şükela:  tümü | bugün
  • ingiliz müstemleke rejimine karşı, 1775-1783 yılları arasında gerçekleşen devrim.
  • kktc-türkiye iliskisinde cok farkli olarak, ingiltere o donemde haddini asmistir. cok pahali olan urunler de halkin canina tak etmistir. kolonistlerin sadece ingiliz mallarini almalari zorlanmis, bunlar da pahaliya satilmistir, kolonistlerin urunleri ise sadece ingiltere'ye gonderilmek zorunda birakilmistir bir donem. bunun disinda turkcesini bilmedigim stamp act ve quartering act gibi olaylar da kolonistleri yeter artik be dedirtecek hale getirmistir. bir gun ingiliz askerlerinin kolonistlerin uzerine rastgele ates etmesi de bardagi tasiran son damla olmustur. caya gelen fazla vergiler de amerika insaninin halen devam eden kahve tutkusunu olusturmustur.

    (bkz: boston cay partisi)
  • pahalilik ve vergilerin yuksekligi ayaklanmayi tirmandiran temel unsurlar olsa da, amerikan bagimsizlik savasini basit bir isyandan devrime donusturen sey, parlamento'da temsil edilme hakki olmadan vergilendirilmenin tiranlik olarak ilan edilmesi olmustur. buyuk cogunlugu ingiltere'nin anayasa ve parlamento geleneginden gelen halk, bu haklardan yararlanma taleplerini kisa surede tum dunyayi etkisi altina alan bir ozgurluk hareketine donusturdu. o donemde agirlikli olarak ingiltere ve fransa'da cikan siyasi eserler bu devrimle ilk kez uygulama olanagi buldu ve dunyaya bunlarin birer hayal urunu olmadigini ispatladi. daha savas baslarken tum eyaletler (o zaman ayri devletler) kendi anayasalarini olusturmustu. devrimle federal yonetim ve anayasa olustu. federalizm fikri ilk kez genis ve kurumsal bir uygulamaya kavustu. ingiltere'ye karsi savasa destege gelen fransizlar da ulkelerine yepyeni fikirlerle donduler. fransiz devrimini ve guney amerika somurgelerinin birbiri ardina bagimsizliklarini kazanip cumhuriyetler kurmalarini da amerikan devrimi tetiklemistir.

    ayrica (bkz: amerikan bagimsizlik bildirgesi)
  • yeni amerikalıların ingilizler tarafından acımasızca vergilendirilmeleri nedeniyle alevlendiği konusunda yanlış anlaşılmalar olan bağımsızlık mücadelesi. aslında ingilizlerin koydukları vergiler kendi vatandaşlarından aldıklarına kıyasla son derece düşüktü. bir amerikalıdan ortalama 6 pens vergi talep edilirken, bir ingiliz vatandası ortalama 25 pens vergi ödüyordu. ayrıca amerikalıların çoğu bu vergileri zaten ödemiyordu ve ingiltere'nin koca amerikadan vergi toplamak için gönderdiği topu topu 60 küsür "townshend" memurları ilk yılda sadece 295 pound vergi toparladılar. ingiliz hükümetine maliyetleri ise 170.000 pounddu.

    ulver'in bahsettigi "stamp act"in öngördüğü vergiler ise hiç bir zaman toplanmadı. bu devrimin ateşleyicisi büyük oranda, tabii ki baska nedenlerle birlikte, amerikalıların ingiliz parlamentosunda temsil hakkı talepleri olmuştur. şu anda kulağa çok mantıklı gelen bu talep aslında o zamanın şartlarında fazlasıyla iddialıydı. 1760'ta her 20 ingilizden sadece 1'i oy verme hakkına sahipti ve parlamentoda temsil ediliyordu. bu uzak sömürgedeki yarı-ingilizlerin bu talebi ingiliz parlamentosunda "en kralından bir densizlik" olarak algılandı. (bill bryson, made in america)

    amerikan devrim tarihi, tarihlerinin diger bir çok kısmı gibi, efsanelerle donatılmıs bir tarihtir. amerikalı fırsatçı-pragmatist-tarihçiler ve kollektif bilinç bu devre ilişkin bir çok asılsız efsane yaratmıştır ve bu açıkca bilinmesine rağmen hala tarih kitaplarında bu efsaneler çocuklara ezberletilmektedir. söz gelimi konumuza iliskin olarak amerikan tarih kitaplarında devrimle ilgili en cok vurgulanan kahramansal çıkıslardan biri olan james otis'in "temsil hakkı olmadan vergilendirme tiranlıktır" sözünün aslında hiç bir zaman söylenmedigi tarihi belgelerle kanıtlanmıstır. bu cümlenin herhangi bir yazılı metinde ilk ortaya cıkısı 1840'a, otis'in olumunden 40 yıl sonraya, tarihlenmiştir.

    su anda yazılanların ve düsünülenlerin aksine, o zaman "amerikalı" tabiri sadece coğrafi ve betimsel bir tabirdi. thomas jefferson dahil tüm halk ingilizdi ve bundan gurur duyuyordu. asıl bağlılıkları o sıralar her biri ayrı birer devlet olan kendi kolonilerineydi.

    son olarak, su unlu rastgele halka ates açma meselesine değinelim. "boston katliamı" paul revere'nin yazılarında ve halen su anki amerikan tarih(?) kitaplarında kırmızı ceketlilerin gündüz gözüyle sokaktaki korkmus bir kalabalıga nisan alıp ates ettigi seklinde anlatılır. sokakta masumca alısveris yapan, isinde gucunde insanların hunharca katledildigi havası verilir. olayın bununla alakası yoktur. gece gerceklesen bu olayda, ingiliz askerleri, sarhos bir kalabalık tarafından dakikalarca tartaklandıktan ve taslandıktan sonra linc edilme korkusuyla ates acmıslardır. sonucta 5 kisi olmustur. gunun standartlarında aslında hemen ates acma yetkisine sahip ingiliz askerlerinin vicdanlı ve olculu davrandıkları bile söylenebilir. nitekim olay sonrasında yapılan mahkemede askerlerden 3'ü sucsuz bulunmus, 2'si de basparmakları boyanarak cezalandırılmıslardır.
  • devrim'in getirdigi bagimsizlik mucadelesi ve savaslar neredeyse tamamen sans eseri ve cogunlukla da hava kosullari'nin her sekilde [az sonra aciklayacagim] amerikalilarin yararina ortaya cikmasi sayesinde kazanilmistir.

    george washington ve elinde kalan ufak ordusu, brooklyn'de karsilarindaki ezici miktardaki ingiliz askeri ile deniz arasinda sikistiginda, ingiliz gemilerinin arkadan dolanip toplarla amerikan ordusunu yok etmesini bir firtina engellemistir, ayni gun daha sonra yuzlerce ufak kayik ile askerlerini geri cekmeye karar vermesine yine tam zamaninda sona eren ayni firtina sebep olmustur ve en nihayetinde bu sirada ani bir saldiri ile yok olmalarini engellemek icin bu isi gizlice yaparken saklanmalarini da aniden coken sis saglamistir.

    bunun disinda, kendisinden son derece emin olan george washington'in boston'daki ingiliz birliklerine saldirmasini son dakikada cikan baska bir firtina engellemistir, bir hafta sonra baska bir saldirida ele gecen boston'da cepheyi inceleyen george washington o gece saldirmasina engel olan firtinaya sukretmistir zira o saldiri sonucu ordusunun tamamen yok olabilecegini gormustur.
  • amerikan devrimi’nin bir devrim mi yoksa ingiltere’den teknik olarak ayrılma süreci mi olduğu tartışılsa da, birçok özelliği bunun bir devrim olduğunu gösterir. devrim sözcüğü, anlam olarak çok ciddi ve büyük bir toplumsal hareketi temsil eder. amerikan devriminde, büyük bir toplumsal hareket ve göç dalgasının ortaya çıktığını biliyoruz. amerikan devrimi sonrasında ve sırasında altmış bin ile yüz bin arasında insan ingiltere ve kanada’ya göçmüştür. yani ortada büyük bir nüfus hareketi var ve bununda sosyal sonuçları bulunuyor. sosyal sonuçları ile birlikte düşünüldüğünde amerikan devrimi’nin salt bir bağımsızlık hareketi olmadığı ortaya çıkıyor.

    devrim öncesinin, xvii. yy. amerika kıtasına göz atacak olursak, kuzey amerika’da isveç hollanda, fransa, ingiltere gibi ülkelerin kolonileri bulunuyordu. isveç ve hollanda’nın kolonileri uzun ömürlü olamamış, ispanya ve portekiz’in de kolonileri orta ve güney amerika’da yoğunlaşmıştı. yani kuzey amerika’daki koloni mücadelesi büyük çapta ingiltere ve fransa arasında geçiyordu. ingiliz kolonilerine, kıta dışından gelenler ilk zamanlarda, değerli maden bulma amacı gütmüşlerdi. bunun ardından da avrupa’nın bir çok ülkesinden, din ve monarşi baskısından kaçan insanlar da kıtaya gelmeye başladılar. ingiliz kolonisi böylece kuzeyde büyük bir nüfusa sahip olmaya başlamıştı. ingiliz kolonileri 150 yıl içerisinde fransız kolonilerinin nüfusunun 10-15 katı kadar yüksek bir sayıya ulaştı. ingiliz kolonilerine, ingiltere’de halka tanınan, düşünsel ve siyasal özgürlükler tanınıyordu. kolonilerin yerel meclisleri bulunuyordu. ingiliz kolonilerinin bu türden sosyal avantajları vardı.

    1600’lü yılların son döneminden itibaren kuzey amerika’da egemen olma gayesiyle ingiltere ve fransa arasında çatışmalar başladı. bu çatışmaların en önemlisi ise 1756 – 1763 arasında gerçekleşen “yedi yıl savaşları” olmuştur. ingiltere’nin üstünlüğü ile biten savaşların ardından, fransız baskısından kurtulan, kolonilerde, yeni istekler başlamıştı. siyasal ve ticari açıdan özgür kararlar almak istemeye başlamışlardı. bu istekler doğal olarak ingiliz çıkarlarına ters düşüyordu. çünkü ingiltere, kolonileri sadece bir ham madde kaynağı ve pazar olarak kalmasını istiyordu.

    ingiliz ve fransız devrimlerinde olduğu gibi amerikan devrimi’ni de tetikleyen ana neden ağır vergilendirmeler olacaktı. peki bu ağır vergilendirmeler nasıl ortaya çıktı? ingiltere kendi vergi yükünü hafifletmek adına “yedi yıl savaşları”nın yüksek harcamalarını vergi olarak kolonilere yansıtıyordu. yine buna benzer bu durum olarak, ispanya veraset savaşları’nın yükü de vergi biçiminde kolonilerin üzerine yıkılıyordu. vergiler biçiminde kolonilere karşı alınan baskıcı tutum, 13 koloniyi direnişe yöneltti.

    ingiltere ile bağımsızlık adına yaşanan çatışmalardan sonra,1774’te başlayan amerikan bağımsızlık hareketi 1776 ‘da amerika birleşik devletleri’nin resmen bağımsız olmasına kadar sürdü. bu bağımsızlık, dine dayalı veya monarşik bir yönetim anlayışı doğurmadı. karşılıklı rızaya dayanan ‘toplum sözleşmesi’ ile bir devlet ortaya çıkmıştır.
    amerikan bağımsızlık hareketinin bir çok dış etkisi de olmuştur. en önemlisi bağımsızlık savaşı sırasında kolonilerin tarafında yer alan fransa’nın bu konuda giderleri artmıştır ve bu durum da halka ağır vergilendirmeler yöneltilmesine neden olmuştur. bu durum ileride fransız devrimi’nin sebeplerinden biri olacaktır. amerikan bağımsızlığı diğer sömürge halklara emsal olmuş ve dönem dönem, farklı coğrafyalarda yaşanacak bağımsızlık hareketlerinin düşünsel tabanını oluşturacaktı.
    amerikan bağımsızlık bildirgesi ve anayasası bir çok düşünürü de etkileyecekti. bağımsızlık bildirgesinde;

    - tüm insanların eşit yaratıldığı,
    - tüm insanların geri alınamaz ve vazgeçilmez haklarının olduğu,
    - yönetenlerin iktidarının, yönetilen kişilerin ortak kanaatlerini yansıttığı,
    gibi ifadelerin bulunması, bildirgede john locke’n izlerinin olduğunu gösterir.
  • robert j. allison'ın iletişimden çıkan yeni kitabı:
    http://www.iletisim.com.tr/…rikan-devrimi-1805.aspx