şükela:  tümü | bugün
  • mogollarin fransada jimi hendrix ve rolling stones muydu pink floyd muydu ikisinden biriyle ayni yillarda odul alan albumleri.odulun adi: academia du dizco gibi bi$eydi
  • tulay german'in erdem buri sayesinde baslattigi akim. ilk ornegi de burcak tarlasidir
  • anadolu pop sevenleri derneği bile var idi..
  • birzamanlar.net'ten bir alinti yapalim da; bilen bilmeyen ogrensin biraz:

    "fecri ebcioğlu'nun 1961 yılının bitmesine yakın "bak bir varmış bir yokmuş"u yazıp ilham gencer'e söyletmesi türk popu'nun kapılarını aralamıştı aralamasına ama türkçe şarkı söylemek üzere herkesin sıraya gireceğini düşününler ne yazık ki yanılmıştı. fecri ebcioğlu'nun herkesin önünde açtığı o güne kadar rastlanmadık ölçüde yenilikçi olan bu yolun takipçisi olmaya kimse hevesli gözükmüyordu. herkes, bir zaman daha, şarkılarını yine ingilizce, ispanyolca, italyanca söylemeye devam etti.

    ama bir - iki yıl sonra katıldığımız balkan melodileri festivali, tülay german ve erol büyükburç'u birdenbire bir süperstar konumuna getirince ve bu festivalde söylenmiş "burçak tarlası"nın ünü bütün memleketi sarınca, herkes birden kendi dilinde şarkı söylemeye talip oldu ve bunu gerçekleştirebilecek imkanları aramaya başladı. herkesin bildiği aynıydı. ya yabancı şarkılara söz yazdırılacak, ya zengin folk geçmişimizden seçilecek parçalar aranje edilecek ya da beste peşine düşülecekti. bu üç yol aynı anda denenmeye başladı. alpay, erol büyükburç, tülay german, erdem buri, şanar yurdatapan, doruk onatkut ve fecri ebcioğlu'nun cesur denemeleri ile bu üç imkan aynı anda serildi herkesin önüne. şarkıcı ve gruplarımız, bu üç imkandan herhangi birini, bazen ikisini seçip başladılar denemelerine. bir süre bu üç eğilimin kafa kafaya gideceği düşünülmekteydi. isteyen (o zamanlar telif hakkı diye bir şey bahis konusu olmadığı için) canının çektiği bir yabancı şarkıyı seçecek, fecri ebcioğlu'nun izinden gitmek üzere piyasaya girmiş isimlerinden birine söz yazdıracak ve sahneye çıkıp ya da stüdyoya girip şarkısını söyleyecekti. ya da, binlerce şarkı - türküden oluşan müzik geçmişimize el atacak, ordan beğendiğini seçecek, seçtiğini batılı bir hale getirebilmesi için müzisyenlerin eline teslim edecekti. daha zor olsun diyen de oturup yepyeni bir şarkı yaratacak ya da bunun yapılmasını birilerinden isteyecekti. öyle de yapan vardı, böyle de.

    ama 1964 yılını bitirmek üzereyken devreye giren "altın mikrofon armağanı yarışması", bu dengeyi tamamen bozdu. hürriyet'in önderliğinde düzenlenen bu yarışmada bizden olan önemseniyor, öne çıkarılmaya çalışılıyordu. bizim ezgilerimiz ile yarışılabilecekti burada. hiç kimse hürriyet'in sunduğu imkanları görmezden gelemeyecek ve bu yarışmaya katılmak isteyenlerin sayısı ile ortalık kısa bir zamanda mahşer yerine dönecekti."
  • (bkz: anadolu rock) olacaktı şuralarda bir yerlerde...
  • 70'li yıllara gelirken türkiye'de bir müzik akımı etkinliğini bütün gücü ile hissettiriyordu: anadolu pop. anadolu pop, kendi içinde çeşitli yelpazelere ayrılıyordu.. rock kalıpları ile türk halk müziği motiflerini birleştiren grupların yanı sıra, yalnız gitar ile ''folk türü'' şarkı söyleyenler ya da vokal grupları..

    ''halk müziği dejenere ediliyor'' eleştirilerine rağmen zaman içinde halk türkülerini derleyen bu akım daha sonraları kendi özgün yapıtlarını ortaya koymaya başladı.. gitarı ve değişik sesi ile o zamanlar ''bayan yoh yoh'' diye anılan esin afşar, fikret kızılok, hümeyra, selda, akımın ''elinde gitar söyleyenlerini'' meydana getiren ilk akla gelen isimlerdi..

    folk türünü benimsemiş vokal grupları da vardı: modern folk üçlüsü türk halk müziğinde yaptıkları çok sesli çalışmalar ile beğeni kazanmışlardı.. yine mazhar, fuat, özkan ''türküz türkü çağırırız'' ile büyük sükse yapmışlardı..

    grup müziğini yapan ve bu akımın unutulmayanları arasında olanlar ise ersen dadaşlar, üç hürel, kaygısızlar, edip akbayram olarak sıralanıyordu..

    anadolu pop akımı içinde yer alan ve bu akımın isim babası olan moğollar'ın yaptıklarıysa diğerlerinden farklı bir yapıdaydı. sesten çok melodiye ağırlık vermeleri, içlerinde murat ses gibi gerçekten çok yetenekli bir müzisyenin olması bu grubu akım içinde ayrı bir yere oturttu.. o yıllarda cahit berkay moğollar'ın değişik ''modal müzik enstrümanını''* ses düzenlerini bozmadan rock, blues kalıpları ile birleştirebildiğini söylerken grubun en büyük özelliğini de vurgulamış oluyordu..

    moğollar'ın bu dönemlerin başyapıtlarından: ''ağrı dağı efsanesi''ni, barış manço ile doldurdukları ''binboğanın kızı''nı hemen aklıma getirip sayabilirken, 1971 yılında kazanmış oldukları charles cros academy ödülünü de haliyle es geçemiyorum..
  • ortaköyde, deniz ve mete ikilisinin, isminin hakkını veren mekanıydı bir zamanlar. araları biraz bozulunca (özele fazla girmeden) beyoğlunda bir şube daha olsun kararı ile sahibinin sesini açtılar. ortaköyde ki gibi olmadı ama, tutmadı başlarda; e anadolu pop da kapanınca takip etmez olduk nedir son durum diye.
    mekanı sevdiren yerinden, küçüklüğünden, büyüklüğünden, aydınlığından, karanlığından, hatta çaldığı müzikten çok mekan sahiplerinin güzel, iyi niyetli yürekleriymiş; bunu öğrettiler beraber geçen dört senede.
    vefasız ayaklar da ugramaz olmus sahibinin yerine. gitmeli her neredeyse.
  • ersen ve dadaşlar'ın 1983 tarihli oscar plakçılık'tan çıkan albümünün isimi.