şükela:  tümü | bugün soru sor
  • 2000'li yıllarda anadolu liseleri gerçek anadolu lisesiyken iyi ingilizce öğreten sınıflardı.

    haftada 24 saat ingilizce vardı. şimdi o sistem gitti ve ortada bir sistem bile yok.

    inşallah geri gelir.
  • bir tek anadolu liselerinde değil; süper lise yani, yabancı dil ağırlıklı liselerde de mevcut olan ve (meraklısına) ingilizce'yi sevdiren sınıf türüdür.

    kimilerinin de kabusudur. ilk yıllardan sonra sayısal ya da eşit ağırlık bölümünün seçilmesiyle kendini belli eder bu kabus.

    yok anadolu, yok süper diye ayırmanın gereksiz olduğunu kanıtlayan en güzel ayrıntı da her iki lise türünden de mezun olan bireylerin en son aynı bölümlere yerleşmeleridir. yani çok da sorun edilecek, kasılacak, hava atılacak bir fark ihtiva etmez. aynı kaliteli kadrolar zamanında süper liselerde de meydana gelmiştir.

    bol oxford press'li , kaset çalarlı, ingilizceyi konuşmayı bilmeyen veya unutmuş ingilizce öğretmenli yıllara denk gelir. genelde yazın 3 aylığına yurt dışına tatile gidecek kadardır ingilizce'leri ya da bizi keklemişlerdir. olsun, yine de ingilizce'yi sevdirmeyi başarmışlardır.

    o ithal kitaplarda yer alan dinleme bölümlerini süsleyen şarkıların sahibi meşhur pop, rock müzik grupları, şarkıcıları; efendime söyleyeyim, backstreet boys, blue, britney spears, robbie williams... gibi.

    hatta bir tanesi var ki sınıfı baştan aşağı coşturan cinstendi:

    backstreet boys-larger than life

    ve "one looove..." diye kendini ve tamamını durmadan ezbere tekrar ettiren o içli şarkı;

    blue-one love

    bu tür liselerde eğitim görenlerin şanslı olduğunu düşünmekle beraber, şuan büyük bir çoğunluğunun ingilizceyi ana dillerine yakın seviyede konuşabildiklerini tahmin edebilmekteyim, çünkü bir dili konuşabilmek o dili hemencecik konuşmaktan ziyade o dile bir süre mâruz kalmayı gerektirmektedir. bu da sabır gerektiren, hatalara tahammülü sınayan, dilbilgisi kuralı odaklı olmayan, tıpkı bir bebek gibi pat çat konuşulan bir süreci kapsar; en azından ana dilin yoğun bir şekilde konuşulup yabancı dilin ikinci planda kaldığı ortamlarda böyledir.

    yabancı dilin yoğun bir şekilde konuşulduğu bir ortamda bu süreç kolaylaşmakta ve de hızlanmaktadır, tıpkı bu tür sınıflarda olduğu gibi.

    ana dilini bile düzgün konuşmaktan aciz olan günümüz gençliği için herhangi bir yorum yapmak istememekle beraber onlara hayatta başarılar diliyor, çokça emek verip çalışarak da olsa bu dili şakır şakır konuşabileceklerine inanıyorum. so, "good luck, so young people!" *