şükela:  tümü | bugün
  • insanin en cok bos vaktinin oldugu zamanda sozlugun yari olu olmasina sebep olur.
  • jack daniels'a yaklasik 20 dolar bayilmaktir.
  • ramazan'in geldigini eger esten dosttan duymadiysaniz fark edemeyecenigiz durum.gerci bu anlamda kanada,rusya ya da herhangi baska bir muslumanlarin cogunlukta olmadigi ulkede olmaktan farki yoktur.
    kanimca ramazan ayi geleneklere indirgenmeyecek kadar kutsal,ama firindan yeni cikmis pide kokusu duymamak,o pide icin kuyrukta beklememek,ezan sesini duyup aileyle iftar yapamamaktir.
    diger taraftan insanlarin su icmek serbest mi gibi gulumseten sorularina maruz kalmak,bu ulkede herkesin birbirinin inancina duydugu saygiya hayran kalmak,turkiye'nin de gunun birinde bu seviyeye gelmesini dilemektir.
  • turk bi arkadasla birlikte kalindiginda kendinizi tr dehic dinlemediginiz muzik turlerine yada sarkilara vurup simdi 2 tek atsaydik bişeyciimiz kalmazdi ddirten bi durum. kültür soku hede hodo derken bi bakmişsin amerikalilar gibi yasamaya baslamişsin. zeytinyagli dolma gibi emek isteyen yemekler yerine mikrodala hayatının vazgecilmez bi parcasi oluvermiş.. tuketim cilginliginin tavan yaptigini anladiginiz super hiper mega marketlerde gecirdiiniz sure zeytinyagli yaprak sarmasi yaparken gecen sureye esit olmuş. size ulan hani pratikti bunlar amına koyiim dedirtmiştir.. zaman kavrami dunyanin her yerindeaynı mi acaba?
  • (bkz: #6214156)
  • birinci bolum

    hem zor hem de kolay bir durumdur. bircok sey ogrenir insan. daha once arkadaslarima yazdigim mesajlarimdan bir derleme yaptim. ani yazisi gibi olmalarina ragmen bilinmeyen bazi seyleri de ogreneceginizi umuyorum. buyrun.

    1. bolum:

    burada amerikali bir arkadasim var. kendisi turkleri cok seviyor. hani amerikali falan ama iyi cocuk. ben de onu severim. gecen gun beni ailesinin evine goturmek icin davet etti. (ailesi buraya 3 saat uzakliktaki baska bir kasabada oturuyormus). ama bu arkadasin turklere olan ilgisinin kaynagi saniyorum baska. bunun bir turk kiz arkadasi vardi. kiz gecen donem okulu bitirip turkiyeye dondu. anladigim kadariyla bizim bu amerikali turk kizimizi cok seviyor. hatta evlenmeyi bile dusunuyor galiba. ama durum biraz karisiyor bu noktada...

    anladigim kadariyla kizin annesi boyle bir iliskiyi onaylamiyor. kizina da cok baski yapiyormus birak su gavuru diye. hani bizim cocuk demiyor bunlari ama ben tahmin edebiliyorum. zaten gavur desen bir sey anlamaz bunlar. ayrica bizdeki kaynana muessesini de daha tanimiyor. neyse... diger taraftan bizim cocugun ailesinin de turkiye veya turklere karsi bir onyargisi var galiba...

    sonucta amac su saniyorum. kizimizin annesine kendini begendirebilmek icin turkleri ve turk kulturunu tanimak istiyor. diger taraftan ailesi ile turk arkadaslarini tanistirarak kafalarindaki onyargilardan kurtulmalarini istiyor. (bu ailenin cok kati bir bush taraftari oldugunu ogrendim sonradan. iste turkiye'ye olan mesafeli yaklasim da buradan geliyor aslinda. irak savasi sirasinda turkiye'nin amerika'ya tezkere vermemesi burada cok buyuk tepki gordu. ozellikle hukumet yanlisi yayin kuruluslari turkiye'yi asagilayici bircok yayin yaptilar. bircok yanlis sey anlatildi bu donemde. ben de bu olaylari burada yasayan birisi olarak dogrudan olmasada dolayli yoldan bu tavrin veye bakis acisinin getirdigi olumsuzluklari yasadim.) iste bu sebeplerden dolayi bize yakinlasmaya calisiyor. gerci kotu bir sey yok bunda. simdi diyebilirsiniz ki ulan adamlar turkleri sevmiyormus senin ne isin var orada diye. iste onun icin oradayim ya. en azinda bir turk gormus olsunlar.

    neyse ciktik yola. yolculuk asamasinda anlatacak bir sey olmadi. yol vardi biz gittik. zaten yol ve yon kavrami gelismemis birisi olarak nereye gittigimiz konusunda en ufak bir fikrim yoktu.

    herneyse. ogleye dogru evlerine vardik. actik kapiyi girdik. (kapi kilitli degildi. daha sonra bunu sordum neden kapiyi kitlemiyorsunuz diye. hic kitlemezlermis kapiyi. hatta bir keresinde burada tornada oldugu zaman yoldan gecmekte olan bir aile bunlarin evine siginmis. tabii kapiyi acik bulunca girmisler iceriye. bunlarda o gun evde degillermis. aksam uzeri eve donduklerinde evlerindeki yabancilari gorunce baya sasirmislar. zaten elektrikler de kesik. siz dusunun artik. gerci ev sahibi kapimiz herkese acik dedi ama olsun gene de tehlike yaratabilecek bir durum.) biz gittgimizde de evde kimse yoktu... arkadas evi falan gezdirdi sonra evden cikip kardeslerinden birinin ciftligine gittik.

    kardesi amerika'daki sayili pirinc ureticilerinden biri. bu adamla konusurken turkiye'ye pirinc sattiklarini falan ogrendim. isin garibi turkiye'ye sattiklari pirinci, yani pirincin tohumunu gene turkiye'den almislar. burada ters bir seyler var galiba. olacak sey degil. toprak diyorsak toprak, su diyorsak su, is gucu diyorsak is gucu... her sey bir kenera insan kendi malini baskasina verip ondan tekar nasil satin alir yahu... cok ters... hatta adam dedi ki "ilk once jasmin diye uzun pirinclerden gonderiyorduk turkiye'ye ama turkler genelde baldo denen kisa ve dolgun pirincleri tercih ediyor. biz de turkiye'ye gidip bu pirinclerden aldik simdi onlari yetistirip turkiye'ye satiyoruz". gercekten cok ters bir durum.

    ama turkiye'de hukumete sorsan der ki amerika'dan pirinc almak daha ucuza geliyor. aslinda dogru daha ucuza geliyor ama bunun cok basit nedenleri var. yazinin ilerleyen kisimlarinda bu konuda bilgilere de yer verecegim.

    neyse... bizi orada gercekten iyi karsiladilar. ilk once fabrikayi gezdirdiler. iste piric nasil islenir nasil yuklenir onlari anlattilar. baya bir sey ogrendim burada... sonra ciftligi gezmeye basladik. gercekten oldukca buyuk bir ciflik. sonucta yilda milyonlarca ton uretim yapan bir yer. hani adamlar ciftci ama turkiye'de en zengin adamdan daha zenginler neredeyse. cunku devlet gercekten ciftciligi destekliyor burada. ayrica devletin politikasi, fiyati neye mal olursa olsun kendi ulkesini, kendi insani ve kendi urunu ile beslemek yonunde. (sonucta tayland veya cin pirincinin amerikan pirincinden daha ucuz oldugunu ogrendim. ama adamlar bu pirinci ulkelerine sokmuyorlar. turkiye'de almiyor/alamiyor cunku amerika ile anlasmalari var. yani burada amerika'nin politikasi soz konusu. anlasmalari falan amerika yapiyor. sonra ona gore ciftcisine donup turkiye'ye pirinc satacagiz diyor. yani bu adam kendi basina turkiye'ye pirinc satamiyor aslinda.)

    adamlar ciftcilige gercekten cok bilimsel yaklasiyorlar. en son teknoloji urunu aletlerden var. her islerini lazerli araclarla yapiyorlar. kullandiklari ilactan gubreye cok ince hesaplar ve bilim ile islerini yurutuyorlar. (hatta adamin ucagi bile var tarlalari ilaclamak icin) gercekten bilimsel calisiyorlar. tabii boyle olunca adam sadece bir kisi ile donumlerce araziyi birkac saatte isleyebiliyor. arazi de su yok adamlar taa nerelerden su getirmisler. her seyi devlet destekliyor. haliyle maliyetler dusuyor ve elde edilen urun artiyor. sonuc olarak kilo bazinda buradan pirinc ithal etmek, turkiye'deki bir ureticiden pirinc almaktan daha ucuza geliyor.

    ama burada anlasilmayan bir kisir dongu var. sen ciftcini desteklemezsen, hala bir traktor ve birkac aletle bas basa birakirsan tabii ki ciftcin de cok urun alamaz. ee haliye birim malin fiyati artar cunku ciftcinin harcadigi emek ve para miktarini cikarmasi gerekmekte. (hani hicbir zaman emeginin karsiligini almiyorlar ya zaten.) ama sen ucuz diye disaridan pirinc almaya devam ettikce senin ciftcin daha da kotu bir duruma dusuyor. (aslinda bu turgut ozal'in yumurtladigi bir sey. daha ucuzsa disaridan alirim kardesim anlayisi ile bu noktaya gelindi. halbuki onun yerine birkac yil disini sikip cifticini desteklesen, teknolojinin getirdigi urunleri uygun sartlarda ciftcine versen sen de o seviyeye rahatlikla ulasirsin. yani maliyetlerin duser.)(ama hani bir asagilik kompleksi bir yabanci meraki var ya illa disaridan alacaksin. yurt disindan gelen mal daha kalitelidir daha guzeldir anlayisi.) halbuki bu ornekten de anlasilacagi uzere bizim urunumuzu bize satip bizim sirtimizdan para kazaniyorlar.

    donup turkiye'ye bakiyorum. yeterli su kaynagi, verimli topraklar, tarima en el verisli iklim turkiye'de. ama kendi ulkesinde yetisen bir seyi bile disaridan aliyor. butun ziraat muhendisleri issiz. ne kadar aci bir sey. sonra turkiye'nin ekonomisi soyle, diger ulkelerin ekonomisi boyle. sen kendini gelistirmek veya korumak icin bir sey yapmamissin ki.

    iki sene once de israil'den domates alma konusu gundeme gelmisti. adamlarda su yok, toprak yok. colde borularin icinde domates yetistiriyor ama gel gor ki turkiye domates ihtiyacinin buyuk bir kismini israil'den karsiliyor. hatta hatirlarsaniz antalyali domates uretcileri cikip bu durumu protesto etmislerdi. birkac kamyon domatesi yollara dokmuslerdi.

    hani bunlari zaten biliyordum ama burada gelip kendi gozlerimle gorup, ureticiler ile konusunda kan iyice beynime sicradi. olacak sey degil.

    neyse bu birinci bolum olsun. ikinci bolumde arkadasin ailesi ile karsilastigimda neler oldugunu, aksam yemeginin nasil gectigini anlatacagim. komik seyler oldu. daha dogrusu bana komik geldi. bekleyin efendim. eylemlerim devam edecek.
  • amerika'dayken turkiye'yi deli gibi ozlemeyi gerektiren yasama durumu. sonra turkiye'ye gelinir ve amerika ozlenir.

    (bkz: vicious circle)
  • ikinci bolum

    hani bir onceki yazida anlattik ya buradaki amerikali bir arkadasin ailesini ziyarete gittim diye. simdi aksam evde yasananlari anlatacagim. hadi bakalim.

    2. bolum:

    neyse efendim neredeyse tum gun bunlarin ciftilinde gezdik, bilgiler aldik sonucta yorgun argin ve ac bir sekilde evlerine donduk. hah iste burada basliyor hikaye.

    neyse girdik eve. evin sakinleri ile tanistirilma fasli. klasik nasilsin, ismim su, ben buradan geldim, buraya gidiyorum. sonra bizim arkadasin anneannesi ve babannesi geldi. yasli kadinlar ama gorseniz suratlarina sanki ilk once alci ile mastar cekip uzerine uc kat boya yapmislar. anladigim kadariyla usta iyi degilmis cunki kirisiklari tam olarak kapatamamis. hani gece yatmadan once makyajlarini silip baskule ciksalar "aaaaa maykil bak ben kilo vermisim ay ne guzel" diyecekler. yani oyle boyle degil kilo ile makyaj yapmislar. ayrica kirmizili, fosforlu kazaklar bir tuhaf sac modelleri... sorsan 18 lik gec kiz... neyse gittik tanistik hanimlarla... sonucta yaslilar hurmet gostermek lazim. biri 70 biri 90 yasinda... tuttum elini opecegim birinci teyzenin. ama birden gozumun onunden daha once yaptiklarim gecti ve hemen durdum... daha once ne mi olmustu?

    simdi biz yaslilarin elini operiz degil mi? buraya ilk geldigim zamanlarda birkac yaslinin elini optugumde sapik muamelesi gormustum de. hani klasik capkin numarasi var ya elden opmeye baslar sonra omza kadar cikar. herhalde oyle bir sey yapacagimi sandilar. hele bir de ellerini anlima koyunca bana oyle bir baktilar ki icimden ulan bir halt yedik ama dur bakalim ne olacak diye gecirdigimi hatirliyorum. yani beni boyle polis gorse cinsel tacizden iceri atar pacani da kurtaramazsin. tabii burada yok oyle el opme falan.

    sonra bir kere de amerikali bir erkek arkadasi yanaklarindan opmustum. iste turkiye'de her zaman yapilan sey. alismisiz. o seferde de escinsel damgasi yedik iyi mi? iste bunlar gecti gozumun onunden ve teyzenin elini hemen biraktim. obur yasli teyzeyle de soyle parmak ucuyla tokalastim tamam... simdi durup duruken sapik yaftasi yemeye gerek yok.

    bu amerikalilar gercekten tuhaf insanlar. oyle yakin temas, karsilasinca opusme sarilma falan yok... hatta sonradan bir amerikalidan bu konuda bir sey ogrendim. kolunu yere parallel sekilde kaldir, kendi etrafinda bir tur don... elinle yaptigin daire senin ozel alanindir. bu alana girilmez. ha haneye tecavuz ha bu alana girmek ayni sey. bunlari ogretiyorlar adamlara.

    aaa bak aklima ne geldi. simdi brezilya'daki bir golf sahasinda yilda en az 20 kisi ciddi sekilde sakatlaniyormus. bu sakatlananlarin ortak noktasi teras gibi bir yerden dusmeleri ve bu dusenlerin hepsinin amerikali olmasi. tabii garip bir durum. oraya o kadar turist gidiyor ama sadece amerikalalar sakatlaniyor. adamlar arastirmis ne oluyor yahu diye... iste sonuc:

    simdi brezilyalilar sicak kanli insanlar... oyle el ayak rahat durmuyor. hayir birkac arkadasim var onlardan biliyorum. konusurken falan dokunur eller, sarilir oyle boyle degil baya oynaklar... simdi bu amerikalilar bu golf sahasina gidiyorlar. tabii brezilyalilar da sicak millet. hemen ooo abi nasilsin, hosgelmissin, neredensin diye basliyor muhabbete. birak amerikalinin ozel alanini isgal etmeyi adamlar elliyor, dokunuyor. olacak sey degil yani. sonra ne oluyor amerikali iki adim geri kaciyor. bizim brezilyali durur mu oda pesinden. bu boyle bir sure devam ediyor. eee sonra? amerikali damdan dustu kafayi gozu kirdi. bu olay gercek ha. ben uydurmadim yani...

    iste bu adamlar gercekten boyle. tabii turkiye gibi bir yerde yetisip buyuyen birisi olarak yadirgiyoruz bunlari... neyse konumuza donelim. ne cok sey sokuyorum araya degil mi? gercekten nerede kalmistik...

    neyse bu tokalasma, tanisma fasli bitti. koltuklara oturuldu ama benim aklim yemekte. neredeyse tum gun bir sey yememisiz aciz haliye. simdi misafir var ya evde nasil olsa guzel bir seyler hazirlamislardir... (nerdeeeee?) (gelecegim efendim gelecegim) iste oturuken havadan sudan muhabbetler donuyor. bizim arkadasin dayisi da geldi bu arada. adam hani su ucuncu sinif amerikan filmlerinde figuranlar var ya iste barda otururlar, kot pantolon ve gomlek vardir uzerlerinde. sonra biraz gobeklidir bunlar... tabii kovboy sapkasini da unutmamak lazim... tipki onlar gibi. bir de cenesi dusuk. anlattikca anlatiyor. dedigi tek kelimeyi bile anlamadim dersem yeridir. (daha sonra arkadasin donus yolunda anlattigi kadariyla iyi bir yalanci ve uckagitci imis bu adam. ailede kimse de sevmezmis.)

    iste boyle havadan sudan konusarak yemek vaktini ettik. neyse yemek fasli basladi ya mutluyuz artik. koydular corbayi tabagima... yalniz corba kasiklari yoktu herhalde cunku tatli kasigi ile corbayi yiyecegim diye baya tirmaladim. gerci tirmaladim diyorum ama gene hepsinden once bitirdim corbayi... corba bitti, tabak bos eee mide de bos sayilir. ama bana kimsenin baktigi yok. heheyyy kimsenin umrunda degiliz...

    (daha once baska bir yazima da konu olmus bir bolum burasi (bkz: #5981461)
    turkiye'de oylemi ama... misafirlige gittiginde bilirsin butun gozler senin ustundedir. misafirin memnuniyeti herseyden ustun tutulur.

    mesela yemek masasinda olalim;

    turkiye'de tabaginda yemek bitecek ve ev sahibi sesini cikarmayacak... yok oyle sey... ev sahibi hemem sorar "simdi ne alirsiniz" diye... sen de biraz kibarlik biraz utangaclik yok cok tesekkur ederim elinize saglik dersin. gerci daha doymamissindir ama bunu dersin. cunku bilirsin nasil olsa israr edilecek, nasil olsa en az iki tabak yemek (ayrica en az 5 cesit) daha sana zorla yedirilecek. garanti.... bu yuzden kac kere catlama tehlikesi gecirdim bir ben bilirim.

    ucuncu tabagi yemissindir. evin sahibi sorar.....

    - daha vereyim mi yer misin evladim?...
    - yok ben cok doydum elinize saglik, tesekkurler.
    - genc adamsin bu kadarcik seyle doyulur mu?…yoksa yemegimi begenmedin mi?
    - yok canim olur mu oyle sey yemek cok guzeldi.
    - eeee o zaman neden yemiyorsun?

    iste en can alici soru... "yoksa begenmedin mi?" yiyeceksin baska care yok. zaten bunu soylerken soyle bir dudagini da buzer... yani doymak ve doydum demek evsahibi icin kabul edilebilecek mazeretler degildir. yiyeceksin kardesim misafirsin sen...

    ayip olmasin diye hadi koy bakalim dersin. tam dorduncu tabagi bitermene yakin evin sahibi bombayi patlatir..

    -valla cok az kaldi artik bu dolaba girmez...

    bu sefer sana sormadan tencerenin dibini senin tabagina boca ediverir. catlamazsan ne ala...(bu arada daha tatli fasli falan baslamadi haaa.)

    yemek biter sofradan kalkarsin. caktirmadan pantolonun ust dugmesi acilir, kemer gevsetilir. sonra misafire gosterilen bas koseye oturulur. artik cay, kahve ne varsa birde icecek ikrami fasli baslar... bu sirada evsahibi sohbeti su cumle ile acar...

    - eh artik kusura bakmayin pek bir sey hazirlayamadik. iste ev hali....

    sen hemen cevap verirsin...

    - yaaa olur mu oyle sey? 20 cesit yemek vardi. hepsi cok guzeldi. (icinden gelerek soylersin bunlari. ayrica icinde ev sahibini zahmete sokmus olmanin verdigi bir burukluk veya nasil desem mutlu bir eziklik vardir.)

    sonra devam edersin;

    - ne gerek vardi bu kadar zahmete. bir cay icseydik yeterdi... (yalan!yemissin guzel yemegi... doyurmussun karnini...)

    aslinda ev sahibi en az bir gununu bu yemekleri hazirlamak icin harcamistir ama gene de kusura bakma der. (sanki bir seyler eksikmis gibi hisseder hep cunku.) tipki misafirin doymamasina ragmen doydum demesi gibi. ya da doyduktan sonra bile ayip olmasin diye yemeye devam etmesi gibi... gerci evsahibi tipki doymamis misafirin yemek konusunda kendine israr edilecegini bildigi gibi, kusura bakmayin dediginde de misafirinin "olur mu oyle sey her sey mukemmeldi" diyecegini bilir. (cunku aslinda gercekten hersey cok guzeldir.)

    aslinda ne guzel bir sey bu. sanki kucuk bir mutluluk oyunu oynaniyor iki taraf arasinda. ortada bir kural veya zorunluluk yok ama herkes yapmasi gerekeni cok iyi biliyor. ayrica her sey icten ve son derece yalin bir sekilde yapiliyor.

    eger o gece senin icin hazirlanan ve sadece turk kulturunde rastlanabilecek misafir odasinda kalmayacaksan evden cikarken seni kapiya kadar geciriler. ayrica buyuk bir ihtimalle eline de o gun hazirlanmis yemeklerden meydana gelen bir torba veya yemek kutusu tutusturulmustur. almam dersin yok olur mu sizin icin hazirlandi onlar denir.

    siz mutlu, evsahibi mutlu ayrilirsiniz... ne guzel seyler bunlar....

    devam ediyoruz:

    yahu ben ne anlatiyordum nereye geldik. dur bakayim nerede kalmisiz. su amerikalilarin evinde yemek yiyorduk en son galiba...

    neyse benim corba bitmis, tabak bos kimsenin umrunda degiliz. aklimda da corbadan sonraki yemek var. acaba diyorum ne hazirlamislar. tavuk mu, pirzola mi? sonra artik ne olduysa evin annesi corbamiz var istersen vereyim problem olmaz dedi. valla aynen boyle dedi. bak bak bir de problem olmaz diyor ha. yahu kocaman adamim, bir tabak corba neyime yeter benim be kadin. simdi turkiye'deki gibi naziklik yapacagim dersen, yani yok almayim ben doydum dersen yandin. o gece ac uyursun artik. cunku hih der arkasini doner gider.

    ben de ooo iyi olur corbayi cok begendim dedim. (bu sirada corbadan baska bir yemek daha olmadigini ogrendim. iyi ki sirada ne var diye bir sey sormamisim. cunku arada boyle bosbogazlik yaparim ben. daha once gene boyle bir misafirlige gittigimde yapmistim bu halti. adamlar tavuklu bir sey yapmislar. yedik bitti... doymadim ben tabii ki... eee dedim sirada ne var? biraz bozulmuslardi galiba. ya kardesim misafirini doyuramayacaksan cagirma degil mi? biz de agirladik o kadar misafir. valla yedigi onunde yemedigi arkasinda... biz oyle gorduk.) neyse artik dayadik ekmegi corbaya doyurduk karnimizi. simdi sorarim size turkiye'de boyle bir sey olmasi mumkun mu? yani yabanci bir ulkeden evine arkadasini getireceksin annen sadece bir corba hazirlayacak, ikinci tabagi da istemeden vermeyecek... hehheyyy kan cikar kan...

    yemek fasli bitince salona koltuklara gecildi. tabii cay kahve falan yok. hani evde degil amerika'da yok. neyse... beni davet eden cocuk ben yoruldum dedi ve gitti yatti. kaldik mi tek basimiza ailesi ve yakinlari ile. hayir ortada korkulacak cekinecek bir sey yok ama biz boyle gormemisiz. yadirgiyor insan. gerci aile de kendi halinde. benimle ilgilenen yok. basit birkac konu disinda konusmadik... zaten ben de onlarla ilgilenmiyorum... hali desenlerini falan inceliyordum.

    simdi boyle disaridan bakinca sanki bana karsi bir tavirlari varmis gibi anlasilabilir. ama alakasi yok. adamlar boyle. yani cogu amerikali bu sekilde davraniyor misafirine. iste bu amerikan kulturu yoksa kultursuzlugu mu demeliyim... artik o kadar cok misafirlige gittim ki hicbir davranislarini yadirgamiyorum. yemegin bitince servis yapmaz, misafirinin onune donmus gida koyar, kapiya kadar gecirmez. zaten ben de tam umursamaz oldum. doymayinca daha ne var, ne yiyecegiz diye mizmizlanmaya baslayiveriyorum.(yukaridaki ornektede goruldugu uzere cok pis evsahibi bozarim.)

    neyse bizim esas oglan uyandi artik gidelim biz dedi. izin aldik kalktik. simdi eline saglik falan diyecegim yok ingilizce de boyle bir kelime. ehh ben de her sey cok guzeldi sagolun dedim. ulan ne her seyi sadece bir corba vardi alt tarafi... bir de yemekten sonra dondurma verdiler o kadar. ne her seyi... ne her seyi... (tabii ki elimize verecekleri bir yemek kutusu falan yok.)

    gerci her sey bir kenera bir saygizilik etmediler veya kotu bir davranis icinde bulunmadilar. ama adamlar boyle yapacak bir sey yok. eldeki malzemeden anca bu kadar cikiyor iste... hepsi boyle. dogal yani. onun icin ben de ustunde durmuyorum...

    simdi tum bunlari dusunuce turkiye'ye donmekten korkuyorum. cunku yemekler konusunda o kadar cok sikayet ettim ki beni taniyan herkes sen hele bir gel biz sana herseyi yapariz diyor. eminim nereye gitsem binbir cesit yemek olacak. ve gene eminim o binbir cesit yemek bana zorla da olsa yedirilecek. eger turkiye'ye dondugumde ilk haftayi catlamadan atlatabilirsen daha da bu dunyada sirtim yere gelmez.

    iste boyle bir maceramizin daha sonu. gerci anlatirken araya cok sey karistirdim ama bazi seyleri boylece gozunuzde daha iyi canlandirabilirsiniz.

    sonucta benim icin guzel bir deneyim oldu. yeni insanlarla tanistim. onlarin yasayis bicimini gordum. aaa aklima ne geldi gene. hani dogal hayati gosteren belgeseler var ya... hayvanlari urkutmeden cekim yapabilmek ve onlari dogal ortamlarinda gozleyebilmek icin cok sabirli bir calisma suruduruler. bir sure gectikten sonra hayvanlar bu adamlara alisir ve bu adamlari umursamadan gunluk faaliyetlerine devam etmeye baslarlar. en guzel belgeseller de bu sekilde ortaya cikar.

    iste ben de burada dogal yasam ortamlarinda bir amerikan ailesini gozleme imkani buldum. hatta oyle uzun sure beklememe falan gerek kalmadan. sansliyim degil mi? yani ben varim yokum onlar kendi hayatlarini yasadilar. bu da benim belgeselim olmus olsun. amarican wild family life. vay be. guzel oldu ha.