şükela:  tümü | bugün soru sor
  • amborga koyduğu vakit imparatorluk mertebesine ulaşmış olduğu anlaşılan 21. yüzyılda dünyayı ekonomisiyle sarsan imparatorluk.
  • ingiliz imparatorluguna karsi bagimsizlik mucadelesi vererek kurulmus bir ulke olan abd'nin, ozellikle 20 yy. basindan itibaren disa acilmasi ve uluslararasi arenada onemli, zamanla en buyuk oyuncu olmasina kadar gecen surecte cesitli ideolojik ve ekonomik temeller edinmis bir macerasidir amerikan imparatorlugu. amerikalilar bu tanimlamayi hic sevmez ve olumsuz tepki gosterirler genelde. avrupa'da, abd'nin kurulma ve gelisme doneminde aristokrasi, burjuva ve genis halk kitleleri arasinda buyuk catismalar yasanirken, ve daha sonra emperyalist avrupa devletleri dunyayi bolusme yarisinda birbirini yerken, abd buyuk olcude avrupanin icindeki catismalardan kacan ve ozgurluge, yeni bir yasama dogru bir umit arayan gocmenlerin onemli hedef ulkelerinden biriydi. bu zamanlarda onemli sayilacak bir kuresel misyon ustlenmeyen abd, iki dunya savasinda oynadigi rolu takiben, nispeten guclenen ekonomisi ve askeri gucuyle, ingiliz imparatorlugunun boslugunu doldurmaya yonelik bir rol ustlenmeye yoneldi.

    aslinda tam anlamiyla ingiliz imparatorlugu gibi bir modeli takip ettigi soylenemez abd'nin. ingiliz imparatorlugunun temelinde ingiliz uygarliginin ustunlugune ve dunyaya hakim olmasi gerektigine dair bir inanc mevcuttu. daha cok bizzat isgal ve yonetime yonelik politikalari vardi ingiliz imparatorlugunun. bunun yaninda dunya ticaret yollarina hakimiyet onemli bir amacti. gunumuzde amerikan donanmasinin dunya ticaret yollarinin guvenliginden sorumlu olma gorevini ingiliz imparatorlugundan devraldigi soylenebilir.

    amerikan imparatorlugunu ekonomik, askeri ve ideolojik olarak uc ana baslik altinda incelemek mumkun. ekonomik alanda, ikinci dunya savasi sonrasi dunya ticaret ve rezerv parasi olarak sterlin ve altinin yerine dolarin one cikmasi, ve imf, dunya bankasi gibi kuruluslardaki amerikan hakimiyeti imparatorluk macerasi dahilinde incelenebilir. imf'nin fikir babasi olarak kurumun kurulus toplantilarinda ingiltereyi temsil eden keynes ile amerikayi temsil eden harry white arasinda gecen, ve amerikanin agirligini kabul ettirmesiyle sonuclanan muzakereler ve ozellikle 1970'lerin basinda nixon'in amerikan dolarini altin standardindan cikarmasini takiben ekonomik imparatorlugun temelleri iyice guclendi. gunumuzde abd'nin baska hicbir ulkenin altindan kalkamayacagi dis ticaret aciklari verebilmesinin temelinde bu ekonomik imparatorluk altyapisi bulunuyor. fakat son donemlerde daha cok ideolojik ve askeri imparatorluk ogelerinin on plana cikmaya basladigini goruyoruz.

    gunumuzde amerikan imparatorluk macerasinin belkemigini buyuk olcude yeni muhafazakarlik ideolojisi olusturuyor. 60'li yillarda amerikan akademik ortamindaki desteginin azaldigini farkeden cia inisiyatifiyle kurulan american enterprise institute ve heritage foundation gibi think tank'lerde yetisen yeni muhafazakarlar, uzun yillar amerikan dis politikasina hakim olmus realist cfr gelenegini kirarak kendi hakimiyetlerini kurmus durumdalar. devletteki kadrolasmalarini buyuk olcude savunma bakanliginda gerceklestirdikten sonra disisleri bakanligi uzerinde de hakimiyet planlari oldugu suphe goturmez. soguk savas doneminin fazla soguk oldugunu dusunen ve amerikan demokrasisinin evrensel gecerliligini ideolojilerinin temeline oturtan bir grup akademisyen ve dusunurden olusan yeni muhafazakarlar, reagan doneminde baslayan one cikislarini takiben george w. bush doneminde altin caglarini yasiyorlar.

    ikinci dunya savasini takip eden soguk savas doneminde amerikan dis politikasi buyuk olcude uzlasmaya ve dengeye dayali realist bir politikaydi. nukleer guc sahibi iki buyuk devlet, abd ve rusya surekli birbirini dengede tutmaya calisirken, mucadele sonsuza dek surecek bir kisir donguye girmis gibi gorunuyordu. elbette rusya kadar abd icinde de bu durumdan rahatsiz kesimler mevcuttu, gerek demokrat gerekse cumhuriyetci parti icerisinde olmak uzere. fakat nukleer guc varligi, herhangi bir savasta iki tarafin da birbirini ve hatta dunyanin geri kalanini da toptan yokedebilecek olmasi ellerini kollarini bagliyordu bu gruplarin. ta ki reagan doneminde sovyetlerin yikilmasina kadar. yeni muhafazakarlarin hayalini kurdugu olay, sahin politikalar izleyen bir baskanin doneminde gerceklesmisti. bir ruya gibiydi hersey, sovyetlerin yikilmasina sebep olarak uygulanan aktif/agresif politikalar gosterilmeye baslandi yeni muhafazakar cevrelerde. amerikan demokrasisinin dunyaya yayilmasi icin yapilmasi gereken de buydu. fakat tum bu cabalara ragmen baba bush ve clinton doneminde realist dis politikalara donus yasandi. fakat yeni muhafazakarlar yilmamisti henuz. savunma bakanligi ve think tank'leri icerisinde kadrolasmalarina devam ederek, istedikleri gibi bir baskanin secilmesini beklemeye koyuldular. clinton'dan sonra basa gelen george w. bush, onceleri bekledikleri gibi politikalar izlememis olsa da, 9-11 vakasi herseyi degistirecekti. o ana kadar beyaz saray ve savunma bakanligi kadrolarinda dogru ani bekleyen yeni muhafazakarlar harekete gectiler. artik dunya capinda diktatorlere gunlerini gostermenin zamani gelmisti. yillardir planladiklari irak harekati icin beklenen an gelmisti. bu nispeten kolay gececek harekatin basarisi, daha sonraki harekatlar, ve projenin (pnac) devami icin bir ornek teskil edecekti.

    peki bu yeni muhafazakarlar kimdir? neden amerikan demokrasisini bu kadar cok seviyorlar? neden amerika icin, gerekirse diger devletleri dislamak ve onlar tarafindan dislanmak ugruna bu kadar aktif bir dis politika rolu biciyorlar?

    onde gelen yeni muhafazakarlara baktigimizda, buyuk cogunlugunun dogu avrupa gocmeni yahudi kokenli amerikalilardan olustugunu goruyoruz. tamami degil elbette fakat yeni muhafazakar hareket icerisinde onemli bir yerleri oldugu acik. cogunlugu aileleri ikinci dunya savasi oncesi amerikaya gocetmis ve donemin ekonomik sorunlari baglaminda sovyet karsiti trockist veya solcu gorusleri benimsemis kisiler. bunlarin en onemlileri leo strauss, irving kristol, allen bloom gibi akademisyenler. yahudi kokenli bir ateist olan leo strauss, nazilerin iktidara gelmesinden sonra almanyadan amerikaya kacarak chicago universitesinde calismaya baslamis, yakin cevresindeki ogrencileri arasinda kurdugu ezoterik sayilabilecek bir orgutlenmeyle dusuncelerini seckin bir kesime iletmeye baslamis bir akademisyen. elitist ve neo-platonist ozellikler tasiyan leo strauss ogretisi, aydinlanmanin getirdigi kulturel gorelilige karsi cikarak, evrensel gecerliligi olan bir idealin varligini kabul ediyor. strauss, weimar almanyasinin nazilere yenik dusmesi orneginden yola cikarak, amerikan demokrasisinin gerekirse savasarak korunmasi ve yayilmasi gerektigi, modernizm'in geleneksel yonetim ve toplum yapilarini bozdugu ve aydinlanmanin kitleleri elit bir kesimin hakimiyetinde olmasi gereken politikaya yakinlastirmasi gibi zaman zaman kendisiyle de celisen ogretilerini, makyavelli gibi aciktan degil, yakinindaki, kendisince kendisini anlayabilecek duzeydeki bir kisim ogrencisine, sifreli, ezoterik kaliplarla iletmeye basliyor. bir ateist olarak strauss her ne kadar hristiyanligi, yahudiligi veya islami cok fazla sevmese de, dinlerin toplum duzeni icin genis kitlelerin iluzyonunda faydali araclar olarak goruyor. bu gelenekten feyz alan neoconlar da, saflari siki tutarak, korunmasi gereken demokrasi kalelerine israil'i de eleyerek, kendilerini muhafazakar kesimde ve genel olarak amerikan politikasinda bir guc odagi hale getirecek maceralarina basliyorlar.

    elbette amerika bu yeni imparatorluk politikasi dahilinde bir ulkeye "demokrasi goturdugunde", amerikan sirketlerine, hop exxon kardes sen bir kenarda dur bu petrol artik ozgur iraklilarin demeyecektir. bu baglamda yeni muhafazakar politikalar oturursa degisecek sey, amerikanin gecmiste isbirligi yaptigi diktatorlerin daha rahatsiz olacagidir. belki buna ileride suudi ailesi bile dahil olabilir. ama oncelik olarak su anda israilin guvenligi ve ileride ornek teskil edebilecek nispeten daha kolay harekatlar gelmekte.
  • "çağdaş roma imparatorluğu denilebilir mi?" şeklinde kendime sorduğum imparatorluktur, öyle mi?
    çeşitli kereler karşıma çıkmış bir manzarayı hatırladım bu başlığı görünce, romanum imperium yani roma imparatorluğu ile amerika arasındaki vizyon ve misyon benzeşmeleri, hatta roma'nın devletçi sanatıyla, devletin yararını güden pragmatist sanatçılarıyla amerika'nın benzer unvanlardaki sanatçıları arasındaki şaşırtıcı benzerlikler.'roma için iyi olanın dünya için de hayırlı olması.' doktrininin 'amerika için iyi olanın dünya için de hayırlı olması' na dönüşü.
    işte amerikan imparatorluğu 'nun dış dünyaya müdahelesiyle, roma 'nın mısır, gallia cisalpina çıkarmaları arasında pek bir fark yoktur, barbarlara, germen kavimlerine romalı bakışı neyse (tacitus, germania) geçmişte ve günümüzde amerika 'nın okyanus ötesi müdahaleleri de aynı noktadadır. cağın değişen evrensel değerleri gereğince, barbarlara teslim olmasını söyleyen romalı komutan ile ırak'a demokrasi götüren (!) amerikan ordusu arasında fark yoktur.
    yanılmıyorsam aeneis/#9418631 no'lu entirimde bahsettiklerimi akademide sunarken, çiğdem dürüşken hocam pax romana kavramının roma'ya özgü olduğundan bahsetmiş, pax americana ve pax ottomana kavramlarının kullanımları hususlarında beni uyarmıştı. çok doğrudur; fakat national geographic 'in bir sayısında (july 1997, p: 12) frank bourne 'ün şöyle iki ifadesi geçmekte; ibretlik sanırım, paylaşmak istiyorum;

    1/ "..in the age of pax americana, there's no more important lesson we can teach young americans than the rise and the decline of pax romana."

    türkçesiyle; "pax amerikana çağında, genç amerikalılara öğrettiğimiz en önemli ders pax romana ve roma 'nın yıkılışı ve çöküşüdür."

    2/ yine bourne roma tarihi derslerini şu sözüyle bitiriyormuş; de nobis fabula narratur yani türkçesiyle; "onların tarihi bizim tarihimiz."
  • dünya tarihine baktığınızda imparatorluk seviyesini yakalamış uluslar belirli bir zümrenin çok farklı etnik ve kültürel yapıya sahip milletleri yönetme beceresine sahip olduğunu görürsünüz. bugün çin'in, rusya'nın imparatorluk değilde devlet olması sırf belirli kültür grubunu yönetebilmesinden kaynaklanmaktadır.

    adamalar hala yılda 50 bin küsür kişiye abd'ye göç vermeyen ülkelerden eğitimli eğitimsiz ne varsa, kapılarını açması ve kültürel farklılıklı insanları abd vatandaşlığına devşirmesi imparatorluk geleneğini çok iyi benimsediklerini gösteriyor.

    bugün güney afrika, kanada, rusya, avustralya, çin; abd den daha az doğal kaynağa sahip değiller. ama tüm bu ülkeler (ki aralarında millet esasına dayanmayan ülkelerde var) insanlarını tektipleştirmeye çalışılan değerlere sahip olduğundan abd ile başa çıkabilecek güce ulaşması imkansız. herkesin ağzında sakız olmuş kültür mozaği kelimesinin ne mühim bişey olduğunu buradan anlayabiliriz.
  • bir iddiaya göre yılda 170 milyar dolara malolmaktadır.

    http://www.thenation.com/…171702/true-costs-empire#
  • kocaman bir balondur. dünyayı ingilizler yönetir hafız. ingilizleri de amerikalılar yönlendirmeye çalışır. trafiği soldan işleyen her ülke iliğine kadar ingiliz sömürgesidir hala.
  • (bkz: uncle sam)
    (bkz: i want you)
  • zihinlerde oluşturulmaya çalışılan ama gerçekte olmayan imparatorluk.

    komplo teorisi ürünü "dünyayı yöneten aileler" miti falan değil basbayağı gerçektir dünyayı ingilizlerin yönettiği. adamlardan nefret edip etmeme dışında bir durum tespitidir bu. adamların bizzat sömürdüğü ülkeler şunlar. ayrıca, bu haritaya tüm ortadoğu ve afrikanın üstünü de katın.. bu ülkelerin bir çoğunda dünyanın en prestijli kartı denen american express kredi kart geçmez hafız.!