*

şükela:  tümü | bugün
  • ben daha küçük bir çocukken amerikalı bir diplomat ile evlenip oraya yerleşen teyzemin türkiye'ye geldiği her tatilde oradaki günlük hayata dair anlattıkları sonucu bende oluşan izlenimdi.

    dinlerken hayretler içinde kalır hatta biraz da abarttığını düşünürdüm. bizim kültürümüzün asla anlayamayacağı insani değerlerin önüne geçmiş bir maddiyatcılık vardı ki onların birer uzaylı olduklarını hayal ederdim çocuk aklımla. çünkü kafamdaki uzaylılar da öyle soğuk, düz, duyguları anlamada ya da onu göstermede sorun yaşayan varlıklardı.

    sadece paraya endeksli bir düşünme şekli. her eylemin maddi olarak karşılık bulma beklentisi. devletinden bireyine ruhlarına nüfuz etmesi.
    vicdanı değerleri kayıp. vicdan bir insanın insanlık scalasında bulduğu konumu gösterir.
    onların böyle bir insanı değerden yoksun olma durumu, yapılan her harekete karşılık gözlerinde beliren dolar işareti olarak kendini gösteriyor. son derece düz bir mantıkları var. ben yaptığım ya da yapacağım en ufak bir iş ya da iyilik için ne karşılık alırım. örneğin dünyadaki en ulvi duygulardan biri olan ebeveynliğe yaklaşım tarzlarıda burada kendini çok açık ediyor. çocuk 18 olduğunda duyguları son buluyor. artık o çocuk o dakikadan itibaren kendilerine bir yabancı. evi terket ve başının çaresine bak. sana harcayacak paramız yok artık. henüz iş bulmamış olman, kalacak bir yerinin olup olmaması önemli değil. terk et bu evi. çocuk esirgeme kurumu mantığı gibi. şimdi başka bir mantık şunu söyleyebilir. çocuklar tembel alışmasın kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğrensin anlayışını işletiyorlar. oysa gerçekte altında yatanın maddiyat olduğu gerçeği genel karakter yapılarından kolayca anlaşılır. son derece egoistce. bizdeki aile bağlarının büyüklüğünü, yüceliğini görüp takdir etmemek haince olurdu.

    geçen akşam nette şu amerika'ya kapağı atmak isteyenler için hazırlanmış videolardan birine denk geldim. oraya sanırım birkaç ay önce taşınmış bir türk anlatıyordu. teyzemin zamanında anlattıklarından pek bir farkı yoktu. geçen yıllar içinde aynı maddeci anlayış sürüyordu.
    kadın şöyle söylüyordu... kurstan sonra arkadaşlarla kahve içmeye karar veriyoruz mesela ve içimizen biri çıkıp benim param yok gelmiyorum dediğinde herkes tamam hadi hoşcakal deyip vedalaşıyor dedi...
    bunu bizim anlamamız mümkün değil doğrusu. bir arkadaş param yok ben gelemiyorum diyecek ve biz de hadi güle güle deyip yolumuza devam edeceğiz öyle mi ? ne demek arkadaşım aşk olsun biz varız der lafını bile anmayız bir daha.
    şimdi bu nasıl bir duyarsızlık. bu bildiğin duygusal zekanın iflası. robotik bir durum. yapay zeka da ancak bu kadar duygudan uzak davranırdı.

    aynı şekilde kadın devam ediyor akıl almaz amerikan kültürünü örneklemeye, mesela diyor, bir amerikalı arkadaş okul çıkışı araba bulamadı sizden rica ediyor beni bırakabilir misin diye. tabiki diyorsunuz bir kaç defa daha emin misin diye soruyor, çünkü onların pek kabul ettiği bir şey değil belli ki. geldiği yere ulaşınca hemen cebinden para çıkarıyor. ne kadar ödemem gerekiyor diye soruyor. burdan anlıyorsunuz ki eğer biri sizi arabasıyla bırakırsa kesinlikle parasını vermelisiniz.
    öte yandan komşusu ilk taşındıklarında eğer yoğunlarsa kendi çim biçme makinesi ile çimlere yardım edeceğini hiç sorun olmadığını söylüyor. vayy ne sevindirici işte bizim insanımız gibi biri çıktı diyorsunuz... o da ne! ücretini de ayrıca belirtiyor!!

    bahşis olayı var mesela. amerikanın yazılmamış kanunu, de facto'su. öyle beğendiğiniz işe gönlünüzden kopan değil. söke söke her işe, her hizmete fiyatın %20 veya %15 i arası mutlaka vermek zorundasınız. vermezseniz hatırlatıyorlar!
    taxici arkandan bağırıyor mesela diyordu teyzem. tip... tip...

    maddiyatın dışında da , yani günlük ilişkilerinde de soğuklar... en basitinden karşılaşmlarda bizim gibi ooo canımm sarılayım öpeyim yok. sen kazara böyle bir şeye yeltendiğinde bir adım kendilerini geri çekip tedbirini alıyor seni öylece far görmüş tavşan gibi ortada bırakıyorlar. ne kadar berbat bir hareket. sibernetik insan gibiler... sophia bile bunlardan nazik*.
    hiç öyle hollywood yapımlarındaki gibi sevgi dolu, iyilik sever, karşılıksız, çıkarsız nazik, her zaman dünya ve dünya insanlarını kurtaran kahramanlar değiller. nitekim onların dünya lideri olduğu yeryüzünde para için nasıl trajediler yaşandığı ortada. çünkü tek değerleri para, ne alabilir, ne koparabiliriz. duygu, vicdan, insanlık değeri birer ütopya. hollywood oların bu yüzlerini kapamak için kulllanılan bir maskeleme jeli.
    tabii onlar böylesine robotik ve ben merkezli, sol beyin odaklı olunca örneğin türk kültüründen bahsedince ilk söyledikleri misafirperver ve sıcak türkler. tabi bu türkiye'yi tanıyanlar için yoksa çoğu türkiye diye bir ülkenin varlığından bile haberdar değil. olanlarında büyük kısmı araplarla karıştırıp sinir sisteminizi zorlayan saçma sapan yorumlarda bulunuyor... her neyse bizi bilenlerinin dikkatinin misafirperver sıcak kişiliğimize vurgu yapışı onlarda olmayanın dikkat çekişi ile ilgili. böyle bir durum onlar için alışılmadık bir şey. karşılıksız ikramlar, beklentisiz yardımlar.
    aslında avrupa'da da durum farklı değil fransa, belçika, hollanda'da bulunduğunuzda benzer havayı hissediyorsunuz. soğuk ve maddeci

    tüm bunlardan sonra türk kültürünün sevgi dolu, sıcak, merhametli, beklentisiz vermeyi bilen, bölüşebilen, içten sarılabilen, vicdanlı yanını daha çok hissediyorsunuz. ve bu kültürün parçası olmaktan tarifsiz gurur duyuyorsunuz.
    atamın dediği gibi damarlarımızda gerçekten asil bir kan dolaşıyor. türk olmak gerçekten dünyadaki en harika olma durumu... bunu aptalca bir şövenist duyguyla söylemiyorum. bunlar gözümüzün önündeki somut delillere bakarak yapılmış durum tespiti.
    fakat bu tespit inandığım çok daha önemli bir gerçeği değiştirmiyor. o da insanların üstün ülkeler, ırklar olarak değil iyi ve kötüler olarak ayrıldığı gerçeği!!! bu kısmı çok önemli. her ırktan, cinsten insanlar içinde hem iyileri hem kötüleri barınır. geneli oluşturansa bu terazinin ağır basan tarafı. yoksa dualite gereği her ikisi de her toplumda var olacaktır. bu bahsettiğim etkin çoğunluğun görüntüsü sadece...

    tüm dünyada aklın ve mantığın yanında beklentisiz iyiliğin, çıkarsız yardımın, vicdanın, insani değerlerin karşılık bulmasının insanlığın ortak kültürü ve değeri olması dileği ile....