şükela:  tümü | bugün
  • bu aralar sosyal medyada bol bol gördüğüm tamlama.
    40 yaşındayım.
    bir tane örneğini görmedim.
    umreye diye çıkıp,soluğu ukrayna da alan bir çevrede yaşıyorum.
    elit ekşici tek dostum yok.
    25 senedir kahveye giderim.
    tribün kovalarım.
    bu irfana rastlamadım.
    bilen duyan görenler anlatsın hele.
    cahil kalmayalım.
  • (bkz: yunus emre)
  • huhucu çomar tayfaya kültür-sanat işportacılığı yapan birtakım yarı-okumuş cahil zibidinin diline pelesenk olan büyük yalanlardan biri. bunu yakıştırdıkları insan paçavraları sokaktaki sıradan yobazdan çocuk tecavüzcüsüne, hırsız elebaşından ali ismail'e son tekmeyi atan alçağa kadar nice orospu çocuğunu kapsıyor.

    anadolu irfanının cisimleşmiş hali için tıklayınız.
  • bu gün cuma hutbesinde de değinilen kıymeti kendinden menkul hiç bir anlam ifade etmeyen boş beleş bir kavram. sanırım cehaleti ve görgüsüzlüğü nasıl övebiliriz vasatı nasıl kutsallaştırıp millete bir değermiş gibi yaslarız diye düşünürken icat edilmiş bir kavram.

    manisa da öldürülen 4 yaşındaki ırmak ın katili bütün mahalleli tarafından savunulurken, neredeydi bu irfan. leyla da, eylül de?

    bunun gibi, komşusu, ailesi, yakın akrabası tarafından tecavüz edilip öldürülmüş 10 yaş altı 50 tane daha çocuk adı yazarım kızlı erkekli, son 5-10 senede olan. bunlar sadece duyabildiklerimiz ya duyamadıklarımız.

    özetle yoktur böyle bir irfan mirfan sadece kendilerini iyi hissetmek için uydurmuşlar.
  • her 23 yılda bir, 23 günlüğüne ortaya çıkan irfandır. bkz
  • balkan göçmenleri tarafından bozulduğu iddia edilen..
  • saçma sapan insanların elinde tanımlanarak heder olmuştur.

    anadolu irfanı, anadolu insanının doğadan ve kalbinden aldığı aydınlanmayı harmanlayarak bir konu hakkında edimde bulunmasıdır. yolu anadolu’dan geçen herkesin az çok bu irfanî tavrı rastlamışlışı vardır. bu irfana tanıklıkta burada din veya mezhep ayrımı yoktur. bu konunun örnekleri naiflik olarak algılanabilir fakat irdelendiğinde kendi kutsallarını barındıran bir ilkeler bütünü ortaya çıkacaktır. mesela dar anlamda komşusu açken tok yatmamak anadolu irfanının bir özelliğidir. yaratılana ve yaratıya saygıdan ileri gelir. böyle insanlar zarar veremez. verirse bin pişman olur, daha sonrasıda aynı hataya düşmemek için kendi kendini pişirir.

    ancak yolu anadolu’dan geçen derken oryantalist bakış açısıyla söğüt yaylasını, konya ovasını, erciyes’i, ani harabelerini veya iki nehir arasını (bkz: mezopotamya) değil, kırsalın ve kentin bizzat içinde kalan unsurların her birini kastediyorum.

    örnek vermek gerekirse, ilkokul öğrencisi bir çocuk teneffüste tuvalete gidiyor. hacetini giderip elini yıkayacak. bir de bakıyor ki sabun yerde. tam sabunu alacak, başka bir akranı koşarak geliyor: “lan mal, o sabun senin elinden daha pis!” diyor ve sabuna bir tekme atıp uzaklaşıyor. bizim çocuk ise umursamadan sabunu alıyor, güzelce temizliyor. sonra elini yıkıyor ve eviyede yerine koyup tuvaletten ayrılıyor. ne oldu şimdi? bir şey anladık mı? demem o ki anadolu irfanı biraz da bu sabuna hak ettiği değeri vermektir.
  • hasan ali toptaş romanlarında ve mustafa kutlu hikayelerinde rastlanan ; gerçekte artık var olmayan, bulunmayan irfan.
  • bu ülke topraklarında üretilen en büyük palavralardan biridir.
  • dünyada anadoluda varolan ve modernizmin etkisiyle ağır darbeler almış ve silinmeye yüz tutmuş bir bilgilenme türüdür.

    tanımlamaya geçmeden önce girilen entrylerin ve aşağılık kompleksi içinde yapılan olumsuzlamaların bir fotoğrafını çıkartmak anlamında bir alıntı ile başlayacağım..

    --- spoiler ---

    “oryantalizm”i bilenler bilir.

    ülkesini ve tarihsel serüvenini çiçek pasajı’nda içki sofrasında ya da “çılgın parti”lerde düşünmeye çalışan ekşicilerin “oryantal” leriyle pek ilgisi olmayan; ama turizmcilerinn bastırdığı karpostallarda istanbul’u genellikle ön planda bir oryantal dansöz ve kirli martıların uçuştuğu boğaz köpürüsü olarak tasvir eden “souvenire” lerle tarihsel arka plan anlamında pek ilgisi olan oryantalizm. yani “şarkiyatçılık.” doğu bilimcilik, ağırlıklı olarak , ortadoğu bilimcilik! islamiyet uzmanlığı, islam üzerinde ihtisaslaşmacılık. yöntemleri bilir, bulur, inceler, anlatır, tarif eder, jurnaller ya da bakımını yapar, tamir eder, gerektiği şekilde monte eder, geçimini onunla sağlar, kariyeri onunla kaimdir, hatta islamdan korunma dini vs… bilenler bilir.

    bir inanç ve toplum nizamıyla yukarıda sıraladığım türden bir ilişkinin gerçekte acıklı bir ilişki olduğu açıktır.

    .........

    bir inanç ve toplum sistemi, ancak gözleri açık, kulakları filtresiz kaşiflere açar kendini. aldığı disiplinin görüşünü daralattığı körler için – bir fili tarif etmeye koyulmuş körler için – yapabileceği pek bir şey yok. hele söz konusu eli mercekliler bir de kötü niyetliyseler, iyi niyetli bir “şeriat”ın (yol) yapabileceği tek şey onları “çarpmak” olacaktır.

    hilal, sarık ve eğri kılıç karşısında tüm iktidar ve uygarlıkları çatırdayan batı için doğu’yu batı’ya tanıtan, sırlarını çözmeye, zaaflarını tesbite uğraşan oryantalistler, özellike içinde yaşadığımız çağda kendi ülkelerinin, siyasi, kültürel ve ekonomik amaçları veya doktrinleri için doğu’yu/islam’ı yeniden üreten profesyonel saptırıcılara dönüştüler

    bazıları o kadar ustaca yaptırıyordu ki bu işi, ilk elde anlaşılamıyordu islam’ı aktarırken kompoze ettikleri saptırmalar. sonra sonra, satır aralarında , gerçeğin boyutunu oluşturan ayrıntılarda lawrence, osmanlı tarihi yazarı hammer, islam tarihçisi kaetani, pierre loti, lamartine gibi..

    benzeri bir uygulamayı gözden kaçırdığı şeyleri elde etmek için doğulular da başlatmıştı. zeki çocuklarını batıya “öğrenmeye” gönderdiler. ne var ki gönderilenler çocuktu ve sadece bazı meslekler edinmeleri için gönderilmişlerdi. yoksa, örneğin teknolojiyi doğuran sosyo-kültürel arka planı analiz için değil. onlarda gidip “jöntürk” oldular.

    tıpkı tokyo’ya dönerken “rock” ve “hamburger”i pekin’e paris fuhşu taşıyan elektronik öğrencileri gibi…

    ........

    “idraklere giydirilen deli gömleklerini “ paramparça etmiş merhum usta cemil meriç, şöyle demişti: “biz ne kendimizi tanıyoruz, ne de avrupayı. tarihimiz mührü sökülmemiş bir hazine. sosyologlarımız, bir kızılderili köyünü keşfe gider gibi alan çalışmalarına koyuluyorlar.. avrupa’yı avrupa’nın istediği kadar tanıyoruz.”

    yaklaşık yüz yıldır kafası kopartılmış ensemizde parti üstüne parti veren (boza pişirecek değiller ya…) ittihatçı uzantısı “mütegallibe” bir yerli batı var.
    ve bu batının oryantalistleri var…

    evet kendi ülkesinin oryantalistleri.. ülkesindeki rejim adına ya da hegemenyo lehine, ülke halkına karşı oryantalizm!..

    kulaklarına ezan okunarak isimleri konmuş, minarelerin gölgesinde büyüyen bu insanlar, her biri ayr bir yazı konusu öykülerden geçerek; sürekli kendilerini hor görüler inanılmaz bir şekilde yabancılaşma ile.

    halka, ellerinden alınmış iradelerinin anlam ve önemini anlatmaya koyulan, “sivil kurum” ları, “kızılderili köyünü keşfe gider gibi” merceğe almaya uğraşanlar..

    --- spoiler ---