1. türkiye'nin ilk amigosu (amigoların tabiriyle tribun lideri)
    tek eliyle bütün eskişehirspor taraftarlarını yönetmiş, adına tribünde özel bölge yaptırılmıştır. transfer teklifi alan ilk amigodur. ünlü "es es es ki ki ki ki eski eski es" tezahuratini da bulan kişidir.
  2. eskişehirspor'un ünü ülke sınırlarını aşmış amigosu.es esin maçlarındaki olağanüstü çabası ve tribünleri inanılmaz bir biçimde çosturmasıyla tanınır.80'li yıllardan beri sahalardan uzaktadır.halen yaşamını iş adamı olarak sürdürmektedir.onun yeşil sahalardan ayrılması,yerinin ne kadar zor doldurulur olduğunu göstermiştir.ama "eses"taraftarı onun yokluğunu hiç bir zaman aratmamış, 15 000 kişilik
    değişmez korosu o yokkende hiç susmamıştır.
    türkiye de ve dünya da bir benzeri daha olmadığından özellikle istanbul takımları taraftarlarından onu taklit etmek isteyenler hep çıkmıştır.bejeke de onun adını taşıyan bir meczup adının başına amigo sıfatınıda ekleyerek amigo orhanın haklı ününden de yaralanarak bir yerlere gelmek istemiştir.oysa çok çabuk fark edilmiştir ki efendiliği ile tanınan orhanı taklit etmek kolay değildir.çünkü büyük amigo orhan maçlarda küfür etmediği gibi küfürde ettirmezdi.
    (bejeke takımında "eses"in amigosu orhanla aynı adı taşıyan zavallı ise hıncal ulucun bir yazısında da dile getirdiği gibi bir yerlerden para alarak mustafa denizli gibi önemli bir spor adamına kafa dahi atabilmiştir.)
    amigo orhan bugün yeşil sahalardan uzaktadır ama taraftarlık aleminin fair play bir ruha sahip bu önemli kişisinin yüreği hala es es için çarpmaktadır.nasıl güzel ülkemizde eses taraftarından başka büyük bir taraftar grubu yoksa amigoluk tarihinde de amigo orhan dan büyük amigo yoktur.
  3. ali bulaç-15/06/2002-zaman gazetesi

    ............. futbolun anadolu’ya yayılması medyanın etkili bir aktör olarak araya girmesinden önceye rastlar. 60’lı ve 70’li yıllarda orhan şeref apak’ın çalışmaları hayli etkili olmuştur. bu tarihten sonra bursa ve eskişehir gibi takımlar kuruldu. trabzonspor’un da kuruluşu pek eskilere dayanmaz (1967). futbolun anadolu’ya yayılmasında büyük emeği geçenler –örneğin orhan erpek (amigo orhan)– yıllarca bu işe emek verdikten sonra işin içine “çetelerin, mafya babaları”nın karıştığını, bu spor dalının “magandalaştığı”nı ve giderek stadyumları ve taraftar kitlesini “fanatizmin yönetmeye başladığı”nı görerek geri çekilmişlerdir.
    -bilgi ve istatistikler-
    http://www.eskisehirspor.com/
  4. eskişehirspor ve amigo orhan

    "es, es, es... ki, ki, ki... es-ki, es-ki, es!.." dinamit gibi patladı bu slogan. 10.000 kişilik müthiş bir koro seslendiriyordu bu melodiyi...

    onlar; eskişehirspor'un taraftarlarıydı.

    ve bir orkestra şefleri vardı: amigo orhan.

    "amigo" sözü ilk defa orhan ile tanındı. 10.000 eskişehir taraftarı new york senfoni orkestrası kadar falsosuzdu. çünkü amigo orhan harika bir maestroydu. türkiye'de ilk ve tek. orhan bir beyfendiydi. amigo sözcüğü de gerçek anlamında kullanılıyordu: dost, arkadaş.. yâni: dost orhan'dı... eskişehir taraftarı da dostlar!..

    1968 yılının şubat ayında eskişehir'den 10.000 taraftar yola çıktı. tren ve otobüsle istanbul'a aktılar. şöyle sloganlar atıyorlardı:

    -siyah kırmızı, anadolu yıldızı.

    -istanbul'da paşabahçe, sıra sende fenerbahçe.

    inönü stadını dolduran 10.000 taraftar fenerbahçe'yi yeneceklerine inanmıştı. ya fener, ya eskişehir. kazanan şampiyonluğa gidecekti. iki takımın taraftarı yeri göğü inlettiler. iki efsane teknik direktör fener'de molnar, eskişehir'de abdullah gegiç.

    sonuçta fenerbahçe 3-0 kazandı. 10.000 taraftar tek olay çıkarmadan eskişehir'e döndü. fenerbahçeliler ile aynı şehir hattı vapurlarıyla anadolu yakasına geçtiler. güle oynaya, kardeşçe... bilmem anlatabiliyor muyum?...

    tevfik yener
    sabah
    19.12.1999
  5. başlamasına on beş dakika kadar kısa bir süre kaldığı halde, eskişehir’in atatürk stadı’nda tribünleri hıncahınç dolduran seyirci kalabalığı, büyük bir sessizlik içindeydi. maçı seyre gelen, ilk defa bu stadda bulunan bir yabancı olsaydınız, tribünleri dolduran 20 000 eskişehirli’nin böyle sessiz sedasız duruşuna bakarak, ‘hani? nerede?... eskişehir’deki brezilya’yı hatırlatan tezahürat bu mu? eskişehirsporlular’ın o gök gürültüsünü andıran, bir ağızdan kopar gibi çıkan feryatları? meğer yazılanların, söylenenlerin hepsi balonmuş!’ diye peşin bir hükme varırdınız.
    gerçekten de o ateşli eskişehirspor taraftarları, uslu uslu yerlerine oturmuş, bir yandan stad hoparlöründen yayınlanan şarkıları dinliyor, bir yandan da eğlencelik kabilinden leblebi-çekirdek atıştırıyorlardı. sanki biraz sonra yapılacak karşılaşma, eskişehirspor için hayatî hiç bir önem taşımıyordu... futbol maçı değil, alelâde bir jimnastik gösterisi seyredeceklerdi sanki...
    meğer seyirci alesta bekliyormuş... yine sessizlik içinde geçen bir beş dakikadan sonra, kırmızı kazaklı bir gencin çıkış tünelinden sahaya fırlamasıyle birlikte, o saatlerdir ‘tıs’ çıkarmadan oturan binlerce kişi öylesine korkunç bir gürültüyle ayaklandı ki, sormayın...
    stad bir anda bayram yerine dönmüştü. havaî fişekler atılıyor, sirenler çalınıyor, dev kaynana zırıltılarının kulakları sağır eden gürültüsü arasında, 20 000 kişi hep bir ağızdan, ‘or-han!, or-han!’ diye tempo tutuyordu.
    kırmızı kazaklı genç, saha içinde bir tur atıp, tribünleri selâmladıktan sonra, tam santra yuvarlağına gelip durdu. ve... onun bir el kaldırmasıyla birlikte, o korkunç gürültü bıçak gibi kesildi. şimdi dünyanın en büyük korosu, maestro ‘amigo’ orhan yönetiminde gösterisine başlıyordu...
    orhan, kollarını önce iki yana açıp, bütün tribünlere şöyle bir baktıktan sonra, yavaş yavaş dizlerini kırıp, çömelmeye başladı. kollarını göğsünün üzerinde kavuşturdu. ellerini yumruk yaptı. sol dizi tam yere değmek üzereyken, birden kollarını açarak havaya fırladı. ve onun bu fırlayışı ile birlikte, stadı dolduran 20 000 kişi gırtlaklarını yırtarcasına ‘heyyy allah!’ diye haykırdı. aynı hareketi birkaç defa üst üste tekrarladı. her seferinde ‘amigo’ orhan ayağa fırlarken, eskişehirsporlu taraftarların ‘heyy allah!’ diye haykırışları âdeta yeri göğü inletiyordu.
    sonra birden hareket değişti. orhan’ın sağ elini, sert hareketlerle sağa sola sallamasıyla, korosu da tempoyu değiştirdi. şimdi bütün stad ‘es-es-es! ki-ki-ki! eski, eski, es!’ avazeleriyle çın çın ötüyordu. orhan yeni bir el hareketi daha yaptı ve bu defa seyirciler, ‘hop-hop-hop! güm-güm-güm! kırmızı şimşek, hey-hey-hey!’ diye haykırmaya başladılar. tam bu sırada kırmızı-siyah formalı eskişehirspor on biri, şimşek gibi sahaya fırladı...
    eskişehir’in atatürk stadı’nda eskişehirspor’un oynadığı her maçtan önce, bu program uygulanır. maçın başlamasına on dakika kalıncaya kadar sessiz sedasız oturan halk, ‘amigo’ orhan’ın sahada görünmesiyle, birden hareketlenir. onun kol ve vücut hareketlerine uyarak, belirli sözleri, hep bir ağızdan haykırmaya başlar. ve tam, ‘kırmızı şimşek hey-hey-hey!’ diye bağırılırken, çıkış tünelinde bekleyen eskişehirspor sahaya fırlar...
    yalnız eskişehir’de değil, kırmızı-siyahlı takımın her gittiği şehre göç eden taraftarlar, ‘amigo’ orhan’ın idaresinde bu değişmeyen programı uygularlar...
    binlerce insanı kol ve vücut hareketleri ile idare eden ‘amigo’ orhan’ın ünü, artık türkiye sınırları dışına taşmıştır. fenerbahçe’nin manchester city ile oynadığı maçta onu seyreden ingilizler, binlerce insana istediğini yaptıracak güçte olan orhan için, ‘müthiş insan! büyük maestro!’ tabirini kullanmışlardır. eskişehirspor’un kuruluşuyla birlikte adını duyurmaya başlayan ‘amigo’ orhan’ı ‘7’den 70’e kadar bütün türkiye tanıyor’ demek, mübalağa sayılmamalıdır. futbolla ilgisi olsun olmasın, herkes, bu gencin yarattığı mucize üzerinde konuşmaktadırlar. birçok kimse, yalnız onu ve onun yönettiği koroyu seyretmek için eskişehirspor maçına gitmeyi itiyat haline getirmiştir. ve, orhan, türkiye’deki bütün kulüp taraftarlarına önderlik ederek bir ‘amigo çağı’ yaratmaya muvaffak olmuştur. öyle ki, mahalle aralarında oynanan futbol maçlarında dahi bir ‘amigo’ kullanmak âdet olmuştur.
    stadyumlarda binlerce kişiyi bir tek hareketle ayağa kaldıran, onları idare ederken kendinden geçen amigo orhan, özel hayatında gayet sessiz ve sakin bir genç. gösterişten hoşlanmıyor. hareketlerinde ve konuşmalarında göze çarpan bir mahcubiyet var. ama futbolla ilgili bir tartışma açıldı mı, herşeyi bırakıp, makineli tüfek gibi saatlerce konuşur. türk futbolu, futbolcular ve eskişehirspor için ilgi çekici tahliller yapıyor, tenkitlerde bulunuyor. amigo orhan’ı, eskişehirde bir cumartesi günü ziyaret ettik. porsuk’un kollarından birinin kıyısında, tamamen kırmızı-siyah renklerle bezenmiş şirin bir kahvesi var. kendisi yokmuş. ‘biraz bekleyin. kulübe gitmiştir. şimdi gelir.’ dediler. hakikaten çok geçmeden kapıda çok şık bir araba durdu ve içinden orhan indi. direksiyonda ise, eskişehirspor’un as futbolcusu nuri oturuyordu. onun girişiyle kahve birden hareketlendi. herkes futbolcuların durumunu soruyordu. orhan kendisine soru yöneltenlerin hepsine ayrı ayrı cevap verdikten sonra yanımıza gelip oturdu ve ‘hoşgeldin’ kahvesi içilince, söze başladı:
    “her sabah evden çıkınca, ayaklarım beni zorla kulübe götürüyor. biraz futbolcu arkadaşlarımla oturup konuştuktan sonra buraya geliyorum ve diğer amigolara haber getiriyorum 1965’ten beri adet oldu bu...”
    sırası gelmişken ilave edelim eskişehir’de ‘amigo’ orhan’ın başkanlık ettiği 25 kişilik bir ‘amigolar grubu’ var. her maçta bunlar stadın muhtelif yerlerinde oturuyor ve taraftarlarla orhan arasındaki bağlantıyı kuruyorlar. belirli işaretleri ve parolaları var. tezahürat ona göre başlıyor.
    amigo orhan konuşmasına şöyle devam etti:
    “biliyorsunuz, eskişehirspor 1965 yılında kurulmuştu. o yıla kadar şehirlerini temsil edecek bir takımın özlemini çeken eskişehirliler, 2. türkiye ligi’nde yer alan eskişehirspor’un maçlarına büyük önem vermeye başladılar. takımın arkasından şehirden şehire göç ediyorduk. ancak ahenkli bir şekilde tezahürat yapamıyor ve futbolculara gereken morali veremiyorduk. bir maç dönüşü arkadaşlarla oturup bir toplantı yaptık. aramızdan birinin taraftarlara önderlik yapması kararlaştırıldı. ben bu işe gönülllü talip oldum. o günden beri de zannediyorum işimi başarıyla yürütüyorum. bugün herkes bizim tezahüratımızın takım üzerinde çok tesiri olduğu fikrini kesinlikle kabul etmekte ve söylemektedir.”
    orhan, 1938 yılında eskişehir’in oklubal köyü’nde dünyaya gelmiş. daha bir günlük bir bebekken annesini kaybetmiş. iki ay kadar kendisine komşular bakmış. daha sonra eskişehir’deki teyzesinin yanına getirmişler. ‘o günden itibaren şehirli, hem de eskişehirli’yim’ dedi. kendinden başka 7 kardeşi daha var. sahaya çıkışına ilk defa kardeşleri ve eşi didar karşı gelmiş. orhan:
    “onlar bu işin bir çeşit serserilik olduğunu sanıyorlardı. ama bugün bütün türkiye, bizim yaptığımız tezahüratı gıpta ile seyretmektedir. biz, türkiye liglerine ayrı bir renk ve hava getirdik. anadolu futbolunu tanıttık, duyurduk. bizim önderliğimiz sayesinde anadolu şehirleri arasında rekabet başladı. bütün bunlar türk futbolu için bir kazançtır.”
    amigo orhan, eskişehir’in en sevilen ve sayılan simalarından biri. nereye giderse gitsin, hürmet görüyor. büyük, küçük, herkes tarafından selâmlanıyor. futbolcuların her şeyi, ondan soruluyor. istanbul’a, ankara’ya, izmir’e deplasman için gidecekler, ona başvuruyorlar. eskişehirliler her yerde, ‘bizim amigo orhan’ımız var’ diye övünüyorlar. o da bunlara seviniyor. ‘adımın her tarafta duyulmasından gururlanıyorum. inanın günde en az 3-4 bin kişiye selâm veriyorum. elini sıkıyorum. her yerde çay, kahve ısmarlıyorlar. reddedemiyorum da. ama bu durum en çok bazı şirletlerin işine yaradı. şimdi hepsi şöhretimden istifade için bana, eskişehir bayiimiz ol diye teklifler yağdırıyorlar. bunlardan ancak birkaçını kabul edebildim. ve inanır mısınız, bayiliğini yaptığım her şey, eskişehir’de en çok tüketilen madde oluyor’ dedi.
    orhan bu sayede bir anda zenginliğe doğru adım atmış.
    amigo orhan veya asıl adıyla orhan erpek, 4 yıllık evli. 2,5 yaşında bir kızı var. eşi didar ile konuştum. orhan’ın yeteri derecede eviyle ve çocuğuyla meşgul olamamasından şikayetçi.
    - eskişehirspor kurulduğundan bu yana orhan’ı pek nadir evde görebiliyorum, dedi. kamp diyor, gidiyor. antreman diyor, gidiyor. maç diyor, istanbul, ankara, izmir durmadan dolaşıyor. şimdi yine iyi, günübirlik gidip gelinebilen yerler var. takım 2. ligdeyken anadolu’nun nerelerine gitmedi? eskişehir’deki bütün aileler benim gibi, kocalarının bu halinden şikayetçi ama yine de memnunum. eşimin şöhreti bana da tesir ediyor. her yerde saygı görüyorum. bütün eskişehirli kadınlar orhan’ın eskişehirspor ve eskişehir için çalıştığını biliyor ve takdir ediyorlar...
    amigo orhan sevgisi eskişehir’lilerin içine o derece işlemiş ki eğer adaylığını koysa hangi partiden girerse girsin herkes oyunu gözü kapalı ona atacak zaten bütün partiler adaylık için teklif yapmışlar. ama o biraz da şaka yolla ‘ben bağımsız olarak adaylığımı koyacağım’ dedi. orhan erpek’e film teklifi de yapılmış şartlarda anlaşmışlar yaz aylarında film de çevrilecek.
    hayatında hiç futbol oynamamsına rağmen futbolun en önde gelen isimlerinden biri haline gelen amigo orhan için varsa yoksa eskişehirspor. ‘es-es’leri lig şampiyonu olarak gördüğümüz zaman bütün emeklerimizin semeresini alacağız. işte o zaman avrupa sahaları da es-es sesleriyle çınlayacak’ diyor.

    eskişehirspor efsanesi’nin ardındaki adam: amigo orhan”, cengiz yarba, hayat dergisi, mayıs 1969, sayı: 19
  6. "...bir zamanlar adı esen siyaset rüzgarına göre bir inönü stadı, bir mithat paşa stadı olan futbol stadından maç seyrederdim.
    çimi kel de olsa ülkemizin tek doğru dürüst stadıydı. seyirci, o zamanlarda tezahürat yapıp yeri göğü inletiyordu.

    ‘‘bir baba hindi, heey allah!.. gassaray'a bindi, heey allah!..’’ (binilen takım fener ve beşiktaş da olurdu.). ya da yanlış karar veren hakem en çok eşcinsellikle suçlanırdı.

    ama o yıllarda bir futbolcunun eşine, hakemin anasına ya da bir spor yazarının sülalesine binlerce kişinin toplu olarak tecavüz talebinde bulunacak kadar terbiyesizleşeceği kimsenin aklına gelmezdi.

    seyirciler, maça döner bıçakları ya da odunlarla değil köfte-ekmek ve çekirdek alarak geliyorlardı.

    ne oldu da böyle oldu? ne oldu da türk insanı kendi kardeşine ana avrat küfreder oldu? ne oldu da gencecik çocuklar hiç tanımadıkları bir delikanlıyı düşman ilan edip linç eder oldu?

    amigoluk kurumu

    herhalde bu rezilliğin sosyal, psikolojik hatta ekonomik nedenleri çoktur. ama ben 50 yılı bulmuş gazeteciliğimin deneyimi ve içgüdüsüyle bu terörün ilk sırasına ‘amigoluk kurumunu’ koyuyorum.

    kurum sözüne gülmeyin. çünkü futbol amigoluğu, futbol ağaları sayesinde kurumlaştı. yani arazi mafyası, çek-senet mafyası gibi artık o da bir kurum. herkes maçlardaki küfürlerden yakınıyor. ama nedenlerini anlatmakta biraz yan çiziyor.

    ben de yarım yüzyıl içinde zaman zaman beraber çalıştığım spor gazeteciliğinin bazı duayenlerine ‘‘kimdir bu amigolar, kimdir bu çeteler, kimdir bu bir sülük gibi futbol topuna dişini geçirip futbolu savaşa çevirenler? diye sordum. ilk cevap kadim dostum hıncal uluç'tan geldi.

    önce ekmekler bozuldu, sonra amigolar!

    aslında amigoluk futbolumuza renk getirmişti ve maçlarımızı şenledirmişti. benim bildiğim ilk amigo eskişehirsporlu orhan'dı. tribünleri bir orkestra şefi gibi el kol hareketleri ile yönetirdi. sağ kolunu kaldırır, tribün sloganla cevap verirdi. sanki ders çalışmışlar gibi sol elini sallar, seyirci başka bir slogan atardı. ama hiçbirinde küfür yoktu.

    orhan bu işaretlerle stadlarda efsane oldu. (sonunda iyi bir işadamı olduğunu da duydum.)

    amigoluk, 1980'li yıllarda istanbul'a da yayıldı. ardından amigo rolünü üstlenmiş cahil kenar mahalle delikanlıları, güçlerini göstermek için karşı takımı ‘düşman' ilan edip tribünleri onlara ana-avrat sövdürmeye başladılar. anlaşılan tribünler küfüre teşneymiş ki, bu günlere geldik.

    maaşli amigolar!

    sonra kulüp ağalarının yani idarecilerin bu amigoları maaşa bağlayıp kullanma dönemi başladı. ‘‘ali şen başkan, fenerbahçe şampiyoonn’’ diye inleyen fener tribünlerini hala hatırlarsınız sanırım.

    artık karşı takıma, başkanına, kendi takımı içindeki rakip yöneticiye, gazetelere hatta gazetecilere bile binlerce ağızdan sövüp sövdürmek maçta taç atmak kadar olağan bir iş haline gelmişti.

    tabii, başları kel olmadığı için diğer kulüpler de üçer beşer amigo edinip, beslemeye başladılar. böylece, amigoluk kurumlaştı ve çeteleşti.

    amigoların maaşları genel olarak nakit değil bilet olarak ödenir. onlar da bu yüzlerce bileti karaborsada satıp parasını paylaşırlar.

    amigo dayanişmasi

    size masal gibi gelecek ama her cümlesi doğru bir amigo öyküsü anlatayım;

    o yıllarda galatasaray'ın kız voleybol takımı küme düşmek üzere ve maç da kadıköy burhan felek salonu'nda... zamanın galatasaray başkanı futbol amigolarını çağırıp, ‘‘gidin bizim kızlara tezahürat yapın, yüreklendirin. kızlar yenilirse gözüme sakın görünmeyin!..’’ der. amigo ve çetesi kadıköy'e doğru hamle eder. ama trafiği tıkanmış boğaz köprüsü'nden geçmek ne mümkün!.. vapura koştururlar ama maça yetişmeleri olanaksız.

    bunun üzerine galatasaray'ın amigosu karşı sahildeki fenerbahçe'nin amigosuna telefon eder. kendileri adına galatasaraylı kızların maçına gidip tezahürat yapmalarını ister. pazarlıkta anlaşırlar. fenerli amigo ve adamları voleybol maçına yetişip, ‘‘gassaray... gassaray... cimbombom’’ diye bir avaza tezahürat yaparlar.

    beşiktaş'ın amigosu geçinen ve masraf edip kendine garip bir elbise diktiren orhan, başarısız bir milli maçtan sonra koca göbeğiyle mustafa denizli'nin üstüne zıplayıp milli takım yöneticimize kafa atmıştı. bu rezilliği televizyonda izlemiştik. herkes bunun milliyetçi duygularla yapılan bir taşkınlık olduğunu sandı. oysa, bu olay bir televizyon kanalının tezgahladığı bir mizansendi. orhan, o kafayı atmak için o televizyon kanalından para almıştı. yani amigoluğun aslında tuttuğu tek takım mangır-spor'dur.

    oğuz aral
    bunca küfürü kim icat etti
    hürriyet gazetesi
    04.10.2001
  7. es es es ki ki ki kırmızı şimşek hey hey hey
    ..bir de eskişehirspor vardı ki... “şimdi de var” diyeceksiniz. ama öylesi değil. o eskişehirspor’u sevenler bilir. yaşayanlar anlatır ancak.

    “es es es ki ki kırmızı şimşek hey hey hey” diye bir başladı mıydı tribünler... o ses, eskişehir’den tüm türkiye’ye yayılırdı “anadolu’nun sesi” olarak. anadolu futbolunun ilk parlayan güneşiydi eskişehirspor. aziz bolel, aydın begiter ve daha nice büyük dostları eskişehirspor sayesinde tanıdık. öyle güçlüydü ki eskişehirspor, bir ara türk futbolunun kalbi eskişehir’de atar olmuştu. fethi’siyle, nihat’ıyla bir ver-kaça girdiler miydi... sonu goldü... daha sonraki yıllarda ender de katılınca, zafer çağrısı tamamlanmıştı. “fethi nihat ender... filelere gönder...”

    fethi’si, nihat’ı, kamuran’ı, ismail’i efendi futbolculardı. kültürlü, kafalı, terbiyeli insanlar takımıydı eskişehirspor. liglere renk getiren takımdı. bir amigo orhan’ı vardı ki...

    beyefendi amigo” tipinin en büyük sembolüydü... gerçek bir orkestra şefi gibiydi. çıkardı sahanın ortasına. bale yaparcasına zarif hareketlerle staddaki binlerce insanı coştururdu. kucağında bebesiyle maça gelirdi eskişehirli anneler. ak saçlı nineler, ak sakallı dedeler görülürdü tribünler... ve amigo orhan küfür ettirmezdi, sövdürmezdi. tatlı tatlı takımını coşturmanın sırrına erişmişti çünkü. o eskişehirspor bir dönemdi türk futbolunda. futbolcusuyla, futboluyla, taraftarıyla, amigosuyla, yöneticisiyle, coşkusuyla ve rengiyle.

    gool diye diye

    halit kıvanç

amigo orhan hakkında bilgi verin