şükela:  tümü | bugün
  • uzun süre kimse ellemediği için tozlanmış olan bu cipsler, içeride yalnız bekleyen bir yaşlı adamın bakkalına aittir. kapının üstünde asılı duran file içinde voleybol topu benzeri plastik topları görünce bir an geçmişe yolculuk edilirmiş gibi olunur. ama sonra içeride görülen eski bir laptop bu düşünce bulutunu hemen dağıtır.

    kapıda bu cipsleri gördüğümüzde, hayatın çok hızlı akmadığı, yanlış, basit, atasözlerinin koşulsuz ifadesinden müteşekkil hayat görüşlerinin artık bu dünyada hakim olduğunu anlarız.

    tozlanmış bu cipsleri görünce, nazardan ötürü, güzelliklerinin bir bedeli olarak kör olmuş genç çiftlerin hikayelerine inanılan, yağmurlardan sonra mantar toplamanın çok önemli bir aktivite olduğu bu coğrafyada, artık, koşuşturmanın, küresel hırslardan bahsetmenin bir anlamı kalmadığını kabul ederiz.
  • kuşkusuz markası patos yada cipsodur.
  • içeride onlara eşlik eden 1'er adet limon kolonyası, yeşil-beyaz arko krem, diş fırçası, diş macunu, traş köpüğü ve şampuan ile birlikte can sıkıntısından patlamaktadırlar.
  • sanat filmlerinde bir kare geçmesi gereken efkarlı cips paketleri.
  • hüzünlendim ben yine:')

    resmen insana çocukluğunu hatırlatan görüntüdür.

    yaz tatillerimi geçirdiğim yaylada, şehre dair tek şeydi. nenemden aldığım bozuk paralarla içinde toplasan 6-7 tane (sayıyla 6-7. insanın paylaşası gelmez.) cipsin olduğu o tozlu, güneşten rengi dönmüş paketlere uzun uzun bakar hangisinin içinde taso olduğunu tahmin etmeye çalışırdım. uysal bir çocuk olduğum için mıncıklamaya korkardım; çünkü bakkalın, bitişiğindeki fırının ve fırının bitişiğindeki kahvenin sahibi olan ailenin bi annesi vardı. o anne, kıpkırmızı yanakları ve mavi delici gözleriyle bakar, ekmek teknelerini namusu gibi korur, en ufak yaramazlığa bile fırsat vermezdi. dedemin yayladaki ağırlığına (ağır dediysem saygın bi kişilik olduğundan değil. rahmetli kavgacı, sinirlendi mi adam ayırmadan herkesin yedi ceddine otantik söven, deliliğiyle ün yapmış biriydi) rağmen o mavi gözlerden hep bi tırstım.
    bir de bakkalda duran genç oğlan vardı. bi gün yine cipslerin önünde zihin gücüyle tasolu olduğuna inandığım paketi alıp içeri ücretini ödemeye gittiğimde o sapsarı, gözleri de mavi abiyi kıpkırmızı görmüştüm. arka fonda da bi şarkı vardı: "burda dost bildiğin anam ısırgan otu elini tuttun mu bil ki elin yanıyor şeref ekmek bulamazken şerefsiz bulur götürdükçe ciğer aney içim yanıyor yanıyor da güzel anam içim kanıyor". elimde cips paketim, sessizce parayı uzatıp çıktım. boynum bükük, içimden "burdaa doost bildiğiim aaney ısırgan otuuu" diye diye abinin üzüntüsüne ortak olup hüzünlü hüzünlü cipse verdim kendimi.

    ben yaylamı özledim aney:'(
  • tozlanmışlarında sıkıntı yok, yıkayınca-silince geçer de güneşten solanları sıkıntı olan cipsler.
  • son kullanma tarihi sadece bir kaç ay geçmişse taze sayılırlar.
  • bir cocuk icin;

    hayata dair ic burkan detaylardan biridir. tozlu citosa ici burkulur. cocuk iste. ne guzel lan. keske bizim de icimizi burkan detaylar cocukca olabilse.
  • içinden çıkacak olan bedava cips kartının kampanyası biteli yıllar olmuş cipslerdir.