şükela:  tümü | bugün
  • ampirizm'in tabiatı gereği her türlü bilgi türünü teker teker incelemeye çalışan kapsamlı ve geniş bir yapıttır.

    ampirizmle rasyonalizm arasındaki farkı kabaca anlamak için descartes'ın les meditations metaphysiques kitabıyla birlikte okunması öğütlenir. zira descartes tümdengelim * yöntemini kullandığı için tek bilgiden ontolojiyi de içine alan koskoca bir bilgi felsefesi inşa ederken, locke doğuştan bilgileri inkar ettiği için tüm bilgileri ediniliş biçimlerini de göz önünde bulundurarak inceler. ** eserlerin sayfa sayısı arasındaki fark dahi, iki felsefenin konuyla ilgili yaklaşımının zorunlu bir sonucudur.

    locke, bu kitabıyla "bilim" dediğimiz bilgi türünün gelişmesine neden olan "fayda" kavramını ön plana çıkarmış; insanın bilme üzerine akıl yürütmesinin, en başta "neyin bilinebileceğini" göstereceğine dikkat çekmiştir. "insan, kapasitesi ölçüsünde bilmeye yeltenmeli ve bu ölçüde gelişmelidir." diyerek bilgiye, insanın doğasından kaynaklanan bir sınır getirmiştir.
  • john locke'un eseridir, 4 kısım ve 400küsur sayfadan oluşur
  • john locke'un eseridir. sayfa sayısı baskıya* göre değişir.
  • john locke'un eseridir, peçeteye yazılmıştır.
  • "in this essay, i will try to analyze locke, nay john locke i may say, for whom human behavior and thought is perfectly linearly separable. by this linear separability, i mean: first, john, you are wrong; that is, you couldn't understand me. second, you are really wrong; that is, you are the root of that thing-in-itself business. since it is..."

    - human understanding, an essay concerning john locke (2011)
  • locke'un uslubu hem yavan olmayan bir yalinlik, hem de hakki verilmeden okunan her cumle icin yeniden odaklanma istegi uyandiran bir temizlik ihtiva ediyor. ornekleri ikna edici, analojileri yerinde, neticede iyi dusunur oralardan. benim de adim ridvan. merhaba. yani diyorum ki, disipline gonderir gibi "bana boyle seylerle gelenleri direkt tecrubelerine gonderiyorum." diye 'algilara gonderen' adami sevmeyeyim de kimi seveyim? konuyu inceleyisindeki sakinlige, "vay be haci abi." demeyeyim de neye diyeyim? bir kez daha baktim reader'a ve treatise'e "david agabey'in caps lock acik kalmis lol." diye dustugum seviyesiz gibi ama sevmeli notlarin benzerlerini kah "rofl. disipline gonderir gibi algilara gonderiyor adam." ile, kah sadece bir ":)" ile (manali) locke'un essay'inin civarina da ilistirdigimi gorunce, icimi tarifi zor bir hissiyat kapladi. anna karenina, yuzunde o cogu guzel kadinda gorulen hinzir gulumsemeyle bana bakti. bakmadi mi? (felsefe soru sormaktir. degil midir?)

    hume dedim ya, ilginctir, locke-hume-kant cizgisinde uslubun 'karmasikligi' enteresan bir sekilde soldan saga, yani zamanla, artiyor. hatta rivayet odur ki kant zihnindekileri en acik haliyle kagida dokme yetenegine sahipken (prolegomena), yazdiklarina dair olusmasi muhtemel atip tutma kalabaligina set cekmek icin, kasitli olarak cetrefilli bir dili tercih etmistir kritiklerinde.

    back to locke. malumunuzdur, beserbey locke deneyciligiyle unludur. dahasi, onun adiyla anilmasi farz tabirlerimizden biri imajica'ya bile sizmis meshur tabula rasa'dir. iste locke'un tabula rasa naber nasa muhabbetini cevirdikce cevirdigi bir kitaptir aslinda essay (the essay). john agabey der ki, oyle dogustan bilgiyle fikirle gelmiyoruz bu dunyaya. hakikatleri kafamizin icinden cikarmiyoruz, aksine duyu organlarimiz vasitasiyla nesnelere dair ogrendiklerimizi, gordugumuz ornekleri, bilginin insasinda kullaniyoruz. tabii verdigi misaller akillica, cocuklarin ogrenme sureclerinden bahsediyor vesair. ben simdi bu misal silsilesini didik didik etmek yerine, kafama takilan bazi noktalari kurcalayayim, ki kitap basina dusen kurcalama ihtiyacimi gidermis olayim.

    gariptir, locke insanin bazi "egilimlerinin" dogustan olabilecegine dair bir itiraf yapar ama bunu sadece laf arasinda dile getirir, ve muhtemelen 'ihmal edilebilir' buldugu icin herhangi bir misal vermez. rasyonalist dusunceye yonelik ataklarini daha cok 'ozdeslik ilkesi' uzerinden gelistirdigi icin, topu oradan alip sonra bu "egilim" mevzuuna geri doneyim. oncelikle soylemeliyim ki locke'un "bir sey neyse, odur." ile ilgili olarak insa ettigi argumanlar, bende, tekil fikirlerin degil, fikir sablonlarinin, turlerinin dogustan olabilecegine dair bir itiraz uyandirdi (oop terminolojisinde: 'concrete class' degil 'abstract class'). john agabey'e gore, bir cocuk, annesinin ablasiyla bir olmadigini, algiladigi iki sahsi ihtiva eden tecrubelerden sonra ogrenir. yani, "x=x"in, acikcasi "x=x"in bilincte belirisinin, mezkur tecrubeden once (ve hatta sonra) herhangi bir islevi yoktur.

    calim guzel ifade guzel, ayni zamanda hava da guzel zemin de guzel. o halde, akilcilarla deneyciler arasindaki musabakaya adeta tribunlerden firlayan bir taraftar ("milli takimi tutuyom ben abi.") gibi, ben de dahil olabilirim. oldum: birincisi, yinelemem gerekirse, tekil fikirlerin degil, fikir sablonlarinin, yani "anne, anneye esittir."in degil "x=x"in onceden-hesaplanmis (pre-computed) bir kabulun (izin, semanin, yolun) zihinde bulundugunu iddia edebilirim. tabii, aslinda bunu soylemekle, locke'un temel temasina, rotasina darbe vurmus olmuyorum, ve fakat, bir yandan da onun tabiri caizse 'kati' fikir tanimi uzerine soru isareti savuruyorum (scroll's read: town portal ready). o zamanlar "bilincalti" veya "bilincdisi" gibi "bilincin arkasinda berisinde" duran alanlara dair mulahazalar yok tabii. hos, benim de bu alanlarla icli disli mulahazalardan hareketle cumleler kurasim yok. neyse, bulaniklastirmadan, kendi itirazimi temellendirmeye calisayim:

    oyle arkada sinsi gibi duran arzulardan, durtulerden falan bahsetmicem. aklimdaki kabaca su: bir 'fikir' bilincte belirdigi an itibariyle, yani mesela tecrubeyle (algilananin zihinde temsil edilmesiyle) eszamanli olarak, tamamen mezkur uyaranin, nesnenin yarattigi dalgalanma neticesinde hasil olmaz: acikcasi, daha dogrusu, 'fikir' dedigimiz eger bu dalgalanma ise, onun karakteri (hume'un 'yayli' benzetmesini hatirlayalim (bkz: a treatise of human nature)), sonucu ve sebep network'u gelisiguzel kurallarla degil, birtakim sablonlarla vuku bulur. soyle bir itiraz gelebilir (ki gelsin, yerinde olur):
    "iyi de, sen fikrin dogustanligi hakkinda bir sey soylemiyorsun. sadece, zihnin isleyisinin dogustan gelen bazi karakteristiklere tabi olabilecegini dile getiriyorsun." dogru, dile getirdigim, anlatmak istedigim zaten bu: o net-belirisin, zihinsel cismanilesmenin, dalgalanmanin, yani fikrin, gelisiguzel meydana gelmedigini, dahasi zihnin icindeki konumunun, konumlanisinin 'genetik' ve 'evrim' kabilinden mekanizmalarla alakali bir tevarus etme dizgesinden munezzeh olamayacagini iddia ediyorum. tafsilat:

    eger gordugum nesnenin bir insan yuzu olup olmadigini asirlar boyunca bu is icin optimize edilmis moduller sayesinde saniyesinde anlayabiliyorsam, rahatlikla soyleyebilirim ki, aklimda bu siniflandirma icin ozellesmis duzenekler vardir. yani, ozdesligi bir kenara koyuyorum, ruzgarla titreyen tulde gece isik ve golge desenlerinin hareketiyle insan yuzune benzeyen bir doku gorursem eger uykuyla uyaniklik arasindayken, ve bunun akabinde bana "aa, insan yuzune benzedi." kabilinden bir dusunce eslik ederse: 1. bu 'dusunce' degil, onu ureten karar fonksiyonu dogustan gelir. 2. karar fonksiyonu, zihnin isbu dusunceyi ihtiva eden halinin genel orgutlenmesinin, ait oldugum turun gecmisinde defalarca tekrar edilmesiyle insa edilir. 3. karar fonksiyonu, dusuncenin belirisinden, cismanilesmesinden daha onemlidir. dolayisiyla, onun dogustanligi, dogustan olabilirligi, hafizayla (bilhassa da 'turun hafizasiyla') iliskisi, zihnin simdideki dalgalanma halinin 'yazili' ('imprinted') olmasina kiyasla daha muhimdir.

    itiraz: "iyi de, iste, locke'un zaten bu kabil misalleri atlamasi, onlari 'ihmal edilebilir' gormesi dogru degil mi? acikcasi o, fikir derken, gundelik dusunceyi degil, 'felsefi' fikri kastediyor. yani, ozdeslik soyutlamasi ile, 'yuz mu degil mi? bence degil.' tarzi neredeyse icgudusel bir dusunce ayni kefeye koymak dogru olur mu?" guzel itiraz, genco. ben de tam oradan hamle yapmayi dusunuyordum, denk geldi. locke, eger bu itirazi gorseydi, yani 'fikir' ile kastettiginin neligini ve tanimini kurcaladigimizi gorseydi sevinirdi. zira essay'in hatri sayilir bir kisminda, cogu tartismanin ve anlasmazligin konseptlerin tanimlariyla ilgili belirsizliklerden kaynaklandigini vurgular. itirazi azcik kurcalayayim, sonra bundan yine bahsedicem.

    eger locke 'fikir' kelimesini kullanirken gundelik-felsefi tarzi bir ayrim onkabuluyle hareket etseydi, su uslamlamaya yonelmezdi: "sayet bir fikir dogustan olsaydi, onun turevleri de dogustan olurdu. misal, eger ozdeslik ilkesi akilda dogustan yazili olsaydi, onun tum ornekleri de (instance'lari da) dogustan olurdu. bu orneklerin sayisi sonsuz olduguna gore, onlari ihtiva eden de, yani zihin de sonsuz olmali. ve fakat biliyoruz ki insan zihni sonlu. o halde, bu fikirlerin aklimizda dogustan itibaren bulunmasi imkansiz." burada, locke'un ornekle (instance'la) kastettigi, "x=x"in tekil nesnelere uygulanisi. yani "masa masadir,", "kalem kalemdir." gibi (bu arada uslamlamayi aklimda kaldigi kadariyla kendi kelimelerimle ("with your own words") kurdum, yani locke kitapta aynen bu kelimelerle yazmiyor, ne bileyim instance filan demiyor, uyarayim). atagimi iki kanattan gelistiriyorum:

    i) basta soyledigim gibi, tekillerin degil, sablonlarin incelenmesini oneriyorum. bir de, ozdeslik yerine mesela 'nedensellik' daha koklu ve bu tahkike uygun bir 'fikir', daha dogrusu 'fikir-rota' gibi duruyor. oradan devam edeyim: "suyu isitirsan kaynar." fikrinin 'dogustan' geldigini iddia etmek absurd olur. lakin art arda gelen olaylara dair kurdugum muktezaligi (nedensellik) kullanma egilimim 'dogustan' gelir. cunku bu "egilim', hem ait oldugum turun hayatta kalmasina katkida bulunmus, hem de ona kumulatif akil yurutme imkanini saglamistir. sadece ait oldugum tur icin degil, envai cesit canli icin de gecerlidir bu: hatta, nedenselligin kokeninin 'akil' benzeri 'ustun' bir melekede degil 'aliskanliklarda' oldugunu vurgulayan kritiklerin muhim dayanak noktalarindan biri budur. locke'un elestirisine ise suradan destek veriyorum: bazi sablonlarin 'dogustan' gelebilecegini teslim etsem de, tum 'kilit' fikirlerin yaratici (veya tabiat, fark etmez) tarafindan insan zihnine 'onceden' kodlandigi iddiasina skeptik yaklasiyorum.

    ii) dusunce-davranis ikiligi. sayet bazi davranislarin (aka egilimlerin) dogustan geldigini kabulleniyorsak, dusunce-davranis ayriminin her zaman o kadar net olmadigini goz onunde bulundurarak bazi dusunce sablonlarinin da onceden kodlanmis olma ihtimaline yer acabiliriz. nasil? soyle: nedensellik orneginden devam edeyim: "hizli ve kati bir nesne, hareket halindeyken vucudumla temas ederse, bende aci yaratir."i ele aliyorum. bu, esasinda bildigimiz anlamda bir 'fikir' degildir, cunku zimni bir ilke olarak yer alir zihinde. acikcasi o bir on-fikirdir, yari veya daha dogrusu eksik bir zihin cismidir. sividir, sadece tefekkkur halindeki bilincin dalgalanmasinda acikca belirir, katilasir ve kelimeye dokulur. genel bir sablonun ozel bir misalidir. bir nesne hizlica yanimdan gecerse irkilirim. irkilmemle neticelenen noral paternin duzenegi, adina ister fikir, ister on-fikir, isterse de icgudu diyelim, 'onceden-hesaplanmis' bir sablon halinde turun hafizasina kayitlidir. o halde, soruyu locke kontekstinde yeniden formule ediyorum: idrak'e ait fikirler, mesela felsefede ve dinde bahsi bol gecen mulahazalar ne kadar 'dogustandir'?
  • buradan devam etsem daha cok konusurum, o yuzden kitaba geri donuyorum. locke'u okumamin bir sebebi de aslinda kant'in prolegomena'sinin ilham kaynaginin izini surdugumde (so stalk we all), hume'e ve locke'a rastlamamdi ve essay'i okuyunca locke'un neden onemli oldugunu anladim: kendinde-sey konseptinin ilk derin tahkiki (afaik) burada cunku. kitap hem nesnelerin 'kendilerinde' nasil olduklariyla ilgili bilgimizin sinirli olmasi, hem de hur irade meselesi uzerine temiz irdelemeler ihtiva ediyor. sasirarak ve hatta sevinerek anladim ki locke'un konumlanisi bagdasircilik (bkz: compatibilism) civarinda. yani determinizmle iradeyi uyumsuz gormuyor, bilakis seceneklerin secilme ihtimallerinin esit olmasini ('indifference') iradeye zit diye tanimliyor. 'hur irade' yerine sadece 'irade' dememin sebebi ise 'sifatlarin uygulanabilirligi' diye genelledigim bir tespit rotasinin ornegini konu hakkinda vermis olmasi: diyor ki iradenin 'hurlugunden' bahsetmek "anlayis anlar." demek kadar mantiklidir ancak, yani iradeniin 'hurlugunu' tartismak her seyden once 'hur'-'hur degil' sifat ikilisinin iradeye atfedilebilir oldugu onkabuluyle hareket etmektir. daha onceden ontolojik ispat'in bir turevinde insan zihninin 'sonlulugundan' bahsedilmesine denk geldigim ve bu sifatlandirmanin bulanik oldugunu dusundugum icin locke'un vurgusunu 'sifatlarin atfedilebilirligi' diye genelliyorum. hos, 'gomulu fikirler' hususunda yazarken john agabey'in de benzer bir 'sonlu zihin' tahayyulunu kullandigini soylemistim ama konu o degil haci abiler. gectik orayi. simdi zihnin neye gore nasil sonlu veya sonsuz olabilecegini kurcalarsam fuzuli olur. en iyisi ben locke'un tanimlara dair hassasiyetinden devam edeyim.
    (ilave: boyle yapayim edeyim diye yazarken bazen defterin bilgisayarin basinda gercek kesit karakterlerine donusmekten korkuyorum. hafazanallah. i y i s i m i k o r k m a y a y i m b a a r i)

    yazarin kitap boyunca en cok yakindigi konulardan biri tanimlarin muglakligi olsa gerek. tanimlarin muglakligindan ziyade aslinda tartismalarin bir cesit anlasma, mutabik olma hali dahilinde ilerlemediginden, tanimlara dair iyi niyet temelli bir yaklasim ve iletisimin noksanligindan bahsediyor. bunu surekli dile getirmesinden basta yakinsam da, sonra internette olsun reelde olsun gordugum 'munakasalari' hatirlayinca "az bile demis ya." diye hak verdim. ki zaten 'teati' olmadigi surece tartismak ne kadar makul, ne kadar faydali bilmiyorum. bir de, tanimlar demisken, not dusmeden gecmeyeyim: locke kelimelerin referanslarina dair kaygisini anlatirken tetkikimizin semasi hakkinda ipuclari bile verir ve der ki: gerekirse oturalim dogal tarihi inceleyelim, analiz edelim ve eldeki konsept nereye oturuyor, nasil anlamlandiriliyor dusunelim. locke'un gelenegine, usulune uzak gozuken bir sima olsa da nietzsche'nin bu 'kazi' teknigini temel metod haline getirip soykutuk cikarmasi sasirticidir, ki sonra ogrencisi fuko isi daha ileri goturur ve olaylar gelisir.

    bir karsilastirma da skeptik haci david hume ile ilgili olsun. hume treatise'inde insan duygulanislarinin alaka dinamiklerini ince ince kat ederken, yani sadece 'idrak' ('understanding') ile sinirli kalmayip kibirden arzuya, merhametten neseye varan analizler sunarken, locke'un essay'i tabiri caizse daha konsantredir. tabii, konsantre demisken, basli basina bolumler halinde incelemese de, locke da ihtiraslar hakkinda konusur, aci ve hazdan bahseder. aklimda yer eden tespitlerinden biri mesela, 'olumsuz' ihtiraslarin (misal korku) 'olumlulara' (misal nese) gore daha 'surekli' olusuyla (too much ol) ilgili. locke bunu da yine yan-urun gibi doker aslinda kagida, yani uzerinde cok durmaz. o zaman ben yine zoom'umu yapayim: 'negatifler' digerlerine gore neden daha uzun omurlu olur? veya gercekten boyle midir yoksa bize mi boyle gelir? ihtirasin yasanis omrumden ziyade hissedilme siddeti olumluluga gore degisir aslinda. memnuniyet, aci veren uyaranlarin uzakligi ve noksanligiyla birebir alakali oldugu icin, dahasi ruhta rahatsizlik yaratanin uzaklastigi (uzaklastirildigi) veya uzaklastiginin (uzaklastirildiginin) fark edildigi anda duyumsanan gradyan-his ile tecrube edildigi icin, surekli hissedilmez. safi islevsel, sirf hayat-olum seviyesinde asagidan baktigimda sunu goruyorum:

    korku, en temelde, neslin devamini tehdit eden bir tehlikenin varligina ve bu tehlikenin uzaklastirimasi gerekliligine isaret ettigi icin, turun hafizasina, reflekslerine siddetli bir sekilde kodlanmistir. buna karsin, mesela nese, neslin devami icin 'ikincil' bir konuma sahip oldugundan, yani olmasa-da-olur bir konuma yerlestiginden herhangi bir 'alarmi' imlemez: onun korkuya gore 'daha hafif' hissedilmesinin sebebi budur. zoom'u kapatip favori konseptime geciyorum: association.

    // burada deftere "meeh, lucky strike." diye not dusmusum. demek ki icmeyecez. siz de icmeyin. iyi degil la.

    kisim: of the association of ideas. locke maddeler halinde zihinsel association orneklerini siraliyor (bu arada association icin tatmin edici bir ceviri bulamadim, 'ozdeslik' desen degil, 'sartlanma' desen eh, bilemedim yani). birinden bahsedeyim: ogrencinin biri, derste fazlasiyla bunalirken, kitabinin uzerine bazi sekiller ciziyor. gozlerini devirdigi, bakislarini diktigi kitap sayfasini, sikintisini gidermek icin yarattigi eglencede kullaniyor. tabii bu esnada, dersi sebebiyle hissettigi huzursuzlugu bir turlu uzerinden atamiyor. sonuc su: sikintiyla ozdeslesen (bir association olusturan) kitap sayfalari. locke diyor ki: bu talihsiz association sebebiyle, ogrenci buyudugunde, istese ve niyetlense dahi kitaplara, meditasyona (dusunceye) ve yazmaya meyledemiyor (veya meylederken zorlaniyor).. diye diye devam ediyor locke. misalleri buyuk oranda association'in yarattigi hatalar (fallacy'ler) minvalinde oldugu icin, diyorum ki: locke'un isin 'mekanigine", 'dinamigine", 'genellestirmesine' az miktarda ama eserinin butunuyle baglantili sekilde deginmesiyle yetinmeyeyim, zoom'umu eksik etmeyeyim. ghost reportin'.

    oncelikle, fikir-ihtiras ayrimimdan bahsedeyim. fikirle, izafi 'soguk" ve 'hareketsiz' zihinsel durumlari, ihtirasla ise daha 'sicak" ve 'cismani', yani cogu zaman vucut boyunca hissedilen zihinsel durumlari kastediyorum (bu, asagi yukari, hume'deki fikir-izlenim (idea-impression) ayrimina tekabul ediyor). dogustanligi incelerken his-fikir kabilinden ayrimlarin cok saglam olmadigini dile getirmissem de, 'ilminden bize pek az sey verilmis olanin' kimi metronomlarina dair tetkiklerde boyle siniflandirmalari kullanabilecegimizi dusundugum icin zoom'a devam ediyorum. bir zihinsel durum eger cismanilesmesi bakimindan 'yavas' ise ona 'fikir agirlikli', 'hizli' (ve dolayisiyla 'guclu") ise 'ihtiras agirlikli' diyorum. association'lari da bu ikili duzlemde incelemek istiyorum.

    (f:= 'fikir agirlikli zihinsel durum', i:= 'ihtiras agirlikli zihinsel durum' olmak uzere)
    1. f-f association: bir fikir (coklusu) ile bir diger fikrin (fikir coklusunun) olusturdugu association'lar. adam x'i dusunur, hemen akabinde aklina y gelir ve fakat (x, y) ikilisine herhangi bir ihtiras eslik etmez. bu association cesidi esnektir, kimi zaman da keyfidir, cismanilesmesi bakimindan ise 'yavas' ve 'incedir'. 2. f-i association: fikir-ihtiras association'lari. tasiyicisi, surdurucusu ihtiras, eklemleneni ise fikir. ihtiras bileseni vasitasiyla tevarus ettigi 'butunluk' neticesinde cismanilesme bakimindan 'hizli' ve 'gucludur'. 3. i-i association: ihtiras-ihtiras association'lari. eklemleneni ihtiras, tasiyicisi ihtiras, velhasil topyekun ihtiras topyekun frekans. had safhada cismani, maddi ve fevridir.

    duzlem bu, tanimlar bunlar. biraz nefes alayim, biraz dinleneyim ki sonra kaldigim yerden devam edebileyim. 'zimni ve acik hafiza', 'association hacking', 'entropi ve zihin' gibi konular ve ilaveten locke odakli digerleri (syllogism, reason-revelation, gazali) icin niyet ettim simdiden, insallah devami gelir.