. cunku devlet gercekten ciftciligi destekliyor burada. ayrica devletin politikasi, fiyati neye mal olursa olsun kendi ulkesini, kendi insani ve kendi urunu ile beslemek yonunde. (sonucta tayland veya cin pirincinin amerikan pirincinden daha ucuz oldugunu ogrendim. ama adamlar bu pirinci ulkelerine sokmuyorlar. turkiye'de almiyor/alamiyor cunku amerika ile anlasmalari var. yani burada amerika'nin politikasi soz konusu. anlasmalari falan amerika yapiyor. sonra ona gore ciftcisine donup turkiye'ye pirinc satacagiz diyor. yani bu adam kendi basina turkiye'ye pirinc satamiyor aslinda.)

    adamlar ciftcilige gercekten cok bilimsel yaklasiyorlar. en son teknoloji urunu aletlerden var. her islerini lazerli araclarla yapiyorlar. kullandiklari ilactan gubreye cok ince hesaplar ve bilim ile islerini yurutuyorlar. (hatta adamin ucagi bile var tarlalari ilaclamak icin) gercekten bilimsel calisiyorlar. tabii boyle olunca adam sadece bir kisi ile donumlerce araziyi birkac saatte isleyebiliyor. arazi de su yok adamlar taa nerelerden su getirmisler. her seyi devlet destekliyor. haliyle maliyetler dusuyor ve elde edilen urun artiyor. sonuc olarak kilo bazinda buradan pirinc ithal etmek, turkiye'deki bir ureticiden pirinc almaktan daha ucuza geliyor.

    ama burada anlasilmayan bir kisir dongu var. sen ciftcini desteklemezsen, hala bir traktor ve birkac aletle bas basa birakirsan tabii ki ciftcin de cok urun alamaz. ee haliye birim malin fiyati artar cunku ciftcinin harcadigi emek ve para miktarini cikarmasi gerekmekte. (hani hicbir zaman emeginin karsiligini almiyorlar ya zaten.) ama sen ucuz diye disaridan pirinc almaya devam ettikce senin ciftcin daha da kotu bir duruma dusuyor. (aslinda bu turgut ozal'in yumurtladigi bir sey. daha ucuzsa disaridan alirim kardesim anlayisi ile bu noktaya gelindi. halbuki onun yerine birkac yil disini sikip cifticini desteklesen, teknolojinin getirdigi urunleri uygun sartlarda ciftcine versen sen de o seviyeye rahatlikla ulasirsin. yani maliyetlerin duser.)(ama hani bir asagilik kompleksi bir yabanci meraki var ya illa disaridan alacaksin. yurt disindan gelen mal daha kalitelidir daha guzeldir anlayisi.) halbuki bu ornekten de anlasilacagi uzere bizim urunumuzu bize satip bizim sirtimizdan para kazaniyorlar.

    donup turkiye'ye bakiyorum. yeterli su kaynagi, verimli topraklar, tarima en el verisli iklim turkiye'de. ama kendi ulkesinde yetisen bir seyi bile disaridan aliyor. butun ziraat muhendisleri issiz. ne kadar aci bir sey. sonra turkiye'nin ekonomisi soyle, diger ulkelerin ekonomisi boyle. sen kendini gelistirmek veya korumak icin bir sey yapmamissin ki.

    iki sene once de israil'den domates alma konusu gundeme gelmisti. adamlarda su yok, toprak yok. colde borularin icinde domates yetistiriyor ama gel gor ki turkiye domates ihtiyacinin buyuk bir kismini israil'den karsiliyor. hatta hatirlarsaniz antalyali domates uretcileri cikip bu durumu protesto etmislerdi. birkac kamyon domatesi yollara dokmuslerdi.

    hani bunlari zaten biliyordum ama burada gelip kendi gozlerimle gorup, ureticiler ile konusunda kan iyice beynime sicradi. olacak sey degil.

    neyse bu birinci bolum olsun. ikinci bolumde arkadasin ailesi ile karsilastigimda neler oldugunu, aksam yemeginin nasil gectigini anlatacagim. komik seyler oldu. daha dogrusu bana komik geldi. bekleyin efendim. eylemlerim devam edecek.
  • amerika'dayken turkiye'yi deli gibi ozlemeyi gerektiren yasama durumu. sonra turkiye'ye gelinir ve amerika ozlenir.

    (bkz: vicious circle)