şükela:  tümü | bugün
  • amerikan iç savaşı hakkında verilebilecek pek çok ilginç malumat vardır; misal, sırf “amerikan iç savaşı’nın ilkleri” diye bir kategori olsa, hemen aklımıza bu savaşın tarihteki ilk endüstriyel savaş olduğu; hem kargo taşımak için, hem de gambot olarak ilk defa nehir istimbotlarının bu savaşta kullanılması; ilk kez demiryollarının bir savaşta sadece stratejik değil, taktik amaçlı kullanımı; modern savaş gemilerinin kullanıldığı ilk savaş olması; telgraf teknolojisinin muharebe alanı ile komutanlık arasındaki iletişimde çığır açması, yani amerikan iç savaşı’nin ilk “telekomünikasyon” savaşı olması ve savaş tarihine ilgi duymayan insanların fenalık geçirmesine, sıkıntıdan bayılmasına yol açacak daha birçok ıvır zıvır trivia gelir.

    fakat benim aklıma kazınmış, duyduğumdan beri beklenmedik anlarda zihnimi dürtüp sinirimi bozan bilgi şudur: amerikan iç savaşı’nin patlak vermesinden çok kısa bir süre önce savaş teknolojisinde çağ atlanmıştı, ve ilk defa bu savaşta kullanılan silahların etki alanları, öldürücü güçleri, insanı kıyma, biçme, acı içinde kıvrandırma potansiyelleri, birkaç nesil önce kullanılan silahların fersah fersah ötesindeydi. lakin, tıp bilimi daha ortaçağından çıkamamış, rönesansını tamamlayamamıştı; savaş alanında halen birtakım ilkel ve etkisiz tıbbi yöntemler kullanılmaktaydı. havan topu, alaybozan tüfeği, ve minie ball tabir edilen küçük, parça etkili top (ki sırf bu silah, 234,000 askerin ölümüne yol açmıştır) icat edilmişti, fakat anestezi, sulphonamide veya penisilin keşfedilmemişti. bu iki etken bir araya gelince, amerikan iç savaşı’nda çarpışan askerler, tarihteki tüm kardeşlerinden daha talihsiz ve ironik bir duruma düşmüşlerdi: bir yandan yeni teknolojinin ürünü olan korkunç silahlar sayesinde daha önce hiçbir savaşta görülmemiş bir vahşete kurban giderlerken, tahayyül edemeyeceğimiz acılara mazur kalırlarken, diğer yandan tıp biliminin çağ atlamasına daha 20-30 yıl olması sebebiyle de, oğulları ya da torunlarının sahip olacakları tıbbi imkanlardan da yoksundular. bu açıdan, tarihte belki de hiçbir asker, amerikan iç savaşı’nda savaşan askerler kadar bedbaht olmamıştır.
  • hiç kimse bu savaşı "iyiliksever" kuzeyli amerikalıların "ırkçı" güneylileri yenip de zencileri özgürlüğe kavuşturmak amacıyla yaptığını zannetmesin.
    tamamen ekonomik bir durum söz konusu. kuzeyde büyük tarım alanları yoktur dolayısıyla büyük toprak sahipleri de yoktur. insanlar şehirlerde birikmeye başlar, endüstri devrimi tam gaz gitmekte, fabrikalar ve teknoloji her yeri sarmaktadır. hayat bugünkü new york daki gibi hızlıdır. o sırada güneyde ise durum tam tersidir. çok geniş tarım alanlarında pamuk ekilmektedir ve çok da iyi para kazanılmaktadır. zira kuzeydeki yeni gelişen tekstil fabrikalarının pamuğa ihtiyacı vardır. çok büyük çiftlikle zengin "ağa" lar tarafından yönetilmektedir. işgücü bedavadır elbette - zenci köleler pamuk tarımını yapmaktadır. kuzeyin aksine güneyde hayat rehavet içinde, büyük malikanelerde "gone with the wind" tarzında akıp gitmektedir
    kuzeydeki sosyoekonomik gelişmeler kuzeyin insanı ile güneyin insanını ayırmaya başlar. kuzeylilerin sosyal hayatları hızla renklenir, eğitim düzeyleri yükselir, sanayiye dayalı kapitalizm yükselmektedir. yeme içme alışkanlıkları, giyim zevkleri değişir. o sırada güneyliler hala demode fırfırlı eteklerle, nuhnebiden kalma cancanlı kıyafetlerle "lale devri" ni yaşamaktadırlar. sanayiye bağlı üretim ilişkileri oluşmamıştır. kuzey ile ara giderek açılır. öyle ya aynı ülkede iki çok farklı yaşam tarzı ve üretim ilişkileri kabul edilemez. kuzeyliler para kazanmak için "eşek" gibi çalışırken güneyliler köleler sayesinde hiçbir iş yapmadan zengin olurlar. ortamda haksız rekabet söz konusudur. bu noktada kavga patlak verir. kuzey güneyin de kendisi ile aynı yola girmesini ister. güneyliler de halinden memnun "size ne kardeşim, istediğimiz gibi yaşarız" diyerek abd den ayrılıp kendi birleşik devletlerini oluştururlar. savaş kaçınılmazdır. zencilere özgürlük is işin vitrin kısmıdır...
  • aslında bu savaşı hele ki uzaması halinde güneyin kazanması imkansızdı. savaş başladığında kuzeyin nüfusu güneyden yaklaşık 3 kat fazlaydı ve 9 milyonluk güneyin üçte birinden fazlası köleler yani zencilerdi. sanayi tamamen kuzeydeydi. demiryolları da kuzeyin elindeydi. kuzeyli askerlerin karnı da daha iyi doyuyordu. bir güneyli asker karısına yazdığı mektupta “1 haftadır pişmiş elma ve kuru ekmekten başka bir şey yemedik. bugün ise hiçbir şey yemedik” demiş.

    abd donanmasının çok büyük kısmı savaş başlayınca kuzeye geçti. az sayıda gemiye sahip güney donanması ise varlık gösteremedi. bu sayede kuzey, anakonda planı denen çok etkili bir abluka uygulayarak güneyin kaynaklarının çok çabuk tükenmesi sağladı. şöyle ki : tarım bölgesi olan güney tek önemli ihraç malzemesi olan pamuğu satamadı. daha kötüsü dışarıdan savaş için gerekli malzemeleri de alamadı. savaşın ilk 2 yılında kuzeye çok kayıp verdiren ve önemli savaşlar kazanan güney ordusu bir noktadan sonra ikmal yapamaz hale geldi. savaş başladığında güneyin avantajları bölgeyi kuzeylilerden çok daha iyi tanımaları, güneylilerin daha dayanıklı ve savaşçı olmaları ve başta robert lee olmak üzere daha yetenekli ve iyi komutanlara sahip olmasıydı. ama ilk iki yılda kazanılan savaşlarda kaynaklarını tüketen ve abluka nedeniyle eli kolu bağlı kalan güney 1863 gettysburgtan sonra saldırı şansını kaybetti. sonraki mücadele ise kuzeyin ilerlemesi ve güneyin umutsuzca direnmesi şeklinde geçti.

    savaşın dönüm noktası kabul edilen gettysburg savaşı aslında kuzey adına kesin bir askeri zafer değildir. güney ordusu yok edilmemiş, iki tarafta eşit kayıplar vermişti. asıl önemiyse güneyin o savaşta kaybettiği asker/mühimmatı yerine koyma şansı yoktu.

    ayrıca amerikan iç savaşı, askeri olarak pek çok yenilik getirmiş ve birkaç yıl sonraki alman-fransız savaşı ile birlikte bundan sonraki savaşların gidişatını değiştirmiştir. tank, uçak ve zehirli gaz gibi önemli istisnalar hariç birinci dünya savaşındaki silahlar ve askeri-lojistik-seferberlik hali ile ilgili gelişmeler bu 2 savaşın daha geliştirilmiş haliydi..

    19 yüzyılın 2. yarısındaki generaller, babalarına ve dedelerine yani napolyon savaşları zamanındaki generallere göre çok şanslıydı. çünkü ellerinde onların hayal bile edemeyeceği yeni oyuncaklar vardı. demiryolları , zırhlı savaş gemileri,ağır toplar,mitralyöz gibi. onlar da bu oyuncaklarla oynamaya pek hevesliydi..

    savaş teknolojisinin çok kısa zamanda nasıl değiştiğini örneklersek..

    19 yüzyılın başında yani napolyon döneminde bir prusyalı askeri düşünürsek. bu adam cepheye yürüyerek geliyor. elinde ağızdan dolma tüfeklerle bir kaç el ateş edip sonra süngü hücumuna kalkıyor..çoğu zaman eli kılıçlı yada uzun mızraklı (bkz: lance) zırhlı süvariler sonuç alabiliyordu. (bkz: cuirassier)

    50 yıl sonra bu adamın torunu olan prusyalı asker, cepheye trenle geliyor elinde seri atışlı tüfekler var. savaş meydanında sonucu ağır topçular ve piyadeler alıyor. süvariler ise 2.planda. daha çok keşif, kaçan düşmanı kovalama gibi işler yapıyorlar.

    40-50 yıl sonra bunun torunu yani birincinin torununun torunu prusyalı ise savaşa trenin yanı sıra tank otomobil hatta uçakla gelebiliyor ve elinde makineli tüfek var. en önemlisi babası yada dedesi gibi ayakta değil yerde siperde yatarak savaşıyor çünkü ateş gücü artık muazzam ve ayakta durması birkaç dakikada vurulması demek.

    halbuki romalılardan zamanında bir lejyon askeri elinde kılıç kalkanla savaşıyordu. yaklaşık 1000-1500 yıl sonra bile onun torununun torununun bilmem kaçıncı torunu da kılıçla okla dövüşüyordu
  • tarihin ilk endüstiriyel savaşı olmasından ötürü büyük önem taşıyan olaydır...

    pek çokları tarafından köleliliğin kaldırılması uğruna yapıldığı düşünülen bir savaş olsa da tamamen ekonomik kaygılar ve siyasi nüfuz üzerine kuruludur. çatışma kuzeyliler ve güneyliler arasında olmuş olsa bile, midwest olarak nitelendirilen orta batı bölgesi de savaşın çıkmasında önemli bir rol oynamıştır. buna ilerleyen aşamalarda değiniriz..

    şimdi amerika bağımsızlık savaşının sonuna gidecek olursak, amerika birleşik devletleri o dönemde elinde 13 eyalet bulundurmaktaydı. bunlardan pennsylvania, rhode island, massachusetts, connecticut ve new hampshire köleliğin yasak olduğu bölgelerken new york, new jersey, delaware, maryland, virginia, georgia, north carolina ve south carolina köleliğin yasal olarak mevcut olduğu eyaletlerdi. bütün eyaletlerde yarım milyona yakın köle bulunmaktaydı ve güneyli nüfüsunun %35-40 gibi bir kısmı köleler tarafından oluşturulmaktaydı. köleliğin bulunduğu eyaletlerin sayısının fazla olması onlara temsilciler meclisinde daha fazla koltuk sayısı vermekteydi ve bu dönemde güneyliler, güç dengesinin hakim tarafındaydılar...

    güneylilerin güç dengesinde hakim tarafta olmaları, politik anlamda onlara bir avantaj getirmişti. güneyliler, bu dönemde federal devletin eyalet iç işlerine karışmasının önüne geçerek kendi eyaletlerinde iç dengeleri korumayı başardılar. ancak bunun bütün birleşik devletler için yarattığı sıkıntı hızlıca ortaya çıktı. ekonomik anlamda bir dengesizlik oluştu ve bunun sonucunda 1787 yılında philedelphia'da yapılan toplantıda birleşik devletler anayasası oluşturuldu. bu noktada güneylilerin temsilciler meclisindeki sayısal üstünlüğü, onlara çok daha önemli bir kazanç sağladı. güneyliler, anayasa içerisine kölelik karşıtı yasaları sokmayı engelledikleri gibi başını james wilson ve roger sherman adlı senatörlerin çektiği bir grup vergi dağılımı ve temsilciler meclisinde bulunan koltuk sayılara bakılarak kölererin 5'te 3'ünün temsil edilmesi gerektiğini öngören three-fifths compromise yasasını anayasaya sokmayı başardı. buna ek olarak kaçak ya da suçlu olan kölelerin sahiplerine teslim edilmesini sağlayan yasa maddesi de anayasaya eklendi...

    philedelphia toplantısında güneyliler, anayasaya kölelik karşıtı maddelerin eklenmesini engellemeyi başarmış olsa bile federal hükümet zamanla tekrar güç kazandı. elde etmiş oldukları bu güçle köle ticareti ve trafiğinde yeni düzenlemelere gidildi. her ne kadar güneyliler bu basit düzenlemelerden hoşnutsuzluk duymuş olsa da, hala köleliğin kaldırılması konusunda ciddi adımlar atılmamış durumdaydı...

    1800'e geldiğmiz dönemde artık köleliğin yasak olduğu eyalet sayısı ile köleliğin yasal olduğu eyalet sayıları eşitlenmiş durumdaydı. eskiden köleliğin yasal olduğu new york köleliği yasaklamış durumdaydı, vermont bağımsız bir statüden ayrılıp birliğe katılmış ve köleliği yasaklamıştı. güneyde ise kuzey karolina bölünerek tennessee eyaleti, virginia bölünerek kentucky eyaletleri oluşturuldu. buna ek olarak virginia'nın kuzeyinde bulunan kuzeybatı bölgesi ikiye bölünerek northwest territory ve indiana territory'e ayrılmış durumdaydı. bu bölgeler köleliğin olmadığı bölgelerdi...

    tam bu esnada amerika birleşik devleti hükümeti ile fransa hükümeti louisiana bölgesinin alım satımı için pazarlığa tutuştu ve 1803 yılında başlayan pazarlıklar 1804 yılında sonuç verdi. amerika birleşik devletleri toplamda 15 milyon doları bulan bir anlaşma ile lousiana bölgesini satın aldı. bu satın alma olayı güneyliler arasında huzursuzluk uyandırdı. bölgenin etnik yapısı göz önünde bulundurulduğunda ve bu bölgeye getirilecek köle yasağının büyük çaplı köle isyanları çıkartmasından çekinen güneyliler, kölelikle ilgili uygun kanunların uygulanmasını istediler. senato çözüm olarak lousiana'yı küçük idari birimlere ayırdı ve bütün idari birimler güney eyaletlerinde uygulanan köle kanunlarına benzer kanunları yürürlüğe koydu...

    1804 yılıyla birlikte mason-dixon hattı olarak tanımlanan ve pennsylvania ile maryland'i birbirinden ayıran sınırın üzerinde yer alan bütün eyaletler köleliğin yasak olduğunu yasal olarak ilan etmiş durumdaydı. bu durumda temsilciler meclisinde kuzeyliler ve güneylilerin neredeyse eşit sandalye sayısı olmuş oluyordu. meclis'te ve senato'da dengelerin yerine gelmiş olmasıyla birlikte federal devlet biraz daha güçlenmiş oldu ve 20 yıl önce 1787 philedelphia toplantısında yerleştiremediği düzenlemeyi anayasaya eklemeyi başardı. 1 ocak 1808 tarihi itibariyle afrika'dan köle ticaretini yasaklanmış oldu. bu olayın yaratabileceği gerginliğin önüne 1812 yılında patlak veren ingiliz amerikan savaşı (war of 1812) geçti ve kısa bir süre için de olsa sükunet devam etti...

    1820'li yılların sonuna geldiğimiz dönemde mason-dixon hattının kuzeyinde kalan bölgede ohio, illinois ve indiana eyaletleri oluşturulmuş durumdaydı ve bu eyaletler köleliğin yasak olduğu eyaletlerdi. güneyde ise alabama, mississippi ve louisiana eyaletleri kuruldu ve bu eyaletler ilgili kanunları oluşturarak köleliği yasal hale getirdiler. eyalet sayılarında 11-11 eşitlik vardı, bu temsilciler meclisi ve senatoda dengenin korunması anlamına geliyordu. 1820 yılında fransa'dan alınan toprakların bir kısmından illinois'in batısında, arkansas'ın kuzeyinde missouri eyaleti oluşturuldu. illinois köleliğin yasak olduğu bir eyaletti, arkansas ise henüz bir eyalet değildi ancak köleliğin serbest olduğu bir bölgeydi. james tallmadge jr. isimli bir kongre üyesi missouri'de köleliğin kaldırılması ile ilgili bazı önerilerde bulundu. bu öneriler kabaca 25 yaş altında olan kişilerin kölelik statüsünden çıkarılması ve missouri'ye köle getirilmesinin yasaklanmasıydı. güneyliler bunu ciddi bir hoşnutsuzlukla karşıladı. senato olası bir krizi önlemek ve araştıma yapması için bir heyet görevlendirdi. missouri krizi, missouri'de köleliğin yasal olması ve maine eyaletinin kurularak köleliğin yasaklanması ile çözümlenmeye çalışıldı. bu olay, birleşik devletler içerisindeki kırılmanın ilk işaretlerindendi ve 35 yıl sonra savaşın patlak vermesinde kilit bir olay olan kansas–nebraska olayının temelini oluşturacaktı...

    1820'li yıllar ekonomik açıdan birleşik devletler için pek iyi geçmemişti. kuzey bölgelerinde bulunan yerleşimler daha ziyade metropol havasındaydı, endüstriyel bölgeler burada daha yoğundu, insanlar daha nitelikli eğitim almaktaydı. hayat kalitesi ve hayat standartları daha üst seviyedeydi. özellikle nüfüs gerek doğurganlık oranın artması, gerekse de avrupa kıtasından gelen göçlerle hızla artmaktaydı. güney ise daha geleneksel ve sabit bir hayat tarzı benimsemişti. tarım en önemli geçim kaynağı durumundaydı, ancak sanılanın aksine güney insanı belirli bir zümre haricinde fakir bir halktı. evet zengin tarım arazileri vardı ancak bu araziler herkese eşit şekilde dağılmamıştı. belirli toprak zenginleri tekeli elinde döndürüyordu ve güneyde pek çok insan elindekileri satabilecek noktalardan uzakta, periferde konuçlanmıştı. buna bir de ek olarak toprak zenginlerinin, ufak toprak sahiplerinin topraklarını satın alması ve bu ufak toprak sahiplerinin ihtiyaç duyduğu malzemeleri tekel sahiplerinden temin ediyor olması (örnek olarak daha önce bahsi geçen cotton gini verelim) dengesizliği daha da arttırıyordu. ancak bütün bu dengesizliklere rağmen ellerindeki ürünleri satabilen ya da değiş tokuş yapabilen insanlar avrupa'dan gelen ürünlere erişebiliyorlardı ve bunlar üzerinde herhangi bir gümrük uygulanmıyordu...

    burada midwest bölgesinin rolüne değinelim. o dönemin birleşmiş devletlerini kuzey eyaletleri, midwest eyaletleri ve güney eyaletleri olarak incelemek mümkün. bu eyaletler doğal olarak kendi aralarında ticaret yaparak mal alım satımı gerçekleştiriyorlardı. düzenli işleyen bir iç ticaret var fakat bu yapılaırken kuzey ve midwest eyaletleri birbirleriyle daha sıkı bir ticari ilişki kurmuşken, güney ile bu kadar sıkı bir ticari bağları yoktu. güneyin başta pamuk olmak üzere ürettiği tarım ürünlerini efektif olarak satması ve ihtiyaçlarını karşılaması gerekliydi. ancak bunu kuzeyinde bulunan eyaletler vasıtasıyla yapabilmesi mümkün değildi. bu nedenle hem daha efektif ticaret yapabilmek, hem de üretim için gerekli malzemeleri temin edebilmek için dış ticaret daha cezbedici bir hale geldi. özellikle avrupa ülkelerinin pamuğa karşı olan ilgisi malumdu ve bu yüzden güney, avrupa ile olan ticarete bir noktadan sonra hız verdi. yani midwest eyaletleri, iç ticaret konusunda kuzeyi tercih ederek ayrımı hızlandırmıştı...

    bu esnada başını henry clay'in çektiği bir grup, bir kalkınma planı yarattı. bu kalkınma planı, amerikan endüstriyelleşmesini hızlandıran, amerikan endüstrisinin yarattığı ürünlerin kullanılması için avrupa'dan getirilen mallara belirli gümrük işlemlerinin uygunlanmasını öngören bir plandı. plan kuzey eyaletleri için sorun teşkil etmemekteydi ancak güneyliler plana itiraz ettiler. planın kuzeyin gelişiminin önünü açan ve güneyden kuzeye göçü arttıran bir tasarı olduğunu savundular. çünkü endüstriyelleşen, makinelere sahip olan, alt yapı kaynağı açısından zengin olan taraf kuzey tarafıydı. güney bu plandan çok az fayda görecekti. aynı zamanda uygulancak gümrük tedbirlerinden en çok zarar görecek olan taraf yine güney tarafıydı. kendi ürünlerini elden çıkartıp malzeme alabilen güney bu uygulama ile birlikte eskisi kadar verimli ticaret yapamayacaktı. 1828 ve 1832 yılında amerikan hükümeti iki gümrük yasası çıkardı. yaşanan ekonomik sıkıntıdan en çok etkilenen eyaletlerden biri güney karolina'ydı. getirilen gümrük uygulamaları ile bu daha da tavan yaptı. bunun üzerine güney karolina 1832 yapılan uygulamanın anayasaya aykırı olduğunu belirten bir deklerasyon yaptı ve uluslararası ticaretini yaparken bu gümrüğü uygulamayacağını belirten bir bildiri yayınladı. ordinance of nullification olarak geçen bu bildiri zamanın amerika birleşik devletleri başkanı andrew jackson tarafından "hainlik" olarak nitelendirildi. durumun yoluna konması için askeri müdaheleye uygun düzenlemeler yapıldı. yapılan düzenlemeler diğer güneyli eyaletleri korkutarak güney karolina'yı tek başına bıraktı. güney karolina ise bu sivrilmesini tek başına devam ettiremedi ve pasifize oldu. ilerleyen dönemlerde gümrükle ilgili yeni uygulamalar yapılmış olsa bile güney tarafı bu olayla birlikte kuzeyle olan farklılığını kesin bir şekilde ortaya koymuş oldu. bu kriz, savaşın çıkmasında önemli kilometre taşlarından biri oldu...

    bu dönemde amerika sınırları içerisinde kölelik ve ırkçılık konusunda değişik olaylar meydana geldi. 1831 yılında virginia eyaletinde başını nat turner'ın çektiği bir grup köle ayaklandı ve 50'den fazla beyaz'ın ölümüyle sonuçlanan bir köle isyanı ortaya çıktı. bu, güneyde o tarihe kadar görülmüş en büyük köle isyanı olarak kayıtlara geçti. ayaklanma bastırıldı, ayaklanma ile ilgisi bulunan 50-60 kadar köle idama mahkum edildi. haklın kendini korumak için oluşturduğu milis güçleri, 100'den fazla siyahiyi öldürdü. pek çoğumuzun film olarak bildiği amistad olayı da bu tarihlerde meydana geldi. 1841 yılında gerçekleşen olayda yasadışı köle ticareti yapan bir ispanyol gemisinde isyan çıktı ve köle olarak götürülen afrikalılar gemiyi ele geçirdiler. ispanyol hükümeti gerekenin yapılması için amerikan hükümetine baskı yapsa da yargı takdir hakkını kölelerden yana kullandı...

    1840'ların ortasına gelindiğinde birleşik devleter texas cumhuriyeti'ni ihlak ederek birliğin bir eyaleti olduğunu ilan etti. texas'ı ihlak etmesiyle birlikte meksika ile bir çatışma başladı ve amerikan güçleri pasifik sahiline kadar olan bölgeyi işgal etmeyi başardı. 1848 itibari ile ele geçirilen bölgeler yeni bir gerginlik sebebi oldu. ele geçirilen bölgelerde kurulacak olan eyaletlerin kölelik durumu kuzey ve güney arasında sürtüşmeleri hızlandırdı. texas bölgesi pek çok tarım alanının bulunduğu ve kölelik yasalarının devamı için uygun olan bir eyaletti. ancak texas'ın batısında bulunan bölgeler tarım arazasi niteliğinde değildi ve kölelik bu bölgelerde yasaklandı. federal hükümet meksika'dan ele geçirilen bölgelerin tarıma elverişli olan bölgelerini texas eyaleti içerisine dahil etti. öte yandan california bölgesini köleliğin yasak olduğu bölge ilan etti. buna ek olarak 1850 yılında güneylileri tatmin etmek ve gerginliğin daha da buyümesini engellemek adına kaçak ya da suçlu kölelerin yakalanarak sahiplerine teslim edilmesi kanunu daha da sertleştrdi...

    1852 yılında amerika başkanlık seçimi yapıldı. seçimi demokrat başkan adayı franklin pierce kazandı. bu seçimin amerikan siyasi tarihindeki önemi oldukça büyüktür çünkü bu döneme kadar demokrat partinin en büyük rakibi olan whig party azledilerek iki farklı parti kuruldu. bunlardan birisi cumhuriyetçi parti olan republicans diğeri ise know-nothing party olarak geçen american party'di...

    1854 yılına gelindiğinde savaşın çıkmasında çok kilit bir rol oynayan kansas-nebraska olayı patlak verdi. stephen a. douglas bundan 35 yıl önce meydana gelen missouri sıkıntısını tekrar gündeme getirdi. douglas, kansas ve nebraska bölgelerinde kaliteli tarım arazilerinin yapılandırılması ve transcontinental railroads yapımın başlatılması ile ilgili bir öneride bulundu. tarım arazileri demek kölelik ile iç içe olan bir düzen demekti. ancak douglas kölelik statüsüne karar verilmesi için senatonun değil, halkın fikrine danışılması gerektiğini dile getirdi ve kansas'ta bunun halka sorulmasını önerdi. bu noktada kölelik yanlısı ve kölelik karşıtı pek çok kişi kansas'a giderek bir dizi propaganda kampayaları düzenlendi. sonuç felaketti, kansas sokaklarında ve devlet dairelerinde kölelik yanlısı ve kölelik karşıtı insanlar birbiriyle silahlı/silahsız çatışmaya girdi. her iki taraftan da yüzlerce kişi hayatını kaybetti. 1856 yılında seçimleri kazanan demokrat başkan james buchanan kansas'ı köleliğin serbest olduğu bir eyalet ilan etmek istese de kansas halkı buna karşı çıktı...

    1860 yılına gelindiğinde amerika'da yeniden başkanlık seçimi gündemdeydi ve kuzey-güney arasındaki sürtüşme had safhadaydı. 1856 yılnda seçimi kaybeden cumhuriyetçi parti, sadece iki eyalette daha üstünlük elde ederese başkanlık koltuğuna kendi adaylarını çıkartacaklarını biliyordu. cumhuriyetçiler aday olarak abraham lincoln'ü gösterdiler. güney demokratlarının adayı ise john c. breckinridge'ydi. buna ek olarak john bell ve nebraska olayını başlatan stephen a. douglas diğer başkan adayları oldular. seçimin lincoln ve breckinridge arasında geçmesi kesin gibiydi. ancak birleşik devletler tarihinde ilk kez seçimlerin yapılacağı dönemde köleliğin yasaklandığı eyaletlerin sayısı, köleliğin yasal olduğu eyaletlerin sayısını geçmişti. 1846 itibariyle birliğe texas ve florida dahil olduğunda bu denge hala 15-14 köleliğin yasal olduğu eyaletlerden yanaydı. ancak 1858'de minnesota, wisconsin ve california eyalet olarak ilan edilince ve bütün bu eyaletler köleliği yasaklayınca, bu denge 17-15 şeklinde köleliğin yasak olduğu eyaletler lehinde bozulmuştu...

    lincoln'ün ve breckinridge'in yarışı asla basit bir seçim yarışı değildi. bu kuzey ve güney gibi iki ayrı yapının ideolojik bir çarpışmasıydı. bir tarafta endüstriyelleşen, farklılaşan, modernize olan kuzey, diğer tarafta ise ziraat ile geçim sağlayan, köklerine bağlı kalan, geleneksel düşünce tarzı ile güney...

    seçimler 1860 yılında yapıldı. abraham lincoln oyların %40 gibi bir bölümünü ve 19 eyaletin desteğini alarak başkanlığa seçildi. john breckinridge ise %18'de kaldı ve sadece 11 eyaletin desteğini almayı başarmıştı. diğer iki aday breckinridge'nin alacağı oyları bölmüştü. bell, oyların %12'sini ve 3 eyaletin desteğini alırken demokratların adayı douglas ilginç bir biçimde sadece tek bir eyaletten birincilik çıkartabilirken aldığı oy oranı %30 civarındaydı...

    1860 seçimleri birleşik devletlerde uzun yıllar boyunca devam eden siyasi istikrarın bozulduğu bir seçim olmuştu. 1832 yılında andrew johnson'un başkan seçildiği seçimden bu yana yapılan altı seçimin dördünde kazanan aday %51'den fazla oy toplamayı başarmıştı. lincoln'ün topladığı oy ise bu değerin 11-12 puan altındaydı. ancak çözülmenin esasen ortaya çıktığı nokta, lincoln'ün birinci olarak çıktığı eyaletlerin tamamının meşhur "mason-dixon" hattının kuzeyinde kalan eyaletler olmasıydı. yani lincoln hiç bir güney eyaletinde birinci çıkmayı başaramamıştı. iç savaşın çıkmasına zemin hazırlayan bütün olaylarda ya da alınan veya veto edilen kararlarda kuzeyliler güneylilere bazı noktalarda destek verirken (tersi de geçerli) bu seçimde ayrılık yine belirgin biçimde ortaya çıkmıştı...

    lincoln'ün propagandalarında ve kuzey eyaletlerinin yapısında kölelik karşıtlığı yatmaktaydı. 1789'dan bu yana olan süreçte de kuzeyde kalan eyaletler, kanunlarla da bunu göstermişlerdi. kuzey daima gelişmeye, modernizasyona açık olmuştu, sanayisi gelişmişti, nüfus büyümekteydi ve göç alıyordu. güney içinse bunların hiçbiri geçerli değildi ki bunu yukarıda değinmiştik. köleliğin kaldırılması demek güneyde tarıma dayalı üretimin durması, güney halkının fakirleşmesi demekti. buna ek olarak federal devletin uyguladığı yasalar, güney'in avrupa ile yaptığı ticaretin verimliliğini azaltmaktaydı. lincoln gibi desteklemedikleri bir liderin koltukta olması demek bunların artarak devam edeceği anlamına geliyordu. bu güney için kabul edilemezdi...

    1861'de güney karolina'nın başını çektiği 7 kölelik yanlısı eyalet birlikten çıktığını ve confederate states of america adında bir konfederasyon kurduğunu açıkladı. konfederasyon, bütün kölelik yanlısı eyaletlere katılın çağrısı yapsa da bu başlangıçta kabul görmedi. birleşik devletler bunu bir ayrılma değil, isyan olarak nitelendirdi. 12 nisan 1861'de konfederasyon güçleri, güney karolina'da bulunan fort summer'a saldırdı ve fiili olarak iç savaşı başlattı. başkan lincoln buna cevap olarak bütün eyaletlerin gönüllü olarak bir ordu oluşturması çağrısında bulundu. bu çağrı, 4 kölelik yanlısı eyaletin daha konfedarasyon'a katılması ile sonuçlandı...

    bütün hepsini toplayacak olursak, savaşın başlamasında etkili olan şey köleliğin kaldırılmasının insani boyuntundan değil ekonomik kaygılarından kaynaklandığı apaçık ortadadır. köleliğin kaldırılması kuzey ile güney arasıdaki farkın açılmasına ve güney halkının fakirleşmesine neden olacaktı. federal devletin yürürlüğe koyduğu kanunlar ve gümrük şartları güneyin ticaret verimliliğini bozdu. kansas-nebraska olayına kadar siyasi açıdan denge durumu devam etse bile bu olaydan sonra güç dengesi kuzey tarafının eline geçti. ticari ve diplomatik olarak mağlup olan güney son olarak sonucu mağlubiyet olacak silahlı bir direniş ile karşı koymaya çalıştı...
  • günümüzde dahi amerikalıların hala etkisinde olduğu iç savaş. onları bu kadar etkileyen sebepler ise insanların kahramanlıklara olan tutkusu, kurtuluş hikayelerine olan merak, kaybedilmiş bir dava ve modern amerikanın kökenlerini anlamaktır.

    kuzey ve güneyin farkları kadar benzerlikleri de mevcuttu aslında. iki tarafta milliyetçiydi, amerikan bağımsızlık savaşına destek vermişlerdi. ikiside bölgelerine bağlı, protestan ve uzlaşma geleneğine sahipti. yine her iki taraf da batıya doğru genişlemeyi savunuyordu ve her iki tarafta kapitalistti.

    güneyin savaş öncesi ekonomisi kölelerin iş gücü üzerine dayalıydı. bunun üstüne eli whitney, cotton gin icadıyla ortaya çıkınca doğal olarak pamuk ekimi arttı, köle sayısı arttı, üretimi arttı, ekonomi büyüdü ve kapitalism de coştu haliyle onların açısından. köleliği savunuyorlardı çünkü tek kelimeyle karlıydı. 1850'de güneydeki kölelerin toplam değeri ki o zaman malesef insan değil mal olarak algılandıklarından yaklaşık 3,5 milyar dolar civarındaydı. yeni kıta üzerinde bundan daha değerli bir tek şey vardı, o da batıdaki arazilerle birlikte kıtanın kendisiydi!

    kuzeyin savaş öncesi ekonomisi ise serbest iş gücü serbest piyasa gibi kavramlarla yani tüketim ve ticaret ile izah edilebilirdi. onlarda kendi içinde devrim yaşadı tabiki. teknolojinin ilerlemesi, makineler, fabrikalar, toplu üretim, toplu taşıma, şehirlerin büyümesi... değişim ve gelişim kavramları sınırsız görünüyordu. erin kanalının açılması, vapurları, demir yolları yapılması vs vs...

    iki bölgenin de gelişen ekonomileri doğu kıyısında sıkışıp kalamazdı, bu yüzden manifest destiny adı altında batıya doğru genişleme kaçınılmazdı. bu genişleme süreci ve kölelik ilerde birbiriyle çakışacak ve amerika'nın geleceğini şekillendirecekti. bu doğrultuda kuzey köleliğin bölgesel, serbest iş gücünün ulusal olması gerektiğini savunurken güney bu fikre son derece karşıydı. onlarda bunun tam tersini iddaa etmekteydi çünkü hızla artan köle sayısı yüzünden kendi ideolojileri güneyde sıkışıp kalamazdı! geçmişte bunun çözümü missouri compromise ve compromise of 1850 ile bir şekilde uzlaşmaya varılmıştı. daha doğrusunu söylemek gerekirse sorun çözülmemiş sadece bir süre daha örtbas edilmişti.

    mamafih bu uzlaşı dönemi kansas nebraska act ve yargının dred scott davasında verdiği kararlarla yerle bir oldu. iş artık öyle bir noktaya gelmiştiki kaçak kölelerin iadesine dair anlaşma bile artık önemini yitirmişti. kansas nebraska act ile kölelik kuzey eyaletlerinde tohumlarını atmaya başlarken, dred scott kararları uzlaşmayı, ılımlı politikayı yıktı. bu siyahları vatandaşlık haklarından mahrum etmiş ve açıkça ne saygı ne de gelecek beyaz adamın anayasası tarafından verilmiştir. ilginçtir ki tüm bu dönem boyunca kuzey anayasayı birliğin koruyucusu olarak görürken, güney ise kimin kontrolünde olduğuna bağlı olarak yok edici bir güç olarak algılamıştır.

    bütün bu gelişmeler yüzünden 1860 başkanlık seçimleri çok daha önemli hale geldi. kuzeyli cumhuriyetçilerin desteklediği abraham lincoln göreve geldi. kendiside durumun farkındaydı ve house divided konuşmasında bu durumun böyle gitmeyeceğini belirtmişti zaten. aynı fikirdeki güneydeki 7 eyalet ise birlikten ayrılmıştı çoktan. kölelik sisteminin korunması, john brown gibi radikallerden oluşan korku ve oluşan güney milliyetçiliği ayrılmanın başlıca sebepleriydi. fazla vakit kaybetmeden bütün devlet dairelerini ve binalarını işgal ettiler ya da ele geçirdiler. artık savaş çıkarmak için fazlasıyla sebep meydana gelmiş gibi geliyor bana ??

    girilecek savaşta kuzeyin lehine olan üretim, bankalar, para, endüstiriyel kapasite ve ulaşım imkanları vardır. güneyde ise coğrafi konumu ve savunma avantajını elinde bulunmaktadır. güneyin için fethetme gibi bi sorun yoktu, sadece direniş göstererek kuzeyi ekonomik olarak tehlikeye sokmak yeterli olabilirdi. yinede bu avantajlar içinde en önemlisi kuzeyin savaşı organize edebilmesi için işleyen bir hükümeti vardı, oysa güneyde bariz bir politik boşluk mevcuttu. donanması olmayan bir güney, kuzeyliler tarafından denizyolu bağları kesilince ve savaş da uzadıkça haliyle destek sorunu yaşar hale geldi.

    her iki tarafın avantajlarına rağmen, savaşın dönüm noktası tabikide the emancipation proclamation olmuştur. 4.2 milyon afro-amerikanı ilgilendiren bu durum hem savaşı hem de toplumu değiştirmiştir. güneydeki köleleride bu şekilde kendi tarafına çekecek kuzey bir bakıma öldürücü darbeyi indirmiş olacaktır, zira insan gücü 22/9 milyon şeklinde kuzeye aitti. öte yandan bu özgürlük vaadi bir nevi havuç sopa yöntemi olarak görülebilir. havuç yani ödül isyankar eyaletlere gelin ve birlik olalım çağrısıyken, sopa yani ceza kölelerin özgürleştirilmesi olacaktır.

    savaş süresince güney de kazanmaya yaklaşmış olsa da, nihayetinde öngörülen olmuş ve kuzeyin zaferi ile sona ermiştir. bundan sonra hükümetin merkezi gücü artmış, politik güç güneyden kuzeye taşınmıştır ve malesef arada kaynayan, yitip giden işçi sınıfının hak arayışlarına olmuştur! bundan sonra esas olay bu iki ideolojideki toplumun nasıl bir araya geleceği sorunsalıdır ki ayrı bir başlıkta ilerde incelemeye devam edeceğiz. (bkz: reconstruction era)
  • asil sebebi kolelikten ziyade bugun bile devam eden ve trump'in da siklikla kasidigi "eyalet haklari vs federal devlet" tartismasidir.

    1700'lerin son ceyreginde ingilizler maglup edilmisti ve amerika birlesik devletleri bagimsizligini ilan etmisti. ilk baskan da ingilizlere karsi yurutulen bagimsizlik savasinin onde gelen komutanlarindan olan george washington olacakti. 13 eyaletten olusan bu federal devletin yapisi bugunku yapidan cok daha farkliydi. ilk baskan george washington'un yetkileri neredeyse ingiltere kralicesi kadar sembolikti. amerikanlar "biz ingiliz kralindan kurtulmusken yeni bir kralla ugrasamayiz" diyorlardi ve yeni baskana asiri derecede kisitli yetkiler verilmisti.

    federal devletin topu topu 3 tane yetkisi vardi: 1) dis devletlerle diplomasi yapmak, 2) dis devletlerle ticaret iliskileri kurmak ve 3) gerekirse dis ulkelere savas ilan etmek. yalniz federal devletin vergi toplama, kanun yapma ve ordu toplama gibi yetkileri yoktu. mesela george washington meksika'ya savas ilan etmek isterse tum eyaletleri tek tek ikna etmek zorundaydi. her eyaletin kendine ait silahli kuvvetleri vardi ve olasi bir savasta eyaletlerin yollayacagi askerlerle toplama bir ordu kurulacakti. savas bitince de her asker kendi eyaletine geri donecekti. bu durumda federal devletin baska ulkelere savas acmasi imkansiza yakin zorluktaydi.

    vergi toplama, kanun koyma gibi yetkiler tamamen eyaletlere verilmisti. para basma yetkisi bile eyaletlere ve eyaletlerdeki bankalara verilmisti. guneyli eyaletler bu duzenden memnundular cunku federal devlet onlari kendi hallerine birakmisti. kuzeyli eyaletler federal devletin daha guclenmesini istiyordu cunku ulkedeki hem ekonomik hem de nufus cogunlugu kuzey eyaletlerinde oldugu icin federal devlette en cok onlarin sozu geciyordu ve guclu bir federal devlet guney eyaletlerini kontrol altinda tutmalarini saglardi.

    sonraki yillarda federal devlete 2 yetki daha verildi. bunlar ulkeye deniz yoluyla gelen ithalatlardan gumruk vergisi alma yetkisi ve yine deniz yoluyla gelen urunleri kontrol etme yetkisiydi. atlantik okyanusunda korsan faaliyetleri yuzunden ticaret faaliyetleri sekteye ugramisti ve eyaletlerin hicbirinin donanmasi olmadigi icin amerika'nin eli kolu bagliydi. bu yuzden federal devlet gumruk vergisi toplayip bu parayla donanma kurma ve deniz yollarini guvenli hale getirme karari aldi.

    bu sirada guneyli eyaletleri pek memnun etmeyecek bir karar cikti. federal devletin eyaletlerde koleligi yasaklama yetkisi yoktu ama ulkeye giren "ithal urunlere" sinirlandirma ve yasak koyma yetkisi vardi. bu yetki kullanilarak afrika'dan kole ithalati yasaklandi. zaten ayni donemde ingiltere ve bir cok avrupa ulkesi de yavas yavas kole ticaretini yasaklamaya baslamisti.

    yine de guney eyaletlerinde mevcut olarak 1 milyon yakin kole vardi ve kanunlara gore kolelerin cocuklari da kole olmak zorundaydi. disaridan yeni kole getirilemedigi icin eldeki koleler daha verimli kullanilmaya baslanmisti. bazi ciftciler urun yetistirmeyi birakip direkt kole yetistirip coluk cocugunu satmaya baslamisti. bu arada kole sayisi azaldigi icin kolelere artik gorece daha iyi davranilmak zorundaydi cunku hastalanip olen kolelerin yerini doldurmak zorlasmisti. bu donemde kolelerin guclu kuvvetli olmasi icin beslenmeleri de protein agirlikli olmaya baslamisti. hatta guneyli kole sahipleri kuzeylilere takilirken "en azindan biz kolelerimize kalacak yer, yiyecek yemek veriyoruz ve hastalaninca bakiyoruz, siz fabrika iscileriniz hastalaninca sokaga atiyorsunuz" diyordu.

    neyse konuya donuyoruz. orijinal 13 eyaletin yanina yeni eyaletler de eklenmisti ve ulke giderek buyumeye baslamisti. yeni katilan eyaletlerin bir kisminda kolelik yasakken bir kisminda yasaldi. kuzeydeki new york gibi eyaletler ulkede adam gibi bir duzen kurulabilmesi icin federal devletin yetkilerinin arttirilmasi gerektigini soyluyordu. guneydeki eyaletler de federal devletin eyaletlerin isine hicbir sekilde karismamasi gerektigini savunuyordu.

    bugun oldugu gibi o zamanlarda da her eyaletin kendi anayasasi, kendi ordusu, kendi polis gucu, kanunlari, mahkeme sistemi, anayasa mahkemesi, kuvvetler ayriligi ve meclisi vardi. her eyalet ufak birer ulke gibiydi ve federal devlet bascavusun esegi konumundaydi.

    kolelik tartismasi devam ederken asil konteks federal devlet vs. eyalet haklari uzerineydi. abraham lincoln federal devletin eyaletler uzerinde denetici ve yonetici bir hakki olduguna inaniyordu. eyaletler yine kendi kanunlarini yapmakta serbestti ama bu kanunlar amerikan anayasasi ve federal kanunlara uymak ve uyumlu olmak zorunda olmaliydi.

    bugun avrupa birligi bile uye ulkelerin butcesine, kanunlarina, idam cezasina kadar bir cok ayrintiya karisirken koskoca amerika birlesik devletleri kendi icindeki eyaletlere karisamiyordu. iste tum kavga bundan dolayi cikti. yoksa kolelik isin tuzu biberiydi. bu kavga kolelikten cikmasa baska meseleden cikacakti.

    bugun abd'de federal devletin 4 milyon memuru ve yuzlerce kurumu var. bu kurumlarin neredeyse tamami son 100 yilda ortaya cikmistir.

    fbi ilk olarak 1908'de kurulmustur, cia'in kurulus tarihi daha da sonradir (1947). milli guvenlik kurumu (nsa) 1952'de kurulmustur. milli egitim bakanligi 1979'da, saglik bakanligi 1953'te gida ve ilac kurumu (fda) 1906'da, abd merkez bankasi 1913'te kurulmustur. yani abd'de federal devletin sahip oldugu cogu kurum ic savas oncesinde veya savas sirasinda ortada yoktu. bugun amerikan vatandaslarindan vergi toplayan irs bile 1862'de yani savas devam ederken kurulmus.

    yani savastan once ortada buyuk olcude sembolik bir federal devlet vardi ve bu devletin hemen hemen hicbir kurumu ve yetkisi yoktu.

    ortada itlik pesinde kosan eyaletlerin kulagini cekecek bir mekanizma yoktu, olsa da bunu uygulayacak bir guc yoktu. guney eyaletleri bunun yavas yavas degismeye basladigini gorunce kendilerini tehdit altinda olarak gorduler ve zamaninda amerikanlar'in ingilizler'e karsi isyan ettigi gibi bu kez de kuzey eyaletlerin hakimiyetine karsi is isten gecmeden isyan etmek istediler.

    kuzey eyaletler o donemde okuz gibi gucluydu ve savasi kuzeyin kazanacagi kesindi. tek bilinmeyen sey savasin ne kadar surecegiydi. basta new york olmak uzere kuzey eyaletleri deli gibi sanayilesmisti ve uretim olarak ingiltere, almanya gibi ulkeleri bile geride birakmisti. kuzey sanayilesme ve uretim kapasitesi olarak guneyin en az 30-40 sene ilerisindeydi ve guneyin elinde tarlalardan baska pek bir sey yoktu. iki tarafta askerlerin giydigi uniformalarin kalitesinde bile bariz farkliliklar vardi. guney tarafinin tek avantaji ev sahibi olmasi ve savasin surduruldugu cografyayi iyi tanimasiydi.

    savas kuzeyin guneyi isgal etmesi seklinde yasandigi icin kuzey eyaletlerinde savas boyunca hayat normal bir sekilde devam ediyordu ve adeta halk savasin devam ettiginden bile habersizdi. guney eyaletlerinde savasin yikimi, getirdigi kitlik ve yokluklar gun be gun halk tarafindan hissediliyordu. hatta catismalar bile bizzat guneydeki sehirlerin iclerinde gerceklestigi icin kan ve barut kokusu evlerin icine kadar sinmisti. kuzeyde her sey tikirinda giderken guneyde muthis bir yikim vardi ve savasin basinda zaten iki taraf arasinda 30-40 yillik gelismislik farki varken simdi o fark 100 yila cikmisti.

    savastan sonra federal devlet eyaletler uzerindeki gucunu daha da arttirdi ve yukarida ismini saydigim bir cok federal devlet kurumu ortaya cikti. birden bire eyaletler eskisi kadar ozgur degildi ve federal devlet eyaletler uzerinde denetleyici bir rol oynamaya baslamisti. artik federal devlet vergi toplayabilecekti, kendi ordusunu kurabilecekti ve eyaletlerin icislerine karisabilecekti. aslinda kuzey-guney savasinin en buyuk sonucu koleligin kalkmasindan ziyade buydu ve koleligin kalkmasi da bunun bir getirisiydi.

    bugun eyaletler yine kendi kanunlarini yapabiliyorlar ve bir cok konuda ozerk bir yapiya sahipler ama bu kanunlar federal devletin belirledigi bir cerceveye uymak zorunda. deyim yerindeyse federal devlet eyaletlerin uymasi gereken taban standartlari belirler ve eyaletler isterlerse bunun uzerine cikabilirler ama altina inemezler. mesela bugun abd'de federal devletin belirledigi asgari ucret saatlik 7 dolar 25 centtir. eyaletler kendi asgari ucretlerini belirlerken bu rakamin uzerine cikabilirler ama altina inemezler cunku federal rakam alt siniri belirler. texas isterse asgari ucreti 7 dolar 26 cent yapabilir ama 7 dolar 24 cent yapamaz.

    mesela federal devletin kurumlarindan biri epa (environmental protection agency) yani cevreyi koruma bakanligi. simdi bu kurum adindan da anlasilacagi gibi cevreyi koruma kanunlari belirler ve her eyaletin kendi bunyesinde de kendi cevreyi koruma departmanlari mevcuttur. federal devlet burada alt siniri belirler ve isteyen eyaletler bunun uzerinde standartlar da belirleyebilirler ama altina inemezler. mesela federal devlet "fabrikalar gunde 500 birimden fazla zehirli gaz salinimi yapamaz" diye bir kanun belirlediyse bazi eyaletler bu limiti alta cekip 200-300 yapabilirler ama 510 yapamazlar. federal devlet tum eyaletlerin uymasi gereken en dusuk standartlari belirler ve eyaletler isterlerse bu limitleri daha da yukari cekebilirler ama asagi cekemezler.

    donald trump 2016'da baskan secilince ilk is olarak cevre bakanligi, egitim bakanligi ve saglik bakanligi gibi kurumlarin icini bosaltmaya basladi. mesela cevre bakanliginin basina scott pruitt gibi cevrecilik karsiti birini koydu (bu adami bu pozisyona koymak hitler'i yahudi derneginin basina gecirmek gibi bir sey). hatta cumhuriyetciler bu kurumlari tamamen kapatmak istiyorlar cunku bu tur seyleri federal devletten ziyade eyaletlerin belirlemesi gerektigini dusunuyorlar. her eyaletin egitim departmani varken federal devletteki egitim bakanliginin gereksiz oldugunu dusunuyorlar. her eyaletin kendi cevre koruma bakanligi varken federal devletin hususi cevre koruma bakanligina sahip olmasinin sacma oldugunu soyluyorlar.

    genelde cumhuriyetcilerin yonettigi eyaletlerde asgari ucret, dogayi koruma kanunlari, isci haklari gibi konularda federal devletin belirledigi minimum kurallar standart olarak kabul edilirken demokratlarin yonettigi california, washington, oregon, new york gibi eyaletlerde federal devletin belirledigi minimum standartlarin uzerine cikiliyor ve daha yuksek standartlar belirleniyor. bu yuzden cumhuriyetcilerin yonettigi eyaletler federal devletin gucunun azaltilmasini isterken demokrat eyaletler bu konuda daha cekimserler.

    her seye ragmen federal devlet ve kurumlari gereklidir cunku alabama, texas gibi eyaletlerde manyagin birinin ulkenin basina gecip okullarda evrim ogretilmesini yasaklamasinin onune gecer. gerci gunumuzde manyagin biri federal devletin de basina gecti ama o ayri konu.

    aslinda gunumuzde bazi eyaletlerin federal devlete caktirmadan cinlik yaptigi bir konu var ama simdilik federal devlet buna ses etmiyor. normalde federal devletin yasakladigi bir maddenin kullanimini eyaletler yasal kilamazlar ama abd federal devleti tarafidnan esrar yasaklanmasina ragmen bir cok eyalette esrar yasallasti. federal devlet istese mesela oregon'a gelip burada esrar satan magazalarin sahiplerini tutuklayabilir ama bu konuda pek ses etmiyorlar.

    abd ilk kuruldugunda vergi toplama yetkisi olmayan federal devlet simdi abd'de toplanan tum vergilerin 3'te 2'sini topluyor. mesela su anda yillik gelirimin yaklasik %42'sini vergi olarak oduyorum ve bunun %28'i federal devlete, %10'u oregon'a, %4'u de yasadigim kasabaya gidiyor. bu bana cok sacma geliyor cunku disarida oregon'un yollarinda araba kullaniyorum, evime hirsiz gelince oregon'un polisini cagiriyorum, evimde yangin cikinca oregon'un itfaiyesini cagiriyorum, ileride cocugum olunca oregon'un okuluna gidecek, gezmeye oregon'un parkina gidiyorum, kisaca aldigim ve alacagim tum devlet hizmetlerini oregon sagliyor ama verdigim verginin 3'te 2'si direkt federal devlete gidiyor. o da bu parayi askeriyeye filan harciyor. bana kalsa vergimin 3'te 2'si yerel yonetime, 3'te 1'i federal devlete gitmeli.

    bugun yine her eyaletin kendi anayasasi, kendi meclisi, kendi kanunlari, polis ve asker gucu (national guard) var ama eyaletler kanun yaparken amerikan anayasasini ve amerikan kanunlarini gozetmek zorundalar. bir yandan federal devlet eyaletlerin uzerine kabus gibi coktu gibi gozukuyor ama bir yandan da federal devlet eyaletlerin manyaklasmamasi icin denetleyici bir kurum haline geldigi icin tamamen faydasiz da diyemeyiz. bu is biraz da avrupa birligi ile avrupa ulkeleri arasindaki iliskiye benziyor.
  • güney eyaletlerindeki pamuk üretimini sekteye uğratması nedeniyle, osmanlı imparatorluğunun çukurova bölgesine pamuk ekmeye başlamasına yol açan savaş... ilk zırhlı gemiler bu savaşta sahne almıştır...
  • iki sebepten ötürü dikkat çeken savaştır:

    1- bu savaş sonucu, endüstriyel ve müdahaleci kuzey abd yönetiminin hakimi olmuş, ülke sanayileşme istikametine yönelerek bu günkü dev konumuna giden yola girmiştir. dolayısıyla bir süper gücün doğumunun ilk adımları olması açısından bu savaş önemlidir.

    2- modern savaş taktik, teknik ve teknolojilerinin ilk adımlarının ortaya konulduğu bu savaşta, napoleon dönemi taktiklerinden birinci dünya savaşına gidecek yoldaki taktiklere geçiş adım adım takip edilebilmektedir. bu yüzden askeri tarih açısından amerikan iç savaşının önemi son derece büyüktür.

    önem yılla ölçülse 5000 yıllık vietnam süper güç olurdu.
  • bu savaş bir yandan da sanayi* ile tarım*ın savaşı olmuştur. savaşın bu kadar uzun sürmüş olmasının bir nedeni de iki taraf subaylarının da aynı okullardan eğitim almış olmalarıdır. güneyliler hala 13 yıldızlı konfederasyon bayrağını çok severler...
  • güneye sorarsanız federal hükümetin eyaletlerin haklarına burnunu sokmasından çıkmıştır.

    kuzeye sorarsanız güneydekilerin köleci itler olmalarından çıkmıştır.

    amerika'da hala bir kuyruk acısı vardır. bazı bazı "the south will rise again" (güney yeniden yükselecek) çıkartmaları görmek mümkündür güney eyaletlerinde arabaların arkasında.

    buna en hoş cevapların biri internette denk geldiğim bir araba çıkarmasındadır. üstte klasik "the south will rise again" altta da "and the north will still be there to slap you back down" (ve kuzey yine façanızı aşağı almak için orada olacak) yazmaktadır.

    güneyliler bu savaşa "the war of northern agression" (kuzey saldırganlığı savaşı) ya da "lost cause of the south" (güneyin kayıp davası) derler. kuzeyliler de "you lost, deal with it." (kaybettiniz, kırın kıçınızı oturun.) diye cevap verirler.

    velhasıl eğlencelidir. ayrıca birinci dünya savaşında gani gani görebileceğimiz kan banyoları ve manyaklıkların iki provasından biridir (biraz daha az kanlı ve popüler kültürde daha az bilinen (ama çok daha büyük etkiler bırakan) diğeri için bkz. fransa prusya savaşı) bu yüzden de askeri tarih açısından büyük önemi vardır. bu savaş bir sürü askeri teknolojinin ilk gün yüzüne çıktığı savaştır.