şükela:  tümü | bugün
  • türk ulusu’nun aklından ve hafızasından asla çıkarmaması gereken zulümdür.

    “baltayla öldürdükleri bir türk köylüsünün başında poz veren yunan askerleri.” (türk kurtuluş savaşı, ato yayını, s. 38)

    “dört yunan asker kaçağı tarafından kafası kesilerek vücudundan ayrılmış, parmağı doğranarak göğsüne konmuş çoban süleyman.” (talat yalazan, türkiye'de yunan vahşeti ve soykırımı girişimi, s. 245)

    solda: yunan askerleri tarafından tecavüz edilen ve ağzında bomba patlatılan 13 yaşındaki türk kızı hayriye. sağda: yunanlar tarafından çenesi koparılmış bir türk kızı. (tevhid-i efkar gazetesi)

    “bursa’nın işgalinde yunan askerleri tarafından köyünden zorla alınarak ermeni sölözü köyüne götürülüp türlü işkence ve tecavüzden sonra vücudu parçalanarak tarlaya atılan bursalı şekibe...” (fotoğraf kaynak: canip bey, bursa'da işgal günlüğü (bursa vilayetinde yunan fecayii) 1920-1922)

    24 aralık 1963 gecesi lefkoşe’nin kumsal semtini basan rum çeteciler, tabip binbaşı nihat ilhan’ın eşi mürüvvet hanım ve çocukları murat, hakan ve kutsi’yi sığındıkları banyo küvetinde alçakça katleder. video

    “(ismi mahfuz)'un evine giren yunan askerleri bîçârenin ellerini bağladıktan sonra, gözü önünde karısı ve 14 yaşındaki kızının namusunu kirlettiler!" (maliye müfettişi muvaffak bey'in raporundan)

    ''yunan devriyeleri aşağı kozdibi mahallesinden 18 yaşındaki ... hanıma tecavüz ettikten sonra, ellerini kesip dişilik organına sokarak öldürürler.'' (talat yalazan, türkiye'de yunan vahşeti ve soykırımı girişimi, s. 27)

    “29 mayıs 1919: söke'nin yoran köyünde ... efendinin evi yağma edilir, eşine kocasının gözü önünde tacavüz edilir.” (talat yalazan, türkiye’de yunan vahşeti ve soy kırımı girişimi, s.36)

    “25 haziran 1919: balatçık istasyonunda yunan muhafızları tarafından trenden indirilen islam yolcuların kadınlarına, erkeklerinin gözleri önünde tecavüz edilir.” (talat yalazan, türkiye’de yunan vahşeti ve soy kırımı girişimi, s.29)

    “kendilerine mukavemet eden bir kadının göğsünü süngü ile yarıp içine barut doldurarak patlatan yunan askerleri giritli hüseyin çavuş’un iki çocuğunu da bacaklarını ayırarak katletmiş, çocukların annesini süngülemişlerdir.” (selahattin tansel, mondros’tan mudanya’ya kadar, c: 4, s. 164)

    “hacı hüseyin, mancılık, deliler ve haydaroba köylerinde vahşet tabloları yaşanmıştır. köyün genç kız ve güzel kadınlarının evlerini rumlardan öğrenen yunanlılar gece o evlere girerek kadın ve kızları dağa kaldırmış, direnenleri vahşice öldürmüşlerdir. pek çok köylü ateş üzerine baş aşağı asılmak sureti ile kızartılarak katledilmiştir. müslüman mezarlarından çıkarılan kafataslarıyla top oynanmıştır.” (arşiv belgelerine göre balkanlar’da ve anadolu’da yunan mezalimi, c: 2, ankara, 1996, başbakanlık devlet arşivleri genel müdürlüğü, osmanlı arşivi daire başkanlığı yayını, s. 276, 277)

    ''izmir limanında demirli bir gemiden kıyıda olup biteni seyreden ingiliz deniz subayı, bir ara rıhtımda 'su' diye inleyen yaralı bir türk erinin üzerine çömelen bir rum kadınının, askerin ağzına işediğini görmüştür.'' (david walder, çanakkale olayı, s.91)

    8 haziran 1919, y.komiser amiral de robeck'ten lord curzon'a: "yunanlılar, izmir'i bir mezbaha haline getirdiler." (erol ulubelen, ingiliz gizli belgelerinde türkiye, s.193)

    uluslararası soruşturma kurulu raporunun 15. maddesi: "15 ve 16 mayıs günleri, şehirde türk halkına ve evlerine karşı şiddet ve yağma hareketlerine girişilmiştir. birçok kadına tecavüz edilmiş ve cinayetler işlenmiştir." (talat yalazan, türkiye'de yunan vahşeti ve soykırımı girişimi, s.45)

    tahkik heyeti kızılhaç temsilcisi maurice gehri’nin 5 no’lu raporu:

    “yunanlar son derece korkak! korkak olanlar, ellerine geçen fırsatlarda çok zalim olurlar! yunanlar, bize okutulan 'elen medeniyeti'nın vârisi değillerdir! türkler'in bu zulüm ve işkencelerin acısını alacaklarını tahmin ediyorum! nitekim eskişehir'de (sakarya savaşı ile) başlayan çözülmenin pek fecî bir ricat olduğu haberleri geliyor. yunanlar artık kaçmağa başladılar. yapılan bu vahşetin hesabı çok uzun sürecektir. türkler'in can, ırz, mal, para olarak büyük kayıpları vardır. eğer türkler hafızası zayıf bir millet değilse, komşularına güleryüzlü olmayacaklardır!”

    imza: maurice gehri
    10 temmuz 1921 - izmit
  • türk’ün kökünün kazınması 1 - özkan bostancı

    yunanlar'ın yerli rumlar'la birlikte anadolu ve trakya'da yaptıkları zulüm ve soykırım 15 mayıs 1919 tarihinde izmir'e çıkmaları ile başlamıştır. bunları resmî rapor ve belgeler ile naklediyoruz.

    maliye müfettişi muvaffak bey'in raporundan:

    - "15 mayıs günü zevalden sonra saat sekiz buçuktan itibaren rıhtıma çıkan yunan askerleri, fevkalâde coşkun bir tezahüratta bulunan yerli rumlar'la birlikte hükûmet konağı önünden kışla'ya doğru hareket ettiler."

    - "amiral calthorp, 'işgâlin muvaffak (uygun) olacağına' dair şifâî teminat (güvence) verdiğinden, hükûmet ve ahali mukavemet etmemeyi (karşı koymamayı) kararlaştırmışlardı."

    - "yunan kıt'aları hükûmet konağı ile kışla'nın önünden geçerken, silahını çatıp beklemekte olan türk askerleri ve civarda toplanmış olan müslüman halk, yerli rumlar'ın ağır tahrikine (kışkırtmasına) rağmen, sükûnetini muhafaza ettiler."

    - "yunan kıt'aları kışla'dan 200 metre ilerledikten sonra, 2 el silah sesi duyuldu. rumlar'ın ötedenberi husumetini (düşmanlığını)celbetmiş olan komiser hüseyin efendi, yerli rumlar tarafından atılan bu kurşunlarla şehit edildi!"

    - "silahların patlaması üzerine, (yunan askerleri) kışla ve hükûmet konağı'nı şiddetli bir ateşe tuttular."

    - "yarım saat süren bombardımanın hafiflediğini gören kolordu kumandanı ali nadir paşa, teğmen celal bey'i, eline beyaz bayrak alarak ateş kesilmesini talep etmeğe memur etti. ama ateş kesmeyerek onu yaraladılar!"

    - "ancak bir müddet sonra, yunan kumandanı 'hayatlarını muhafaza kaydı' ile kışla'daki subay ve erlerin teslimini istediğinden kışla'dan çıkmaya başladılar. fakat kumandan paşa kapıdan çıkar çıkmaz, bir yunan subayı tarafından yakasına sarılarak yere düşürülmüş, ve ayaklar altında çiğnenmiştir!"

    - "maiyetindeki subaylar da aynı hareket ve kötü muameleye düçâr oldukları gibi, bir çok defa zito venizelos (yaşasın venizelos) diye bağırmaya zorlandılar!"

    - "erkân-ı harb miralay (albay) fethi bey, zito sözünü kat'i surette söylemekten imtina ettiği için, süngü ve dipçik darbeleri ile vahşiyâne bir surette imha edildi!"

    - "bu mezalimden sonra, türk subay ve erleri patris vapuruna sevk edildiler. giderken serpuşları alınmış, elbiseleri yırtılmış türk askerlerinin üzerlerinde kıymetli ne varsa soyulduğu gibi, yapılmadık işkence ve hakaret de bırakılmamıştır!"

    - "rıhtıma gelindiğinde, türk askerleri gerek demirli duran gemilerden, gerekse dizilmiş olan yunanlar'dan ve evlerin pencere ve balkonlarındaki yerli rumlar tarafından açılan müthiş bir ateşe mâruz kaldı. bu suretle 30 kadar subay şehit oldu, 60 kadarı da yaralandı!"

    - "erkân-ı harb (kurmay) miralay ali bey ile binbaşı şükrü bey de şehit olanlar arasındaydı. şükrü bey'in boynuna taş bağlanarak denize atılmış, nâşı 12 gün sonra çıkarılabilmişti!"

    - "patris gemisine varabilenler 48 saat aç ve susuz bırakılarak insanlıkla asla kaabil-i telif olmayacak hakaret ve zulümlere mâruz bırakıldılar."

    - "hükûmet konağı'nda memurlar, vali'nin yanına sığınmışlardı. vali ateşi kestirmek için beyaz bayrak çıkarmıştı. bunun üzerine yunan askerleri içeri girerek memurların üzerine atıldılar. süngü ve dipçik darbeleri arasında hepsi zahire borsasına sevk olundu."

    - "giderken her adım başında bir yunan subayı kafileyi durduruyor, ve zito venizelos diye bağırmaya mecbur ediyordu!"

    - "işgalden iki saat evvel memurlara mayıs ayı maaşları verilmişti. yol boyunca bu paraların hepsi çalındığı gibi, üstlerinde başka ne bulunduysa tamamen aşırılmıştı!"

    - "kafile gümrük binası önüne geldiği esnada, tabanca ve bıçaklarla mücehhez, tehditler savuran yerli rumlar'dan müteşekkil bir güruh zavallıların üzerine atıldılar!.. bu arada bir amerikalı subayın zuhuru, kanlı boğuşmayı durdurdu. yunan subayları yerlileri dağıttılar. memurlar çeşitli işkenceler altında 36 saat zahire borsasında alıkonuldu."

    - "askerler ve memurlar öldürülüp yaralanırken, şehre yayılan palikaryalar ve bunlara iltihak eden yerli rumlar, tesadüf ettikleri her fesliye hücum ediyorlar ve merhametsizce öldürerek üzerlerinde mevcut her şeyi çalıyorlardı!.. ertesi gün 'mavi-beyaz' rozet satan çocuklar, gayet mânidâr bir şekilde, 'can kurtaran satıyoruz' diye bağırıyorlardı!"

    rapordan devam edelim:

    - "facialar gündüz şehrin en işlek caddelerinde , her şeye bîgâne duran ihtilaf askerlerinin gözleri önünde cereyan etti... gece olunca, türk evlerine hücum edildi! ne var ne yoksa gasp ve çalınarak, müslümanlar her türlü zulme mâruz bırakıldı! kadınların ve genç kızların ırzlarına tecavüz edildi!"

    - "(ismi mahfuz)'un evine giren yunan askerleri bîçârenin ellerini bağladıktan sonra, gözü önünde karısı ve 14 yaşındaki kızının namusunu kirlettiler!"

    - "yaralı ve şehitlerin adedini hakkıyle tayin etmek kaabil değildir. her sokakta cesetlere tesadüf ediliyor!.. izmir ve mülhakatında öldürülen ve yaralanan müslümanlar'ın adedi pek çoktur!" (izmir ve mülhakatı ile civarında yunan işgâlinden mütehaddis fecaii hakkında vürûd eden raporlar ile bazı muharrerat , hilâl matbaası, istanbul, 1335 / 1919)

    osmanlı sadrazamı tevfik paşa'ya gelen bir rapor:

    - "izmir'de hükûmet dairelerinde para bulabilmek hırsı ile kırılmadık dolap, çekmece bırakılmamış, evrak ve resmî defterler yerlere atılmış, memurların ceplerindeki mühür ve anahtarlara kadar ne varsa soyulmuş, bazılarının pardesü ve ceketleri bile alınmıştır!"

    - "valisinden hademesine kadar bütün devlet memurları, elleri yukarıda zito venizelos diye bağırmaya mecbur edimiş, süngü ve dipçik darbeleri altında emsali görülmemiş hakaretlere düçâr edilerek mühim bir memur kafilesi patris vapuruna sevkedilmiştir!"

    - "kışla'da teslim olmak için toplanan subaylardan 14'ü şehit edildi!.. bunlar arasında izmir askerlik şubesi reisi miralay fethi bey, asker toplama komisyonu mümeyyizi nadir bey, 4.kolordu levazım heyeti 2. şube müdür muavini, alay kâtibi fahrettin efendi ve levazım dairesi'nden ahmet bey vardır."

    - "san'at mektebi talebelerinden ihsan efendi yunan askerleri tarafından boğazlanmıştır. manisalı muhallebici ahmet ağa parçalanmıştır. polis santral memurlarından fahri, rıfkı, hüseyin, avni efendiler vazifeleri başında yunan askerleri tarafından şehit edilmişlerdir!"

    - "urla polis komiseri giritli hüseyin efendi parça parça edilmiştir. hukuk-u beşer gazetesi sahibi ve baş muharriri tahsin recep bey ikâmetgâhında şehit edilmiştir. köylü gazetesi mürettiplerinden iki masum parçalanmıştır."

    - "izmir askerî inzibat memurlarından cumaovalı ahmet ağa'nın oğlu refik efendi boğazlanmıştır. askerî otelde misafir kadın, erkek, çocuk, 8 kişi parçalanmıştır."

    - "süvari polislerinden talip efendi fecî şekilde şehit edilmiştir."

    - "manisalı sağır hasan ve ıspartalı ahmet, umumhaneci (genelev) iskona mariyani'nin oğlu tarafından şehit edilmişlerdir!"

    - "izmir pasaport kayıkçılarından 45 kadar müslüman, boğazlarına zincir bağlanıp denizde '(atılarak) boğulmak (suretiyle) şehit edilmişlerdir!.. denize atılan müslümanlar'ın cesetleri her gün sahile çıkmaktadır!"

    - "maliye tahsil şubesi memuru nuri bey süngü darbesi ile şehit edilmiştir. eski polis memurlarından giritli ahmet efendi parça parça edilmiştir."

    - "eşrefpaşa mahallesinde sandalcı tatar hüseyin öldürülmüş, isimlerini belirtmekten hâyâ ettiğimiz (utandığımız) pek çok müslüman kadının ırzlarına tecavüz edilmiştir."

    - "hükûmet caddesinde mevcut bütün müslüman ticarethane ve dükkânları yağmalanmış, tahrip edilmiştir. ezcümle:

    - parme kıraathanesi,
    - askerî otel ve kıraathane,
    - ulyâzade hanı,
    - bolulu mehmet lokantası,
    - ahmet ve ragıp kardeşler kütüphanesi,
    - muhallebici ve tatlıcı ibrahim hakkı usta'nın dükkânı,
    - şifa eczanesi,
    - ekmekçi hanı'ndan hukuk yurdu'nun eşya, evrak ve kitapları,
    - kunduracı saadettin efendi'nin mağazası,
    - selânikliler kütüphanesi,
    - manifaturacı hacı hafız mustafa efendi ve kardeşinin tuhafiye mağazası,
    - lokantacı ismail efendi'nin karataş'taki evi ve eşyaları,
    - başoturak'ta taşçı osman efendizâde hafız fikri efendi ile kunduracı selânikli hafız hüsnü efendi'nin dükkânları,
    - alaşehir pazarı,
    - selânikli hakkı usta'nın dükkânı,
    - hisar ve bölükbaşı camilerinin halı ve seccadeleri,
    - yedeksubaylar yardımlaşma cemiyeti gazinosu,
    - odunpazarı'nda saatçi mehmet efendi'nin ticarethanesi,
    - arasta'da ve eski mahkeme önünde 120'den fazla müslüman dükkânı,
    - keresteciler'de cihan bey'in mağazası,
    - kıllı mescit'te komiser mehmet efendi'nin evi,
    - tuhafiyeci ali haydar bey'in mağazası,
    - alabeyi'nde izmir nüfus müdürü hasan efendi'nin evi,
    - karataş'ta nuri bey'in köşkü (taşları da sökümek üzere),
    - göztepe'de saatli mağazası sahibi hafız mehmet efendi'nin evi,
    - karantina'da eski mektupçu ahmet bey'in evi,
    - akarcalızâde hacı bekir efendi'nin evi, dükkânı,
    - karantina'da hapishane müdürü nur bey'in evi,
    - tüccardan ve muharrirlerden hacızâde hüseyin rıfat bey'in bozyaka'daki evi ve eşyası, hanımına ait mücevherat
    - eşrefpaşa ve civarındaki evler kâmilen soyulmuştur!
    - ermeni pasajı'nda dişçi mehmet ali ve operatör esat, doktor nazifi şerif ve doktor fuat cevat beylerin klinikleri de
    tamamen yağma edilmiştir!"

    - "bornova'da bir çok evler soyulmuştur! elde edilebilen ev sahiplerinin isimleri:
    - binbaşılıktan emekli tahsin bey,
    - zıraat bankası memurlarından ahmet efendi,
    - tabur kâtipliğinden emekli hüseyin hüsnü efendi,
    - aydınlı karanfil nuri.
    - doktor galip bey. galip bey'in karısı ve kızı silah ve süngü ile dövülüp yaralanarak üzerlerindeki mücevherat alınmıştır.
    - hayvanlar gasbedilmiş, zıraî âletler mahvedilmiştir."

    - "35 yaşındaki arnavut sadık, 55 yaşındaki hacı ömer, oğlu hüseyin süngülenerek öldürülmüş, ve kuyuya atılmıştır!"

    - "60 yaşındaki debbah ali, palamut köyünden 5 kişi, pınarbaşı köyünden işçi ali ve hacı mehmet ağa kurşunla öldürülmüşlerdir."

    - "50 yaşındaki emin ve oğlu 20 yaşındaki muharrem iple boğularak öldürülmüş, kuyuya atılmıştır."

    - "palamut köyünden mercan ile çoban hüseyin ağır bir surette süngülenmiştir. ayrıca 14 kişi kurşunla öldürülmüştür."

    - "cumaovası ve görece köyleri yağmalandıktan sonra yakılmıştır."

    - "nifekaya köyünden olup kaatil ve şekavet suçundan 15 yıl hapse mahkûm edilmiş olan kasaros , yunan askeri ile meydana çıkarak, asayiş ve intizam'a memur edilmiş, ve müslüman ahaliye akla hayale gelmedik zulümler ika etmiştir!"

    izmir işgâl kuvvetleri kumandanı, türk hükûmeti'ne verdiği notada, "işgâlin izmir ve civarına münhasır kalacağını" bildirmiş olduğu halde, daha ilk gün'den itibaren yunan askerleri ileri hareketlerine devam etmişlerdir!

    - izmir civarında seydiköy, gökçükler, cumaovası, görece, akçaköy, çatallar, dereköy ve çamurdere köylerini işgâl ettikten sonra, evleri yağmalayıp , ahalisini öldürdüler, binaları tamamen yaktılar!

    - yunan kumandanı albay zafırıyo, bir beyanname yayınlayarak, "aydın bölgesinin yunanlılıkla 3000 yıllık bir ilgisi bulunduğunu, işgâlin daha içerilere doğru genişleyeceğini" ihsas ettirmişti!

    - mayıs'ın 27. günü yunan kuvvetleri aydın'ı işgâl ettiler!.. 4 gün sonra "yunanlar'ın aydın'a gelmelerini kalben arzu etmedikleri" töhmetiyle, muallim ahmet emin efendi, eşraftan kâmil efendi, davavekili raşit ve kardeşi asım, eşraftan şefik, safi ve ödemiş davavekillerinden refik şevket beyler, nazilli davavekillerinden ömer lutfi bey aydın'a gelirken trende tevkif edildiler.

    - aynı gün eşraftan ve memurlardan bir çoğunu çeşitli sebeplerle tevkif ettiler. bilâhare, bunların yol kenarlarında, çöplüklerde parça parça olmuş cesetlerine rastlandı!

    - işgâlin 3. gecesi kahveden evlerine dönmekte olan şehrin ileri gelenlerinden 6 kişi, bir yunan subayı tarafından ölüml derecesinde dövüldüler! aynı gece bir çok müslüman'ın evine girilerek namusları kirletildi, kıymetli eşyaları yağmalandı!

    - sokaklarda dolaşan yunan askerleri, gözlerine kestirdikleri insanları ölümlerden ölüm beğenmeye mecbur ediyorlardı! canlarının istediği yere giriyor, yağma ve ırza tecavüz gibi her yerde tekrar ettikleri cinayetleri irtikab ediyorlardı. yerli rumlar'ın kılavuzluğu ile evlere giriliyor, zulüm en fakir ve âcizlere kadar gitgide genişliyordu!

    - yerli rumlar'dan papuşçi mihaliki, tüccardan canbazzâde ali efendi'ye şu tehdidi savurmuştu:

    - "yunan ordusu aydın'ı tahliye ederse (etmek zorunda kalırsa), gelecek olanlar burasını insansız ve evsiz bulacaklardır!"

    - yunanlar çine ve nazilli hatlarını keserek telefonları zaptetmiş, rumlar'dan başka ermeni ve museviler'in müslümanlar'dan ayırt edilebilmeleri için "feslerini atarak şapka giymelerini," emretmişlerdi!.

    - germencik nahiye müdür "ahaliden silah toplamıyor" bahanesiyle dövülerek hapsedildi!. ahaliden 50 kişi bu yüzden işkence ve hakaretlerle öldürüldüler!

    - germencik'ten aydın'a gitmek için trene binen 27 kişi, ve zorla bindirilen 34 kişiyi yol boyunca koyun boğazlar gibi kasaturalarla boğazdılar ve dön, gömleğine kadar soyarak çıplak cesetleri tren penceresinden attılar!

    - neş'etiye köyü yunan kuvvetleri itarafından yakılmış, ahalisi öldürülerek evler yağmalanmıştır! kurtulabilen pek az insan günlerce dağlarda, ormanlarda aç, susuz dolaşmışlardır.

    - karapınar ve erikli köyleri de aynı şekilde yağmalandıktan sonra, halkına en âdi tecavüz ve hakaretler icra edildikten sonra hepsi öldürüldüler! sonra bu köyleri ateşe verdiler.

    - yunan askerleri kadıköyü ve ova köylerini tamamen yakarak ahalisini öldürdüler! evlerde, ahırlarda bulduklarını aydın'a naklettiler!

    - müslümanlar'a karşı umumi bir taarruza girişileceğinin hissedilmesi sebebiyle, mukabil bir müdafaa hareketi için aydınlılar birleşmek durumunda kaldılar.

    - haziran'ın 28. ve 29. günlerinde evvelce hazırlanmış olan katliam programı tatbike konulunca, yunanlar'la, artık canını dişine takmış olan müslüman ahali arasında şiddetli bir çatışma başladı!.. yerli rumlar, bu işte yunan askerlerinden daha müfrit, daha zalim davranıyorlardı! müslüman ahalinin elinde kâfi derecede silah yoktu. bir çok evde taş ve sopalarla karşı koymaya çalışıyorlardı. rumlarsa her türlü silaha mâliktiler. öldürmeyi tasarladıkları türkler'den her nasılsa kaçabilenleri, arkadan mitralyözle tarıyorlardı! yüksek yerlere yerleştirdikleri makineli tüfeklerle müslüman evlerini ateş altına almışlar, getirdikleri gazyağı ve yağlı paçavraları umumi ve müthiş bir yangın çıkarmışlardı. yangından kaçmak isteyen çoluk, çocuk, ihtiyar, kim olursa olsun, makineli tüfeklerle tarıyorlardı!

    - yine de 48 saat devam eden bu kanlı boğuşma sonunda, 30 haziran'da şehir düşmandan nisbeten tahliye edilmiş durumdaydı. ne var ki, yalnız aydın'da 10.000'in üstünde müslüman türk'ün canına kıyılmıştı! sokaklar sahipsiz cesetlerle doluydu.

    nazilli'deki mezalim ve bir rum raporu :

    - yunan kuvvetleri haziran'ın 3. günü nazilli'ye girdiler!.. burada da zito venizelos diye bağırmaya zorlanan müslüman türkler, mukavemet ettikleri takdirde dövülmeye ve öldürülmeye başlandı!

    - yunan kuvvetleri yerleşir yerleşmez yerli rumlar'la birlikte harekete geçtiler. genç kadın ve kızlara tecavüz, müslüman türkler'in dükkânlarını, evlerini yağma, ve her rastladıklarına keyfî sövüp döğmeye başladılar! insanları "emir dinlemedi" gibi sudan bahanelerle öldürüyorlardı! ezan okumaya çıkan müezzinleri dayakla minareden indiriyor, camilere toplanan müslümanlar'ı hakaretle dağıtıyorlardı!

    - sonunda, ne pahasına olursa olsun, türkler mukavete karar verdiler. kanlı bir mücadele başladı. yerli halk, bütün üstün silahlarına rağmen yunanlar'ı şehirden çıkarmaya muvaffak oldu!

    - ancak yunanlar, daha önceden tevkif etmiş oldukları bir çok insanı da beraberlerinde götürdüler! çekilirken güzergâhtaki bir çok köyü yakarak, yıkarak ahalisini öldürdüler!

    - 21 haziran'da aydın mutasarrıfı abdurrahman bey, ingiliz subayı mr. hoder, aydın ceza reisi hakkı bey'le eşraftan izzet bey, italyan jandarma kumandanı mösyö karosını ile birlikte nazilli'ye geldiler. nazilli'de cereyan eden mezalimi hep birlikte tesbit ettiler.

    - "memleketimizde islâm ve hristiyanlar'ın gerek insanca, gerek maddeten uğradıkları ziyanlar ile, şahit olduğumuz hâileden geri çekilen yunan ordularını mes'ul buluyoruz. bu hâileye bir an evvel nihayet vermek için gerek müttefiklerimiz, gerekse hükûmetimiz nezdinde lüzumlu teşebbüslerde bulunulmasını hem cemaatimiz adına, hem de medeniyet ve insaniyet nâmına rica ve istirham ederiz."

    imza : nazilli rum havrası
    müteaddid rumlar'ın imzaları
    menemen :

    - menemen kaymakamı kemâl bey, kazanın ileri gelenlerini toplayarak "işgâlin itilâf devletleri'nin kararıyla, asayişi temin etmek maksadıyla ve muvakkat (geçici) olarak cereyan edeceğini" bildirdi. sâkin davranılmasını istedi. böylece büyük bir hata yapmış oldu.

    - bu yüzden halk yunan kuvvetlerinin şehre girişini sükûnetle karşıladı. hatta ellerinde silah olanlar, bunları işgâl kuvveti kumandanına teslim ettiler!

    - bergama'ya gitmekte olan bu işgâl kuvveti, bu harekâtı sırasında hiç bir şey yapmadı.

    - fakaaat, bergama'dan çekilmeye mecbur edilince, zulüm ve katliamlara başlandı!

    - 15-16 haziran'dan itibaren harekete geçtiler. geceleyin hıristiyan mağazalarına yerli rumlar'ın izcileri vasıtasıyla haç işareti dağıtıldı! onlara silah ve elbise verildi. şehrin hâkim noktalarına mitralyözler yerleştirildi.

    - cinayete kaymakam'ı öldürmekle başladılar. kemâl bey'i gecelik entarisiyle yakaladılar ve işkenceyle öldürdüler. zenginlerin evlerini bastılar, mallarını yağmaladılar. çocukları süngü uçlarında havalara kaldırdılar!

    - ertesi gün çarşı ve sokaklarda umumî bir katliama giriştiler. şoselerin kenarları kısa zamanda müslüman türkler'in cesetleri ile doldu!

    - kovacı bağı denilen yerde müslümanlar'ın cesetlerini üst üste yığarak, gaz döküp yaktılar!

    - istasyon civarında arnavut salih'in karısı ve kızının cesetleri bulundu!

    - yıkık değirmen tepesinde bir çok müslüman'ın cesetleri, yarı gömülmüş bir şekilde tesbit edildi!

    menemen'in fabrikatör tüccarlarından sefer efendi şunları anlatmıştır:

    - "15 haziran pazar günü mağazamda oturuyordum. birden rum çarşısı'ndan bir kalabalık göründü. önde yerli rum ileri gelenleri ve yerli rumlar'dan müteşekkil bir mızıka vardı. onları, ellerinde çiçeklerle yunan taburu takip ediyordu."

    - "yerli rumlar zito venizelos diye bağırıyor, ve müslümanlar'a hakaret ede ede geçiyorlardı. bu tabur bergama'ya gidiyordu."

    - "4 gün sonra aynı tabur perişan bir halde geri döndü!"

    - "hemen o gece şehrin etrafındaki yüksek yerlere mitralyözler yerleştirildi. bazı yerlere askerler kondu."

    - "ertesi gün çarşıda kahvede oturuyordum. öğleye doğru rum mahallesinden silah sesleri gelmeye başladı. herkes dükkânlarını kapamaya ve evlerine doğru koşmaya başladı. ben de kendimi eve attım."

    - "eve gelinceye kadar (gördüm ki) değirmen dağı'ndan ve istihkâmlar içinden şehre mitralyözlerle ateş yağdırılıyordu! saat yarımda başlayan bu ateş 4'e kadar devam etti."

    - "1-2 saat sonra şehirde sükûn teessüs eder gibi oldu. meraktan kendimi dışarı attım. sokağa adım atar atmaz, önümde 3 kadının cansız yattığını gördüm. bir yanda 10 yaşlarında bir çocuk yatıyordu. biraz ilerde vurulmuş bir kız çocuğu imdat bekliyordu. komşum ishak efendi de avlusunda vurulmuştu. tekrar eve döndüm."

    - "bir müddet sonra çiftlikteki hizmetçim geldi. ağlayarak ahmed'in öldürüldüğünü, ineklerin alındığını anlattı!"

    - "18 haziran gününe kadar sokağa çıkmadım. o gün asayiş teessüs etti. 'izmir'den ingiliz, fransız mümessillleri geldi,' dediler. hükûmet'e gittim. orada kaymakam kemal bey'in ve jandarmaların şehit edildiğini öğrendim."

    - "şunu söyliyelim ki, 3-4 gün zarfında yunan neferleri menemen'in içinde 300, civarında da 700 kadar müslüman'ı şehit ettiler!"

    - "reşit efendi'nin 3 yaşındaki kızını öldürme tehdidi ile 300 lira kâğıt para ile 500 altınını aldılar."

    - "kayserilizâde ibrahim efendi ve kardeşini süngüleyerek 3000 altınını gasp ve tekmil eşyasını yağma ettiler."

    - "küçük hacızâde mehmet efendi'nin evini tamamen soydular."

    - "çarşıdaki bütün müslümanlar'ın mağazalarını yağmaladılar!"

    - "şube reisi cemil, kardeşi şevki, ceza reisi hafız mazhar ve akrabasından hacı zeki beyler süngü ve kurşunla yaralanarak 100 liraları alınmıştır."

    - "rençber büyük emin'i, mustafa oğlu mehmet ve hizmetçisini şehit ettiler, hayvanlarını alıp götürdüler."

    - "musabey, helvacı, kesek törekli, güzelhisar köyleri de tamamen yağma ve tahrip edilerek ahalisi katliam edildi!"

    bergama :

    - yunan askerleri bergama'ya gelir gelmez, kumandanları kasabanın ileri gelenlerini toplayarak "kimsenin mal, can ve ırzına dokunulmayacağını, " söyledi.

    - ancak işgâlin ertesi günü, ayak bastıkları her yerde işleyegeldikleri cinayetlere burada da başladılar!

    - tekeli köyü muhtarı mehmet ali ağa'yı sebepsiz yere şehit ettiler! mallarını yağmalayıp götürdüler.

    - kestil köprüsü civarında hamamcızâde ismail ve eniştesi kenan'ın 80 dönümden fazla arpa ve buğday tarlasını yaktılar!

    - tuzcu mustafa'nın çiftliğini basarak bütün mallarını yağmaladılar!

    - bağlar arasında 4 müslüman cesedi süngü ile o derece delik deşik edilmişti ki, hüviyetleri tesbit edilemedi!

    - abdurrahman ağa'nın önüne çıkan yunan askerleri 180 adet yüzlük banknotunu, bir diğer şahsın da 30 osmanlı lirasını aldılar. ellerindeki altın yüzükler ve saatleri de çalınmıştı.

    - beraberlerinde getirdikleri 4 yerli rum serserisi ile ayazment, dikili sahillerine çıkıp etrafa yayılan 60-70 kadar yunan askeri, bulabildikleri bütün hayvanları sürüler halinde önlerine katıp kayıklarla midilli adasına taşımaya başladılar.

    - yağma ve işkencelerden bîzar olan halk, işgalin 5. günü 2 top ve 3 mitralyöz ile mücehhez 1.000 kişiden fazla yunan kuvvetine hücum ettiler!

    - 8 saat süren kanlı bir çarpışma neticesinde yunanlar ağır kayıplar vererek gece şehri terkedip, menemen istikametinde çekilmeye mecbur oldular.

    - menemen'e kadar yolda rastgeldikleri bütün müslümanlar'ı ve güzergâh köylerini yakıp yıkarak ahalisine ellerinden geldiği kadar zulüm ve işkence tatbik ettiler.

    - ertesi gün midilli'den dikili'ye 4.000 kişilik yeni bir kuvvet çıkarılarak, 3 koldan şehre hücuma geçtiler.

    - tüccardan faik, telgraf müdürü mehmet asım, düyun-u umumiye memuru ali ve oğlu halil efendiler ile arnavut sadık ağa ve daha bir çok kimseyi fecî şekilde öldürdüler!

    - bergama'ya uzanan yol boyunca kırıklar, sabancı, sazköy, kalarga, çamköy, alacalar, tekeli, sandal köyleri ile hacı ibrahim, bektaş hüseyin ağa ve hacı rıza'nın çiftliklerini kâmilen yaktılar ve ahalisini, 70'lik ihtiyardan kundaktaki bebeğe kadar kılıçtan geçirdiler!

    - kaçıkçı ve dündarlı köylerini yağmalayıp yaktıktan sonra ahalisini kurşuna dizdiler! yağmaladıkları mal, eşya ve zahireyi midilli'ye naklettiler!

    - bergama'daki mukavemete içerleyen zinde yunan askerlerinin gözleri dönmüş birer canavar kesilmişlerdi! cinayet, ırza tecavüz, yağma ve hırsızlığı her yerden daha hırslı ve daha zalimâne bir surette tatbike koyuldular!

    bergama'da vazifeli bulunan ingiliz yüzbaşısı baxter wıllıam'ın anlattıkları:

    - "bababekir mahallesinde bir eve afyoncu 2 yunan askerinin daldığını gördüm... hemen arkasından içeriden gürültü ve bağrışmalar gelmeye başladı. evin erkeğini sürükleyerek merdivenlerden aşağı indirdiler. osman adındaki bu yaşlı adam eline bir odun geçirmişti, tekrar içeri daldı. ben de arkasından girdim. merdiven başında osman'ın kızı fatma'yı 2 yunan askeri, elbiselerini yırtarak soymaya ve bağlamaya çalışıyorlardı!. osman yunanlar'dan birine elindeki sopayı var kuvvetiyle yapıştırdı! yunan yere yıkıldı. diğeri silahını yerden alıncaya kadar bir darbe de o yedi! ilk yıkılan yunan silahına uzanırken bir tekme ile silahını uzaklaştırdım. bu sefer belinden uzun bıçağını çekti. bana vurmak için doğrulurken tabancamı başına doğru ateşledim!"

    - "bu sırada osman elindeki sopayı bir ona, bir ötekine yapıştırıyordu! askerlerden bir merdivenlerden aşağı yuvarlandı. osman'ın karısı ve kızı şaşkın gözlerle bu ölüm kalım kavgasını seyrediyorlardı!"

    - "birden merdivenlerden 6 yunan askerinin hızla çıktığını gördüm. süngülerini göğsümüze doğru uzattılar! yerden kalkan asker osman'a saldırarak dövmeye başladı. bana, 'gidiniz!' dediler. gitmek istemedim. 'sen bilirsin,' dediler. altıma bir sandalye verip, 'otur, seyret,' dediler. istemedim!

    - "birisi genç kıza saldırdı. o sırada duyduğum sesin nasıl vicdanları pharçalayıcı olduğunu anlatamam!.. tesbih böceği gibi kapanıp iffetini korumak istiyordu! yunanlardan biri bir bacağını, diğeri öteki bacağını tutuyor, başkaları da göğüslerine saldırıyordu!.. 'alçaklar!" diye bağırmışım!.. beni zorla merdivenlerden indirip sokağa attılar! kaldığım yere koştum. askerlerimden birini hemen yazdığım mektupla karargâha gönderdim. kan tutmuş gibi, tekrar osman'ın evine döndüm."

    - "çıt çıkmıyordu!.. merdivenlerden çıkınca gördüğüm fecî manzara karşısında dilim tutuldu!... osman'ın karısı ve kızı çırılçıplaktılar. bütün vücutları kan içinde idi. genç kızın mavi gözleri açık kalmıştı. ağzı kan dolu idi!.. osman'ın ise, başı âdeta yamyassı olmuştu!.. gözlerim dolu dolu, oradan ayrıldım!"

    manisa :

    - izmir' işgâl eden yunan kuvvetleri aynı bahanelerle bir kaç gün sonra manisa'yı da işgâl altına aldılar.

    - 23 mayıs 1919'da, yarbay çaraklos kumandasında bir yunan taburu, yerli rumlar'ın coşkun tezahüratı altında manisa'ya girdi!..

    - bu taburun izmir'den hareket ettiği duyulur duyulmaz, yerli rumlar asırlardır müsamahasında yaşadıkları müslüman türkler'in mal ve canlarına tecavüze başlamışlardı!.. yunan askerinin şehre girmesinden evvel, rumlar'ın 100.000 kiloya yakın zahireyi yağmalayarak paylaştıkları, bilâhare tesbit edilmiştir.

    - yunan askerinin şehre girmesinden sonra taarruz ve tecavüzlerine birlikte devam ettiler! önce bir örfî idare (sıkıyönetim) ilân ettiler. bütün müslüman köylerindeki silahların müsadere edileceğini bildirdiler. toplanan silahlar muhilli köyünde depo edilerek yerli rumlar'a dağıtıldı!

    - bir çok müslümanın fesleri başından alınarak yırtılıyordu!

    - şehrin ana caddelerine nöbetçiler koyarak gidip gelen müslümanlar'ın üzerini aramaya, tırnak çakısına kadar ne buldularsa almaya başladılar!

    - kadınların üstü başı yoklanmak bahanesiyle, veya evlerine girerek tecavüzlerde bulundular!

    - devlet ambarlarındaki mal ve zahire, kısmen yunan ordusu ihtiyacına ayrılarak kalanı yerli rumlar'a peşkeş çekildi!

    - itilaf devletleri mümessilinin murakabesi altında olmasına rağmen askeriyenin büyük deposunu, pencerelerini kırmak suretiyle soydular, 3 araba cephane aşırdılar!

    - her gün bir çok bahane ile müslüman türkler'i tevkif ederek divân-ı harb'e gönderip işkence yaptılar... bunlardan tüccar musa kâzım efendi şunları anlatmaktadır:

    - "yunan taburunun gelişinden 7 gün sonra silah aramaya başladılar. her mahalle için 2 çavuş, 2 nefer, yerli rumlar'dan 2 genç, bir de arabacı vardı. evden eve gezdiler. en evvel karaosmanoğlu'nun evini, sonra halit paşa'nın evini aradılar. müftüzâde kâmil efendi'yi 'niye silahları vermiyorsunuz?' diyerek ağır şekilde dövdüler!.. evlerden saat, yüzük, bilezik gibi pek çok kıymetli eşya kayboldu."

    - "bu esnada yerli rumlar'dan bazıları dayaktan sonra 'sizi kışlaya götüreceğiz,' diye ahaliden bir kısmını götürdüler. bunlardan 12 kişi meydana çıkmadı! daha sonra 5'inin cesedi bir dere içinde bulundu. fransız, ingiliz ve italyan mümessillerin bulunduğu hazır halde defnedildiler, (daha önce) fotoğrafları alındı."

    - "cenazelerin muayenesinden, birisinin uncu mehmet bey olup, (55 yaşında), burnunun ve kulaklarının kesildiği, gözünün süngü ile oyulduğu, karnının derisinin koyun gibi yüzüldüğü ve bu işkencelerinin canlı olduğu sırada yapıldığı anlaşılmıştır."

    - "arama günü hâkim efendi birinin müdafaasına teşebbüs ettiğinden, dövülerek kolları süngülenmiş, ve yaralı kolları arkasından bağlanarak kışlaya götürülmüştür."

    - "olanlar, müftü efendi ve mutasarrıf tarafından fransız ve ingiliz komiserlerine bildirilmiş, bunun üzerine ertesi gün yunan taburları (alay birlikleri) yerlerinden kaldırılmıştır."

    - "kaldırılan alayın yerine başka bir alay gelmiştir."

    izmir müdafaa-yı hukuk-u osmaniye cemiyeti'ne verilen bilgiler:

    - "manisa'da oduncu ibrahim evinden alınarak götürülmüş, debbağ hafız ismail oğlu ibrahim ile göçmen, eski mevlevihane civarında kesilmiş olarak bulunmuştur."

    - "şakir paşazâde mustafa bey dövüldükten sonra teessüründen vefat etmiştir!"

    - "çarşı camii imamı muhiddin efendi, 'yunanlar aleyhine dua etmek' ithamıyla dövülmüştür."

    - "nevres ağa dövülmüş, iki kolu kırılmıştır."

    - "manisa hâkimi veysizâde mehmet bey dövülmüş, dipçik zoruyla karakola götürülmüştür."

    - "tahir paşazâde mehmet bey'in oğlu tahir bey, dayakla öldürülmüştür!"

    - "tesalya muhaciri, 80 yaşındaki mahmud bey, evinden götürülmüş, kırtık dere civarında süngülenmiş olarak bulunmuştur."

    - "topçubaşı ismail de aynı yerde kesilmiş olarak bulunmuştur. ayrıca 2 ceset daha bulunmuştur!"

    - "manisa'nın çakal azmağı civarında 3 müslüman cesedi görülmüş ise de, hüviyetleri anlaşılamamıştır."

    - "bu meyanda evlerine taarruz edilen, malları yağmalanan kimseler pek çoktur. manisa'daki mezalim, büyük yangınla tamamlanmıştır!"

    manisa'nın ve diğer yerlerin kurtuluş'tan sonraki halini ileride vereceğiz.

    karacabey müddeiumumisi (savcı) ali kemâl bey de şu hadiselere şahit olmuştur:

    - "yunanlar bizim kapıyı kırmağa başladıkları zaman, yandaki komşu bahçesine, oradan da diğer bahçeye kaçtım. (bahçedeki) ev kadınlarla dolu idi. yunan askerleri süngü, sopa ve bıçak tehdidi altında zavallıların ırzına geçiyorlardı!.."

    - "bir yunan askeri karşıma dikildi, 'para, para' dedi. üzerimde 80 altın vardı. hemen keseyi çıkarıp verdim. tekrar bizim eve döndüm. içeride birşeyler kırılıyordu. iki yunan yine 'para, para' diye bıçaklarını çektiler. 'arkadaşlarınız aldı,' dedim."

    - "o sırada o evden kaçan kadınlardan biri yanımda peydah oldu. askerler beni bırakıp kadına çullandılar!.. o kadar şaşkınlaşmıştım ki, (öylece bırakıp) tekrar o kadınlarla dolu eve geldim."

    - "gördüğüm manzara korkunçtu. duvar diplerinde, avluda, merdiven üzerinde kadınların ırzlarına geçiliyor, dayak atılıyor, ve bıçaklar saplanıyordu!.. ayaklarının altında (o anda doğurduğu) bebek bulunan bir kadın, hâlâ dayak yemekteydi!"

    http://www.turansam.org/makale.php?id=1403
  • türk’ün kökünün kazınması 2 - özkan bostancı

    1921 yılında iki yabancı heyetin tesbitlerinin yer aldığı resmî raporları yayınlamaya devam ediyoruz.

    1. heyet gemlik, orhangazi, yalova ve çevresine gitmiştir ve heyette ingiliz generali franks, italyan albayı roletto, ve fransız albayı vıck ve kızılhaç'tan temsilci vardı. m. gherı adlı bir fransız da karşılaşılan dehşet dolu manzaraların fotoğrafını çekiyordu. yanlarına mustafa süreyya adında bir jandarma teğmenini, orhangazili refik, çınarcıklı hafız ahmet, gemlikli tevfik, sultaniyeli imam emin adlı kimseleri de almışlardı.

    2. heyet, beykoz, paşabahçe, şile, kandıra, izmit ve çevresini tetkike memur idi. heyet; ingiliz albay parmer, fransız albay mıtofıskı ve italyan albay ıtelli'den ibaretti.

    beykoz kazası faciaları:

    8 mayıs 1921, rapor: 365

    - "15 temmuz 1920 tarihinde bir yunan taburu, boğaziçi'nde beykoz kazasına bağlı hüseyinli köyünü kuşatarak, mitralyöz ve yaylım ateşi ile ahaliyi katlettikten sonra, her şeyi yağmalamışlar, bilâhare 35 haneli köyü ev, ahır, samanlık, cami, mektep, hatta harmanlardaki ekinleriyle tamamen yakmışlardır!.. hayvanlarını sürüp götürmüşlerdir. köy halkında sağ kalan 5-10 kişiyi de hicrete mecbur etmişlerdir."

    14 mayıs 1921 , rapor : 375

    - "ekim 1920'de beykoz'a bağlı çavuşlu çiftliği'ni muhasara eden bir yunan müfrezesi, çiftlik kâhyası cevat efendi ile 6 arkadaşını döve döve öldürmüşlerdir!"

    - "yunan askerleri ekinler dahil olmak üzere bütün evleri yaktılar. fakat daha önce bütün eşyayı arabalara yükleyerek çubuklu'ya naklettiler. ahaliden en küçük bir mukavemette bulunanları kasaturalarla doğradılar. sarınar, hüseyinli, köylerinde, ömerli nahiyesinde aynı soygun ve cinayetleri irtikap ettikten sonra, buraları baştan başa yaktılar!"

    1 mayıs 1920 tarihli (köy ihtiyar heyeti'nce hazırlanan) mazbatadan:

    - "20 ekim 1920'de bir mülâzım komutasında 40 neferden mürekkep bir yunan müfrezesi, ikinci defa ömerli'ye bağlı buzhane köyüne geldi. köy sâkinlerini köy kahvesine toplayarak adil oğlu recep, salim oğlu ibrahim, emin oğlu rıfat, hasan çavuş oğlu yusuf, mustafa oğlu ibrahim ve kahveci rıza'yı alarak, köye yarım saat mesafede bir mıntıkaya, tüfek dipçiği, kasatura ve süngü ile döverek ve yaralayarak götürdüler."

    - "buzhane ve örümce köylerinde 20 türk'ün boyunlarına ip geçirerek sürüklediler, ve vücutlarını muhtelif yerlerinden kasatura ile yaraladılar."

    - "muratlı köyünde ahaliyi döverek ve yaralayarak soydular!"

    - "ömerli ve havalisinde, yunan müfrezesi her girdiği köyde yağma, talan, yangın dövme ve yaralamadan maada, genç kızlara hemen her köyde, erkeklerin gözleri önünde tecavüzlerde bulundular!"

    - "heyet, muhtelif raporlarla bu hadiseleri tesbit etti."

    - 1920 aralık ayında bir subay kumandasında tekrar beykoz'dan ömerli'ye gelen bir yunan müfrezesi, halkın sonradan tedarik edebildiği eşyasını, tekrar gasbettiler!.. kadınları da döverek tecavüzlerde bulundular!.. durum köy ihtiyar heyeti tarafından tanzim edilmiş 2 mayıs 1921 tarihli mazbatadan anlaşılmıştır."

    şile'deki vahşet :

    12 mayıs 1921 , rapor : 365

    - "9 yunan askeri (ikisi makineli tüfekli) karamandra'ya girmişler, 2000 altın istemişlerdir. eşraftan hacı mustafa, 'paramız yoktur,' demesi üzerine evvelâ onun sakallarını tutuşturmuşlardır!. hacı mustafa'yı kurşunla öldürdükten sonra, hanımına ve kızına olmayacak hareketlerde bulunmuşlardır. kızcağızın namusunu telef ettikten sonra, boynundan bir iple ahırdaki atın kuyruğuna bağlamış ve atı süngüyle kovalamaya başlamışlardır. kız parça parça olmuştur!"

    - "köy erkeklerini ayaklarından birbirine bağlayarak kırbaç ve odunla döğmek suretiyle köyü dolaştırmışlar, birçoğunu kurşuna dizerek öldürmüşlerdir."

    - "şile'de, çiftçi emrullah büyük işkence ile öldürülmüştür!.. evvelâ sokakta kırbaçla dövülmüş, sonra kaba etlerine kasatura sokulmuş, bütün parmakları kesilmiş, gözünün biri oyulduktan sonra başı kesilerek bir ağacın çatalına konulmuştur! emrullah'ın parça parça edilmiş vucüduna (heyet tarafından) ağacın altında rastlanmıştır."

    kurucaköy:

    - "bir yunan askerî doktoru, 30 yunan askeriyle birlikte kurucaköy'e girmiş, çuloğlu mehmet, eğriboyun ahmet, yakup oğlu recep, pehlivan ahmet ve abdullah oğlu mustafa'yı rehin alarak köyden 3000 altın istemişlerdir."

    - "heyetimizi saat iki buçukta bu köye yaklaşmış, devamlı silah sesleri ile karşılaşmıştır... köye girildiğinde iki yunan askerinin bir genç kızın elbiselerini yırtmaya çalıştığı görülmüş, ismi ayşe olan 13 yaşındaki bu kız bize doğru kaçarken arkadan vurulmuştur!"

    - "ileride, kümelenmiş erkeklere yaylım ateşi açılmakta idi. yunanlılar, heyetimize silah çevirerek, bizim köye girmemize mâni olmuşlardır! kumandan apostalides askerlerine engel olmak için bir harekette bulunmamıştır!"

    - "heyet, ancak yunanlar köyü ateşe verip kaçtıktan sonra köye girmiş, ve alevler arasındaki evlerden yükselen bağrışmaları duymuştur."

    - "sokaklada çıplak veya elbiseli 8 kadın ölüsü sayılmış, sağ kalan 3 türk bizi yunan zannederek kaçmışlardır!"

    14 mayıs 1921, rapor : 367

    - "teke divanı köyüne giren 300 yunan askeri 6000 altın istemişler, fakat köylü bunu temin edemeyince ihtiyar kadınları toplayıp ayaklarından asarak, altlarında saman tutuşturmak suretiyle yakmağa başlamışlar, galeyana gelen erkeklerin üzerine makineli tüfek ateşi açılmış, sonra genç kızlar toplanmıştır."

    - "bunlardan asiye isimli bir genç kızın iki göğsü bıçakla kesilerek saman ateşlerine atılmış kız öldürülmüştür!.. diğerlerini 20 kadar yunan askeri köyden çıkarken beraberinde sürüklemişlerdir. bu kızların cesetlerine rastlanmamıştır. yakılan yaşlı kadınlardan birinin ismi gülsüme'dir."

    - "şuayıp köyüne teğmen kaçaros kumandasında giren 150 yunan askeri evvelâ halkı camiye toplamaya ç alışmış; köylülerden kaptanoğlu cemal, askeroğlu ibrahim, koçoğlu bekir, kokozoğlu mehmet, demircioğlu aziz çavuş ve çalıoğlu eşref kendilerine kamçı ile vuran kaçaros'ın üzerine atılarak hırpalarken, yunan askerleri çalıoğlu eşref'i hemen öldürmüşler, diğerlerini ayırmışlardır."

    - "teğmen kaçaros, getirttiği büyük saman çuvallarına köylüleri koyarak askerlerine döğdürtmüş, sonra ayaklarından ağaçlara asarak hepsini iki saat içinde parça parça etmiştir!"

    - "bu arada nereden atıldığı belli olmayan bir kurşunla teğmen kaçaros vurulmuş, oraya yığılmıştır."

    - "bunun üzerine yunanlar, derhal camii ateşe vermişler, ve korkudan kaçmışlardır!"

    - "camiden çıkan köylüler yunanlar'ın peşine düşmüş, fakat birçoğu kurulan pusulara düşerek öldürülmüşlerdir!"

    - "ertesi gün tekrar 300 kişilik bir kuvvetle köye giren yunanlar, bir tek canlı bırakmadan, kadınlara türlü azap ve işkence yapmak (tecavüz dahil) suretiyle hepsini öldürmüşlerdir!"

    6 mayıs 1921 , rapor : 368

    - "hicis (salvatiye) köyüne giren 19 yunan askeri evlere girmişler, herkesi dışarı çıkararak para ve mallarını yağmalamışlar, buldukları kur'an-ı kerimler'in yapraklarını kendi necâsetlerine bulayarak türkler'e yalatmışlardır!"

    - "bu arada nereden çıktığı belli olmayan 6 türk genci yaylım ateşine başlamış, şaşıran yunanlar kaçarken hepsi öldürülmüşlerdir!"

    29 mayıs 1921 , serbest rapordur

    - heyetimize müracaat eden (işgalcilerden) ingiliz subayı mıster cockhıll, teğmen kaçaros'un yaptıkları hakkında şunları söylemiştir:"

    - "şile'ye bağlı kabakoz köyünde vazifeli olarak bulunuyordum. birden piyade tüfeği ateşi ile karşılaştım. yunanlar köye giren yol üzerinde diz çökmüşler kurşun yağdırıyorlardı. türkler evlerine girip kapıları kapayınca, yunanlar köye girdiler. başlarındaki teğmen, bana selâm vermek lüzumunu (bile) duymadı!"

    - "evlerden çıkarılan kadın, kız, çocuk ve erkekler süngülerle dürtülerek meydanlığa toplandı. hepsi durmadan döğülüyordu!" genç kızlara fecî sarkıntılıklar yapılıyor, elbiseleri süngü ile yırtılıyor ve göğüsleri kesiliyordu!"

    - "yunan teğmenin yanına gittim, bu dehşete neden lüzum gördüğünü sordum. bana rumca bir şeyler söyledi ve beni azarladı!"

    - "bir rum askeri 80 yaşlarında ihtiyar bir köylünün sırtına binmiş, kendisini taşıtıyordu ve mütemadiyen ihtiyarı kırbaçlıyordu!"

    - "teğmen, yakasına yapışıp çektiği türkler'in ağzını açtırıyor, ve kurşun sıkıp öldürüyordu! ağızlarını açmayanların alınlarının ortasına nişan alıyordu!"

    - "evlerin pencerelerinden alevler çıkmaya başlamıştı."

    - "büyük ağacın altında gebe bir kadın koyun gibi boğazlandı! sonra karnı deşilerek çocuğu süngüye takılıp bir türk erkeğine uzatıldı. yerde inleyen türkler can çekişiyordu!"

    - "benim tabancam alınmıştı. arkamda süngü takmış bir yunan neferi bekliyordu."

    - "hava kararıncaya kadar vahşet devam etti. sonra yunanlar'ın isminin kaçaros olduğunu söyledikleri teğmenin etrafına toplanarak cenuba gittiler."

    - "ifademi tasdik ederim." ..... imza : major (binbaşı) cockhıll

    7 mayıs 1921 , rapor

    - "1 mayıs 1921 günü yunan zulmünden kurtulmak ve istanbul'a gitmek için binlerce halk kapaklı'ya birikmiş. yunanlar haber alarak oraya 1000 asker göndermiş. kapaklı'ya girer girmez müthiş bir ateşle binlerce türk'ü öldürmeğe başlamışlar. denize atlayanlar, veya motora binmiş olanlar da ölüm rüzgârlarından kurtulamamışlar. 6 saat içinde bütün türkler öldürülmüş!"

    - "bir ara köyün imamı ahmet ve muhtar hasan, yunan kumandanına ricaya gitmişler. kumandan bunları dinlemek istemeyince, hasan sert konuşmuş. kumandan birer kurşunla ikisini de öldürmüş, sonra muhtar'ın hamile karısını çağırtarak bir yunan askerine süngü ile karnındaki çocuğu çıkartırmıştır!."

    - "annesinin ızdırabına dayanamayarak üzerine atılan muhtar'ın kızı zehra'nın sırtından saplanan bir süngü, kızın ölümüne sebep olmuştur!"

    - "11 yaşında pembe isimli kızın vücudu ise ikiye bölünmüş idi!"

    karacaali :

    rapor : 234

    - "kapaklı'da tek canlı kalmayınca, yunanlar karacaali köyüne gitmişler, 10-15 arasındaki kızları seçip bir manga marifetiyle civardaki ağaçlığa götürmüşlerdir. "

    - "bu kızlardan aliye, zöhre, esma, hatice, hurşit kızı şerife, tarık kızı emine (11 yaşında), murat kızı aliye
    (18 yaşında), hüseyin kızı şahende (10 yaşında) isimleri heyetimizce tesbit edilmiştir."

    - "yunanlar evlere girip para, ziynet eşyalarını almışlar, köyün erkeklerini meydana toplamışlar, bir manga asker (ateş ederek) bütün erkekleri öldürmüştür!"

    - "meydanda, komisyonumuzun türk rehberi ismail, 130 ceset saymıştır."

    - "dağa kaldırılan genç kızlar, ırzlarına geçildikten sonra tamamen öldürülmüşlerdir!"

    küçük kumla :

    15 mayıs 1921 , rapor : 208

    - "bulgurcu vasse, mimi apostel, gemlikli haralambo, gemlikli yorgo gibi yerli rumlar, küçük kumla köyü yunan kumandanı ile anlaşarak köylüleri her ay 500 altın vermeye mecbur etmişlerdir! ayrıca her gün jandarma karakoluna bir koyun verilecekti."

    - "gemlik'e giriş-geliş yasaktı. kumandan izin kâğıdı veriyormuş. izin isteyen her türk yolda soyuluyor, sonra öldürülüyordu."

    - "bu hal şikâyet edilince, yunan başçavuşu köylüyü bir saat içinde makineli tüfekle öldürtmüş ve köyü ateşe vermiştir!"

    - "kumandana canbaz foti'nin kardeşi simon ile kasap aleksi'nin oğlu yorgi'nin yardım ettiği öğrenilmiştir."

    kızılcaköy

    7 mayıs 1921 , rapor

    - "şile'ye 3 saat uzaklıkta bulunan bu köye yunanlar her sabah haraç almaya gelirlermiş. 5-10 kişilik kafilelerle gelen yunan askerleri her gün 10 altın, bir koyun, tavuk, yumurta gibi şeyleri aldıktan sonra türkler'e dayak atıp gider, ertesi gün yine gelirlermiş."

    - "bir gün konyalıoğlu ethem reis, muhtar halil ağa, asaf oğlu rıfat reis, selim oğlu ahmet, çakıroğlu ahmet reis, kardeşi mustafa ve ibrahim, çakır eyüp oğlu emin ve bekçi mustafa nereden bulduklarını bilemediğimiz yunan askeri elbiselerini giyerek, haraç almaya gelen 7 yunan'ı öldürüp elbiselerini alarak cesetlerini bir çukura yuvarlamışlar!"

    - "bir yunan müfrezesi vaziyeti anlayınca köyü basmış, kaçanlardan arta kalan erkekleri meydana toplayıp evvelâ çırılçıplak soymuşlar, sonra tek kişi kalmamak şartıyla öldürmüşlerdir! (sonra da kadınlara zulmetmişlerdir.)"

    - "köye girdiğimiz zaman, saçlarından ağaçlara asıldıktan sonra altlarında saman yakılarak öldürülmüş kadın cesetleri görüldü!.. birçoklarının göğüsleri kesilmişti!"

    - "kabakoz köyünde de aynı vahşet tekrar edilmiştir!"

    - "bu köyde, çevrenin hürmet ve sevgisini kazanmış aziz efendi ile karısı ayşe hanım, seccade üzerinde (namaz kılarken) bir süngü ile şehid edilmiştir! aziz efendi'nin evinde parçalanmış kur'an sayfalarına rastlanmıştır!"

    14 mayıs 1921 , rapor : 365

    - "ağva kazasının çanaklı köyüne 20 yunan askeri girmiş, köyün bır çok erkeklerini öldürmüş, kadınları bir araya toplayarak çırılçıplak bırakmışlardır!"

    - "bu vaziyete dayanamayan yahyaoğlu mustafa evinin penceresinden köylüleri öldüren yunanlar üzerine ateş açmış, yunanlar türkler tarafından baskına uğradıklarını sanarak, katliamı bırakıp kaçmaya başlamışlardır!

    - "fakat tehlike olmadığını görünce, mustafa'nın evini sarıp onu dışarı çıkarmışlar, yere yatırarak evvelâ tenasül uzvunu kesmişler, sonra başını gövdesinden ayırmışlardır!"

    kartallı köyü

    14 mayıs 1921 , rapor: 365

    - "bu köy de teğmen kaçaros'un zulmünden kurtulamamış. köyde kalan erkekler meydanda toplattırılmış, yağma yapılmış, kız ve kadınlara akla gelmeyecek tecavüzlerde bulunulmuş, kulakları küpeleriyle birlikte kesilmiş, bilezikli bilekler ve yüzüklü parmaklar koparılmıştır!"

    - "erkekler ıslak çuvallara konulup odunlarla döğülmüş, ayak tabanları kasatura ile çizildikten sonra tuz basılarak yürümeğe mecbur edilmişlerdir!"

    - "kartallı'da çuval içinde döğülerek öldürülenlerden isimleri öğrenilenler:

    - sivri süleyman oğlu ömer, sivri hasan oğlu mehmet, hacı mustafa oğlu mehmet emin, koca ibrahim oğlu eyüp, halil ağa oğlu ahmet, muhtar hasan oğlu hüseyin, hacı hasan oğlu halil ağa, hacı osman oğlu abdullah."

    - "saçlarından sürüklenen ve kafa derisi yırtılan kadınlar:

    - eyup kızı gülperi (17 yaşında), emin kızı saliha (14 yaşında), halil ağa'nın zevcesi emine ve kızı şâkire."

    yayla köyü :

    12 mayıs 1921

    - "25 yunan askeri bu köye akşam üzeri giriyorlar. evlere saldırıyorlar. halkın para ve kıymetli eşyası alındıktan sonra genç kızlar civardaki ormana götürülerek, alçak tecavüzlerden sonra öldürülüyorlar! kadınlar da köy ortasında kurşuna diziliyor!"

    - "timurcikli, hasanlı, çengelli, değirmençayırı, kumca köylerinde aynı vahşet yapılmıştır. kumca köyünden topal nesibe adlı bir kadının parçalanmış cesedi civardaki bir tepede bulunmuştur!"

    rodosto köyü :

    21 nisan 1921 , rapor : 155

    - "rodosto köyünde hacı ibrahim'in torununu defneden kalabalık üzerine yaylım ateşi açılmış, yunanlar toprağı eşeleyerek
    10 yaşındaki çocuk cesedini çıkarıp süngüye takmışlar, türkler'i topladıktan sonra imamın başını taşla ezmişlerdir!"

    beynelmilel kızılhaç temsilcisi mr. maurıce gehrı'nin hazırladığı rapordan:

    - "12 mayıs akşamı gemlik'e gelen komisyon, ertesi sabah yanık köyleri ziyarete başladı. bunlar pazarköy, çengiler (ermeni köyü), çeltikçi ve geldelek köyleridir."

    - "çeltikçi'de bir ay önce yangından kurtulmuş olan bir kaç ev de tutuşturulmuştur! bunlara kundak sokan 4 yunan askeri talanla meşgûlken suçüstü yakalanmıştır!"

    - "gemlik normal ahvalde 7000 nüfuslu iken, o sırada 16.000 kişiyi barındırıyordu. mültecilerin 3.500'ü rum, 2.000'i ermeni, kalanı türk'tü. rumlar karamürsel'in kızderbent köyünden geliyorlardı. köyleri yakılmıştı. ermeniler çengiler, yeniköy, ortaköy, yalakdere'den geliyordu."

    - "türk mültecilerin hemen hepsi pazarköy'den geliyordu. bu köy emirle tahliye edilip sonra yakılmıştı. çoğunluğu yollarda ermeniler ve yunan askerleri tarafından ağır hakaretlere mâruz kalıp soyulduklarından şikâyet ediyorlardı!"

    - "benim görmüş olduğum bazı vak'alar:

    - gedelek'ten iltica etmiş olan hatice hanım... ermeni şakîler tarafından omuzundan bir kurşun ve üç süngü darbesi ile yaralanmış...

    - gedelek'ten bir erkek çocuğun, kadın ve kızları bir araya zorla tıktıkları eve atılan bir el bombası ile, cenesi ve dili uçmuş...

    - pazarköy'den nuriye hanım (yaşı 60) üzeri soyulmuş, para ve mücevherleri gasbedilmiş, yaralanmış ve 5-6 yunan askeri tarafından tecavüze uğramış... bu esnada gözleri önünde kocasının kafası kesilmiş!"

    - "konak civarında 30 metrekarelik bir yerde 60'dan fazla kadın ve çocuk saydım! erkekler angaryalara gönderilmiş veya yok edilmişlerdi! bir aydan beri türk mültecilerine yunan idaresinden bir lokma ekmek verilmemişti! civar köylerdeki dindaşlarının getirdikleri ile yaşıyorlardı."

    - "benim toplayabildiğim bilgilerden, 300 rum ve ermeni gönüllüsüne, bölgedeki türk ahaliye 'ellerinde hiç bir silah bulundurmamaları' ihtar edilmişti!"

    - "öğleden sonra gemlik ortodoks kilisesini ziyaret ettim... güya türkler'in iznik'te rumlar'a saldırdıklarını iddia eden başpapaz, 'yunan ordusu çok mutedil davrandı. isterdim ki bir teki kalmamacasına, bütün türkler imha edilsin!' dedi... bu papazın ismi vasilyos idi. iznik başpiskoposu'ydu!"

    - "15 mayıs pazar günü sahilde 3 türk'ün yanışını gördük!"

    - "zalim bir yunan yüzbaşısı papa grıgorıu geldikten sonra zulüm ve vahşet alabildiğine artmıştı. 16 köy insan ve hayvan kalmamacasına tahrip edilmişti! papa grıgorıu'nun öldürdüğü insan adedi 6000-6500 arasında idi!"

    - "öğleden sonra çınarcık'a gittik. vaktiyle tamamen türk olan bu köyde, bir tek türk bulunamadı! yerli rumlar hemen (sadece) duvarları (kalmış olan) evleri tamir etmişler, oralara yerleşmişlerdi!"

    - "akşam aşağı kocadere ve yukarı kocadere köylerine gidildi. bu iki köy tamamen tahrip edilmiş. insan ve hayvan kemiklerinden başka bir şey yok!"

    - "22 mayıs'ta istanbul'a geldik. iki gün sonra bir ikinci tahkik heyeti seçilerek tekrar yalova'ya gidildi. bu heyette ben de vardım. manchester guardıan gazetesinin muhabiri (meşhur tarihçi) mr. toynbee de karısı ile beraber bulunuyordu. 5 aydanberi türkiye'de idiler. vapurda, gördükleri facialardan dehşetle bahsettiler. bizi götüren gülnihal gemisinde şu heyet (üyeleri) vardı:

    - "yuzbaşı lucas (fransız), teğmen hollando (ingiliz), teğmen bonaccordı (italyan), tercümanlar ve bir türk polisi."

    - "ufak cinayetleri ve vahşetleri, kanıksadığım için raporuma ithal etmiyorum!"

    - "heyet, ayakta kalabilen iki köyden biri olan akköy'ün bir mahallesinin tamamen harap olduğunu gördü. evlerin içi bomboştu."

    - "bir evde darmadağın edilmiş yatak ve yorganların altından bir çocuk ağlaması duyuunca, eşyaları kaldırdık. bu, 6 aylık bir türk çocuğu idi. gemiye gönderdik."

    - "köyün çukurlarında 60 ceset saydık! bunlardan 49'un isimleri heyet'çe tesbit edildi."

    - "tahkik heyeti'ne akköylü iki çocuk yol gösteriyordu. akköy'den çıktıktan sonra tepeden tırnağa silahlı yerli rumlar'a rastladık. bu çocuklardan birini lâfa tuttular. biz 15-20 adım ayrıldıktan sonra çocuğun gelmediğini gördük! geri döndüm. fakat ne rumlar, ne de çocuk vardı! sonra bu çocuktan haber alamadık."

    - "o gece heyet yuzbaşı papa grıgorıu'dan izahat almak istedi. bu yüzbaşı büyük bir türk düşmanı idi. 'hiç bir şeyden haberi olmadığını, türkler'in rahat olduklarını' gözümüzün içine baka baka iddia etti. fakat kendisine deliller gösterilince, 'evet,' demeğe mecbur oldu!"

    - "(zulümden kaçan köylüler istanbul'a veya yalova'ya gitmek için) köylerinden toplu halde yola çıktıktan sonra yol boyunca baskın ve işkencelere uğruyorlar, 100 kişiden ancak 5-10 tanesi yalova'yı bulabiliyordu. parası olan türkler, her rum çetesine biraz para verip kurtuluyor, ancak biraz sonra diğer bir çete karşılarına çıkıyordu! rumlar bir an içinde yaylım ateşi açarak toplu halde bulunan türkler'den bir kaçını öldürüyorlardı!"

    - "türkler'i âdeta birer birer bunların elinden kurtararak gemiye alabildik. fakat yollarda olup ta yalova'ya yetişemeyenleri, içimiz sızlayarak yunanlar'a bırakmak mecburiyetinde kaldık!"

    izmit faciaları :

    m. gehrı'nin 5. no.lu raporu :

    10 temmuz 1921 - izmit

    - "gülnihal vapuru, hilâl-i ahmer'den (alınıp) türk silahlı kuvvetleri'ne aktarıldı. yunanlar'ın izmit'te muazzam bir katliama hazırlandıkları haberi üzerine, heyet vazifelendirilerek gülnihal ile dün izmit'e geldik."

    - "gülnihal, sıcaklık ve alev dalgalarından rıhtıma yanaşmakta tereddüt ediyordu! korkunç bir ateş dünyası içinde kalmıştık! yunanlar, izmit'i tamamiyle ateşe vermişlerdi! bütün mahalleler, bütün sokaklar alevler içinde idi! "

    - "kadınların çığlıkları gemiye kadar geliyordu! şehir içinden hiç kesilmemecesine silah sesleri geliyor, zaman zaman bir binanın büyük bir gürültü ile havaya saçıldığını görüyorduk!"

    - "koşarak gelen 3-4 kişi kendilerini denize attılar. arkadan 3 yunan askeri koşup, adamcağızları tüfek ateşine tutarak öldürdüler!"

    - "!28 haziran'da başka bir müttefik heyeti izmit'te imiş... yunan komutanına 'katliam yapılmaması için' ikazda bulunduğu halde, biz gelmeden bir gün evvel müthiş bir insan öldürme faaliyeti başlamış. yerli rumlar bütün evleri talan etmişler. kimsenin evden çıkmamasını, çıkarlarsa öldürüleceklerini söylemişler."

    - "3000 türk fransız mektebi'ne sığınmış. yerli rumlar ve yunanlar okulu havaya uçurmak istemişler. fakat orada bulunan fransız yüzbaşısı nıcol jayers, amerikan kumandanı ile birleşerek mektebin etrafını 4 kordon halinde müttefik askerleriyle çevirmiş. yunanlar yaklaşmaya cesaret edememişler!"

    - "bu (evvelki) heyet, bir gün içinde öldürülen 7400 izmitli'den ancak 360'ının isimlerini tesbit edebilmiş."

    - "karaya inince bu cesetleri biz de gördük... hiç birinde kulak, göz, burun ve parmak kalmamıştı!.. bir çocuğun çamurla oynaması gibi yunanlar bu cesetler üzerinde oynamışlardı!"

    - "bacakları kesilmiş genç kadınlar, kolları koparılmış kızlar, beşik bebekleri, karmakarışık bir halde idi! kan ve et yığını insanın ruhuna ürperti veriyordu!"

    - "saat 19'da bir fransız askeri yerli rumlar'dan bir çeteciyi yakalamış, bize getirdi. köşebaşında bir genç kızı kirletmeye çalışırken arkadan kafasına bir yumruk vurarak bayıltmış... rum'un sırt çantası içinde 120 kadın bileziği, 700 altın, ve külliyetli miktarda banknot bulduk. çantayı müttefik kumandanı yüzbaşı m. joseph gerald'a teslim ettik."

    - "kadınlar hamamının önünden geçmekte olduğumuz sırada, kapı birden açıldı. içinden yüzlerce genç kız dışarı fırladı. saçları başları darmadağınık, elbiseleri yırtık ve kan içinde idi!.. bir çoğu elbisesini yırtıp külot yerine örtmüştü. deliler gibi sağa sola kaçışmaya başladılar!.. kadın gözlerinin bu kadar yuvalarından fırladığını, ağızların bu kadar çirkinleştiğini, yüzdeki çizgilerin böylesine derinleştiğini, o dakikaya kadar görmemiştim!.. korkunç bir ağlama sesi, gökleri sarsıyordu! ayaklarımıza kapananların, yalvaranların hesabı yoktu. kocalarının, erkeklerinin nerede olduğunu soruyorlardı!.."

    - "güzelliği karşısında bir anda hayran olduğum genç bir esmer kız, iri yeşil gözlerini gözlerime dikmiş, akıl hastalarının bakışlarına benzeyen delici nazarlarla beni süzüyordu. kendisine bozuk bir türkçe ile 'nasılsınız?' dedim. birden ağız dolusu bir tükürük savurdu. sonra şu satırları yazdığım anda (dahi) kulaklarımda çınlayan berrak, temiz bir kahkaha attı!.. çıldırmıştı zavallı!"

    - "sonra öğrendiğimize göre, yunanlar ve yerli rumlar bir mahallenin ne kadar genç kızı varsa, geceden toplamaya başlamış, ve bu hamama tıkmışlar. bir çoğunun namusu payimâl edilmiş!.. sabaha karşı kadınlardan en güzel ve tazelerini ayırarak çirkin ve cılız olanları serbest bırakmışlar. maksatları bu kızları götürüp, yunan askerlerine kadın temin etmekmiş!"

    - "20 yıldır türkiye'de yaşayan fransız papazı pıerre banalt kızlarından evlerinden nasıl zorla alındıklarına şahit olmuş. yaşlı din adamı titreye titreye şöyle diyordu:

    - "kapıların kırılmasına uyandım... yunan askerleri dipçiklerle kapılara vuruyor, deviriyorlar, bir kaç el silah attıktan sonra içeriye giriyorlardı. bir an içinde evde kıyamet kopuyordu. sonra evin genç kızı merdivenlerden tekmelerle ve sürüklenerek dışarı atılıyordu. muhtarzâde emin'i, kızının götürülmesine mâni olmak istediği için, evinin önünde astılar!"

    - "izmit sokaklarında gezen silahlı fransız bahriyelileri gördük... şehirde işlenen cinayetleri sahildeki bombara gemisinden seyretmişler. dayanamamışlar. delors adlı bir teğmen kumandanından izin alarak 35 bahriyeli ile sahile çıkıp gördükleri türkler'i bir araya toplamış, zırhlıya götürmüşler. teğmen delors, büyük bir asabiyet içinde idi. 'sauvagerie!... sauvagerie" (vahşet!.. vahşet!)' diye haykırıyordu!"

    - "(karadeniz) ereğli'deyiz... yunan zırhlısı kılkış'ın topları buradaki halkı dağlara ve ormanlara kaçırtmış! yunanlar burada öldürecek insan pek bulamamışlar ama, kasabayı mahvetmişler. 13 cesetten başka ceset görmedik. bunlar da ihtiyar idiler. mal olarak taşıyabileceklerini alıp götürmüşler. dağdakiler gülnihal'i görünce aşağı inmeye razı oldular. günlerce gözlerine uyku, midelerine yemek girmemişti!

    - "yunanlar son derece korkak!.. korkak olanlar, ellerine geçen fırsatlarda çok zalim olurlar! yunanlar, bize okutulan 'elen medeniyeti'nın vârisi değillerdir!"

    - "türkler'in bu zulüm ve işkencelerin acısını alacaklarını tahmin ediyorum! nitekim eskişehir'de (sakarya savaşı ile ) başlayan çözülmenin pek fecî bir ricat olduğu haberleri geliyor. yunanlar artık kaçmağa başladılar."

    - "yapılan bu vahşetin hesabı çok uzun sürecektir. türkler'in can, (ırz), mal, para olarak büyük kayıpları vardır. eğer türkler hafızası zayıf bir millet değilse, komşularına güleryüzlü olmayacaklardır!"

    imza: m. gehrı, tahkik heyeti kızılhaç temsilcisi
  • türk’ün kökünün kazınması 3 - özkan bostancı

    1921 yılında iki yabancı heyetin tesbitlerinin yer aldığı resmî raporları yayınlamaya devam ediyoruz.

    ezine:

    - "15 ekim 1920 tarihinde ezine'de yunan işgâl kumandanının emri ile yerli rumlar silahlandırılmış, müslümanlara saldırtılmıştır. bunlardan ezineli konstantin ile 5 yunan askeri pınarbaşı köyüne gelip evleri basarak ahaliyi dövmüşler, osman oğlu raşit çavuş, arap ömer ve tatar ali'nin ellerini bağladıktan sonra kırbaç ve sopa altında öldürmüşlerdir!"

    - "20 ekim'de bir yunan subayı ile ikiasker ve bunlara kılavuzluk eden ezineli saatçioğlu yani, pınarbaşı köyüne gelerek muhtar ali oğlu sadıkın ve çerkes hamit'in kollarını bağlayarak dövülmüşlerdir. çamköylü ismail çeşitli işkenceler altında götürülürken saatçioğlu yani'ye yegâne mevcudu olan 5 lirasını vermek suretiyle canını kurtarabilmiştir."

    - 12 aralık 1920'de bir subay kumandasında 25 kişilik bir yunan müfrezesi, ezineli kör apostol ile birlikte köye gelerek ahalinin elinde ne bulabilmişlerse, gasbetmişlerdir. çerkes ali osman dipçik darbmeleri altında çok ağır bir şekilde yaralamışlar, savallı kurtulamayarak ölmüştür."

    - "15 aralık'ta aynı köye gelen 15 kişilik yunan birliği, evleri basıp bulabildikleri her şeyi arabalara yükleyerek götürmüşlerdir."

    selimi oğlu mahmut'un tahkikat komisyonu'na verdiği ifade:

    - "15 kasım 1920 günü sabaha karşı 15 yunan askeri evimi bastılar. beni yakalayıp ezine hapishanesine götürdüler."

    - "ezine hapishanesi, dünyada görülmedik zulümlerin yapıldığı yerdir. hapishaneye getirilen her şahsı önce yere yatırarak ayaklarını bağladıktan sonra bayıltıncaya kadar döğüyorlar. bana da öyle yaptılar."

    - "mahpuslar, kimisi ayaklarından asılmak, kimisi de bağlanarak ayakları elleri arasından geçirilmek, bir kısmı da boyunları sandalyelere sıkıştırılarak üzerine yunan erleri oturtulup biçâreleriboğulmak derecesine getirmek suretiyle eza ve cefa ediyorlar."

    - "orada mevkuf müslümanların ekmeksizlik, susuzluk ve işkenceden yüzleri ölü rengindedir."

    - "1 mart 1921 tarihinde bayramiç merkezine bir saat mezafede bulunan teperkemerler köyüne gelen yunan askerleri köy halkından ismail'i dövdükten ve ihtiyar anasını süngüledikten sonra paralarını alarak firar ettiler."

    - "hadiseyi işgâl kumandanlığına aksettirmeleri üzerine, o sırada karargâh hapisanesinde mevkuf bulunan mehmet oğlu veysel ile kardeşi ramazan ve muhterem oğlu ismail dövüle dövüle kumandanın huzuruna getirilerek müştekiye gösterildi. müşteki bunlar olmadığını söyledi ise de kumandan bu bîgünah insanlara, yunan askerlerinin hırsızlıklarını yükledi. cezalandırmak için kırbaç ve dipçik altında kendilerine bir çukur kazdırdı. her üçü de le itile kakıla bu çukura (diri diri) gömüldüler!"

    manchester guardıan şark muhabiri (tarihçi) mr. toynbee gördüklerinden fevkalâde müteessir olarak yunan başkumandanı general anastas papulas'a 26 mayıs 1921'de şu telgrafığ çekti:

    - "palova, samanlı, akköy müslüman ahalisinin göçlerine müsaade buyurmanızı kemâl-i ısrarla rica ederim. eğer ahali derhal oralara tahliye etmezlerse, hayatları emniyet altında değildir. son 15 gün zarfında akköy ahalisinin yüzde 15'i yokolmuştur!. cevap vermenizi rica ederim.

    imza: toynbee

    papulas'ın verdiği müsaade sayesinde bir çok müslümanın istanbul'a nakli mümkün olmuştur. fakat işgâl kuvvetleri bu insanların istanbul'a sokulmasına mâni olduğundan makriköy(bakırköy) sahillerine boşaltılmışlardı.

    irtibat subayı cemalettin ve seyyar kıtalar kumandanı yüzbaşı yusuf efendi'nin istanbul umum jandarma kumandanı'na gönderdikleri rapor:

    - "26 mayıs 1921 günü, 500 askerden müteşekkil bir yunan birliği kantarcılar köyünden çakırlı hüseyin'in karısını, kızlarını ve baldızını dağa kaldırıp şen'i emellerine âlet ettikten sonra, çırılçıplak ve kanlar içinde gece yarısı köye göndermişlerdir."

    - " köyün diğer kızları, 20'şer yunan tarafından kirletildikten sonra, başları kesilmek suretiyle öldürülmüşlerdir!"

    - "6 evde ayaklarından tavana asılmış kadınların yalnız dizlerinden aşağısı kalmış, diğer kısımları liğme liğme edilmiştir!"

    - "kışla köyünden doğancıoğlu ibrahim karısının gözü önünde kasatura ile ağır şekilde yaralanmış, boğazı kesilerek öldürülmüştür!"

    - "çubuklu'da yunanlar kadınları camiye doldurup tecavüz etmişlerdir! adapazarlı aliye hanım'ın kızı kaçırılmıştır!"

    - "karakiraz, karasakal, kemerler köyünde bu vahşet aynen tekrar edilmiştir!"

    - "kandıra'da postahane ve hükümet binası yağma edilmiş ve ateşe verilmiştir."

    - "300 kişilik bir yunan birliği adapazarı'na girerek bütün yerli rumlar'ı silahlandırıp berşika, cebecioğlu, erenler ve şeyhler köylerine saldırtarak akıl ve hayale gelmeyecek vahşetlerde bulunmuşlardır! bu köylerin erkekleri rastlandığı anda öldürülmüşlerdir!"

    - "karakiraz köyünde aynı vahşet işlenmiş, bütün hayvanları alıp götürmüşlerdir. bayram ali ismindeki köylü parça parça edilmiştir!"

    - "ahalisi kaçmış olan ötükler köyü ateşe verilmiştir!"

    - "peşkes, hacıismail köyleri yerli rumlar tarafından yakılmıştır!"

    - "karadere köyünden 6 türk sokak ortasında bir ipe bağlanarak yanyana yatırılmış ve koyun gibi boğazlanmıştır!"

    - "bütün bu köylerde ırza geçmeler olmuştur!"

    - "imranlar köyünün bütün kadınları ırza tecavüz maksadıyla bir eve toplattırılmıştır. mukavemet edenler doğranmıştır."

    - "tekkeler köyünden 15 genç kız ayaklarından ağaçlara asılarak türlü işkencelerden sonra öldürülmüşlerdir!"

    - "büyük hatipli köyünde erkekler baltalarla imha edilmiştir!"

    15 kasım 1921 tarihli rapordan:

    - "yunan askerleri şahinburgaz köyüne girerek evlerde bulunan erkeklerin bir kısmını döğmüş, bir kısmını öldürdükten sonra, ömer ağa'nın hanımı esma'yı çırılçıplak soymuş ve sokaklarda dolaştırmışlardır! türlü işkence ve sapıklıklarına asık suratla bakanları süngü ve kasatura ile yaralayarak kahkaha atmalarını istemişlerdir!"

    bilindiği gibi, türk ordusu'nun izmir'e girdiği 9 eylül 1922'den hemen sonra izmir'de büyük bir yangın çıktı. bu yangını kimlerin çıkardığı tam olarak tesbit edilemedi. yunan askerleri ve yerli rumlar'ın kaçarken yaktığı tahmin edilse de, intikam için rum evlerine giren türkler'in yaktığını iddia edenler de oldu. aşağıda izmir sigortaları itfaiye kumandanı mösyo greskoviç'in izmir büyük yangını hakkında raporu'nu sunuyoruz:

    - "son taarruz başladığı zaman, yunan subay ve erlerinin ağızlarda 'biz izmir'i türkler'e bırakmak mecburiyetinde kalırsak, yakacağız, yıkacağız!' sözleri dolaşıyordu!.. bunu her yerde söylüyorlardı!"

    - "8 eylül 1922 cuma günü saat 6'dan sonra iki yunan askerinin hacı ustan mahallesi çavuş sokağı'nda 2 numaralı evin hizasına gelirken, bir kutu kibrit ateşleyerek mösyö fulburç'un evinin penceresinden içeri attıklarını gördüm! tabii bir şey söylemedim. fakat kibrit sönünceye kadar oradan ayrılmadım."

    - "9 eylül günü saat 2'den sonra hiç bir hadise meydana gelmediğini gördüm."

    - "10 eylül pazar günü ingiliz vapurundan biri çavuş ile 8 ingiliz eri yangın kulesine geldiler.vapur ile muhabereleri ertesi güne kadar devam etti."

    - "11 eylül'de ingiliz çavuşu dedi ki, 'bu akşam karantina'daki türk hastanesi'ni yakacaklardır.'

    - "12 eylül sabahı buca mahallesi'nde bulunan itfaiye komisyonu kâtibi mösyö zakmesir, 'gece yarısı buca'ya iki tren geldiğini, ve bütün ingiliz ailelerin izmir'e nakil, ve gemiye sevkedildiklerini' söyledi.anladım ki, izmir'in başına tarif edilmez bir felâket gelecektir!"

    - "11-12 eylül'de itfaiye erleri, ermeni kilisesinde ve diğer yerlerde ermeniler'in faaliyetini dürbün ile gördüklerini söylediler! aynı zamanda itfaiyeden bir kaç er ermeni kilisesinin çan kulesinde, eskiden kararlaştırılmış parolalı bir haberleşme gördüler!"

    - "12 eylül'e kadar geçen 3 gün zarfında, ermeni mahallesinden tepecik mahallesi'ne kadar çıkan yangınların adedi, 30 senelik istatistik cetvelinde görülmemiş bir mahiyet arzediyordu."

    - "11/12 eylül gece yarısından bir saat sonra ermeni mahallesinde yangın çıktığını haber verdiler."

    - "yangın yerine hareket edip rum hastanesi'ni geçerken 130-150 kadar çoluk çocuk ve kadın acı acı bağırıyorlardı!.. 'ne bağırıyorsunuz?' diye sordum. 'ermeniler bizi yaktılar! sayes hanı içerisinde oturuyoruz,' dediler. bunlar rum idiler. 'eve bitişik ermeni evindeki duvardan, ermeniler'in bir delik açtıklarını ve içeri gaz dökerek evi ateşlediklerini' söylediler!"

    - "13 eylül günü saat 10:30'da ermeni mahallesinde ateş göründüğü haberini verdiler... ermeni kilisesine 50 metre mesafede bir ermeni evinin yandığını gördüm. söndürmeye çalışırken, ermeni kilisesinde yangın olduğu haberini verdiler.”

    - "kilisenin binalarında ateş yoktu. yalnız küçük bir bina civarında 200 kadar yağlı eşya balyası ile paçavralar bir yere toplanmış, üzerine de 200 tüfek ve çokça cephane konmuş idi. ateş te bunların arasından çıkıyordu!"

    - "biz kilisede iken, ermeni mahallesi'nde basmahane karşısında yangın olduğunu haber verdiler!.. bir ermeni evinden ateş çıktığını gördüm."

    - "ateşin söndürülmesine çalışırken, soğukçeşme'de yangın olduğunu haber verdiler!.. iki itfaiye neferi ile gittim. ateşi söndürdüm. tekrar basmahane'de yanan eve gittim. ateş içinde bir takım sürekli patlamalar vardı."

    - "bu arada yine ermeni kilisesinin yandığını haber verdiler... söndürmeye çalışırken, 300 metre uzakta ve arka sokakta dirsekte bir evin yandığını haber verdiler!"

    - "erafıma baktım: bir evden değil, ermeni mahallesinin her yerinden ateş çıktığını, ve herhalde 25 yerde yangın olduğunu gördüm. biz (de) ateş içerisinde kaldık! aynı anda her taraftan bana kurşun sıktılar!"

    - "mecburen geri çekildik. bu esnada yangının daha gerilerden çıktığını, ve bütün ermeni mahallesinin yandığını haber verdiler!.. aynı zamanda devamlı patlamalar oluyordu!"

    - "mevki kumandanı 30 kadar istihkâm eri verdi. bir kamyonla yangın yerine gittik. yanmayan komşu ayadimitri mahallesi evlerinin korunması için çalıştık. duvarlar yıkılmıyor, dinamitler yalnız delik açıyordu. hortumlar bozuldu ve yandı."

    - "yangının söndürülmesine çalışılırken peştemalcılarbaşı'nda ateş çıktığını haber verdiler!.. ateş şehrin her tarafını sardı. rüzgârın devam etmesinden dolayı, yangın şiddetleniyordu!"

    - "bu işin kasten yapıldığına kaani olmam dolayısiyle, 11 eylül'de itfaiye komisyonu meclisi reisi mösyö bon'a gitmiştim.... ne lâzımsa tedarike müsaade edilmesini istirham etmiştim. iki gün zarfında icabeden teşkilâtı kurmuş idim. izmir'in yangından kurtulmasına gayret ettim. lâkin yangının 2. günü bana dahi kurşun sıktılar.

    - "atılan merminin bana değil, yangın tulumbalarına isabet edip bunları delik deşik ettiklerinden, işbu rapor tanzim ve takdim kılınır."

    imza: izmir sigortaları itfaiye kumandanı greskovıç

    yunan ordusunun kaçışı sırasında şehir ve köylerde yapılan zulmü tahkik için (9 eylül 1922'den hemen sonra) bir heyet kurulmuştur. heyet'te italyan matbuatı adına zaşınanıa, paris gazeteleri nâmına alfred vermen, letan, matme ve journale gazeteleri adına madam şnayder, amerikan matbuatı adına mister prays ve mister prencıs, istanbuldan nadir bey, izmir'den sırrı bey, amerikan viskonsolosu mister pack ve diğer bir kaç kişi bulunuyordu. bu heyet'in raporlarından iktibaslar:

    - "menemen'de yangın olmamıştır... ama menemen ovası'nda 150 ceset sayılmıştır!"

    - "boşnakköy kâmilen yıkılmış, bütün kadınların ırzlarına geçilmiştir."

    - "çukurköylü ahmet ağa'nın çiftliğinde 18 kişilik aile efradı kuyuya atılmıştır. 13 yaşındaki ayşe'nin ırzına 100'den fazla yunan askeri tecavüz etmiş, bîçâre ölmüştür!"

    - "hisarlık ve dirlik çiftlikleri tamamen yakılmış, kozluca köyü yakıldıktan sonra bütün kadınlara tasallut edilmiştir. bu köyün kadın, kız ve erkekleri tamamiyle öldürülmüştür!"

    - "manisa'da 10.700 ev, 13 cami, 272 dükkân, 19 han, 26 bağ evi, 5 çiftlik, 1470 köy evi yakılmış; 3500 kişi yakılmak suretiyle, 8550 kişi de kurşunla öldürülmüştür."

    - "manisa içinde 300'den fazla müslüman kızın ırzına geçilmiştir. bunların bir çoğunu yunanlar beraberlerinde götürmüşlerdir!"

    - "manisa yangını 2 gün sürmüş, cuma günü manisa'ya giren türk ordusu tarafından söndürülmüştür. yangını çıkaran yarbay philipp, esirler arasındadır!"

    - "6000 evli turgutlu'dan geriye, yalnız kenar semtlerdeki kulübeler kalmıştır. halktan 1200 kişi öldürülmüştür. yangına ve katliama iştirak eden eczacı kosti, idam edilmiştir!"

    - "burada gözleri oyulmuş çocuklar, göğüsleri parçalanmış kadınlar, ırzına geçilmiş ve öldürülmüş yüzlerce ceset görülmüştür!sokaklarda yaralılar inlemektedir!"

    - "alaşehir yakılıp yıkılmıştır!.. buradaki yangını yerli rumlar'dan tüccar miamandapolis çıkarmıştır. bir çok genç kız tecavüze uğramış, bekâret kanları yüzlerine sürülmüştür! ırzlarına tecavüz edilen kızlardan 14 tanesi çıldırmıştır!.. bunlardan üçünün yangın külleri üzerinde şarkı söyleyip oynadıklarını gördük!"

    - "taşçı mehmet usta'nın karısının göğüsleri oyulmuş, içine barut konularak ateşlenmiştir!"

    - "bir ev içinde öldürülmüş 30 müslüman'ın cesedine rastlanmıştır."

    - "yunanlar'ın buradan beraberlerinde götürdükleri kadınların sayısı 150'dir."

    - "300 kişilik bir kadın kafilesi, yunanlar tarafından götürülmek istenirken kaçmaya çalışmaları üzerine, bir makineli tüfek bölüğü hepsini öldürmüştür! 20-30 kadın ancak kurtulmuştur!"

    - "72 kişi diri diri yakılmıştır!"

    - "salihli'nin ev, dükkân, mektep, cami, han ve hamamları kâmilen yakılmıştır!"

    - "yunanlar buradan 110 kız alıp götürmüşlerdir. bunlardan 60 kadarı, bikri izale edilmiş olduğu halde kaçmışlardır."

    - "ayrıca 110 müslüman yakılmıştır!"

    - "yaralıların bir çoğunun kulak ve burunları kesiktir. bunların bir kısmı kadındır!" (anadolu'da yunan zulüm ve vahşeti, ankara , 1338/1922)

    beynelmilel kızılhaç ve beynelmilel çocuk esirgeme birliği mensubu 2 ecnebinin aynı bölge ve olaylar için tanzim ettikleri rapor:

    - "manisa 90.000 nüfuslu güzel bir şehirdi. mahalli memurlar bizi istasyonda bekliyorlardı. yüksek bir miinareden şehrin panaromasını görmek ve fotoğraflar almağa muvaffak olduk."

    - "şehir türk ordusu'nun buraya girmesinden evvel, baştan aşağı tahrip edilmiştir! 14.000 evden ancak 1.400 ev kalmıştır. halk bu feci yangından hiç bir şey kurtarmağa muvaffak olamamıştır!"

    - "bir yaşından küçük çocuklara dağıtılmak üzere tahsis edilmiş olan 30.000 kişilik tayını, mahalli memurlara teslim ettik."

    - "bundan sonra izmirin 73 kilometre doğusundaki kasabaya (hangi?) hareket ettik... vardığımızda 15.000 kişi aç ve çıplak bir halde bulunuyordu. ekmeklerini enkaz altından çıkardıkları yanmış buğdaydan yapıyorlardı!"

    - "6328 evden yalnız 201 ev kalmıştı!.. bu kasabada 30.000 nüfus mevcut olup, bunun 27.000'i müslüman imiş. bugün 8.000 kişi bu harabelerde yaşamakta, geri kalanlarının hayatlarından malûmat yoktur. (diğerleri de civardan göçmen)"

    - "belediye reisi hasan şevki bey'in ailesi zekiye hanım, garda peçesini kaldırarak fransızca nutuk irâd ederek teşekkür etti."

    - "bundan sonra salihli'ye geldik. en önemli ihracatı olan kuru üzüm depolarından el'an dumanlar çıkıyordu!.. evvelkiler gibi baştan başa fecaat ve yangın harabeleri gördük. 2200 kişi olan ahalisinden 200 kişi kalmıştı!"

    - "10 ekim (1922) akşamı alaşehir'e vardık. şehrin yangından kurtulabilen yegâne evine yerleştik."

    - "4500 evden 4350'si tamamen yanmıştır!.. 11.500 kişi olan ahalisinden 400'ü 15 yaşından küçük, 7.500 kişi kalmıştı!..

    - bu havalinin yangından kurtulan yegâne hastanesi 20 yataklı olup, cenevre'den gelen doktor nabi bey tarafından idare edilmektedir. (bu kişinin) hayatını tehlikeye koyarak, mösyö form'un köşküne kapatılan ve öldürülmek istenen 300 müslüman'ın hayatını kurtarmış olduğunu anlattılar!"

    - "bir bağda 100 genç defnedilmişti!"

    - "her ikimiz 'de) 1918 senesinden beri bir çok felâketlere şahit olduk. (ama) hiç bir yerde (bu kadar) elem verici bir vazife ile karşılaşmadık. hiç bir yerde (burada olduğu gibi) ahalinin çehresinde korku ve dehşet alâmetlerine rastlamadık! (harap) manzara karşısında istemeyerek pompei ve mesine harabelerini hatırladık!"

    - "avrupa'da buna 'harb icabı' diyecekler bulunabilir... fakat biz bütün vicdânî kanaatimizle söylüyoruz ki, böyle bir faraziyeyi kabul edemeyiz!..

    eskişehir :

    - yunanlar, bilhassa şehri tahliye mecburiyetinde kalınca, mezalimi şiddetlendirmişler, yağma ettikleri gibi, en nihayet kısmen yakmışlardır!

    - bu yağma ve talan hareketi, yunanlar'ın çekilmelerinden 4 gün evvelinden başlamıştır. yunanlar şehri ve ahaliyi kordon altına almışlar, bütün dükkân ve mağazaları yağmalamışlar, gasbettikleri mal ve eşyayı kamyonlara yükleyerek alıp götürmüşlerdir!

    - evvelden tesbit edilmiş bir plân dahilinde, ve bir ingiliz zabit'inin kumandası altında mahut kundakçı müfrezeleri şehri üç yerinden birden ateşe vermişlerdir! yunan askerleri yangını söndürmek bahanesiyle mühim binaları bombalarla tahrip ederken, kundakçılar yağlı paçavralarla ve benzin dökmek suretiyle yangının yayılmasını sağlamışlardır!

    - türk ordusu'nun eskişehir'e yaklaşmakta olduğunu duyan yunan askerleri kaçışmaya başlamış, bu suretle ahali derhal yangını söndürmeye girişmiş ve böylece şehrin diğer kısımlarını kurtarmak mümkün olmuştur!

    - şehrin yanan 8 mahallesi, en mâmur ve zengin kısımlarını teşkil etmekteydi.

    - halktan zorla alınan eşya ve mücevheratın değeri (o zamanın parasıyla) 5.000.000 liradan, yangın zararı ise 20.000.000 liradan fazla olarak tahmin ve tesbit edilmiştir!

    eskişehir'den dahiliye vekâleti'ne gönderilen 3 numaralı rapor:

    - "eskişehir mutasarrıflığı'ndan alınan eylül 1338 tarihli telgrafta, 'düşmanın ağustos'un 31. günü çarşılarda çapulculuğa başlayarak kapalı dükkân ve mağazaların kapılarını kırarak, mevcut eşyayı aşırarak topladığı, o gece muhtelif mahallelere yerleştirmiş olduğu bombaları (patlatarak) ve yağlı paçavralarla bir kaç yerinden şehri tutuşturarak, askerimizin dahil olduğu 2 eylül gününe kadar devam eden yangından tuz, tahıl pazarı, arifiye, köprübaşı, ihsaniye mahalleleri kısmen ve akarbaşı mahallesinde 8 ev yanmış olduğu, istasyon binasının bir kısmı ve fabrikanın bilhassa makine kısımları bombalarla tahrip edilmiş olduğu' tesbit edilmiştir."

    - "yanan dükkân sayısı tahminen 1.800, ev sayısı ise 2.000'dir. ayrıca '4 yün fabrikası, 1 yapağı fabrikası, 1 halı fabrikası, sayısız değirmen, 5 cami, 2 hamam, bir çok mektep, tuğla depoları, belediye dairesi, 30'a yakın han ve otel, ve porsuk üzerindeki 3 köprü ve istasyon binası da yanmış olduğu' bildirilmiştir!"

    - "ayrıca 'yunanlar'ın şehirdeki bilumum hıristiyanlar'ı cebir ve tehdit ile beraberlerine alıp götürdüğü ve yanmış köprülerin, değirmenlerin tamirine başlandığı' bildirilmiştir."

    21 eylül 1338 (1922), imza: dahiliye müsteşarı ahmet münir

    eskişehir mezalimine ait musevî vatandaşımız barisak efendi'nin 18 eylül 1922 hakimiyet-i milliye gazetesinde yayınlanan mektubu:

    - "ağustos nihayetine doğru (herhalde 30 ağustos'ta) yunan memurları bazı faaliyetler gösterdiler. evvelâ ağır toplarını istihkâm malzemelerini çektiler. hastanelerini, silah ve muhimmat ve erzak depolarını boşalttılar. kıt'alar her gün şehir ve havalisini terkediyordu."

    - "biraz sonra yunan ordularının afyon karahisar'daki hezimet haberi bir yıldırım gibi aksetti!.. hıristiyan firariler şehri geçiyor, bursa'ya doğru kaçıyorlardı. baş gösteren korku, paniğe inkilâb etti!.. üç gün zarfında rum ve ermeniler gizli bir emre tâbi olur gibi, mevkilerini terkettiler. hepsi gitti, kalmak isteyenler cebren sevkedildi!"

    - "seyyahat vesikası almak gibi usüller kendiliğinden kalkmıştı! her biri daha evvel gitmek için acele ediyordu. haykırışlar, çığlıklar, küfürler ve ızdıraplı gözyaşlarına, ihtiyar ve mâlûllerin iniltileri karışıyordu!" (işte bu da ilâhî adalet!.. müslüman türkler'e çektirdiklerinin sadece hicret etme kısmını bile yaşamaları, onlarda ne büyük bir acı uyandımış!.. bir de türkler'e yaşattıkları yağma, işkence, tecavüz, yaralama, öldürme olaylarını düşünün!.. y.n.)

    - "pazar günü, fecî olacağından kimsenin şüphe etmediği hazin vak'aları beklemekle geçti. sokaklar bomboştu. çarşı kapalıydı. hiç bir (resmî) daire faaliyette değildi. yalnız biliyorduk ki, mutasarrıf ve belediye reisi tevkif edimişti."

    - "sakarya hezimeti'nden döndükleri günden beri, hemen daima 'işgâl ettikleri araziyi tahliyeye zorlandıkları takdirde, türkler'e karşı yapacakları yangın, yağma ve kıtal' den bahsediyorlardı!"

    - "kendileri o kadar yüksekten medenî ilân eden bu adamların, eski yunan muhariplerinin halefleri olduklarından bahseden kumandanlarının bu tasavvuratı (hayal ettiklerini) fiil mevkiine koyacaklarını, vicdanlarımız kabul etmek istemiyordu!"

    - "eski yunanistan'ın yeni yunanistan'a bırakmış olduğu ahlâksızlıkları unutmuştuk! hırsızlık, ırza tasallut, kıtal, yağma bunlara has denaatlerdendi!"

    - "hayvanî bir surette öyle bir şiddetle coştular ki, emirleri öyle küstahça bir zulüm ile ifa ettiler ki, bugün bizlerin hayatta kalmış olması, bir mucize eseridir!"

    - "halk evlerine kapandı. birdenbire saat sekiz buçuğa doğru bir infilâkı müteakip, siyah bir duman sütunu şehrin ortasından yükseldi. şehri yakıyorlardı!.. her şey yakıldı ve yıkıldı. katolik rahiplerin güzel manastır ve kiliseleri bile birer kül haline geldi!"

    - "herkes ateşten uzak yerlere sığınmayı düşünüyordu. biz de pek az eşya alarak evlerimizden çıktık... şimdi halkı soymaya başlamışlardı. canlarını kurtarmak için her şeylerini bırakarak evden kaçan bîçâreleri (çalınacak eşyası yok diye) tevkif ediyorlardı!"

    - "biraz uzaktan dinamit sesleri duyuldu. bunları yangında yanmayan evlere atıyorlardı!"

    - "cuma günü şafak sökerken kundakçıların başkumandanları şehre indi ve halka ' yangından zamanında haberdar edilmemiş olduğunu, şimdi durduracaklarını' büyük bir riyakârlıkla söyledi! derhal yağmacılar 'tulumbacı' oldular! saat 7'ye doğru yangını söndürdüler."

    - "artık kurtulduk zannediyor ve evlerimize dönmeğe hazırlanıyorduk (ki,) aynı asker kıyafetindeki zebâniler yolumuzu kestiler. bir gün evvelkinden daha geniş ölçüde mezalime başladılar!"

    - "(tekrar başlatılan) yangının 2. akşamı daha kötü oldu. en büyük ve sağlam binalar dinamit ve alevlere teslim edildi."

    - "iltica ettğimiz mahallenin her köşesinden işkenceye mâruz kalan kadın ve çocukların iniltileri duyuluyordu!"

    - "nihayet sabah 4'e doğru müthiş bir top sesi infilâk etti. türk askerleri geliyordu!"

    near east gazetesi, amerikan muavenet heyeti'nden iki amerikalı kadının gördükleri vahşeti şöyle anlatıyor:

    - "miss belıngs ile miss ellen'den bir mektup aldım."

    - "(mektupta) yunanlar'ın yağma ettiği söyleniyor... bir harbte bu her yerde olur. fakat evleri yakmak, kadınların ırzlarına geçmek barbarlıktır!"

    - "150 evli melek köyünün 95'i, 50 evli oğlacık köyünün 46'sı, 60 evli hamam köyünün 57'si yakılmıştır!"

    - "karılarının, kızlarının namuslarını müdafaa eden erkekler öldürülmüşlerdir!"

    - "raporda deniyor ki, 'para vermekten imtina eden kadınlar katledildi! birçok kadının namusuna tecavüz olundu! tarlalarda, ambarlardaki buğdaylar yakıldı! hayvanlar öldürüldü! her şey tahrip olundu!' "

    - "ömründe kocasından başka erkek yüzü görmeyen türk kadınları, yunan zabitleri ile rakı masasında bulunmağa icbar edilmiş, bir çok kızın bikri izâle edilmiştir! bu suretle namuslarına tecavüz edilmiş türk bâkirelerin adedi, yalnız eskişehir'de binlere bâliğ olmaktadır!"

    - "yunanlar, yerli hıristiyanları zorla götürürken, 200 kadarda türk bakiresini saçlarından sürükleyerek götürmüşlerdir."

    - "yunanlar, müslüman halkı muhtelif bahanelerle yaralamışlar ve şehit etmişlerdir."

    bursa köylerinde işlenen cinayetler:

    tahkikat komisyonu'nun 1. raporu:

    - "yunan ordusu geri çekilmesi sırasında yollarına rastlayan bütün müslüman köylerini ylakmış, katliam yaptıkları haber verilince de , aşağıda imzaları olan tahkik komisyonu (üyeleri yanlarında) italyan
    devlet-i fahimesi mümessili mösyö fucar refakatiyle maskara hasan köyüne azimet etmiş, yol üstünde rastladığı molla yunus köyünden şefik bey'in çiftliği ve 10 müslüman'ın, ve köyde oturan bütün hrıstiyan halkın evlerinin yanmış olduğunu görülmüş, bir zabit kumandasında 8 yunan askerinin, hicret eden hrıstiyan ahali ile birlikte, mezkur binaları yaktıkları anlaşılmıştır."

    - maskara hasan köyünde 80 evden yalnız 2 evin kurtulup gerisinin tamamen yanmış olduğu görülmüş, kül ve enkaz içinde perişan dolaşan hayatlarını kurtarabilmiş halktan, '11 eylül'de gelen piyade kıtaları tarafından muhtelif cihetlerden köyün ateşlendiğini, kaçarak kurtulmaş isteyen 28 erkek ve 12 kadının süngü, kurşun ve bomba ile şehit edildiği' öğrenilmiştir. bu meyanda:

    - 10 yaşında kadri, 7 yaşında ferhat, 9 yaşında halil oğlu ahmet, 8 yaşında hacı ethem oğlu mustafa, 13 yaşında ali oğlu ahmet, 8 yaşında şükriye, 8 yaşında hüseyin kerimesi (kızı) diğer şükriye isimli çocuklar bulunduğu,

    - emir zevcesi zeynep, hacı mehmet zevcesi latife'nın karınları süngü ile boydan boya yarılmak suretiyle şehit edildiği,

    - camiye iltica eden hacıbağdatlı oğlu ali osman, mülazım halil efendi oğlu hüseyin'in cami ateşlenmek suretiyle yakıldığı,

    - köy halkından salim'in kurşunla yaralandıktan sonra, henüz ölmeden petrole bulanıp yakıldığı,

    - 8 kişinin muhtelif yerlerden süngüyle yaralanıp halen hayatta olduğu,

    - 20 nüfusun kayıp olduğu anlaşılmıştır."

    - "evinde şehit edilerek yanan hacı mehmed, penç köyünden ismi bilinmeyen misafir, muhacir ibrahim dayı, kuru ali'nin mustafa, ve oğlu ahmet, kâhya mustafa'nın zahid ve mahmut usta'nın, ve kül halinde köyün fotoğrafları alınmıştır."

    12 eylül 1338(1922), imzalar: müddeiumumi hüsnü, belediye tabibi mehmet ali, fotoğrafçı: ali sakıp

    aynı tahkikat heyeti'nin 2. raporu:

    - "13 eylül (1922) çarşamba günü alaşar köyüne giderken, yolda panayır köyü ile tepecik köyü arasında bir müslüman'ın kurşunla şehit edildiği görülmüş, panayır köyünden taş ali isimli şahsın başı iki taş arasında ezilmek suretiyle şehit edildiği, kaçan halktan 6 kişinin de muhtelif yerlerde şehid edildiği anlaşılmıştır. bunlardan ikisinin şakaklarına sıkılan mermi, üçüncüsünün bomba ile şehit edildikleri görülmüştür."

    - "alaşar köyüne ulaşıldığında pek çok kadın ve çocuk yaralılara tesadüf edilmiş, bunların bursa hastanesi'ne götürülmek üzere arabalara bindirildiği görülmüştür."

    - "vak'a hakkında tahkikata başlanarak 8 eylül'den 11 eylül pazartesi gününe kadar muhtelif zamanlarda rum, ermeni ve çerkesler'den mürekkep üç çete gelerek evvelâ bir takım işkence ile halkın nakit paralarını almışlardır. (bu çerkesler herhalde çerkes ethem'le yunan ordusuna katılanlar olsa gerek... yn)

    - "11 eylül günü 2 zabit kumandasında bir müfrezenin köylerine gelmekte olduğu görülmesiyle korkan erkekler ormanlara kaçmışlar, kadınlar taarruzdan masun kalabilecekleri mülâhazasıyla kaçmayıp bir evde toplanmışlardır."

    - "askerî müfreze köyü çevirmiş, kadınların toplandıkları eve girerek evvelâ 15 yaşında bâkire emine'nin ırzına tecavüz etmek istemişler, kızın şiddetli mukavemeti üzerine kendisini dumdum kurşunu ile sağ elinden, kasatura ile yüzünden yaralamış, ve şen'i fiilin ikaına muvaffak olamayan askerler, emine'nin kardeşi 11 yaşındaki huriye'yi yakalayıp biri bikrini izale ettikten sonra, diğer 4 kişi ırzına geçmişlerdir. bu durum heyetimizce kanlı çamaşırları ve donunun muayenesinden anlaşılmıştır."

    - "şükrü kızı 20 yaşında duriye ayağından dumdum kurşunu ile yaralanmasını müteakip korku ve heyecandan çocuk düşürmüş, canlı doğan çocuk yunan askerleri tarafından hunharca çiğnenmiştir!"

    - "duriye'nin babası şükrü ise kasatura ile 8 yerinden yaralanmak suretiyle şehit edilmiş olduğu tesbit edilmiştir."

    - "bir evde toplanan kadınlardan kasatura darbesi ve kurşunlamak suretiyle öldürülen kadınlar şunlardır:

    - ismail karısı hasibe, koca mustafa karısı asiye, hamdi karısı sıdıka, mehmet kızı rahime, mehmet karısı hatice..."

    kütahya'da yunan mezalimi:

    kütahya'da en çok felâkete mâruz kalan mıntıkalar, yunan geri çekilme hattı içine düşen uşak ve bursa istikametine doğru kaçan düşmanın uğradığı köyler ve kasabalar olmuştur. düşman bu köy ve kasabaların büyük bir kısmını tamamen yakıp yıkmıştır.

    ertuğrul meb'usu osmanzâde hamdi bey'in kütahya'dan yeni gazetesi'ne gönderdiği 14 eylül 1922 tarihli mektup:

    - "bugün eskişehir'den kütahya'ya doğru hareket ettim. seyyahatimiz çok zahmetli geçiyor. düşman kaçarken her yerde yaptığı gibi buralarda da köyleri yakmayı, halka zulmetmeyi unutmamış! etrafımızı saran bu fecî manzaralar o kadar dehşet verici ki, insan ne bunları görmeye, ne de onları işitmeye tahammül edebiliyor!"

    - "yunanlar'ın kütahya'ya girer girmez ilk işleri şehri baştan aşağı yağma etmek olmuştur! bu soygunculukta yerli rumlar ve ermeniler'in yapmadıkları kalmamıştır!"

    - "bir taraftan yunan neferleri rastgeldikleri evlere dalarak bulduklarını alırken, diğer taraftan (yerli) rum ve ermeni karıları bağlara, bahçelere dalarak meyva ve sebzeleri yağma etmişlerdir!"

    - "kütahya'da mıntıka kumandanı yarbay petros barbaris'in yerli rumlar ve ermeniler vasıtasiyle halka yaptığı eziyet ve mezalimin haddi hesabı yoktur!"

    - "bir çok anaların evlâdı katledilmiş, nice evler söndürülmüş, servetleri yağma edilmiştir."

    - "çökerler hat kumandanı neekas, müslümanlar'ı zorla toplatıp sakal ve bıyıklarını traş ettirdikten sonra, vücutlarını deldirip barut dolduruyor, sonra yakıyormuş!"

    afyon karahisar ve kazalarındaki cinayetler :

    afyon karahisar valiliği'nin 16 ekim 1338 (1922) tarihli raporu:

    - "yunanlar son defa afyon karahisar merkezine 12 temmuz 1338'de işgal etmiş; kuvvetlerini sandıklı, çivril, bolvadin ve aziziye kazalarına yaymışlar, sakarya muharebesi neticesinde bolvadin, aziziye, sandıklı kazalarından çekilmişler, merkez vilayet köylerinden 115, civril'den 22 köyü, 27 ağustos 1338 tarihine kadar işgâl altında bulundurmuşlardır."

    - "akviran köyüne girdiklerinde ezan-ı muhammedi okumak üzere minareye çıkan müezzini, 'sen kuvva-yı milliye'yi davet ediyorsun,' diye onu ve diğer 25 kişiyi öldürererek, köyü yakmışlardır!"

    - "köy ve kasaba halkını hapsetmiş, dövmüş, bir çok kişiyi köyden uzaklaştırmışlardır."

    - "istihkâm kazmak için müslüman ahaliyi zorla sevketmişler, bütün tahkimatları angarya yoluyla müslümanlar'a yaptırmışlardır."

    - "köyleri yakmışlar, bir kısım halkı mitralyöz ateşine tutmuş, kasatura ve süngülerle kadın, çoluk, çocuk, önüne geleni imha etmişlerdir."

    - "deper, kışlacık, kalecik-i kebir, kalecik-i sagir, çakır, çudarlı, doğanlar, polacık, süklüme, ruger, sarıcaoğlu, lepken, beykör, eğrit, ihsaniye köylerini tamamen yakmışlardır!"

    - "namuslu kız ve kadınların zorla ırzlarına geçmişler, bunları siperlere nakleyliyerek orada kendilerine çeşitli hakaretler yapmışlardır."

    - "kasabada zaten mahdut olan çeşmeleri tutarak, suya giden müslüman kadınlara su vermemek, ermeni çocuklarına taşlatmak suretiyle müslüman halkı su almaktan bile menetmişlerdir."

    - "zenginleri hapsedip nakit para, ziynet gibi kıymetli eşyayı gasbetmişlerdir."

    - "bir çok köylerden ev kerestelerini alarak akcin, sisin, selimiye, bavirdi, alcalı, kumartaş, bostanlı, eskiemir, susuz, aylak, eydemir köylerinin kerestelerini alıp tahribat yapmışlar, köylüleri açıkta bırakmışlardır."

    - "meyveli, meyvesiz ne kadar ağaç varsa kesmişler, bağların kütüklerini bile sökmüşlerdir."

    - "eğret köyünde köylüleri harman yerine toplayarak, 'kendilerinden memnun olup olmadıklarını' sormuşlar, şiddetle mukabele eden köylülerin harmanını ateşe vermişlerdir!"

    - "karahisar'ı terkederken ermeniler'e 'şehri terkediniz, balhamud'a kadar gidiniz. orada harb edeceğiz,' diyerek ermeni halkı alıp götürmüşlerdir."

    - "yine karahisar'ı terkederken, imaret camii'ne müslümanlar'dan 600 kişiyi hapsetmişler, diri diri yakmak istemişlerdir. fakat ordumuzun yetiştiğini haber alan kadınlar camiye hücum etmişler, kilitlerini kırarak erkekleri kurtarmışlardır!"

    - "müslümanlar'ın ne kadar dükkânı varsa, hepsine el koyarak rum ve ermeniler'e vermişlerdir."

    - "bir çok hastalıklı ve frengili rum kadın ve erkek getirmişler, müslüman halktan kadın ve erkekleri (zorla) bunlarla temasta bulundurmuşlar ve hastalık aşılamışlardır."

    imza: karahisar-sahip mutasarrıfı ali rıza

    hüseyin fikri'nin ikdam gazetesindeki yazısından alıntılar:

    afyon karahisar'da bir gezinti

    - "evvelâ işgâl sırasında görülen mezalimden bahsedeyim."

    - "memlekette ne kadar yün, tiftik, buğday vesair mahsül varsa, gaspederek götürmüşler, evleri, dükkânları basarak yataklardaki yünlere, sandıklardaki elbiselere varıncaya kadar gaspetmişlerdir. bunu kısmen şekle bağlamak istemişler, (yerli rumlar'ın) yunanlar'la müştereken kurdukları 'şark halı kumpanyası' nâmına yapmışlar, parasını öder gibi görünmüşlerse de, hakikatte 5 para vermemişlerdir!"

    - "sığır, keçi, koyun, beygir olmak üzere gaspolunan hayvanların sayısı 600.000 civarındadır."

    - "sakarya harbi'nde düşmanın maneviyatı tamamen kırılmıştır. şehirde yunan mümessili olan ihtiyar bir palikarya, 'ordumuz tarafından takip olunsaydılar, yunanlar'ın daha o zaman hezimete uğramış olacakları’nı itiraftan çekinmemiştir! çünkü venizelos ile kral konstantin taraftarları arasındaki ihtilaf son haddini bulmuş, birbirlerini öldüren zabitler bile görümüştür."

    - "vakta ki yunan ordusu çözülmüş, işte asıl o zaman yunanlar'ın vahşet damarları kabarmış!"

    - "yağma etmedik islâm dükkânı, eşyasını soymadık türk evi bırakmamışlar."

    - "deper köyü halkını tamamen kurşuna dizmişler!"

    - "160 evli sürmenli'nin yarısından fazlasını yakmışlar!"

    - "bu yangın için emir veren, altıntaş-dumlupınar muharebesinde esir edilen general dimeris'tir!"

    uşak'ta yangın ve katliam:

    - "yunanlar'ın uşak civarında yaptıkları mezalim çok kanlı ve haysiyet kırıcı olmuştur. şehrin etrafında 300'den fazla müslüman cenazesi bulunmuştur. öldürdükleri müslümanları evvelâ soymuşlar, para, mücevherat, ne varsa tehdit ile gasbederek almışlar, sonra bîçâreleri pek fecî bir surette öldürmüşlerdir."

    - "müslüman mezarlığında 6 müslüman kadının tenasül aletlerine kazık sokulu bulunmuştur. bu kadınların başlarını da kesip gövdelerinin üzerine koymuşlardır!"

    - "eğer ordumuz yetişmemiş olsaydı, yunanlar bütün halkı kesecek, kasabayı da bombalarla tahrip edecekmiş! bunu alenen söylemişlerdir."

    - "800 hane yerli hıristiyanları zorla götürmüşlerdir."

    - "askerî istihbaratça fotoğrafları alınan şehitler: (uzun bir isim listesi)"

    - "uşak fecaiyine ait tahkikat raporu fransız mösyö şarl tarafından görülerek, keyfiyet mösyö mojen vasıtasiyle fransız hükûmeti'ne bildirilmiştir."

    uşak kaymakamlığı'ndan çekilen telgraf:

    - "uşak kasabasının kurtarılması esnasında yunanlar tarafından çıkarılan yangında 1.785 ev ile 634 dükkân ve 16 cami ve mescidin yandığı, kaymakamlığın 16-17 eylül 1338(1922) tarihli telgrafnâmesinde bildirilmiştir.

    dahiliye vekili nâmına : müsteşar ahmet münir

    daıly telgraf gazetesi muhabirinin 14 eylül 1922'de çektiği telgraf:

    - "uşak'ta iken benzin tenekeleriyle yangın bombalarının dağıtıldığını gözlerimle gördüm. yunan zabitleri şehrin yakılacağını bana şahsen hatırlattılar! ricatin başlangıcından sonuna kadar yunanlar'ın kundakçılığı devam etmiştir!"

    meb'us besim atalay bey'in yenigün gazetesine verdiği izahat :

    - daire-i intihabiyenizi (seçim bölgenizi) nasıl buldunuz?

    - "harap ve perişan buldum. uşak ve havalisi çok hırpalanmıştır. öyle köyler var ki, barınmak için bir ev bile bırakılmamış! köyün aklı eren adamları sürülmüş, malları götürülmüş, harmanları yakılmıştır. ordu'nun harekâtındaki sür'at olmasaydı, bugünkü halkın hemen hepsi öldürülecekti!"

    - "uşak'ta 2.000 (kadar) ev, 1.000 (kadar) dükkân, 15 (kadar) cami yanmış, 1.000 kadar türk öldürülmüştü. bir kısmı yakılmış, bir kısmı kesilmiş, bir kısmı kurşunla öldürülmüştür."

    - valideniz (anneniz) ve hemşireniz (kızkardeşiniz) ne suretle şehit edilmişler?

    - "kurşunla şehit edilmişlerdir. evin kapısını tahkim ile meşgûlken dışarıdan atılan kurşunlarla şehit düşmüşlerdir. hemşirem derhal ölmüş, validem 12 saat kadar yaşamıştır. validem etrafında ağlaşan torunlarına, 'evlâtlarım, ağlamayın. işte askerimiz giriyor! elbette ki bizim gibi şehitler olacak ki, bu topraklar küffardan kurtulacak... ikimizi bir mezara koysunlar. biz tanrı huzuruna birlikte çıkalım,' demiş."

    - "hemşirem, daha evvel bir komşu evini söndürmek için su taşırmış. kendisine, 'söndürme, seni öldürürüz,' diyen düşman askerlerine, 'sizde gavur inadı varsa, bende de türk inadı var! bildiğiniz haltı yapınız,' demiş, ilk kurşunu orada almıştır."

    - "uşak ve havalisinde mezalim yapanların çoğu yerli rum ve ermeniler'dir. yunan askerleri en çok hırsızlığa ve soygunculuğa ehemmiyet veriyor. ermeniler'le rumlar yangın yapmağa, adam öldürmeye çalışıyorlardı."

    fransız mösyö jarl jiro'nun uşak raporu :

    - "akşam saat yedi buçuğa doğru çocuklarımla henüz yemeğe başlamıştık ki, bombanın tarrakasını müteakip büyük bir alev sütunun yükseldiğini gördük. evimin bir kaç metre ötesinde olan 2. fırka'nın kalem dairesi olan binaya ateş verilmişti."

    - "bu esnada yüksekte olan evimin penceresinden karşıki ovada 10 kadar köyün yanmakta olduğunu gördüm."

    - "yangınlar ahşap binalara yangın bombaları atmak, benzinli paçavralar kullanmak suretiyle çıkarılmıştı. bir an içinde şehir alevler içinde kalmış, türkler'in ağlayış ve feryatları etrafa yayılmıştı."

    - "amansız bir katliam başlamıştı. istisnasız erkek, kadın, genç, ihtiyar, çoluk, çocuk bu faciada kurban ediliyordu! genç kız ve kadınların namuslarına tecavüz, bu vahşet sahnesinin en âdi vak'alarındandı."

    - "yangın çıkarmakta askerlere yerli rum ve ermeniler rehberlik etmekte, türk eşraf ve zenginlerinin evini bunlara göstermekte idiler."

    - "bunların servetleri yağma edildikten sonra, ekserisi öldürülüyordu!"

    - "kadınların bilezikleri, boyunlarındaki altınlar gasp olunuyor, evleri tecavüze uğrayan türkler'den bazılarının hayatları büyük bir meblağ mukabilinde bağışlanmakta ise de, bu müemmen değildi. çünkü firariler bir sel halinde birbirini takip etmekte olduğundan, (yeni tecavüzlerden kurtulmak için) şehirden uzaklaşmaktan başka çare yoktu. yangından kaçanların üzerine kurşun sıkılıyordu."

    - "4 kanunuevvel 1922 tarihinde uşak'ta yazılmıştır."

    imza: ş. jiro
  • türk’ün kökünün kazınması 4 - özkan bostancı

    balkanlar’da yaşadığımız soykırımı, zulmü, işkenceyi, tecavüzü ve sürgünü resmî kaynaklardan ve görgü şahitlerinden naklediyoruz.

    bir posta müdürü’nün müşahedeleri:

    - "siroz’da babalarının, kardeşlerinin, kocalarının, çocuklarının öldürüldükleri evlerinden çıkartılan yüzlerce bedbaht müslüman kadını, hükûmet konağı”nın karşısındaki liseye kapatıldılar! sonra 50 kadar bulgar askeri bu zavallıların üzerlerine atıldılar. tartaklama ve pek çoğunu mukavemet edemeyecek ölçüde yaralamadan sonra, kirlettiler!.. bulunduğum postahane binasından bu zavallıların feryatlarını işittiğim gibi, yapılan fena muameleleri de görüyordum. gece olunca bulgar askerleri (tekrar) türk evlerine girerek kadınların ve kızların namuslarına taarruz ettiler!.. hoşlarına giden güzel kadınları da alıp götürdüler!"

    (avrupa siyaseti ve türkler’in felâketi, istanbul, 1329 (1913) ,sf. 143)

    selânik havalisinde dahi, ayni tecavüzlere devam ettiler!.. yabancı harb muhabirleri, "hem askerî birlikler ve komitacıların, hem de yerli hıristiyanlar”ın birlikte müslüman kadınları kirletmeye koyularak, birbirleriyle yarış ettiklerini" kaydediyorlar.

    - "selânik”te bir evde, bir çok kadınlar ve genç kızlar çırılçıplak bir halde bulundular!..

    her türlü taarruza uğrayan bu kadınların üzerine kapılar çakılmış ve günlerce soyulmuş, talan edilmiş evde aç bırakılmışlardı! durumu öğrenen bir kaç ecnebi gazetecinin binbir tavassutu ile kurtuldular!..

    yunan askerleri de, bu zulüm ve işkencelerde bulgarlarla yarış ediyordu.” (aynı eser, sf. 144)

    - toyran”da bir bulgar subayı. hıristiyanlığı kabul etmek şartıyla esir bir türk subayına hayatını bağışladı. adam vaftiz edildikten sonra, onun gözleri önünde türk kadınlarına tecavüz etti. türk subayın sarsıldığını görünce, üzerine tabancasını boşalttı!..

    - ıstromca”da bir türk kadınına göz koyan bulgar kumandanı, kadının kocasını önce tevkif ettirdi, sonra öldürttü!.. sonra kadını odasına getirterek ırzına geçti!..

    - yine istromça”da 11 kasım 1912 günü 6 sırp askeri şeyh lütfi efendi tekkesine girerek oradaki kadınlara tecavüz ettiler!

    diğer bir rapordan:

    - "19 kasım 1912”de siroz”da ne genç, ne de güzel olan müftü”nün ailesi ile, mektep müdürü”nün ailesine, kocalarının gözleri önünde tecavüz ettikten sonra alıp götürdüler!.. 13 genç kızı kirlettikten sonra diri diri gömdüler!.."

    - "disoka”da ırza tecavüzün yeni bir şeklini buldular!.. yalnız 12-13 yaşına kadar olan küçük kızlara tatbik edilen bu zulüm, bunların analarının ve babalarının önünde ismetleri kirletildikten sonra yavaş yavaş işkence ile öldürülmeleri idi!.." (aynı eser, sf. 146)

    bu hadiselere dair pek çok haber, rapor ve fotoğraf ecnebi gazetelerde yayınlanmıştı.

    - gürgün”de icra edilen katliamda, 20 kadar genç ve güzel kızı ayırdılar!.. bunlar, ölüm tehdidi altında vaftiz ayinine tahammül edip sözde hıristiyanlaştırıldılar. arkasından da zavallıların ırzına geçtiler. içlerinden biri mukavemette ısrar etti. zavallı, bütün çete”nin şehevî hislerine âlet edildikten sonra işkence ile öldürüldü!.. o halde ki, bayılmış olduğu halde bile o şen”i fiile devam etmekte idiler!..

    - petrova”da bir genç kız annesinin gözü önünde kirletildi. buna tahammül edemeyen anne, âniden eline bir tüfek geçirerek bulgarlar”a ateş etti. bu hareket, umumî bir katliam”a sebep oldu. bütün kadınlar ve genç kızlar bir kahvehaneye kapatılarak yakıldı!..

    bu da zulme uğrayanlardan birinin anlattıkları:

    - "yanlarında bizlerce malum (yerli) genç rumlar bulunan iki yunan piyade bölüğü, 30 kişi kadar olan bizleri şehre götürmek bahanesiyle yanıkköy civarında bir harap köprüye sevkettiler. orada kollarımızı bağladılar. sonra bıçak ve süngülerin uçları ile bizi zalimane bir surette yaralamaya başladılar! ben de bağlı bulunduğum halde kaçmaya muvaffak oldum. arkamdan ateş ettiler, fakat hiç bir kurşun isabet etmedi. tam 4 gün bir taşın arkasında gizli kaldım. nihayet bir çoban çocuğu imdadıma yetişerek ellerimi çözdü."

    fransız general buman anlatıyor:

    - "fransızca eğitim yapan mektebe 30 kadar türk mültecisini kabul etmişlerdi... katolik mekteplerini çekemeyen rumlar tarafından bulgarlar”a ihbar edildiler. komitacılar geldiler ve mültecilerin teslimi istediler... fransız şimendifer şirketinin komiseri rıza bey, rahiplere bir zarar gelmemesi için kendini teslim etti. canilerin rıza bey”i parasını ve evini göstermesi için kasatura ile tehdit ettiklerini gözlerimle gördüm. çoluk çocuğunun başına gelecek felâketi anlamış olmalı ki, (söylemedi). vücudu kasatura ile delik deşik edildi, yere düştü. kaatillerden biri ayakkabılarını çıkartıp kendi giydi. cesedi 5 gün aynı yerde kaldı. her gün üzerinden bir şey çalındı. son gün üzerinde donu ile gömleğinden başka bir şey kalmamıştı!"

    (avrupa siyaseti ve türkler”in felâketi , istanbul , 1329 (1913) , sf. 152)

    kavala’dan geçen bir alman, bakın, sonradan ne yazmış:

    - "komitacılar kavala”ya ulaştıklarında, türk eşrafından 39 kişiyi herkesin gözü önünde öldürmek üzere tevkif ettiler. esirleri gömleklerine varıncaya kadar soydular. üçer üçer bağladılar. içlerinden birinin vücudunu kasatura ile deldiler. sonra kafasını kestiler! ikincisine de aynı muameleyi yaptılar. bu iki mazlumun cesetlerinin ağırlığı ile yere düşen üçüncüsünün ilk önce iki kalın (boyun) damarını kestiler. sonra koyun gibi boğazladılar!"

    - "tevkif edilenler erasındaki bir polis komiseri, arkadaşlarını “yaşasın osmanlılar!”diye bağırarak ölmeye davet etti. buna sinirlenen bir haydut, arkadan vurduğu bir kılıçla biçâreyi öldürdü! kılıç iki kürek kemiğinin arasından geçerek zavallının gövdesini ikiye ayırmıştı. bu darbe haydutların pek hoşuna gitmiş olmalı ki, cesetler arasında bu şekilde öldürülmüş pek çok ceset görüldü! bunlar 15 gün açıkta kaldılar!"

    - urgancılar köyünde 90 müslüman, iplerle birbirine bağlandıktan sonra kasaturalarla hunharca şehit edildi!..

    - istromca”da bu mezalim tam 20 gün devam etti!.. öyle ki artık öldürecek insan kalmayıncaya kadar kasaturalar işledi!.. öldürmeye getirdikleri insanların sırtına binerek şehirde dolaşıyorlardı!.. dombalakof çetesi tarafından şehrin mezbahasına götürülerek, koyunlar gibi ayaklarından asıldıktan sonra çengellerle, kasaturalarla boğazlandılar!..

    - yine istromca”da ismail adlı bir köylüyü, birer birer uzuvlarını kestikten sonra kurşuna dizdiler!.. arkadaşını da bir ağaca bağladıktan sonra, gaz döküp diri diri yaktılar!..

    - esir türk subaylarının burunlarını, kulaklarını kestikten sonra bazen öldürüyor, bazen de intikam için serbest bırakıyorlardı!.umumiyetle serbest bıraktıkları subayları tahkir için, bir veya iki kollarını da kasatura ile koparıyorlardı!

    - üsküp ile kumonova arasındaki köyler, sırplar tarafından tamamen yakıldı!.. evlerden fırlayarak kaçmak isteyen köylüler hemen kurşunulanıyorlardı!.. bir tek fert bile kurtulamadı!

    - manastır”da, insanları birbirine bağlayıp yaktılar!.. sürünerek ateşten kaçmaya çalışan biçâreleri, sanki ağaç kütükleriymiş gibi, süngüyle tekrar ateşe itiyorlardı!.. çok defa çoluk çocuk bir camiye doldurularak, gaz dökülüp yakılıyordu!

    - bir diğer işkence de müslüman türkler”in diri diri gömülmesi idi!.. yollar, hendekler omurgaları dipçikle kırıldıktan sonra, çeşitli işkencelerle öldürülen zavallılarla dolu idi!

    - selânik civarında kadın, erkek ve çocukların karınlarını deşerek için taş, toprak, pislik dolduruyorlardı! sonra diğer balkan haçlıları”na karşı, "bak, sizinkiler böyle yapmayı akıl edebildiler mi?" diye öğünüyorlardı!

    bir bulgar subayının itirafları:

    - "esir edilen 10.000 kadar türk askeri siroz “a getirildi. bunların arkalarında sadece beyaz bir gömlekle don vardı. bu biçâre esirler siroz civarında kâmilen öldüldüler!."

    - "karatuna civarında general istafanoviç yüzlerce esiri iki sıra üzerine durdurarak kurşuna dizdirdi!"

    - "meydan-ı muharebeden avdet etmiş bir bulgar askeri, kadın memeleri göstererek, bunların kendisi ve arkadaşları tarafından kirletilmiş islâm kadınlarından kesildiğini öğünerek söylüyordu!.."

    - "filipe”ye oldukça mühim bir esirler kafilesi getirildi. bir zabit esirlerin isimlerini yazmaya mecbur edildi. bir saat sonra zabit, pür hiddet “bu alçakları niçin buraya getirdiniz? niçin yolda birer birer öldürmediniz?” dedi!"

    - "bütün angarya işlerinde müslümanlar”ı kullanıyorlar!.. islâm oduncuları ve arabacıları bulgarlar”ın her türlü işlerini bilâ ücret görmeye mecburlar."

    - "ikinci fırka”da müstahdem filipe”nin bulgar tabiplerinden biri, (ismini biliyorum) makedonya köylerinden birine vasıl olduklarında, resmî elbisesini giyerek zengin bir müslüman”ın hanesine müracaat ile kendisinden 2000 lira talep etti! 24 saat zarfında vermediği takdirde kendisini asacağını bildirdi!"

    - "filipe”deki islamlar”ın en büyük camii, erzak ve mühimmat deposuna tahvil edildi." (yahudi asıllı yazar ve tarihçi avram galanti, tarih mecmuası, cilt 3, istanbul, 1951)

    zâyeti adlı rus gazetesinden bir ifade:

    - "ben iyi bir tesadüfle, bermutad gazete muhabirlerinin gözlerinden kaçan pek çok şeyi görmeye muvaffak oldum... ben makedonya”ya, gayr-ı muharip (sivil) ahaliye yardım ulaştırmak maksadıyla gitmiştim."

    - "muharebelerde hazır bulunmadım. lâkin, âzâsı kesilmiş nâaşlar, yanmış köyler, yağma edilmiş evler, aç kalmış aileler... bütün bunlardan çok fazlasını gördüm."

    - "galiplerin zafer arabası, memleketi baştan başa katederek onu kana buladı!.. daha uzaklara, edirne”ye, çatalca”ya doğru ilerledi."

    - "türkler”in (başkalarına) mezalimi hakkında gazeteler pek çok şey yazmışlardır. her rus okuyucusu türkler’in öldürmek(!), veya ırza tecavüz etmek(!) (gibi sözde zulmüyle), pomak (müslüman bulgar) köylerinde atılan kurşunlar, öldürmeye hazır tüfekleri saklayan beyaz bayraklar hakkında kâfi şeyler okumuştur."

    - "lâkin, aynı okuyucu hıristiyanlar”ın (türkler”e uyguladığı) mezalim”e dair pek az şey bilir. bulgarlar’ı az-çok lekeleyen her nevi kısımları çıkartan şiddetli sansür sebebiyle, rus muhabirleri gördüklerini meskût (sessiz) bırakmayı tercih ediyorlar!"

    - "okuyucu, bundan sonra okuyacağı satırlarda bulgarlar ve slavlar aleyhinde bir husumet temayülü aramasın!.. rus muhabirlerin büyük çoğunluğu gibi ben de balkan memleketlerine, bulgar”a karşı büyük bir teveccüh (yakınlık) besleyerek gelmiştim. lâkin beklediğim gibi olmadı."

    - "muntazam askerler, ahaliden intikam alıyor, tek bir kurşunun atıldığı köyleri yakıyor, erkekleri öldürüyorlardı!.. yanımdakilerden bir bulgar subayı, tam bir iftihar ile, “kırcali”de, arkamızda hiç bir türk köyü bırakmadık,” diyordu!"

    - "bir takımın bazı bulgar cesetlerine tesadüf etmesi, askerlerin zaptı kaabil olmayan vahşi hayvanlar haline gelmesine yetiyordu. türk köylerine atılıyorlar, erkekleri, bazen kadınları da boğazlıyorlardı!"

    - " askerler bir nevi cinnete tutularak öldürüyorlardı. halbuki makedonyalı komitacılar, bu faciaları bir tertip dahilinde, her gün işliyorlardı!.. muharebenin başından henüz 4 hafta geçmişti ki, sofya”nın bütün kahvehanelerinde uzun saçlı, komitacı külâhı giymiş insanlar, ceplerindeki osmanlı liraları dolu keseleri çıkarıyorlar, tafra satarak “bu türk emeğidir,” diyorlardı!"

    - "subayları bana şöyle demişlerdi: “komitacılar, sandaski”nin çetesi hariç, orduya hiç bir hizmet ifa etmemişlerdir!.. sebep, komitacılar için ganimetten başka bir malâhaza olmamasıydı! bir keşif yapacakları yerde, bir türk köyünü basmaya giderlerdi. hatta bazan kendi vatandaşlarından az-çok zengin olanlar”a dahi taarruzdan çekinmemişlerdir!” "

    - "nevrekop kazası dahilinde çalışan çete, şöhret bile kazandı. 45 islâm ailesinden meydana gelen debrencik köyü, komitacılar ve bulgar ahali tarafından yakılmış, bütün erkekler öldürülmüştü! 39 erkek ve kadın bir caminin içinde diri diri yakılmıştır!.. karaşöve köyünde bütün türkler’i, erkek, kadın ve çocukları boğazlamışlardır. bucan köyünde müslümanları hapsedip yakmaya hazırlanıyorlardı. o sırada bir türk bağırarak “askerlerin bir ingiliz zabitinin kumandası altında gelmekte olduğunu" söyledi. bu, komitacıları kaçırmaya kâfi geldi... mamafih, 15 gün sonra tekrar gelerek plânlarını tatbik ettiler. her şeyi yağma ettiler, bütün müslüman ahaliyi kestiler!"

    - "40 müslüman ailesinden ibaret losna köyünde bütün müslüman ahali, çocuklar ve kadınlar istisna edilmeksizin, komitacılar ve yerli hıristiyanlar tarafından katledilmişlerdir!"

    - "ben burada, ancak nevrekop ile drama arasındaki küçük bir mıntıkada işlenen cinayetten bahsediyorum!.. daha kuzeydeki yerleri dolaşmadım. oralarda komitacıların tahribatı daha da müthiş olmuş!"

    - "çok yerde cebren hıristiyanlık kabul ettirilmiştir. bazı köylerin çoğu, erkeklerini kestikten sonra, kadınları toplayıp ırzlarına tasallut ederler, sonra tabancayı alınlarına onları ölüm ile hıristiyanlık arasında muhayyer bırakırlardı!"

    - "karaşof köyünde bulgarlar”la rumlar, 14”den 18 yaşına kadar 16 müslüman genç kızı esir etmişlerdi! esir etmek demek, hepsi birlikte ırzlarına tasallut etmek demektir!.. bilâhare onları birer cariye gibi kullanmak arzusundaydılar!"

    - "okuyucu benim bazı istisnaî halleri hikâye ettiğimi zannetmesin!.. vaki olan cinayetler istisna değil, umumî kaide idi!.. her tarafta ırza tecavüz, her şey yağma, her yerde katliamlar icra olunuyordu!"

    - "drama sancağı dahilinde komitacılar köylere gelerek bir kaç türk”ü yakalıyorlar, onlardan gayet büyük bir kurtuluş fidyesi istiyorlardı. bazen parayı aldıktan sonra esirleri salıyorlar, bazan da kurşuna diziyorlardı!"

    - "komitacıların gidişinden sonra bulgar ve rum ahali gelerek, kalan ne varsa onu yağmaya koyuluyorlardı!.. bunları bir takım serseri zannetmeyin!.. hayır!.. memleketin ileri gelenleri, zenginleri, tahsil görmüş olanları dahi bu yağmalara iştirak ediyorlardı!.."

    - "meselâ drama”da yağmanın birinci teşvikçisi, rum metropoliti olmuştur!.. iyi bir misal teşkil etmek için, türk askerleriyle gitmiş olan bir türk beyinin evine girerek bütün eşyasını ve ticarî mallarının yarısını kendi evine naklettirdi. rumlar”ın bir çoğu bunu örnek aldı. türk evlerinden her şey, tamamiyle her şey, halılar, zahireler, hatta âdi çanaklar yağma edildi. bittabii (daha sonra) müthiş bir kıtlık oldu. muhtaçlara yardım iç in ingiliz heyeti geldiği zaman, aç (müslüman) kadınlar ve çocuklar tarafından âdeta hücuma uğradı!"

    - "drama”nın etrafında ticaretle zengin büyük köyler vardır. osmanlı askerinin çekilmesindeni sonra rum ahali temsilcilerinden meydana gelen komisyonlar, bir nevi muvakkat hükûmet halinde teşekkül etmiştir. bütün katliamlar bu komisyonların muvaffakiyetiyle (rızasıyla) ve onlar tarafından silahlandırılan (sözde) umumî asayişi temin için (!) tayin edilen insanlar tarafından icra edilmiştir!"

    - "bunlar, bir müslümanın evine girerek, “kendisinin komisyon tarafından çağrıldığını” söylerler, alıp götürürler, köyün haricinde o biçâreyi öldürürlerdi! sonra şehidin parmağından yüzüğünü çıkararak evine dönüp hanımına, “kocan sıhhattedir. merak etmemen için sana bu yüzüğü gönderdi. onu biz kurtardık, onun için bize bir şey ver,” derlerdi. biçâre kadın son paralarını da onlara verirdi!"

    - "kavala”da bu cinayetler bir ay müddetle devam etmiştir!.. sarışaban köyünde bulgar komitacılarla rumlar cinayetlerini beraber işlemişlerdir. bütün kadınların ırzına tasallut edilmiş, ve hemen hemen bütün erkekler katlolunmuştu."

    - "drama civarında doksat köyünde 24 müslüman, evleri yağme edilmek veya başka sebepler için katledilmiştir!. köyün camii kiliseye çevrilmiştir."

    - "130 haneli edirnecik (müslüman) köyünde 25 erkek katledilmiş, 30 kadının ırzına tasallut edilmiştir."

    - "yürükler köyünde her şey yağma edilmiş, 30 kişi öldürülmüştür. ırzına tasallut edilmeyen kadın kalmamıştır!"

    - "kırlıova köyünde müslüman ahali 200 kadar aileden mürekkep olup hemen hepsi drama veya siroz”a kaçmıştı. bunlardan 100 kadar erkek yakalanarak katledilmiştir."

    - "hilekâr olis”in torunları (yani rumlar), bulgarlar”dan daha faalâne cinayetler icra etmişlerdir. mazaret makamında serdettikleri “millî intikam”ın hafifletici sebebi de yoktur! çünkü türkler, daima rumlar”ı emin (güvenilir) bir unsur telâkki etmişlerdi!"
  • türk’ün kökünün kazınması 5 - özkan bostancı

    aşağıda milan'da yayınlanan sekolo gazetesinin rumeli'ndeki hususi muhabiri mösyo lüsiyen manirini'nin selânik'ten yazdığı nisan 1913 tarihli mektubundan ibareler okuyacaksınız:

    - "artık sükût edemiyoruz! boğazlanan makedonya masumlarının halini, selânik'te bulgarlar tarafından türkler'e yapılan katliam ve hırsızlıkları bütün fecaatiyle, bütün vahşetiyle his ve idrak ediyoruz!"

    - "muharebe ilân edildi, balkanlar'ın vahşileri bulgarlar, bir kan ve ateş şelâlesi gibi hücum ettiler. binlerce türk köylüleri evlerinin yakıldığını, yağma edildiğini, karı ve kızlarının iffet ve namuslarının kirletildiğini ve sevdikleri kimselerin ölüm titremelerinin yayıldığını görmüşlerdir."

    -bu yerlerden 'hıristiyan medeniyeti'(!) geçiyordu!.. veyl mağluplara!.."

    - "bulgaristan'ın orduları türk ordusuna karşı değil, fakat türk ırk ve nesline karşı muharebe ediyorlardı!"

    - "konsoloslar binlerce vesikaya mâlik bulunuyorlar!.. kurbanların listesi pek tafsilâtlı ve fecîdir. bu listelerden 50.000 türk'ün boğazlandığı anlaşılıyor!"

    - "yunan ordusunu gayr-ı memnun bir nazarla karşılayan selânik ahalisi, bulgar işgâlinden kurtulmalarını, büyük bir nimet telâkki ediyorlar!"

    - "komitacıların çeteleri ve muntazam bulgar askerleri, müslümanların fecî imhasına iştirak etmişlerdir. selânik'te italyanlar, almanlar ve fransızlar'la görüşerek bulgarlar'ın neler yaptıklarını sorduğum zaman, 'şenaat, şenaat' cevabını vermişlerdir!"

    - "bütün köyler yağma ve tahrip edilmiştir. siroz'da 800 müslüman boğazlanmış, siroz kumandanlığına da, bu kıtalleri icra eden komitacıların reisi getirilmiştir!"

    - "diğer bir köyde çete reislerinden donço, camileri islâm kadın ve çocukları ile doldurduktan sonra bombalarla berhava etmiştir."

    - "çete reislerinden çernopeyef 200 komitacıyla kavala'ya girerek ahaliye 1.000.000 vergi tarhetmiştir. 7 yahudi zengini ölüm tehdidi altında 22.000 lira kurtuluş fidyesi vermeye mecbur kalmışlardır. kavala ve dedeağaç'ta binlerce müslüman boğazlanmıştır."

    - "selânik dahilinde seyahat eden bir katolik, bana gönderdiği mektupta, 'tahrip edilmiş müslüman evleri enkazı arasında çocuk ve kadın cesetleri görülüyor. ırz ve namusları kirletilen kadınların vücutları parçalanan türkler'in, cebrî vaftizlerin, yağma ve hırsızlıkların miktarı haddi aşmıştır,' diyordu."

    - "bir kaç gün evvel osmaniye kazasından bir heyet büyük devletlerinin konsoloslarını ziyaret ederek aşağıdaki muhtırayı vermişlerdir:

    - "biz osmaniye kazasına tâbi bahçeova köyü sâkinlerindeniz. kazamızın müslüman ahalisi bulgar ordusunun kıtalinden korktuğu cihetle siroz, demirhisar, doyran, usturumça kazalarına iltica etmişlerdir. bilâhare bulgar vahşetinin kesileceği, namus ve hayatlarının himaye edileceğini zannettikleri cihetle yuvalarına dönmüşlerdir."

    - "fakat ahali buruva, burhaniye, çatık, temnek, ihsaniye, tirtobiska, virice, irave, istamer, isvekra, grova, kilimanta, kobyar ve çareve köylerine vasıl oldukları zaman, bulgarlar tarafından tecavüze uğramış, gayr-ı kaabil-i tasvir işkencelere düçâr edilmişlerdir."

    - "bu 14 köyün bütün genç kızlarının namusu heder edilmiş, bunların en güzelleri hıristiyanlaşmaya mecbur edilmiştir. hıristiyanlıktan istinkaf eyleyen bir köylü, dövülmüş ve öldürülmüştür."

    - "komşu cumayıbâlâ, petriç ve menik kazalaının müslümanları aynı sefalet halinde bulunmaktadır."

    - "medenî milletlerde bir merhamet zerresi ve insaniyet kalmadı mı? bu felâket hallerine nihayet verecek tedbirleri almalarını rica ederiz."

    imza: şükrü oğlu salih, ahmet oğlu mehmet

    brüksel'de le soır gazetesine selânik'ten gönderilen bir mektupta deniyor ki:

    - "selânik artık avrupa'da değildir. âdeta afrika'ya naklolunmuş gibidir!"

    - "makedonya bugün dante'nin bile tasavvur edemediği derecede hayalleri aşan bir takım mezalim ve felâketlere sahne oluyor!"

    - "bulgarlar, sırp ve yunanlar'ın trakya, eski sırbistan, epir ve makedonya'ya doğru yürüdüklerini biliyorsunuz."

    - "askerleri halim ve selim, kanaatkâr, bedenleri kuvvetli ve bahadır olan osmanlı ordusunun her türlü teşkilâttan mahrum olduğunu da öğrendiniz."

    - "fakat gazetecilerin yazmadıkları şeyler, muzaffer orduların zulüm ve vahşetidir!"

    - "yunanlar, bulgarlar ve sırplar geçtikleri havalide çocuk, kadın ihtiyar, bütün türkler'i öldürüyorlar! kasabaları yaktıktan, cami ve minareleri yıktıktan sonra, bütün müslümanlar'ı yok ediyorlar!"

    - "bazı kasabalarda hiç bir müslüman, hiç bir cami ve hiç bir mesken kalmamıştır! bulgar hududunda bulunan cumayıbâlâ'dan selânik'e kadar komitacıların yanında gelmiş olan arkadaşlarımdan biri, cumayıbâlâ, menik ve petriç kazalarında bütün müslümanlar'ın katliam edilmiş olduğunu naklediyor! yollar cesetler ile doludur."

    - "müthiş bir haçlı muharebesi karşısında bulunuyoruz. bu muharebe müslümanlar'ı imha ve ortadan kaldırmak maksadıyla vuku bulmaktadır! bütün memleketin hıristiyanlar'dan ibaret kalması için, ittifakla müslümanlar'ın tamamiyle ortadan kalkmasını arzu eylemektedirler!"

    - "selânik'te bir gece içinde 150 müslüman öldürmüşlerdir!.. bu müslümanlar sığınacak yer bulamadıkları cihetle, kahvehanelerde yatmaktaydılar."

    - "bulgarlar, baruthane'ye ateş vererek 1000 osmanlı askerinin mahvolmasına sebebiyet vermişlerdi."

    - "siroz'da, üsküp'te ve manastır'da ne kadar katliam vuku buluyor?"

    - "yakın bir zamana kadar osmanlı avrupası'nda hiç bir müslüman kalmayacağına emin olabilirsiniz!"

    kavala'da bir ecnebi madamın viyana'daki babasına gönderdiği ve weinersunon montag zeitung gazetesinde yayınlanan mektubu:

    - "bundan tam bir ay evvel, sabah saat 8'e doğru atlarına binmiş 5 bulgar komitacısı şehre girerek kaymakam'ı esir ettikten sonra, kavala'yı bir 'bulgar limanı' ilan etmişlerdir."

    - "işgâlin ertesi günü türkler aleyhine katliama başlanmıştır. müslümanlar'ın ileri gelenleri hapsedilerek muhakemesiz idam olunmuşlardır."

    - "gece yarısına doğru bütün mahpuslar uykudan kaldırılarak çırılçıplak bir halde ikişer üçer bağlandıktan sonra, keskin süngüler zavallıların karınlarına saplatılmış ve dipçiklerle müthiş surette dövülmüşlerdir."

    - " birinci gecede 39, ikinci gecede 15, üçüncü gecede 8 ve daha sonra 30 kişi öldürülmüştür. kavala'da yokedilenlerin sayısı 115 kişiye bâliğ olmaktadır."

    - "kavala'ya etraf köylerden gelen muhacirleri, 'hayatlarının mahfuzu kalacağına' dair teminat vererek geri göndermişler, buna rağmen muhacirlerden büyük kısmı katledilmişlerdir."

    - "siroz'da nefsini müdafaaya kalkışan türkler, düşman askerlerinden 2 kişiyi öldürdüklerinden, bulgar zabiti, 'şimdi saat 4'tür, yarın saat 4'e kadar türkler'e istediğinizi yapabilirsiniz,' demiştir! bulgarlar bu müsaade üzerine canavarlar gibi katliam yapmışlardır. 24 saat zarfında öldürülen müslümanların miktarı 1.200, bir rivayete göre de 1.900'dür."

    - "iskeçe'de kaçışan ahaliyi alçak bulgar askerleri takip ederek, ellerine geçirdiklerini parça parça etmişlerdir!"

    _ "drama'da türk zenginlerden birisinin kafası kesildikten sonra, bir sandık üzerine konmuş, maktulün ağzına bir de pipo sıkıştırılmıştır!.. drama'da türkler aleyhine icra edilen katliamları müteakip, museviler'e karşı tecavüze başlanmıştır! musevi zenginlerinden birkaçı sarışaban'a sevkedilerek 6 gün müddetle en ağır işkencelere uğratıldıktan sonra 11.000 osmanlı lirası fidye-i necat mukabilinde salıverilmişlerdir."

    - "müslüman ailelerin hanelerine cebren girilerek kadınların ırzına geçilmiştir. müslüman hanımlardan birinin burun ve memeleri kesildiği gibi, çocuğunun gözleri önünde katlolunmuştur!"

    ingiliz daily telgraph gazetesinin peşte muhabiri şu haberi geçmişti:

    - "bulgaristan kralı ferdinand, 'salip ile hilâl arasındaki cidal'den bahsetmiştir. salip (haç) insaniyet ve merhamet timsali olduğu halde, iş bu merkezde cereyan etmemiştir."

    - "kumonova ile üsküp arasında 3.000 kişi öldürülüp yokedilmiştir!"

    - "priştine civarında 5.000 kişi sırp zulmü altında mahvedilmişlerdir."

    - "birçok köylerde bütün evler ateşe atılmış, ve o evlerin biçâre halkı avlulardan kaçarken fareler gibi öldürülmüşlerdir. erkekler, kendi aile ve çocuklarının gözü önünde kurşunla öldürülmüşlerdir. sonra zavallı kadınlara ciğerpârelerinin (çocuklarının) süngülerle parçalanmaları, cebren seyrettirilmiştir."

    “fruzvik'teki sırp kumandanı, firarileri geri dönerek silahlarını teslim etmeye davet etmiştir. bunlar silahlarını teslim ettikten sonra, 400 kişi birden, öldürülmüşlerdir. bütün fruzvik'te 5-6 müslüman ailesi sağ bırakılmıştır. baros'ta ve priştine'de ahali tamamen öldürülmüştür.”

    olaylara şahit olan bir kızılhaç doktoru şunları anlatıyor:

    - "her nerede arnavut görülmüş ise, merhametsizce öldürülmüştür! kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar dahi istisna edilmemiştir! eski sırbistan'da alevler içinde kalmış köyler gördüm. kıratova civarında general istefanoviç, yüzlerce esiri iki sıraya dizmiş ve ve makinalı tüfekle öldürmüştür. general ziyokoviç ise, senice civarında 950 arnavut ve türk ileri gelenlerini öldürmüştür."
  • yaptığı zulümle övünen yanyalı yerli bir rum'un mektubundan kısaltılmış alıntılar:

    “gönderdiğim kulakların her birini sevgililerinize bir zafer hediyesi takdim ettiğinizi yazıyor ve türk kadınlarıyla geçirdiğim dakikalardan, (gasbettiğim) mallardan bahsetmemi istiyorsunuz. azizim mihail, hayatım o kadar sefalı, o kadar renkli ki! emin ol, 14. lui bile benim kadar gönül alıcı genç kızların kucağında mesut olmamıştır! öyle venüsler'e mâlik bulunuyorum ki, onların yalnız ırzı değil, hayatları da benim elimde! her gece 8-10 türk-osmanlı kızını ağlata ağlata soymak, oynatmak, bir zaman tehditle, işkencelerle onları mey'us (kederli) ettikten sonra müstehzi (alaycı) gülüşlerimizle rakslarını alkışlamak helen oğulları'na ne kadar neşeli bir gurur veriyor! sabahlara kadar yunan subaylarıyla birlikte bu nefis ve dilber türk kadınlarının çıplak sevimli manzaraları karşısında mağlup olmaz kralımız'ın şerefine billûr kadehler şakırdatıyoruz!

    fakat bilsen, bunları ne maharetle oynatabildim! yanya'nın düştüğü gün, bütün müslümanlar şanlı yunan ordusunun korku ve vahşetiyle samanlıklarda saklanırken, ben evvelce tanıdığım güzel müşterilerimin evlerini (kapılarını) çalarak birer birer onları himaye edeceğimi söyledim. derhal sevinerek icabet ettiler. zaten bu aptalları aldatmak için öteden beri ben müfrit bir osmanlı kesilir, yunanlar'a karşı hiddetli görünürdüm. bütün mücevherat ve paralarıyla benim eve geldiler. ilk günlerde 19 müslüman vardı. bunlardan 7'si eğlenceme mâni olduğu için, birer suretle kuyuya yuvarlandı! 3 ihtiyar kadın da faydasız ve can sıkıcı olmak hasebiyle, kolayca boğazlandı! şimdi en müstesna ve lâtif olarak 9 metrese mâlikim! bunların arasında parmaklarında fındık kadar pırlantalı yüzükleri olan sarışın endamlı 2 kız vardı, miralay'ın kızları. daima inatkâr vaziyetleri ile beni çok uğraştırıyorlardı! yemek yemedikleri için günden güne zayıflayarak âdeta bir iskelet halinde kuru ve çirkin oluyorlar.

    daha genç iki yüzbaşı hanımı var. biri hamile. geçen gün çırılçıplak soyunmak ve oynamak istemediği için kendisini güzelce tokatladım, tekmeledim. çocuk düşürdü! bu uğursuz türk yavrusunu, ayaklarımla annesinin gözleri önünde, yumurta kırar gibi ezdim! (kadını) o halinde bile dediklerimi yapmaya zorladım. bijlirsin, mihail, ne kadar inatçıyımdır! öbürleri bir doktor binbaşının 3 sevimli kızıyla, 2 mülâzım hanımından ibarettir. bunlar benim 4 senelik yağlı müşterilerimdir. avrupa'dan lavantalar, pudralar getirir, bire on kazanırdım. ilâçlar, maden suları başka bir yekûn! eczaneme şöhret veren (bu) doktordur. sersem, hastalarına mutlaka benden ilâç almalarını tavsiye ederdi! türkler'i bir inek gibi sağdım!. muharebeden evvel eczanemde 2.000 liralık mal vardı. atina'da sizin karşınızdaki dükkânları 3 senede yaptırmıştım. bundan başka her ay gizlice yunan donanması'na 8 lira verirdim. etniki eterya cemiyeti'ne de 6 lira yollardım. fakat şimdi sormuyorsun, servetim ne kadar! geberttiğim 3 kocakarının elmasları, kuyuya yolladığım müslümanlar'ın banknotları fena bir yekûn değil. fakat bu ganimet hiçtir, mihail, hiç! yanımdaki 9 metresin her birine ırzlarına tecavüz etmemek şartıyla aramızda bir mukavele var. fakat karşımızda çırılçıplak oynayacaklar, raksedecekler, bize içki dağıtacaklar! buna mukabil bütün mücevherlerini ve elbiselerini teberru(!) ettiler. evlerine gittik. en gizli yerlere gömdükleri servetlerini çıkarıp bize teslim ettiler!

    bütün mallarını aldığımıza kanaat getirdikten sonra, muahedeyi parçaladık. ahdi bozduk! böyle mahkûm ve esir adamlara verilen sözün kıymeti olur mu? avrupa siyasetçileri hakikaten çok güzel bir kaide koymuşlar: kuvvet, hakka üstündür! bilirsin, ben atina'dan diploma alarak yanya'daki eniştemin yanına geldiğim zaman, çok züğürt idim. bakkallık eden eniştem, hasan bey isminde şişman bir türk beyine beni takdim ettiği zaman, bir saat içinde herifi kandırdım. haftasında eczane açıldı! hasan bey bütün zengin aileleri bana getirdi. asıl anlatmak istediğim meseleye geldim. bunun en küçük kızı o kadar dilber, o kadar sevimli idi ki, bizim atına'nın güzellerinden (venüs) olabilirdi. her gün toplar patlarken bunların konaklarına gider, teselli verirdim. yanya düştüğü gün, bunları da öbürleri gibi kandırarak evime getirmiştim.

    bir akşam ihtiyar hasan bey sancılandı. hemen eczaneye koştum. bir bardak süte akselmen eriterek üstüne bir kaç damla nâne ruhu koydum. ihtiyarı, bir daha duymamak üzere sancıdan kurtardım! (hasan bey'in) iki genç hizmetçi kızlarını, tanıdığım bir yunan çavuşuna hediye ettim. yalnız hanım'la, büyük hanım kaldı. büyük hanım gayet ihtiyar olduğu için bana zahmet vermedi. boğazını mendil ile sıktım. gözleri fırladı, dili sarktı. (devamlı) elinde tuttuğu çekmeceyi bıraktı. hanım'ı cennete yollamak pek kolay olmadı. gece boğazlamak istedim. meğer uyumuyor, küçük kızı nihal ile titreyerek sabaha kadar oturuyorlarmış. zehirlemeye teşebbüs ettim, farkına vardı. (endişeden) kahve tiryakisi kesildi.

    küçük bir ispirto ocağına eter doldurdum, kahve pişirmeye uğraşırken benzin tutuştu. sevgilim nihal, çılgın bir halde annesinin üzerine atılacağı zaman kavradım, menettim. kucağımda bağıra bağıra bayılıncaya kadar annesinin yanmasını seyretti! fakat bir türlü bana teslim olmuyordu! şiddet kullandım, olmadı. ölümle tehdit ettim, korkmadı. elbiselerini parça parça ettim, artık karşımda çıplak bir venüs gibi duruyordu. yalnız yine elleriyle göbeğinin altını örtüyordu. kollarını büktüm, beni ısırmaya başladı! o hiddetle hançeri sol bileğine sapladım. bir kolu tutmaz oldu. fakat öbür avucuyla gene avret yerini örtüyordu. bu defa ikinci kolunu da sakatlamak mecburiyetinde kaldım. bacaklarını kuvvetle birbirine sardı. bacaklarının da damarlarını kestim. ben bile kuvvetten düşmüştüm. nihayet teslim oldu! yunanlar dünyayı fethetseydi, bu kadar zevk hissetmezdim. ne var ki, ben visâle nâil olurken, o ruhunu çoktan teslim etmişti. doğrusu pişman oldum. o dilber perinin tombul memelerini keserek eczalı bir şişeye koydum, saklıyorum. geldiğim zaman muzafferiyetimin çelenklerini görürsün mihail.”

    (türk kaatilleri ve yunanlılar, istanbul matbaa-ı âmire, 1332/1916, s. 7)
  • eski selânikli yerli rum, yeni yunan bir subayın hatıra defterinden kısaltılmış alıntılar:

    8 ekim 1912, selânik

    “yarabbi, bu jön türkler ne müthiş adamlar! yunan milletine yağlı bir şikâr (av) olan türk milleti'nin bir gün iktisâdî mücadeleye başlayacağını tasavvur edemezdim. türkiye fakirlerimiz için servet, zenginlerimiz için bir tarla! hiç bir sanat ve meslek sahibi olmayan yunanlar, bir şey yapmasalar bile bu memlekette hırsızlıkla zengin olurlar! 4-5 sene evvel en koyu müslüman mahallelerindeki bakkallara, kasaplara varıncaya kadar bütün ticaret ve sanatlar yunanlar'ın (rumlar'ın) elinde iken, bugün onların birer birer mahvolduğunu, yerine türk domuzlarının teşviki ile kurulan müesseseleri görüyoruz. bu gidişle genişleye genişleye bizi adalar'ın yalçın kayalarına, mora'nın korkunç sahillerine fırlatacaklar. evvelden padişahların tahta çıktıkları günde dükkânımı bayraklarla, kandillerle süsleyerek müşterilere gayet sadık bir osmanlı dostu olduğumu gösterirdim. bu suretle muhabbetlerini ve servetlerini çalabilirken, şimdi yanımdaki türk dükkânına daldıklarını görüyorum. meşrutiyet gününden şimdiye kadar gelirimde âşikâr bir azalma görüyorum. inkilâbdan bir sene evvelki gelirim, masraflar hariç 7.000 lira iken, meşrutiyet'in ilk senesi 4.000, 2. senesi 3.000, bu son günlerde 500 liraya indi. ayda 48 lira dükkân kirasına bile kâfi değil!"

    17 ekim 1912, selânik

    bugün yunan konsolosu, kaptan, sanatkâr, tüccar, ne kadar yunan (rum) varsa, hepsi toplandı. türkler'le muharebenin muhakkak olduğunu beyan etti. ohhh! domuz jön türkler! işte şimdi ben, yüzümdeki osmanlı maskesini yırtarak suratınıza fırlatıyorum! ben yunan'ım! hem de yunan ordusunun bir yedek subayıyım! türkler! sizi diri diri ateşte yakacağım. aleyhimize söz söyleyen dillerinizi, bize düşmanlık besleyen yüreğinizi parçalayacağım! ticarethanemi iflas ettirdiniz, değil mi? yarın yunan ordusuna katılmak üzere hareket ediyorum. görüşürüz!

    30 ekim 1912

    bugün efzun alayı'nın 1. bölüğü'ne tayin olundum! bir kaç gün sonra taarruza geçeceğiz! ah, eziyet ede ede müslüman öldürmek bana acaba nasip olacak mı?

    19 kasım 1912

    şimdi bütün ümitlerimden en muazzez nasibi almış bulunuyorum! 7 esir subayı tabancamla birer birer alnından vurdum! birisi jön türkler'dendi. onu selânik'ten tanıyordum. altısını işkencesiz öldürdüm. fakat bu hayvan herifi aç susuz bıraktım, bir kolundan ve bir gözünden mahrum ettim. nihayet dün ayaklarını testere ile biçtirirken geberdi! 39 neferi bataklığa attırdım! yarabbi, bunların boğulurken kurtulmak için uğraşması ne kadar eğlendirici! biri su yutunca yalvarmaya başlayıp, 'allah! allah!' boğuk sedasıyla beraber ağzından çamur fışkırıyordu!

    28 kasım 1912

    dün bir kurmay yüzbaşı ile 170 asker esir oldu. askerleri yok etmek güç değil! fakat ben en ziyade münevver dimağları (aydın beyinleri) söndürmek istiyorum. ondan sonra türkiye kendi kendine ortadan kalkar! onun ortadan kalkmasından bizans doğar! ne çare ki, avusturya muhabirleri ve fransız konsolosu bu subayı gördüler. zaten tanıyorlarmış. gayet cesur, kahraman ve namuslu bir subaymış. demek ki mutlaka gebertilecek bir domuz idi! gece odasına gittim. gafil avlayarak bir kurşunla kafasını dağıttım. muhabirlere, konsolosa 'maalesef namuslu subayın intihar ettiği' haberini verdim!

    30 kasım 1912

    allah'ım, ne kadar bahtiyarım! şimdi bizans tarihini, fatih'in torunlarından akan bir kan deryası ile yıkıyarak dömeke'nin acısını çıkardık! uyan ey kahraman ecdat! uyan 11. konstantin! senin taht ve tâcını süvarilerine çiğneten fatih'in ölü askerleri, bak, çekirgeler gibi tarlalara serilmiş! subay ölüleri yüzüstü kapanarak mağlubiyetlerini itiraf ediyorlar!.. osmanlı sancağı kızılhaç hastahanelerinin kapı eşiğine (paspas olarak) serilmiş, giden gelen ayaklarını siliyor! atımın altında taş yerine kesilmiş kafalar, toprak yerine yumuşak cenazeler yatıyor! şanlı elen orduları ayak bastıkları köylerde türk hurafesinin bütün zincirlerini kırıyor, onları yunanlaştırıyorlar!.. onlara hıristiyanlığı kabul ettiriyor! çocuklar, kadınlar süngülerimizin parıltısını görür görmez derhal haçı öperek hıristiyan oluyorlar! (hıristiyanlığı kabul etmeyen) mutaassıp domuz türkler'in kafalarını kasaturalarla vücutlarından ayırıyoruz! vardığımız köylerde minareler, mabetler, mescitler dinamitlerle uçuruluyor! ben, türk nâmına elime geçenleri öldürmeyi, bir medeniyet borcu addediyorum. türkler'e merhamet etmek, onları hasretli oldukları cennete göndermektir!

    8 aralık 1912

    türk unsurunun kökünden mahvı için türlü buluşlar icat eden dr. istafano'nun fevkalâde zekâsını hatıratıma kaydetmeyi bir borç biliyorum. bu zeki doktor istanbul tıbbiye mektebi'nde meccânen (parasız) tahsil ettikten sonra, türk kadınlarına gösterdiği nazik ve terbiyeli tavırlardan dolayı çok para kazanmış, büyük bir şöhret sağlamıştır. tarabya'da hâlâ köşkü vardır!mesut talihim beni dr. istafano ile birleştirdi. birlikte çalışıyoruz. burada bir kaç alman muharriri baş belâsı gibi duruyor. sık sık esirleri ziyaret ediyor, ahali ile temasta bulunuyorlar. binaenaleyh, hayvan türkler'i pek âşikâr boğazlıyamıyoruz. bunların imhası için dr. istefano, gayet tedbirli ve mahirâne projeler hazırlıyor. şişelerle dizanteri, tifo mikrop kültürlerini bakkallara dağıttı. müslüman türkler'in satın aldıkları şeylere hemen bir-iki damla katılıyor. evler gizlice gözetleniyor. hastalık alâmeti baş gösterir göstermez, resmî surette o mahalleyi kordon altına alıyoruz. artık oraya ne ecnebî muhabirleri, ne de konsoloslar girebiliiyor! kuvvetli zehirleri ilâç diye hastalara tutuşturuyoruz. sancılana sancılana, kıvrana kıvrana telef oluyorlar! hastalığa yakalanmayanlara (sözde korunma için) verdiğimiz haplar da (bu) kuvvetli bünyeli türkler'i öldürüyor.

    15 aralık 1912

    miralay beni çağırdı. esirleri türlü türlü uydurma bahanelerle ecnebilere sezdirmeksizin mahvettiğimi bildiği için bana iltifat etti! buradaki 3.000 esir (asker) ve 120 genç subayın yok edilmesi için zekâma, dirayetime müracaat etti! bütün türk esirlerini kurmay subayları ile beraber yanımızdaki kışlaların üst kısmına balık istifi denecek bir halde birbiri üstüne yığdım! zemin katında zaten patlayıcı madde ile 30 barut fıçısı ve bir miktar top cephanesi vardı. muhafazalarına memur olan yunan neferlerinin yerine, teselya müslümanlarından 10 kişi seçtim. gece herkes yatsı namazında iken, verdiğim işaret üzerine zemin ve sema alevler içinde kaldı. müthiş bir tarraka koptu! etrafa baş, kol, bacak, gövde tufanları, kan serpintileri yağıyordu! imamlar bile namaz ve ibadeti unutarak can havliyle dışarı fırladı! bu izdiham arasında süngülerimiz güzel iş gördü. hemen bir şayia çıkardık! türkler'in katliam ettiklerini, yunan askerlerine ansızın hücum ettiklerini yaydık! muhabirler korkudan dışarı çıkamaz oldular. 4-5 saat bu güzel fırsattan istifade ederek toplu bir halde bulunan türkler'in üzerine aslan gibi atıldık! kendilerini kurtarabilenler büyücek bir camiye sığınarak kapıları kapamış, mandallarını sürmüşlerdi. caminin dört tarafına gazyağı dökerek ateşledik. kapıdan çıkanlar derhal süngüleniyordu! gece, her taraf karanlık! bu kırmızı alevler içinde siyah bir başın fırıldak gibi nasıl döndüğünü, kadınların saçlarından tutuşunca pervane gibi nasıl dansettiklerini görmeli! hele türkler'in vücudu tutuştuktan sonra çıtırtılardan daha müthiş sedalar çıkartıyor. büsbütün zevk verici bir zafer musikisi teşkil ediyor!

    21 aralık 1912

    şimdi bütün kızgınlığım, bütün düşmanlığım türk kadınları'na intikal ediyor! selânik'te bulunduğum esnada ipekli çarşafların ılık ve kokulu süsleri içinde kızaran, terleyen bu gönül alıcı ruhlar, benden o kadar irkilir, o kadar kaçarlardı ki, irademin o siyah kirpiklerin altındaki iri gözlere mağlup olduğunu hissederdim. fakat mutaassıp hainler, kat'iyyen benim aşkıma ehemmiyet vermezlerdi! peçelerini örtüp vakur bir edê ile çıkar giderlerdi. (şimdi ise) dr. istefano ile beraber müslüman evlerinde kadınların muayene bahanesi ile çarşaflarını, peçelerini yırtarak güzel gençlerin göğsünü, memelerini muayene için anadan doğma çırılçıplak soyardık. (ancak) onları soyuncaya kadar (üzerlerinde) 5-6 değnek kırmalı! hele bazıları, 'öldürün beni! allah'ın, peygamber'in huzuruna bâkire olarak çıkarak sizi şikâyet edeceğim!' diye bizi tehdit ediyorlar! kahkahalarla gülüyoruz! islam unsuruna evlat, türk askeri yetiştiren bu makineleri kırıp mahvetmeli. ben bu düsturu daima takip ediyorum.” (türk kaatilleri ve yunanlar, istanbul matbaa-ı âmire, 1332/1916, s. 17 - yıldırım ağanoğlu, osmanlı’dan cumhuriyete balkanların makûs talihi: göç, kum saati yayınları, istanbul, 2001, s. 64–67)
  • bir yunan kumandanın mektubu:

    “günahkâr teğmen! kimbilir, benden ne kadar uzun alkışlar ümit ediyordun! halbuki yunan milletini hatırına getirmeyerek, beceriksizce bir nezaket eseri göstermek için hedefi, gayeyi unuttun! türkler'in cenazelerinden, kemiklerinden, kanlarından doğacak bizans ihtişam ve idaresini bırakıp, sadece bir türk kadının yalancı alkışlarına aldandın! senin böyle sersem olduğunu bilseydim, emin ol konstantin, istanbul'dan geldiğin zaman seni yedek subay olmaktan menederdim!

    yalnız türk milleti'nin değil; türk sözünün de tarihten, lugattan, coğrafyadan silinmesi için her fırsattan istifade edeceğine; yeminine nasıl ihanet ettin! düşündükçe çıldıracağım geliyor! 700 er, 25 subay, 60 kadın, 30 çocuk... bunlar ele geçmez bir esir kafilesidir! sen deli misin be yavrum, kızarmadan bunları selânik'e gönderdiğini nasıl yazabiliyorsun? size mektepte böyle mi terbiye verdik? eğer sen bu kafileyi ovalarda boğazlayarak kanlı, şanlı ellerinle memleketine avdet etseydin, bütün güzel genç kızlar nazarında bir heraklis kadar şâyân-ı tebcil olacaktın!

    90 esiri, yolda bazı bahanelerle boğazlatmışsın! bunu o kadar parlak cümlelerle yazıyorsun ki, truva muharebesinin kahramanı kadar gururun kabarmış! bunu yapacağına subayları, kumandanlar'ı ortadan kaldırsaydın! bir subayın kaç senede meydana geleceğini bilmez değilsin! onun yerine erlere kabadayılık yapmışsın! biz 90 değil, 9.000 de değil; 90.000'i kasaturadan geçiriyoruz da, yine âdi bir vak'a halinde naklediyoruz!

    kadınlar meyanında, babaları muharebede telef olmuş bir türk generali ile, iki binbaşının kızlarından bahsediyorsun... birer birer bekâretlerini izâle etmişsin. hele birisi 11 yaşında imiş! bravo! 60 kadının içinden hâmisiz 3 kızla zevk ve sefa edebilmeye muvaffak olabilmişsin! öbür dilber kadınlarla eğlenmeye erkekler mâni olmuş imiş! hah hah ha! hangi erkekler? onlar hayvan, dostum, hayvan! senin elinde esir türk subayları! bunlar mı mâni oluyor? ahmak kosti! tabancan yok muydu? milletin sana türk kafası patlatmak için verdiği silahların hiçbiri yanında değil miydi?

    yunanlığın affetmeyeceği bir hata varsa, o da eline geçmiş iken genç türk binbaşısını öldürmemekliğindir! bu aile ile aranızda bir tanışıklık varmış! bu derece şefkat türkler'den başka kimsede bulunmaz! yalnız paralarını gasbetmekle yetinmişsin. kendilerine nezaket göstermişsin. türk kızları ayrılırken, 'mersi, nazik subay' diye teşekkür etmişler! o vakit aklın başına gelmiş. bunları yarı yolda becermediğine pişman olmuşsun! yunan lugatında menfaatten başka nezaket yoktur! bilmez misin?

    bak, anlatayım da gör ben senin gibi avanaklık yapmış mıyım? iki kardeşim beyoğlu'ndaki ticarethanemizi satarak yunan ordusuna gönüllü yazıldıkları zaman, ben onları kendi taburuma yazdırdım. bizi midilli'ye yolladılar. taburumuzun askerlerini, giritli çetelerden takviye etmiştim. midilli'yi zapteder etmez, oradaki osmanlı sancağı'nı indirip yaralılara sargı bezi yaptırdım. ilk işim esirleri ortadan kaldırmak oldu. sıra ahaliye gelince, evleri basmaya başladım! (liberal) prens sabahattin partisinden iki (hain) genç, ahaliyi müdafaaya teşvik eden ittihak ve terakki âzâlarını birer birer gösteriyordu! ekserisine âsi kulpu takarak kurşuna dizdirdim. ittihatçı domuzlardan birisi kaçarken yine o iki gencin yardımıyla tevkif ettirmeye muvaffak oldum. meğer bu adam, eski kumandanlardan bir doktor binbaşı imiş! istanbul'a gittiğim zaman buna bizim amcazâdelerin ticarethanelerinde tesadüf etmiştim. hatta bir gün bir çiçek kadar güzel üç kızını da görmüştüm. en küçüğünün kirpiklerinden bir elektrik yayılıyormuş gibi vücudumun titrediğini hissettim.

    8 ay sonra midilli'de bütün ailesine tesadüf ettim. doktoru hapishaneye yolladım. türk perilerini de himaye bahanesiyle odama yılladım. zaten evleri ararken tesadüf ettiğim güzelleri, hep boş bir konağa toplamış idim. şehrin bütün diğer kadınlarını, neferlerle giritli çetelere bağışladık. akşam hanımları birer birer çağırdım. sözümona soruşturma yapıyordum. en nihayet sıra küçük hanıma geldi. babasını çok sevdiğimi, tahliyesinin elimde olduğunu anlattım. zeki kız, niyetimi anlamıştı. gittikçe rengi soluyordu. hissiyatımı açıkça söyledim. kabul ederse, kendisi ile evleneceğimi bile teklif ettim. ne beis var? hristiyan olursa, bana lâyık bir şark perisi idi. gözlerinden yağmur gibi yaşlar akmaya başladı. bir bûse, bir temas diye yalvardım. 'efendi, beni öldürünüz' mukabelesinde bulundu. gönül rızası ile muvaffak olamayacağımı anladım. ertesi günü, bizim doktor yorgi'ye müracaat ettim. bir mayi verdi. içtikleri suya döktüm. az bir müddet sonra üçü de leş gibi serilmiş, uykuya dalmışlardı. nezihe! ne kadar nefis bir ruh! baygın bir kraliçe gibi uyurken dudaklarını öptüm . hiç bir şiddet, hiç bir mâni yok! sonra sıra ile öbür kardeşlerine gittim. ertesi gün beni görünce başlarını çarşaflarının içine alarak ağlamaya koyuldular!

    bir gün fazlaca sarhoş idim. taarruz ettim. hakaret etti! o hiddetle hemen hapishaneye giderek doktoru ipe çektim. bak, mülâzım doktor ne yazmış: 'kızım, hayatın değeri yoktur! en kıymetli şey ismet ve iffettir. ben seni bâkire ve mazlum bıraktım, öylece bulmak isterim.' dönüp babasının vasiyetini suratına fırlattım. saçlarını yolarak kendisini pencereden atmak istedi. iki er çağırdım ve kendisini bağlattım. sabahleyin ziyarete gittiğimde taş gibi dönmuş, dudakları sapsarı olmuştu! cenazesini attırdım! şimdi iki kızkardeşi deli bir halde bulunuyorlar. hele birisi hamile! işte türklere böyle medeniyet göstermeli, anladın mı kuzum?”

    imza: midilli merkez kumandanı aleksandr

    (türk kaatilleri ve yunanlar, istanbul matbaa-ı âmire, 1332/1916, s. 31)
  • kıbrıs'taki rum vahşeti

    mathiati katliamı

    208 türk'ün yaşadığı lefkoşe'nin mathiati köyündeki vahşet gibbons tarafından şöyle anlatılmaktadır:

    "ilk dakikalarda üç türk ciddi olarak yaralandı. türkler beyaz, küçük evlerinden sokağa fırladıklarında, küfreden ve çığlıklarla gülen kalabalık, bunları yol boyunca iteklemeye ve tekmelemeye başladı. dipçik darbeleriyle yerlere yıkılan dehşete kapılmış türkler, sokaklarda sürüklenirken; kalabalık evlere doluşup, ocaklardan yanan kütükleri çekip perde ve yatakları yakmaya başladı. yıllar boyunca güneşte kurumuş ahşap çatı kirişlerini önce dumanlar, sonra da ateş sardı. gürültüyle uyanıp ağlamaya başlayan emzikli bebeleri sıkıca tutmuş, çoğu gecelikli ve ayakları çıplak olan kadınlar, yürüyebilen ve pantolon veya mavi çizgili pijamalarının paçalarını tutmuş çocuklarıyla birlikte, yaralılarını sürükleyen türkler alevler içindeki sokaklarda itilip kakılıyorlardı. rum gençler histerik bir biçimde evlere ateş ediyor, kısılmış sesleriyle çılgıncasına bağırıyorlardı. ateşler evlerin bir kısmını bütünüyle kaplamadan gruplar halinde içlerine doluşup eşya ve tabak-çanağı kırmağa değerli eşyaları kapıp ceplerine doldurmaya başladılar. evlerin gerisinden gelen çılgınca sesler saldırganların dikkatini türklerin hayvanlarına çekti. ahırlara doluşup sağlam inekleri, keçi ve koyunları makineli tüfekle taradılar. tavukları havaya atıp, gıdaklar ve çırpınırlarken ateş ediyorlardı; gövdeleri bir tüy bulutu halinde parçalanıyordu. kalabalık kana susamış bir çılgınlık içinde bağrışıyordu. türkler, donmuş, açık yol boyunca sürüklenip köyden çıkarıldılar. azap içinde, tamamıyla türklerin oturduğu bir sonraki köyün, kochatis'in yakınlarında bırakıldılar. kochatis köyünün türkleri komşularına yardım etmek için evlerinden fırlarken kalabalık ateş etme, yakma ve yağmalama çılgınlığına devam etmek üzere mathiati'ye geri döndü." (h. scott gibbons, peace without honour, ankara, 1969, s. 31)

    ayvasıl katliamı

    gibbons'un ayvasıl (ayios vasilios) köyü katliamı hakkındaki gözlemleri şöyledir:

    "silah sesleri duyuldu; tüfek dipçikleri ile kilitli kapıları kırdılar; insanlar sokaklara sürüklendi. 70 yaşında bir türk, kırılan ön kapısının sesiyle uyandı. sendeleyerek yatak odasından çıktığında, bir sürü silahlı gençle karşılaştı. "çocuğun var mı?" diye sordular. şaşkın bir biçimde "evet" dedi. "dışarı gönder" diye emrettiler. 19 ve 17 yaşlarındaki iki oğlu ve 10 yaşındaki kız torunu aceleyle giyinip, silahlı adamların peşinden dışarı çıktılar. çiftlik duvarının dibine dizildikten sonra, silahlı adamlar tarafından makineli tüfek ateşiyle öldürüldüler. başka bir evde, 13 yaşında bir erkek çocuk elleri dizlerinin arkasına bağlanıp yere yıkıldı. ev talan edildi ve talancılar çocuğu tekmeleyip ırzına geçip, sonra da bir tabancayla başının arkasından vurdular. o gece ayios vasilios'ta toplam olarak 12 türk katledildi. diğerleri toplandı, itilip kakılarak oradaki türklerin yanına sığınmak üzere skylloura yoluna çıkarıldı. gecelikleri, pijamaları ve çıplak ayaklarıyla soğukta sendeleyerek ilerlemeye başladılar. rumlar karanlıkta arkalarından ateş ediyorlardı. silahlı adamların dikkati türk evlerine çevrildi. evleri yağmalayıp tahrip ettiler, yorulduklarında da ateşe verdiler. aynı yörede, tek kalmış çiftlik evlerinde dokuz türk daha öldürüldü." (h. scott gibbons, peace without honour, s. 73)

    kumsal katliamı

    gibbons'un kumsal katliamı konusundaki gözlemleri şöyledir:

    "silahlı adamlar kapıları kırdılar; dipçikleyerek, döverek, yumruklayarak ve küfrederek türk evlerine doluştular. kumsal'dan geri çekiliş başladı. bir kere daha, nazilerin saldırısı altında bozguna uğrayan avrupa'da olduğu gibi aileler, şaşırmış, dehşete düşmüş bir halde kulaklarında tüfeklerin gürültüsü ve makinelilerin takırtısının yankısıyla evlerinden soğuk sokaklara döküldüler. kayıp düşerek, birbirlerine tutunarak koşmaya başladılar. sokakta bir kadının ‘allah rızası için birisi yardım etmeyecek mi?’ diyen çığlığı yankılandı. kumsal'ın türk sakinlerinin 159'u o gece kaçamadı. banyodaki dört kişi ve ev sahibesinden başka dört kişi daha o gece öldürüldü. 150'si rehin alındı. rehinelerden bir kısmını bir daha gören olmadı." (h. scott gibbons, peace without honour, s. 76)

    italyan gazetecinin gözlemleri

    ocak 1964'de kıbrıs'ta bir italyan gazetecinin gözlemleri ise şu şekilde idi:

    "şu anda türklerin köylerinden göçlerine şahit oluyoruz. rum terörü acımasız; binlerce kişi evlerini, topraklarını, sürülerini terk ediyor. bu sefer helenlik laflarının ve plato'nun bütününün bu barbarca ve kudurmuş davranışları gizlemesi imkansız. türk köylerinde akşam üstü saat dörtte sokağa çıkma yasağı yürürlüğe giriyor. tehditler, silah sesleri ve kundakçılık girişimleri karanlık basar basmaz başlıyor. ne kadın, ne de çocuğun gözetilmediği noel katliamından sonra, herhangi bir mukavemet imkansız gözüküyor." (giorgio bocca, ıl giorno, 14 ocak 1964)

    amerikalı gazetecinin gözlemleri

    lefkoşe'nin ayios sozomenos köyündeki olaylar hakkında, time muhabiri robert ball'ın gözlemleri şöyledir:

    "en şiddetli çarpışma, rumların yumru yumru zeytin ağaçlarının örtüsünden yararlanarak taarruz ettikleri köyün batı kıyısında olmaktaydı. dokuz türk'ün sığındığı kerpiç evin bir penceresi bir roketatar mermisiyle uçurulmuş, ikinci katı da kurşun delikleriyle tam anlamıyla kevgire dönmüştü. umutsuzluk içinde dere yatağına doğru, kaçmaya çalışan bir türk çoban, kapıdan birkaç adım ötede vuruldu. bir diğeri ise eline geçirdiği bir yabayla yunan mevzilerine tek başına, nafile bir taarruza kalktı, hemen öldürüldü." (robert ball, time, 14 şubat 1964)

    ingiliz gazetecinin gözlemleri

    "kıbrıs'ın istilasından sonra yüzlerce kıbrıslı türk, milli muhafızlarca rehine alınmış, türk kadınlarının ırzına geçilmiş, çocuklar cadde ortasında öldürülmüş ve limasol'daki türk mahalleleri tamamen yakılmıştı." (david leigh, the times, londra, 23 temmuz 1974)

    bir alman turistin gözlemleri

    "yunanlıların kasaplığını insan zekası kavrayamaz... magosa etrafındaki köylerde rum milli muhafızları, vahşetin eşsiz örneklerini gösterdiler. türk evlerine girdiler; acımasızca kadın ve çocuklara mermi sıktılar; birçok türk'ün gırtlağını kestiler; türk kadınlarını toplayarak ırzlarına geçtiler..." (almanya'nın sesi, 30 temmuz 1974)

    gözlemci james rayner'in tespitleri

    "kıbrıs rumları, xx. yüzyılda, çağdışı davranışlar sergileyerek giriştikleri katliamlarda masum kıbrıs türklerini hunharca öldürmekle kalmayıp kazdıkları çukurlara yarı canlı insanları da doldurmuşlardır. işte gün ışığında mezardaki pek çok insan cesedi yunan vahşetini dünya kamuoyuna tanıtıyor. toplu mezarlardan çıkarılan kıbrıslı masum türklerin cesetleri, yıllardan beri adada derebeylik yasalarını uygulayan rumların, ne derece vahşi olduklarını kanıtlıyordu..." (james rayner, ezilmiş çiçekler, lefkoşe, 1982, s. 25)