şükela:  tümü | bugün
  • evrimsel süreçteki en büyük kabiliyetimiz, anadolu şehirlerinde yaşamaya adapte olabilmemizdir sanırım. bence bizi diğer ırklardan üstün yapan bir şey varsa, o da bu can sıkıntısına ve monotonluğa katlanabilmemizdir.

    ahmet haşim'in mektubundaki anadolu, öyle şırıl şırıl derelerin aktığı, çayırlarında ceylanların sektiği bir anadolu değildir. bu kadar mı?! anadolu'da cehalet o kadar yaygındır ki, bu cehalete saygı duymak bile gerekli bir şeydir. yani şu şehre gidersen ayağını denk al; buraya gidersen konuştuğun lafı bilecen gibisinden işler...

    buralarda eğlence namına hiçbir şey olmaz. kültür sanat faaliyetleri çoğu zaman ibiş'le memiş tiyatrosu düzeyindedir. bazen ünlülerin ya da ünlümsülerin "para yapmak" için turneleri de olur, yalan değil. şimdilerde bu organizasyonlar halk için, birer sosyal medya imajı habercisidir. onun için giderler yani.

    derinlikli hiçbir şey bulamazsın. büyüklerden bilgece sözler duymak olanaksızdır. onlar sürekli açlık, kıtlık, zorluk yaşadıklarından bahsederler. hastalıklarından ötürü acınmayı beklerler.

    neyse, anadolu şehirlerinin de doğusu batısı vardır; aynı kefeye koymamak gerekir. ama yine de çoğunlukla böyledir. hiçbir şey olmayan günleri, hiçbir şey olmayan günler takip eder. bu anadolu, sanki tarihsel bir mola yeridir. sanki herkes bir soluklanmak için burada durmaktadır. göç kalkıncaya değin takılmaktadır sanki insanlar. kocaman bir hiçlik sarmıştır her yanı ve hiçliğin hiçliğe bağlandığı yere cehennem denir.
  • anadolu hakkında söyleyebileceğim bir şey varsa o da burada zamanın başka bir boyutta ilerlediğidir. istanbul'un da can sıkıcı özellikleri vardı, trafiği ve bitmek bilmeyen gürültüsü gibi ancak anadolu'da o gürültüyü ve keşmekeşliği bile arıyorsunuz. eğlence desen iki üç pub, birkaç restaurantın ve çorbacıların dışında gece resmen bir hayalet şehre dönüşüyor, anadolu şehirleri. yaşama dair en ufak iz, ibare bulmakta güçlük çekiyorsunuz. sabahın üçünde, -15 derecede taksi arayıp bulamamak var ve soluğu bir pidecide çay içerek ısınmaya çalışırken almak var. buradaki insanlar da pek ümitli değiller, hallerinden. aksayan ve ehemmiyet verilmeyen belediyecilik hizmetleri yalnızca seçim dönemleri, insanların formalite icabı yakasına yakışıp oy istiyor...

    insanları sanırım, anadolu'yu biraz daha kendine özgü kılan. çok iyisi de var, çok kötüsü de. yardım istedikten sonra yardım etmedikleri çok az oldu. evet, çoğunluğuna normal gelen şeyler bize anormal geliyor olabilir. ancak bazen de bu sakinliğin, monotonluğun tadını çıkarabiliyorum. örneğin, bir dağa ve ormana ilk kez bu kadar yakın yaşıyorum. sakinleştiriyor. ne zaman aklıma bir sorun gelse etrafımdakilere bakıyorum.

    örneğin monologumla tartıştığım mesele, hayata tutunmaktı, geçenlerde bir gün. sonra yeni dikilmiş boyu yaklaşık 1-2 metre olan bir çam ağacının kışın bütün çetinliğine rağmen köklerini salmaya çalışmasını. toprağa, hayata tutunuş mücadelesini ve azmini anladım. keşke bu azimden bende de olsaydı diye iç geçirdim. kendi varlığımın, anadolunun bu soğuk köşesindeki nedenini didikledim.

    anadolu hakkında, anadolu'nun bu hale evrilme süreci hakkında söylenecek çok şey var.
  • tabi lan gelin istanbula,sıkıcılıktan kurtulun.üst üste yaşarız biz,hepimize yetecek kadar geniş alan var.gökyüzüne değene kadar devam.zaten normal yolla uzaya çıkamayacağız.öyle birer kat birer kat çıkacağız oralara.
  • nuri bilge ceylan verelim arkadaşa
  • neden?

    evinden işine ya da okuluna, işinden evine ya da okuluna dönmek için trafikte geçirdiğin süre 3 saat olmadığı için mi?

    her gün sadece işe ya da okula gitmek için cebinden 6-7 liradan az para çıkmadığı için mi?

    ara mahalle birahanesinde 20 liraya bira içemeyeceğin için mi?

    her gün birileriyle flört etme ihtimalin, her gün birilerine yalan söyleme ihtimalin daha az olduğu için mi?

    neden sıkıcı? daha normal, daha sakin, daha tutarlı bir hayat yaşadığın için mi?

    yalandır.
  • tabi lan istanbul'da herkes çok kültürlü ve çok eğlenceli bir hayat yaşıyor.
  • bana göre anadolu şehirlerinin sorunu dedikodu ve başkasını da kendi gibi düşünüp yaşamaya zorlama kültürüdür.
    kültür sanat faaliyetlerinin yetersiz olması da bana göre ciddi bir eksikliktir. yoksa bazı açılardan bakıldığında (doğal yaşam, trafik olmaması, fiyatların ucuzluğu vb) elbette daha yaşanılır olabilirler.
  • orgy partilerine henüz gitmemiş, eşeklerle tanışmamış, badeci hocaya yolu düşmemiş, ahır kültürü olmayan ve karılara gitmemiş yazar beyanı.
  • türkiye'de insanların profili nasılsa, işte o profilin daha sade hâli anadolu şehirlerinin insan profili.
    istanbul'da 1950'lerden sonra oluşan gecekondu mahalleleri şehrin çeperiydi, merkeze düzenli olarak işçi taşımış, ancak merkezin kültürel dokusuna etki etmemişti bu mahalleler. 1970'lerden sonra ise istanbul'un usul usul gecekondulaşması, yani gettonun merkezileşmesi söz konusu oldu.

    şu anda bulunduğumuz noktada istanbul da can sıkıcı bir şehir sayılabilir. dokusu metropol, üstelik 3000 yıldır büyük bir şehir, ancak organik yapısı, yani insanları devşirme kentli. çoğunluğu kentsoylu değil, 30 yıl öncesinde köylü olan insanlar bu şehrin yerlisi artık. bu da istanbul'un 1970'lerden sonra oluşan profili.

    bir kentte kültür sanat faaliyetlerinin varlığı tek başına hiçbir şey ifade etmez. bunu tüketen, talep eden, anlayan, idrak eden insan lazım. gidelim herhangi bir dağ köyünden gençliğinde hayvanlara tecavüz eden, evlenince karısını döven, çocuklarına her şeyi yasaklayan bir emmiyi alıp operaya götürelim. sessizce izler. ama sonuç ne? bu emmi operaya gidince kültürlendi mi birden?

    sıkıcılık yeniçağda tanımlanmıştır. ortaçağda can sıkıntısı mide, bağırsak, karaciğer ya da böbrek kaynaklı sanılmaktadır (bir gün bunun hakkında da yazacağım). günümüzde ise monoton bulduğumuz bir şey sıkıcı olmayabilir. monotonluk düzene içkindir. eğer sağlıklı, başarılı, huzurlu ve çok düzenli bir gündelik hayatımız varsa ille de sıkılıyor olamayız. anadolu'da gündelik hayatın kısmen normal geçtiği pek çok yer hâlâ vardır bence. sağlıklı besine ulaşılabilen, insanların kendi hâlinde olduğu ve birbirlerini darlamadığı, havanın temiz olduğu, üstelik kaostan uzak yerlerde sıkılmadan yaşanabilir. bunlar biraz alışkanlık, biraz farkındalık, biraz da tercih meselesi

    burada yine yeni yeniden görüyoruz ki, anadolu diyip kaçmak yok. kastedilen şehir neresiyse onun üzerinden konuşmak lazım.
    bir de, anadolu ve istanbul ayrımı aldatıcı. genel olarak insan profilinden, kalitesizlikten, cehaletin muteberleşmesinden şikayetçi olmak lazım. her ay bale, tiyatro izleyip, yemek pişirirken bach dinleyip, sinemayı takip edip sonra komşunun dedikodusunu yapan biri aslında görgülü olmuyor. velhasıl şu anki istanbul hiçbir zaman insanların operaya koştuğu sankt peterburg ya da tiyatronun envai çeşidinin sahiden idrak edilerek izlendiği bir paris değil. rusya örneğini bilinçli veriyorum; ruslar aslında kalın kafalı ve düşünce yapıları itibariyle muhafazakar, ama sanat konusunda hem bilgili, hem de başarılılar. türkiye'de ise her şey tepeden inme. yani hem kültürsüz, hem bilgisiz, hem de sanatın tarihinden kopuk olmamız sebebiyle üretimi değerlendirmekten aciziz.

    hulâsa
    kavram karmasına gerek yok. monotonluk, sıkıcılık, kent-taşra bambaşka kavramlar. herkes de kentsoylu burada ya, işte ona çok gülüyorum.
  • kalabalığından ve yoruculuğundan nefret ederek haziran 2019’da istanbul’dan taşınmıştım. 6 ay dayanamadım, tekrar geri taşınıyorum. olmuyor arkadaşlar, bize rahat batıyor. 6 ayda istanbul’da bir ayda yaptığım etkinliği yapmamışımdır. bir filme gideyim diyorsun seçenek bile yok, vazgeçiyorsun. zaten geri kalan kültür sanat etkinlikleri yok. büyükşehir diye geçinen bütün yerler üç aşağı beş yukarı aynı durumda. çalıştığım yerdeki insanlara istanbul’da şöyle vakit geçirirdim falan diye anlatırken buluyordum sürekli kendimi. e ruhumu doyuramadıktan sonra ne anlamışım anadolu’da yaşamanın yorucu olmamasından