şükela:  tümü | bugün
  • birçok kişi hastalar açısından ne kadar kötü olduğunu yazmış ki doğrudur. bu sistem açıkça insan ayırır; ha ırkına göre ayırmışsın, ha parasına göre. "halkın %80'i sağlıklıdır, ücretsiz sağlık yoktur, ben neden diğer %20'nin hastalıklarını ödeyeyim?" diyen kişi de (allah korusun tabii ki ama) 20 yaşında kafasına bir kurşun yemezse bir gün yaşlanacak illâ ki hastalanacaktır, ki hiç kimse de başına hiçbir zaman beklenmeyen bir kaza gelmeyeceğini söyleyemez. artık birçok kişi hastanede doğum yapar ve bebek daha doğar doğmaz birkaç müdahale yapılır (aşırı kanamaya karşı k vitamini verilmesi, birkaç genetik hastalık taraması vb.), sırf bu bile devlet sigortasıyla sağlık almak için yeterlidir bence. açlık sınırının altında yaşamayan birisinin maaşından her ay kesilecek 3 kuruş para o kişiyi kurtarmaz, o para zaten bir yerlere harcanacağına en azından birisinin hayatını kurtarsın (türkiye'de kesilen para 3 kuruşun birkaç yüz katı, biliyorum. zaten türkiye'deki sistem kasıtlı olarak çökertilmektedir, bunu da hepimiz biliyoruz ve görüyoruz).

    bu sistemin doktor tarafını çok çok kısa bir süreliğine gözleme şansına eriştim ve biraz bunu anlatmak istiyorum:

    gözlemlediğim kişi, gastroenteroloji alanında üniversitede yan dal yapan bir asistandı. md-phd programına dahil olduğu için haftada 1 gün poliklinik yapması gereken, diğer günler hastane dışında başka işleri olan biri. işte o bir günde eğer hasta sayısı 5 (yazıyla: beş) veya üzeriyse "offf ne çok hastam var ya" diye söylenirdi. beş hasta bak, hani yüz beş falan değil bizim polikliniklerdekinin aksine, beş. ve bu beş hastasının aralıkları 40 dakikaydı, ama ben bir hastasına bir saatin altında ayırdığını görmedim. o da yüz yüze bir saat. bir haftada sadece beş hastası olduğu için klinik gününden bir gün önce oturup o hastaların sağlık geçmişlerini okurdu. birkaç kişi değinmiş "sigortanızın ağına dahil bir hastaneye gitmelisiniz" diye, işte eğer hasta, bu hastanenin ağındansa bütün sağlık geçmişi yüklüydü zaten ve bizdeki gibi "şikayetiniz neydi?" sorusunu sormasına gerek kalmazdı. zaten hastanın şikayetini ve *****neden sevk edildiğini***** bilirdi. bakın, sevk. zaten türkiye'de sistemin çökmesinin en büyük sebebi, sevk zincirinin kaldırılması. neyse işte, bir gün önceden hastası hakkında etraflıca bir fikir edinip hastaya gereksiz soru hiç sormazdı. yine başkaları değinmiş "ücreti yükselten doktor hizmeti değil, otelcilik hizmeti" diye, bunun aşırı olduğunu düşünmüyorum. veya en azından benim gözlem yaptığım hastanede aşırı değildi. ortamda sağlık hizmeti veren kişiler bir hemşire, bir asistan, asistanın hocası ve tıbbi tercümanlardı. bu hemşire, doktor hastayı görmeden önce hastanın triajını yapardı: hangi ilaçları içiyor, yaşamsal bulguları neler, ana şikayeti ne. ardından asistan doktor, önceden okuduğu tıbbi bilgileri derinleştirir, fizik muayene yapar (istisnasız herkese - ama ben türkiye'de herkese fizik muayene yapan bir asistan henüz görmedim), kafasında bir kanıya varır (he bu arada hasta ile mükemmel bir iletişime girer, şakalar yapacak vakti olur, ***hastanın sorularını yanıtlayacak vakti vardır***, peşinden biri "bugün 149 hasta bakacaksınız hadi!!!!" demez) ve sonra gidip hocasına sorardı. hocası ile de hastayı kısaca tartışırlar, sonra o hoca kalkar gider ve hastaya kendini tanıtır "ben profesör bilmem ne, doktor bilmem ne ile sizin durumunuzu konuştuk, benim de birkaç sorum var, sonra da size tedavi vereceğiz." derdi. istisnasız her hastayla gidip tanıştı o hoca, ellerini sıktı ve sorularını cevapladı. tabii tek bir asistan yok, aynı anda birkaç asistana tek bir hoca bakıyor ama eğer hoca o anda başka bir asistan ile konuşuyorsa, asistan hasta hakkındaki notlarını yazmaya başlardı ("başlar" dedim bak, çünkü gerçekten ayrıntılı not tutardı benim gözlemlediğim asistan. "benim tarzım bu" dedi ben sorunca. onun yazdıklarını okuyan biri, hastada ne var ne yok bilebilirdi). sonra tanıyı eğer profesör açıklamamışsa kendisi açıklar, tanıya varamayıp birkaç test isteyecekse ***tek tek*** testlerin ne olduğunu ve neden yapıldığını anlatır, sonra bu esnada eğer bir tedavi verecekse de bu tedavinin ne olduğunu, nasıl uygulanacağını söyler ve hastanın sorularını cevaplar. bu arada test dediysem de benim kısıtlı tıbbi bilgime göre istediği testlerin hiçbiri gereksiz değildi. hatta şöyle söyleyeyim: türkiye'de parmağınız kesilse kan testi istenir ya, hani insanlar aile hekimine gidip "ya dohtor benim bi kanıma bah bahalım ne var ne yoh" der; orada sadece bir erkek ve de iki kadın hastadan kan testi istedi, enfeksiyon ve anemi şüphesiyle. onun dışında da kimseden istemedi.

    tercüman dedim yukarıda, nepalli bir hasta geldi. anladığım kadarıyla abd'nin resmi dili olmadığı için, hasta önceden istediği dili ücretsiz olarak talep edebilir. hastanenin kadrolu ispanyolca tercümanları zaten vardı, ama buna ek olarak hastanın talep ettiği herhangi bir dilde de tercüme bürolarıyla anlaşıp telefon ile hizmet alırlar. ve bu hastaya da nepalce tercüman buldular, aynı kalitede hizmet verdiler. hasta daha önce kan kusmuş ve bunun için ***sevk*** edilmiş üniversiteye, ama şu anda bir sorunu yoktu. asistan, "e sizi tedavi ettilerse niye sevk etmişler?" dedi de hasta "biz çok iyi ingilizce bilmiyoruz, buraya gelmemizi söylediler ve geldik" dedi.

    son olarak, türkiye'de özellikle üniversite hastanesinde takip edilmesi gereken bir hastalığınız varsa ama profesöre de para verecek durumunuz yoksa, üniversitede takipli hasta olsanız bile o anda hangi asistana denk gelirseniz o size bakar ya; burada öyle bir şey yok. üniversiteye ilk defa gelenleri rastgele bir asistana atarlar, evet; ama sonra o hasta **değiştirmek istemedikçe** yeni randevularını hep o asistandan alır ve böylece çok daha sistemli bir şekilde, tek bir doktor gözetiminde olur. her yeni asistana sıfırdan anlatması gerekmez, ilaç dozu sabit kalır.

    evet, fakir ile zengini ayıran bir sistemdir; ama aynı zamanda hizmet verdi mi de en iyisini verir. he tabii hastalar ölmedikçe hastaneye gelmezler, evet. bunu özellikle sordum, "sence hastalar ancak durumu ağırlaşırsa mı gelir?" diye, "evet" dedi. zaten bu sistemi de kesinlikle doğru bulmadığımı en baştan söyledim; o kadar paraya bir zahmet kendinizi özel hissettirsinler zaten. ama onlardan öğreneceğimiz şeyler var, sadece şunları yapsak bile tasarruf edip sağlık sistemimizi yeniden toparlayabiliriz (ama hiçbir zaman yapılmayacak, biliyorum):
    1. sevk. sevk. sevk. bugün türkiye'de grip olan bir kişi, profesörden randevu alabilir. aile hekimleri resmen tıbbi sekreter konumunda, tek işlevleri raporlu ilaç yazıp hastanın keyfi hangi kan tahlilini isterse onu girmek. bu da devlet hastaneleri ve üniversiteler üzerine inanılmaz bir yük bindiriyor. birileri diyordu ya, "eskiden hastanelerde sıra beklemekten muayene olamazdınız" diye, o kişileri bugün herhangi bir devlet veya üniversite hastanesine davet ediyorum. "biz randevuluyduk, randevumuz ikideydi, ama saat üç oldu bakan yok" diye biri ağlıyordu geçende, sadece güldüm. devlet hastanesinde saatli randevu??? gün alabildiğine şükretsin.

    2. o kadar çok var ki "ya işte bana 'sinüzit' dediler, ilaç da verdiler, ama ben tanıyı beğenmedim, bir de sizin görüşünüzü almak istedim" diyen, aynı tanıyı defalarca aldığı halde beğenmeyip 3-4 doktor gezen. asıl bunlar bak sağlığı sömüren, bunlar önlenmeli. nasıl yapılabilir, bilmiyorum; ama eminim bir çözümü vardır. "aynı branşta aynı tanıyı 3. kez alırsanız sigorta ödemez" veya "önerilen tedaviyi tamamlamadan tekrar farklı doktora giderseniz siz ödersiniz" gibi bir kısıtlama getirilebilir belki.

    3. abd'de acile giderseniz ama "acil" bir durumunuz yoksa parasını siz öder(miş)siniz. türkiye'de ise acillerimiz o kadar rahat ki, kız-oğlan beğenip nikah bile kıyabiliriz :) (bir kız, arkadaşıma mesaj atmış "şu fiziksel özelliklerde acil doktoru var bir tane, onun adı ne nolur çok önemli :( :( :( " diye. sağlık reformu bu sanırım)

    4. gereksiz ilaç. abd'de, bak dünyanın ilaç ve israf devinde, kapsüller sayı ile. eczacı sayıp turuncu kutulara koyar ilacı ve adet ile içilir. ama yok, biz hepimiz doktor olduğumuz için baş ağrısına antibiyotik alırız (evet duydum böylesini). 3 gün kullanılacak ağrı kesiciye 20'lik "orijinal" kutu verilir.

    neyse işte, abd'de parasını verirseniz, böyle kaliteli bir hizmet alırsınız.
  • özeti şudur:

    eğer paran varsa yaşamaya hakkın var.
    eğer paran yoksa yaşamaya da hakkın yok.
  • kapitalizmin ana yurduna yakışır şekilde olan sistemdir. türkiye'nin tek şükürlük yönüdür.
  • tecrübe ile sabit; mutfak'da yemek yaparken elini kesen arkadaşımın acile gitmesi üzerine tentürdiyot ve yara bandı için 400 dolar alabilen bir sağlık sistemidir.
  • work and travel maceramda yaşadığım diş ağrımıda uyku uyumamama rağmen beni dişciye gitmekten alıkoymuş sistemdir.

    bizimkiler hasta olmamak için dua ediyordu.
  • tedaviniz icin bilet alip turkiyeye gelip iyilestikten sonra geri donseniz daha ucuza gelir. o derece kapitalistler.
  • avrupadan geride, türkiye'den öndedir.
  • allah dusurmesin
  • bazi is verenler, calisanlarin saglik sigortalarini, anlastiklari bir sigorta sirketi ile karsilamaktadirlar. bu sirketlerin en taninmis olani amazon'dur. amazon'da calisan her bir isci, saglik sigortasi icin ekstra bir para odemez. normalde guzel bir sistem olarak gozukse de, amazon'nun anlastigi sirket sana hangi imkanlari sunuyor ise alternatifin olmadan bu imkanlari (dayatmalari) kabul etmek zorundasin. ( dis icin kanal tedavisi normalde $800 tutuyor, ama saglik sigortani isleten sirket diyor ki; ''$800'in $700'ni ben karsilarim, geriye kalani sen karsilarsin. bu tip dayatmalardan bahsediyorum). diger turlu kendi imkanlarin ile sigorta sirketi bulursan, cok para odersin.

    tabii her guzel bir seyin mutlaka bir amasi mevcuttur. bu sirketin amasi ise; maasidir. deposunda calisan bir iscinin alacagi maas; 2 haftalik (after the tax) $900. bir yerden verirken, diger yerden aliyorlar pek tabii.

    uzun lafin kisasi, bu ulke de saglik sistemi o kadar bozuk ki, gunu geliyor, hastalanmamak icin her seyi yapiyorsunuz. disime kanal tedavisi yapilmasi gerek, $800 istiyor kansizlar yahu :) onun yerine turkiye'ye bilet alirim, ailemi gorurum, arkadaslarimi gorurum ve butun dislerimi yaptirir, ustune bi guzel dinlenirim, sonra geri gelirim.
  • amerika'daki her sey oldugu gibi bu da eyaletten eyalete degisen bir seydir. zamaninda obamacare getirildiginde en buyuk amac eyaletler arasindaki farki mumkun oldugunca azaltip ulke boyunca benzer, standart ve ortak bir saglik sistemine ulasmakti ama bunun ne kadar basarili oldugu tartisilir.

    oncelikle sunu soyleyeyim (cunku bu konuda cok soru geliyor) amerika'ya green card yoluyla veya baska bir sekilde geldiyseniz ulkeye adiminizi atar atmaz ilk yapacaginiz sey saglik sigortasi almak olmalidir. bunun kesinlikle sakasi yok. saglik sigortaniz yoksa bir ambulansin sizi alip bir sokak otedeki hastaneye goturmesi 2 bin dolar, acil serviste size basit bir pansuman yapilmasi 800 dolar, basit bir doktor ziyareti 400 dolar gibi fiyatlar cekebilirler. yukaridaki entry'lerde de siklikla bahsedildigi icin bu rakamlarin ayrintisina girmeyecegim ama bu rakamlar abartma degil. biz turkler'de genelde "bana bir sey olmaz" zihniyeti olur ama bu konuda risk almaya degmez. sahsen 15 senedir hic doktora gitmeme ragmen sigortam var cunku yarin ne olacagi belli olmaz. sirf hava degisiminden dolayi ucaktan iner inmez hasta olan ve doktora gitmek zorunda kalan ve ayaginin tozuyla binlerce dolar zarara giren insanlar var.

    yine de cok karamsar olmamak lazim. son istatistiklere gore amerikalilarin %92'sinin saglik sigortasi mevcut. obamacare oncesi bu rakam %84'tu ve obamacare sayesinde sigortasizlarin orani %16'dan %8'e dustu. bu oran almanya ve ingiltere'deki sigortali oraninin biraz daha altinda ama obamacare sonrasi arada cok fazla fark kalmadi.

    yukarida bahsettigim gibi amerika'daki saglik sistemi eyaletten eyalete degisiyor. saglik sistemi olarak iskandinav modelini birebir uygulayan oregon, washington, minnesota, california gibi eyaletler oldugu gibi, tam tersi model uygulayan alabama, teksas gibi eyaletler de mevcut. mesela her zamanki gibi oregon'u ornek vereyim. gecen sene gecen bir kanunla "oregon health plan" adinda bir saglik sigorta sistemine gecildi. buna gore aylik 1400 dolarin altinda geliri olan tekil kisiler, 1600 dolarin altinda geliri olan ciftler veya 2800 dolarin altinda geliri olan cocuklu aileler tamamen ucretsiz bir saglik sigortasina sahip olabiliyor. bu iskandinav modelinin birebir uygulamasidir. bu sistemdeki saglik sigortasi hemen hemen akla gelecek tum tibbi durumlari karsilamaktadir (dogum yapmak, uyusturucu tedavisi, psikolojik tedavi, dis sagligi dahil oldukca kapsamli bir sigorta).

    bu konuda her eyalet oregon kadar comert degil ama california'da da asagi yukari benzer bir sistem var. hatta california'daki birazcik daha comert cunku oregon'daki sigortadan faydalanabilmek icin en az green card veya vatandas olmaniz gerekirken california'da kacak gocmen olup saglik sigortasindan faydalanan insanlar var.

    yine de eyaletlerin kendi saglik sigortasi cok az kisiyi kapsiyor. amerika'daki sigortalilarin buyuk cogunlugu (yaklasik %60) calistiklari sirket tarafindan sigortalanmaktadir. her sirketin sigorta politikasi ve ucretleri farkli oldugu icin burada tam bir birlik saglanabilmis degil. mesela nike'in calisanlarina sagladigi sigorta ile intel'in calisanlarian sagladigi sigorta arasinda farklar mevcut. genelde buyuk ve kurumsal firmalarin sigortalari daha kapsamli ve daha ucuz oluyor. sirketlerin sagladigi sigorta calisanin ailesi ve cocuklarini da kapsarken ucret bedava ile ayda 500-600 dolar arasinda degisiyor. kisisel bir ornek olmasi acisindan: su anda calistigim sirkette kendim ve esimi kapsayan saglik sigortasi icin hic para odemiyorum ama onceki sirkette sirf kendi sigortam icin ayda 200 dolar oduyordum.

    bunun disinda 65 yasinin uzerindeki tum vatandaslar, engelliler, federal devlet icin calisan memurlar ve askerler federal devlet tarafindan sigortalanmaktadir ve bu kisilerin sigorta masraflarini sosyal sigortalar kurumu (gilicdar batirdi hep) odemektedir. 65 yasinin uzerindeki tum vatandaslar ssk'dan emekli oldugu icin saglik masraflarini da ssk oderken kalici olarak engelli olan vatandaslar da ayni kapsama giriyor. bu kisiler ayni zamanda bazi eyaletlerde de ek sigortalardan faydalanabiliyorlar.

    peki obamacare nerede devreye giriyor? diyelim ki 65 yasinin altindasiniz, bilinen bir engeliniz yok, calistiginiz sirket size sigorta saglamiyor, geliriniz sigorta satin almaya yetmiyor ve oregon gibi iskandinav sistemini benimsemis bir eyalette yasamiyorsunuz. bu durumda obamacare'in sisteminden indirimli olarak kendi ozel sigortanizi satin alabiliyorsunuz. obamacare oncesi bu durumdakiler icin sigorta policesi almak cok pahaliydi ama obamacare ile bu ucret biraz daha indi ama obamacare'in asil faydasi bu olmadi. obamacare oncesi sigorta sirketleri kanser, seker, kalp hastaligi gibi masrafli bir hastaliginiz varsa sizi sisteme kabul etmemezlik yapabiliyordu ama artik bu yasaklandi. sigorta sirketleri artik hangi hastaliginiz olursa olsun sizi kabul etmek zorundalar (trump bunu degistirmek istemisti ama kendi partisi bile karsi cikti).

    her seye ragmen sigortasi olmayan %8'lik kesim buyuk bir risk aliyor. sigortaniz yokken doktora gittiginizde en basit bir islem bile yuzlerce, hatta binlerce dolar tutabiliyor. bunun da birkac sebebi var. buyrun liste yapalim:

    1) bir hastanenin acil servisine gittiginizde ne olursa olsun sizi kabul etmek ve size ilk mudaheleyi yapmak zorundalar. yaninizda bir kimlik olmasa ve paraniz olmasa bile bu hastanelerin kanuni zorunlulugu. bu yuzden evsizler ve kacak gocmenler genelde acil bir durum oldugunda doktora gidip acil serviste takiliyorlar. bunlar ucret odemedigi icin kabak odeyenlerin basina patliyor cunku hastane herkesin masrafini odeyenlerden cikartmaya calisiyor.

    2) acil servisler sadece acil durumlar icin oldugundan hastaneler acil servis kullanimini azaltmak istiyorlar ve bunu ucretleri yuksek tutarak yapiyorlar. kanunen gelen kimseyi geri ceviremedikleri icin her basi agriyan veya burnu akanin acil serviste olmasini istemiyorlar ve fiyatlari caydirici bir guc olarak kullaniyorlar.

    3) abd'de tip okumak asiri derecede pahali oldugu icin doktorlar 200-300 bin gibi borclarla mezun oluyor ve ayda birkac bin dolar ogrenci kredisi odedikleri icin bu rakami musteriye yansitiyorlar.

    4) doktorlar yanlis tedavi uygulayip hastaya bir zarar verirlerse hastanin mahkemeye gitme ve cok ciddi oranda tazminat isteme hakki oluyor (malpractice). doktorlar bu ihtimale karsi ozel bir sigorta satin aliyorlar ve bu da her ay binlerce dolar tutuyor. sonunda doktor mahkemeye verilirse tazminati sigorta sirketi oduyor. bunun parasi da musteriye yansitiliyor.

    5) hemsireden hasta bakiciya kadar saglik personelinin maaslari oldukca yuksek ve dunya standartlarinin uzerinde oldugu icin bu da fiyatlara yansiyor. abd'de bir hemsirenin yillik 100 bin dolar ve uzerinde kazanmasi hic de nadir degil.

    6) ilac firmalari genelde paralarini bati ulkelerinden cikartirlar. mesela abd ve avrupa'da 5-10 bin dolar tutan bir ilac ayni marka ve ayni sirket tarafindan satilmasina ragmen cin veya hindistan'da 50-60 dolara kadar dusebiliyor. mesela abd'de 85 bin dolar tutan bir ilac hindistan'da 500 dolara sattigi icin bir cok amerikali hindistan'a gidip ilaci oradan aliyor (link asagida). genelde ilac firmalari ar-ge masraflarin bati ulkelerindeki ilac satislarindan cikartirken diger ulkelere maliyetin cok az uzerine ilac satarlar. ozellikle bu konu cok ilginc ve bu konuda yazilan bir suru makale ve kitap var. ilac firmalari abd'de ve avrupa'da satis yaparken en buyuk masraf kalemleri olan ar-ge'yi fiyata ekliyor ama asya ulkelerinde sadece ilacin fabrika uretim masraflari sayiliyor.

    https://money.cnn.com/…osbuvir-hepatitis/index.html

    7) tum bati ulkelerinde oldugu gibi abd'de de nufus gittikce yaslaniyor ve saglik hizmetlerine olan talep artiyor. amerikalilar'in ekseriyeti sagligina dikkat etmedigi, fazla egzersiz yapmadigi ve sagliksiz beslendigi gercekleriyle de yuzlesince ulkede yeterince saglik personeli yok. talep arza gore kat kat fazla olunca da saglik hizmetleri daha pahali oluyor (serbest piyasa ekonomisi).

    8) hastanelerin, medikal ofislerin ve kullanilan yuksek teknolojili makinelerin kirasi inanilmaz derecede yuksek ve bu da musteriye yansitiliyor.

    bazi durumlarda saglik masraflarinizi saglik sigortaniz disindaki kaynaklar da odeyebiliyor. ornegin trafik kazasi gecirdiginizde hastane masraflarinizi araba sigortaniz karsilar. isyerinde kaza gecirip sakatlandiginizda masraflarinizi sirketiniz ceker. eve hirsiz gelip sizi yaralasa hastane masraflarini ev sigortaniz ceker. yine de saglik sigortasi cok onemlidir ve buradaki hayatin olmazsa olmazlarindandir. sakin ihmal etmeyin.

    aslinda sigorta konusu oldukca karmasik. bunun deductible'i var, out of pocket'i var, out of network goygoyu var, bunlarin hepsinden bahsetmeye kalkarsam entry cok uzayacagi icin bahsetmiyorum ama mevzu burada bahsettigimden daha komplike. bazi durumlar oluyor, saglik sigortaniz oldugu halde saglik masraflarina bir araba dolusu para dokmeniz gerekiyor. bu yuzden sigortanin sartlarini, nerede nasil gectigini de iyice incelemek gerekiyor.

    amerika iyidir, hostur, firsatlar ulkesidir, bazi yerleri cennet gibidir (ornegin oregon) de kendi hakkinizi kendiniz aramaniz ve her seyi en ince ayrintisina kadar irdelemeniz gerekiyor yoksa bu ulke insani kagit gibi ogutur. her seyden onemlisi saglik giderlerini kismanin en iyi yolu yedigine ictigine dikkat etmek, sagligina ozen gostermek, sinirden stresten uzak durmak, havasi suyu temiz bir yerde yasamak, egzersiz yapmak gibi seyler geliyor. ornek olarak soyluyorum, gidip daha ucuz diye kalitesiz, junk food veya fast food tuketip sonra doktora binlerce dolar bayilacagima biraz daha organik, kaliteli beslenip doktor masraflarini kisabilirim mesela. hayatta yapilan yatirimlar icinde insanin kendi sagligina yapacagi yatirim gibisi yoktur cunku istedigin kadar mal mulk topla, onlari zevkle ve afiyetle yiyebilecegin sagligin yoksa ne yapabilirsin ki?

    su anda bu yaziyi okuyan herkes nefes alip veriyor. bunu hic dusunmeden, aklimiza bile gelmeden yapiyoruz. nefes aliyoruz, nefes veriyoruz. hic dusunmuyoruz ama 2-3 gun hasta olsak, bogazimiz veya burnumuz tikali olsa rahat rahat nefes almanin aslinda ne kadar lezzetli ve keyifli bir sey oldugunu anliyoruz. hastalik gecer gecmez "oh be dunya varmis" diyoruz, aradan birkac gun gecince yine unutuyoruz cunku insan bir seyi kaybetmeden kiymetini anlamiyor. simdi bu yaziyi okuyanlara bir sozum var, derin bir nefes alin, sonra birakin, sonra yeniden nefes alin, simdi de bunun ne kadar keyifli oldugunu ama aslinda hic kiymetini bilmedigimizi dusunun.

    ha diyeceksiniz ki "sen oregon'un tertemiz taptaze yemyesil havasini nefes cekiyorsun, tabi keyif alirsin". onun yeri ayri. nefes her yerde nefestir.

    neyse, yukarida dedigim gibi abd'de saglik sisteminden vergi sistemine, egitim sisteminden cevreyi koruma kanunlarina kadar her sey eyaletlere birakilmis. bu yuzden eyaletinizi de iyi secmek onemli. yine yukarida soyledigim gibi bazi eyaletler saglik sisteminde iskandinav modelini benimsiyor ama bu eyaletler vergilendirmede de iskandinav modelini benimsiyor. mesela teksas'ta yasayip yilda 100 bin dolar kazanan biri 28 bin dolar gelir vergisi oderken california'da yasayan ve yilda 100 bin dolar kazanan biri yilda 38 bin dolar gelir vergisi odeyecektir. sonucta iskandinav ulkelerinde de bedava saglik hizmeti olmakla beraber gelir vergilerinin oranlari %50'nin uzerine cikabilmektedir (mesela isvec'te gelir vergisi %62'ye kadar cikabilmektedir). kisaca dunyanin hicbir yerinde bedava saglik hizmeti diye birseyden soz etmek mumkun degildir cunku bunlarin parasi halktan o veya bu sekilde cikmaktadir.

    yine de abd gibi dunya tarihinin gelmis gecmis en varlikli ve zengin ulkesine vatandaslarinin doktora gidemedigi icin veya ilacsizliktan dolayi olmesi yakismiyor. ideal olan bunun hic olmamasi, ulkenin %100'unun (kacak gocmenler de dahil) sigortali olmasidir. umarim bir gun o da olur.