şükela:  tümü | bugün
  • anadolu kedisi bu coğrafyanın doğal kedisidir. sokaklarımızda gördüğümüz sokak kedisi olarak adlandırılan kedileri bilimsel olarak tanımlayan ve tanıtan en doğru isimdir... anadolu kedisi ve anadolu kedisi projesi hakkında daha detaylı bilgi almak için asagidaki sayfaları takip edebilirsiniz.

    anadolu kedisi web sitesi

    anadolu kedisi facebook sayfası

    anadolu kedisi twitter sayfasi
  • tombili heykelinin yapılması için change.orgda imza kampanyası başlatan ve başarılı olan projedir aynı zamanda da..

    imza kampanyası linki
  • sanırım türkiyede kedili sayfalar arasında en orjinal isme ve en kaliteli içeriklere sahip sayfa.

    merakla ve beğeniyle takip ediyordum , sözlükte gördüm mutlu oldum.
  • kedili hesapları takip etmem pek, kendi kedimin sevimlilikleri bana yetiyor. ancak arada bir karşıma çıkan paylaşımlarındaki duruşu ve ardında yatan bilgi birikimini görünce anadolu kedisi'ne kayıtsız kalamadım. kediseverseniz facebook sayfalarını, instagram hesaplarını ve yakında açılacak internet sitelerini mutlaka takip edin. yalnız bilimsel bilgilere ve ezberinizi bozacak görüşlere karşı açık fikirli olmanız gerekir; olun bir zahmet.
  • gayet güzel, samimi bir gruptur. fare yiyen kedi postunu görmedim, yorum yapamayacağım. ama fotoğraf yarışması hakkında iki kelam edeyim.

    yarışmayla ilgili şartlar gayet açık ve net ifade edilmişti. yarışma şartlarını olumadan katılıp, ödül alamadıysanız bu sizin hatanızdır. birkaç fotoğraf yarışmasına katılmak kimseye ödül kazanmayı garanti etmez. hele ki fotoğraflarınız, türkçeniz kadar bozuk ve kötüyse hiç ödül alamazsınız yarışmalarda.

    samimi, çıkarsız ve faydalı bir gruptur. burda boş boş konuşan tiplere bakmayınız
  • hayvan haklarını savunan bir oluşum olarak, afrin harekatı hakkında atılan tweet ile ne tip kişilerin güdümünde olduğunu belli etmiş ve kendinden soğutmuştur.

    bu fikre sahip kişinin kendi sesini kullanması gerekirdi.
  • bünyesinde çalışmalar yaptığım, coğrafyanın doğal kedisini dünyaya ve ülkemize tanıtmayı amaçlayan, kurucularından birinin biyolog olduğu, hayvanların pet sektörünün metası haline dönüşmesinin sonuna kadar karşısında olan proje.
  • sosyal medyada takip etmekten en çok keyif aldığım sayfa olabilir.

    sayfa sevimli kediler paylaşıp "bakın ne tatlılar" demenin ötesinde, ciddi bir bilgi birikimi ve kaliteli bir ideoloji ile dolu. anadolu'daki sokak kedisi deyip geçtiğimiz güzelim canlılara ilişkin gerçekten ufuk açıcı şeyler paylaşıyorlar. cins denip binlerce lira verilen zavallı hayvanlarla ilgili son derece bilgilendirici yazıları da mevcut. sadece kediler değil bu coğrafyanın diğer eşsiz hayvanlarına da duyarsız değiller.

    ve beni en çok eğlendirip mutlu eden kısmı da şu; hemen her özel güne, her tarihi kişiye dair kedili bir fotoğrafları var!
  • yazıların çoğunu yazan p. aksoy kimse gerçekten tıbbi desteğe ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. makaleleri araştırma içermiyor demiyorum ama bu kaynak bolluğunda seçtikleri kaynaklar o kadar kötü ki (bir de ilgili literatürün en önemli makalelerine, tartışmalarına ve araştırmalarına yer vermeyip, astroloji kalitesindeki makalelerden hoşlarına gidenleri seçmece yapıp, onu da en kötü biçimde yorumluyorlar) ve yazdıkları konularda sağlam olmayan altyapılarından dolayı (mesele şu ve şu yazı) doğru bir şekilde aktaramıyorlar kavramları, haliyle makalenin omurgası temel düzeyde yanlışlar üzerine kuruluyor. bunun sebebinin, alelacele mesaj kaygısı vermek olduğunu düşünüyorum. insanmerkezciliğe hastalık derecesinde tapıyorlar ve ana mesajlarını bunun etrafına örüyorlar. hayvanlar üzerinden insanlara toz kondurmama politikaları var. (örneğin hayvanlara işkence yapan biri gündeme geldiğinde hemen tekzip yayınlayıp "o aslında öyle değil, insanlar çok iyidir asla işkence yapmamışlardır, kesin makine veya kazara olmuştur ya da eceliyle ölmüşlerdir, insanları kötüleyip bilim dışı konuma düşmeyin" tadında paylaşım yapıyorlar) twitter'da takip ettiğim kadarıyla siyasi konularda da paylaşım yapıyorlar. tipik ben bilirimci ortodoks solcu imajı çizdiler şimdiye kadar. sloganvari ideolojik paylaşımlarını hayvanlar üzerinden aktarmayı tercih ediyorlar çünkü siyaset felsefesi hakkında da bilgileri sıfır ve kokuşmuş ideolojilerini hayvanlar üzerinden çok sayıda insana ulaştırma fırsatını değerlendiriyorlar. diğer türlü varlıklarını duyurmaları zor, popülizm konusunda çetin bir rekabet var, sosyal medyanın yıldızları kediler insanlara ulaşmanın en eforsuz, maliyetsiz ve güleryüzlü yolu. türkiye'de hayvanlara dadanan menfaat grupları olduğu bir gerçek zaten. bu yüzden dikkat etmek lazım bu gibi platformlara.

    hilal kaplan sığlığında "makale" yazıp, eleştiren insanları da anında sansürlüyorlar, blokluyorlar. psikolojik açıdan da iyi değiller.

    art niyetli olduklarını göstermek açısından bazı kurdukları cümleler:

    "bilim en azından kısmen, hayvanlarla ilgili insan odaklı önyargılarımızın üstesinden gelebilir, oysaki “hayvanların sesi” olduğunu iddia eden hayvan hakları hareketi bilimi reddeder."

    "dahası, hayvan hakları aktivistleri; insanları, fabrika-çiftlik hayvanlarının gördükleri muamelelerin holokost ile benzerliklere sahip olduğuna ve türcülüğün ırkçılık kadar kötü olduğuna ikna etmeye çalışırlar. ne var ki bu gibi analojiler, holokost ve ırkçılığın gerçek kurbanlarının acılarını küçümsemektedir."

    hayvan hakları hareketi bilimi reddeder iddiası tamamen karalama amacıyla yazılmış, hayvan haklarını itibarsızlaştırmaya çalışmaktan başka bir şey değil. hayvan hakları hareketinin fikir birliğine vardıkları "bilimi reddeceğiz" gibi ortak bir önkabulü varmış gibi konuşmuşlar, yoksa buna dair nasıl bir kanıt gösterebilirler? şöyle olabilir; bilimsel anlamda hatalı bir argümanı savunan bireysel bir veganı ya da bir platformun yaptığını tüm hayvan hakları hareketine yıkmak; peta gibi derneklerin aktivizm çalışmalarını veganlığa mal etmek, vs. şeklinde olabilir ki hayvan hakları hareketi hepsine alışkın, tom regan'ın kafesler boşalsın kitabında hayvan endüstrilerinin ve onların sözcülerinin hayvan hakları savunucularını itibarsızlaştırmak için nasıl taktiklere başvurduğunu uzun uzun anlatıyordu. anadolu kedisinin yazdıkları da tıpatıp aynısı, 40-50 yıl geçti hala düşünsel olarak bir ilerleme kaydedemediler, oldukları yerde sayıyorlar. yurt dışında anti-veganlar madara ediliyorlar artık, hayvancılık yanlıları çevreyi ve hayvanları katleden, insan hakları ihlallerinde zirveye oyanayan bir faaliyeti savunan şaibeli insanlar durumuna düşmeye başladılar, insanlar bilinçlenmeye başladı. türkiye'de ise anti-vegan eleştirilere cevap veren kimse olmadığı için hayvan hakları savunucuları kötü bir şekilde damgalandı, anadolu kedisi gibi sözde bilimsel olduğunu iddia eden platformlar da buna çanak tutuyor. halbuki fanatizmden ve bilime itibar etmemekten bahsedeceksek anti-veganları ve hayvan hakları karşıtlarını konuya dahil etmek gerek, ekşi'den vs. de biliniyorlar zaten, anti-vegan aktivist profilleri hep the red pill cephesinden ve bu gibi saçmalıklara sempati duyan insanlar arasından çıkıyor, en nefret dolu insanlar oluyorlar. birçoğu "doğa çok acımasız, aslanlar da et yer, bitkiler de acı çekiyor" tarzı iddialara sahipler.

    sözde hayvan hakları kusurlu bir fikir, bilimsel ve ahlaki açıdan sıkıntılı vs. demişler ama hayvan hakları akademik olarak çok güçlü konumda, bunu konuya ciddi mesai harcayan, entelektüel açıdan zengin bir birikime sahip et yiyenler de kabul ediyorlar. (bkz: #70548548) (not: video silinmiş, 4 saatlik bir video olduğundan hemen yükleme garantisi vermemekle birlikte bir ara yükleyip linki ekleyeceğim.)

    hayvan haklarının çelişkileri diye verilenler 0-6 yaş grubu, gülünç argümanlardan ibaret. okurken ben utandım. "ateistlerin ahlakı temellendirememesi" diye yırtınan taslamancıların durumuna düşmüşler ister istemez. yanlış bir türcülük tanımından yola çıkıp, tüm makaleyi bunun üzerine inşa etmeleri; hayvan haklarını hiç anlamadıklarını gösteriyor ve "evrim sadece bir teoridir" türü argümanlarla benzer temalara sahip. hukuk ve felsefe profesörü gary francione diye biri var, hayatının yarısını hayvan haklarının akademik kısmına harcamış, yine tom regan var, bütün itirazları tek tek ele alıp sayısız akademik çalışma yayınlıyorlar ve diğer meslektaşları tarafından da başarılı bulunup daha da yazmaları konusunda cesaretlendiriliyorlar. ama bunun tam tersi bir algı yaratılmış, sanki akademi hayvan haklarını yuhalıyor gibi, hayvan haklarını savunan yazarlar da akla, bilime karşı, dini bir tarikatın savunuculuğunu üstlenmiş insanlar gibi sunulmuş. ayıptır. anadolu kedisi ilaç endüstrisini bahane ederek karatay, soner yalçın kaynaklı argümanlara tutunan alternatif tıp savunucuları gibi. bunlar da misantropiyi bahane edip hayvan haklarını akıl dışı ilan etmişler. hakların fonsiyonundan bihaber şekilde "hayvan aktivistleri hak derken ne dediğini bilmiyorlar" gibi cümleler kurmuşlar. zaten hayvan hakları hareketinin entelektüel önderleri dünyanın ne iyi okullarında okumuş saygın hukuk profesörleri insanlar, hakları onlar bilmeyecek de sen mi bileceksin, cahil! o kadar aptalca şeyler yazmışlar ki, fazla detayına girmek istemiyorum ekşi'de.

    ikinci alıntı zaten niyetlerini açık ediyor, bir yahudi olan yuval noah harari'nin çiftlik hayvanlarına yapılanları tarihin en büyük suçu olarak adlandırdığı makalesi. yine bir yahudi olan adorno "auschwitz, bir insan mezbahaya bakıp "ama onlar hayvan" dediği zaman başlar." demiştir. hayvan hakları hareketi içinde yahudi oranı çok yüksek, holokostla hayvan zulmünü bizzat zulmü yaşayan kendileri kıyaslıyor. hayvanlara yapılan kötülüğün büyüklüğünü vurgulamaya hizmet etme amacı taşıyan ve insanların bağlantı kurmasına yardımcı olması için kullanılan bu tür analojileri "insanların acılarını küçümsüyorlar" diye lanse edenlere iyi niyetle yaklaşamıyorum. bundan bunu mu anladınız? hayvan endüstrilerinin karalama amacıyla kullandığı bu ve benzeri söylemleri makale biraz daha uzun olsun diye hiç sorgulamdan aynen kopyalamışsınız, tebrikler! akıl dolu ve entelektüel zenginlik akıyor makalenizden.

    kısaca hayvan hakları hareketinden de, hayvan haklarından da bihaber bu insanlar bir de kalkmış "türkiye'nin en kapsamlı anti-türcülük eleştirisi" diye yazı kaleme alıyor. bilimsel ve ahlaki açıdan hiçbir dayanak noktası olmayan insanmerkezci dünyada çoğu insan hiç sorgulamadan küçük yaşta edindiği alışkanlıklara bağlı kalarak (domuz haramdır, inek helaldir; kedi-köpek yemek caniliktir, inek yemek etiktir) hayvan yiyor ama bunlara göre hayvan hakları savunucuları çelişkideymiş. dünya'da hayvan yemek sorgulanır, iklim değişikliği ve çevre için veganlığın anahtar rolü bugüne kadar yapılmış en kapsamlı araştırmayla onaylanır; bizde ise canan karatay, adnan oktar benzeri tipler hayvan haklarına kişisel nefretini kusar, onu kusurlu ilan eder. orta doğu zihniyeti böyledir işte. halbuki insanmerkezcilik eleştirilerinin ağır bastığı bir ortamda türcülük karşıtlığını itibarsızlaştırmayı çalışmak çapsız olduğuklarını gösterir, sadece vicdansız, etik yoksunu olduklarını değil. uluslararası alanda saygın carl sagan, richard dawkins gibi pek çok bilim insanı türcülüğü akıl dışı ilan eder, hayvan haklarını değil.

    "pek çok çocuk düşünde bir büyü, bir peri kızı ya da tanrı'nın kendisinin yardımına yetiştiğini görür. ben ise düşlerimde hayvanlarla konuştuğumu, insanların yaptıkları (hayvansever an-nemin ve dr. doolittle'ın etkisiyle düşündüğüm) haksızlıklara karşı onları harekete geçmeye iterken görüyordum. doktor doolittle, şimdi türcülük diyebileceğimiz yani insanların salt insan oldukları için bütün öteki hayvanlardan önce ve onların üstünde özel muameleyi hak ettikleri. yolundaki otomatik varsayım konusunda bilinçlenmemi sağlamıştı. kliniklere bomba atan ve iyi doktorları öldüren fanatik kürtaj karşıtlarının, ince-lendikleri zaman su katılmamış birer türeli olduğu ortaya çıkı-yor. yetişkin bir inek, ahlak açısından, her türlü makul ölçüte göre, doğmamış bir bebekten daha çok sevgi ve yakınlığımızı hak eder. kürtaj doktoruna "cani ! "diye haykıran yaşam yanlı-sı kişi, eve gidip bifteğini yer. dr. doolittle ile büyümüş olan hiçbir çocuğun gözünden bu çifte standard kaçmaz. incil ile bü-yütülmüş bir çocuksa elbette bunu göremez."

    (richard dawkins, meraklı zihinler isimli kitaptan alıntı)

    bakın türcülüğü kısacık bir cümleyle ne güzel doğru bir şekilde açıklamış, bazıları sayfalarca türcülükten bahsetse de, şu tanımı bile anlayabilecek kapasiteleri olmadığından, ne idüğü belirsiz tanımlar üzerinden saçmalıyorlar. "çıkarlara eşit saygı" politikasını da yanlış anlamışlar zaten, o tilki tavşan örneğine hala gülüyorum. dünya bunlar gibilere kalsa tecavüzden, soykırımdan, yalandan, sahtekarlıktan, sahte bilimden geçilmezdi. kavramları delik deşik edip, kendi hayallerinde kurguladıkları forma dönüştürüyorlar, sonra kendi tanımlarını çürütüp, bu tanımı gerçek anlamıyla kullanan insanlara nefret kusuyorlar. anadolu kedisinin türcülük tanımını bir felsefe profesörü okusa kanser olurdu. ayrıca richard dawkins'in youtube üzerinden veganlığı ve hayvan haklarını desteklediği içeriklerine ulaşmak mümkün.

    söyleyecek çok şey var da, felsefi ve bilimsel olarak çok kusurlu bir işe imza atmışlar, sabaha kadar dalga geçilip gülünecek makaleleri var. eleştirilip, yerin dibine sokulup hak ettikleri muameleyi zaten görecekelrdir de, asıl sorun bu tiplerin sağlıksız ruh halleri. bu menfaat gruplarını veganlık karşıtlığına sürükleyen pek çok farklı parametre var, hayvan haklarına karşı mantık dışı bir direnç söz konusu. immanuel buna güzel bir açıklama getirmişti. hani "medeniyet açıp saçmaksa bedeni; desenize hayvanlar bizden medeni" durumu. vegan karşıtları da böyle, hayvanları boğazlamalarına ve çevre için çok büyük yük oluşturmalarına rağmen "vegan olmak sizin daha etik, doğru veya üstün (zaten üstün değiliz, hakkımız olmayana el sürmüyoruz sadece) olduğunuzu göstermez, ben hayvan öldürüyorum diye katil değilim, bunun katillikle falan bir alakası yok, o zaman siz de bitkileri yiyorsunuz, desenize siz de katilsiniz veya et yemek ahlaksızlıksa eğer desenize aslanlar da katil" diye savunmaya giriyorlar. yani hem küçücük çocuklara türban takıp hem de gerici olarak görülmek istemiyorlar. bir keresinde, ismi lazım değil, akademisyen bir solcunun hayvan hakları hareketini kastederek "meydanlar hayvan hakalrı savunucularıyla dolmaya başladı, büyük ideolojik gol yiyoruz" itirafına rastlamıştım. (hepsinin ekran görüntüleri alındı.) aynı paylaşımda vegan bir sayfadan aldığı bir görsel üzerinden veganların ne kadar yobaz olduğunu göstermeye çalışıyordu. hayvan haklarının samimi eleştirmenleri de değiller, hayvan hakları hareketini kendilerine rakip olarak görüp itibarsızlaştırma kaygısı da var yani. bu insanlar en medeni, en eşitlikçi, en feminist, en bilmem ne olarak piyasada varlık göstermeye çalışıyorlar, akp'lileri falan çomar, ırkçı, cinsiyetçi, ahlaksız diye küçümsüyorlar ama, hayvan hakları savunucuları diyor ki "aslında öyle değilsiniz, hayvanları katlediyorsunuz, ırkçılardan, faşistlerden, cinsiyetçilerden bir farkınız yok, aynı bokun laciverdisiniz." işte bunu egolarından dolayı kabul etmeleri mümkün değil, bu yüzden saldırıp itibarsızlaştırmayı tercih ediyorlar. kendi keyiflerinden vazgeçip hayvan yemeyi bırakabilecek iradeleri de yok, dünya yansa bunlar kendi çıkarlarından, kişisel kazançlarından vazgeçmezler. bu yüzden iklim değişikliği için hayvansal tüketimi bırakmamız gerekir diyen bilimsel makaleleri de kabul etmezler, buna da muhalefet ederler. allan savory gibi sahte bilimcilere yanaşırlar. neyse ki türkiye'de de aklı başında, çok değerli evrimsel biyologlar var, aynı zamanda hayvansal tüketimin türleri yok eden en önemli faktör olduğunu kabul ediyor (düşünün orta doğu'da bu en temel bilimsel gerçekleri kabul eden insanları gördüğümüzde dahi havalara uçuyoruz, nefret dolu sahte bilimci hayvan düşmanlarıyla etrafımız çevrilmiş durumda, insanları yalan satıyorlar), yurt dışında ise george monbiot (kendisi 2 yıldır vegan) vs. bir ton bilim insanı zaten icabına bakıyor bu tarz sahte bilimcilerin. hayvan endüstrilerinin güç ve nüfusuna sırtlarına dayayarak, gerçekleri eğip büken sahtekarlar gelecekte unutulmayacak ama, o günler geldiğinde (çok yakın) böyle sahtekarların suratlarına tüküreceğiz, insanları yalan yanlış bilgilerle hayvan sömürüsüne davet ettikleri için.

    söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. burada yazdıklarım ilgili makalenin eleştirisi değil, anadolu kedisi gibi platformların benimsedikleri duruşa yönelik bir eleştiriydi, makale çöp zaten, felsefe bilgisi sıfır olan bir yarı cahil tarafından kaleme alınmış. insanların duymak istediklerini söylemişler, "bitkiler de canlı"cı salak kesime hitap eder cinsten. felsefe bilgisi yüksek olanlar (bkz: #72958921) ve biraz bilimsel düşünceye haiz olanlar zaten neyin ne olduğunu görüyor, gerisi önemli değil. ama tiksiniyorum bu orta doğu'da olanlardan, en ahlaksız en bencil, en menfaatçi insanlar kendilerini en uyanık, en akıllı zannediyorlar.

    bir açıdan da bu tip makaleleri görünce hayvan hakları karşıtı argümanların ne kadar kötü olduğunu görüp seviniyorum, hayvan hakları savunucularına içerik malzemesi hazırlıyorlar resmen. eğer veganlık karşıtı argümanları alaya almak için bir makale yazsaydım, tam da benzer şeyler söylerdim, birkaç kez bir facebook grubunda böyle bir şey yapmıştım zaten, saniye başı salak anti-veganlardan beğeni geliyordu. ahmakların kalite filtresi yok, ne verirsen alıyorlar. lol.
  • hayvan deneylerini canhıraş halde meşrulaştırmaya ve buna karşı çıkanı da insanlık düşmanı gibi lanse etmeye çalışan, bunu yaparken de fevkalade saçma kaynakları yanlış bilgilere dönüştürerek makaleler yayınlayan, amacını ve varlık sebebini anlayamadığımız tuhaf ve bir o kadar da gereksiz bulunan sosyal medya hesabı.