şükela:  tümü | bugün
  • kaczynski'ye göre en büyük düşmanı solcular olan yaşam biçimi. çünkü sağcılar, muhafazakarlar veya milliyetçiler durdukları gerizekalılık bloğunun ardında zararsızdır. oysa solcular sistemin kendisiyle anlaşma halindedir. karşı görünürler ama sistemin işlemesi için solculara ihtiyaç vardır. bu yüzden yeşil anarşi gruplarına çok söver unabomber reis.
  • anarşizm; mülkiyetin, otoritenin, kanunların olmadığı ve insanların barış içinde yaşadıkları bir toplum olsa dahi bunu bile mükemmel görmeyecek, durduğu yerde asla durmayan bir ideolojidir. bence anarşizm direkt bu yönüyle anarko primitivizm'den ayrılıyor. insan daha kendi ürettiği, kendi geliştirdiği, kendi keşfettiği şeylerle baş edemeyip, bunların boyunduruğu altına giriyorsa ve bunlarla birlikte doğaya zarar veriyorsa bu şeylerin yok edilmesi nasıl mükemmel bir toplumun oluşumuna yol açabilir ki? böylesine aciz bir insanlık bugünkünden daha güzel bir dünya yaratabilir mi?

    daha kendi oluşturduklarıyla baş edemeyen, oluşturduklarının hangi zararlara yol açabileceğini ve hangi yararları olabileceğini bilmeyen ve buna uygun bilinci gelişmemiş bir insanlığın elinden bütün bu imkanların alınması hiçbir şeyi değiştirmez.
  • son yıllarda dünya genelinde solcuların takıntılı biçimde savunduğu saçmalık.
    kültürel marksizm -> lgbt hakları -> feminizm -> erkek düşmanlığı -> veganlık çizgisinde ilerleyen bu mantıksızlık silsilesi, devamında teknolojik ürünlerin bizler için zararlı olduğu, doğadan toplayarak beslenmemiz gerektiği, aşıların otizm yaptığı ve primitif bir hayat düşü boyutuna gelmektedir.

    bir de bunu haklı göstermek için tarım toplumuna geçmeyen taş devri insanlarını yüceltme, günümüzdeki bu tarz insanları süper-insan kıvamında tanıtma gibi aptalca yapay reklamlar yapılmaktadır. hayvanların en gelişmiş hayvanat bahçesinde bile tutsak yaşadığı, vahşi doğada mutlu ve huzurlu olduğunu iddia edenler de yine bu kesimdir.

    mağara adamı insanlarının ortalama yaşam sürelerinin 30 yıl civarında olduğu ve bu değerin 1900'ların başına kadar devam ettiği, şu an 70+ yıla çıktığı (kanada, norveç, japonya gibi ülkeler 80 üstü) bilimsel bir gerçek. doğum sırasında yaşanan ölümler, çocuk ölümleri, besin kıtlıkları, salgın hastalıklar, vahşi hayvan saldırıları, doğal felaketler... derken insan ömrü çok kısa kalıyordu.
    günümüzde bu problemlerin çoğunu engelleyip düzeltebilecek yöntemlerimiz bulunuyor.

    doğa, bu uç solcu (far-left) tayfanın iddia ettiği gibi ütopik hayal dünyası değildir. dahası, adaptasyon ile tüm canlılara evrim dayatan bizzat doğanın kendisidir. evrimleşip bir beyine sahip olmak, birleşip topluluk oluşturmak, bir yuva inşaa etmek... bunlar hep evrimin getirdiği şeylerdir. bu evrimin bir halkası da yerleşik düzene geçip tarım yapmayı da oluşturur. her hayvanda olan "bölge işaretleme" dürtüsü yüzünden şehir ve devletler oluşmuştur. şu an bu solcuların nefret ettiği medeniyet, yine doğanın dayattığı, insanların doğaya karşı güvende olmak için kurduğu bir düzenden başka bir şey değildir.

    bu evrim halkasının bir sonraki basamağı da, elbette, transhümanizm olmaktadır. doğaya muhtaç kalmadan kendi kendine yaşayabilen canlı toplulukları. başka gezegenlere yönelip evrende seyahat edebilmek için ihtiyacımız olan adım.

    anarko primitivistler, evrimin basamaklarının sadece bir yerine kadarını kabul edip sonrasını reddedirler. ancak medeniyetin güvenliğinden de uzaklaşmak niyetleri yoktur. bu medeniyet üzerinden doğa nostaljisi yapmaya çalışırlar.
  • solcu - beyaz yaka kesimde anarko primitivizm modasının gittikçe arttığını görüyorum.
    bol kitap okuyan, rahat yaşayacak parası olan, facebook ve internet üzerinden her istediğine ulaşabilen, geniş sosyal çevresi olan kişiler bu modaya dahil oluyor.

    90'larda, orta/üst seviye kesimde tai chi, yoga, feng shui, akupunktur, tayland gezisi, chakra, vejeteryanlık gibi konular epey yaygındı.
    bazıları bu modayı bu seviyede bıraktı.
    ancak bunun bir uzantısı, günümüze anarko primitivizm olarak geldi.
    bu bahsettiğim kesimdeki uzak doğu dinleri özentiliği, daha farklı bir şekil almaya başladı.

    veganlık, feminizm, komunizm, kuantum enerjisi, kolektivist özgürlükçülük, aşı karşıtlığı, gdo düşmanlığı, devlet ve şirketlerin her zaman yalan söylediği düşüncesi, bilim ve bilim adamlarına güvensizlik, homeopati... gibi konuların birleşimi bir inanca sahipler.

    bu tip bir kesimden insanlarla konuştuğumda, açık fikirli, özgürlükçü, bilgili, kültürlü, aydınlanmış, şüpheci, aklı başında insanlarmış gibi yansıtıyorlar kendilerini. ama biraz iletişim kurmaya başlayınca, 15 sene önce sıkça karşılaştığım evrim düşmanlığı yapan harun yahyacı veya fetullahçı kişilerle aynı kafada olduklarını, aynı argümanlarla aynı şekilde evrim ve evrimle ilgili konulara karşı çıktıklarını görüyorum.

    bu kişiler, deneyimli ve eğitimli doktorların söylediği tıbbi konuları ciddiye almazlar, kendilerine saygısızlık olarak görürler.
    ancak sonra gidip yarı çıplak hippi gibi giyinmiş (rastalı saç varsa artı on puan), sanskritçe veya hintçe kelimeler sarfeden, arkasında hintçe semboller asan kişilere büyük rağbet gösterirler.

    bu modanın bir uzantısı da son zamanlarda "breatharian" diye bir saçmalık olmuş.
    pozitif enerji, kuantum enerjisi, evrenin enerjisi gibi konulara o kadar kafayı bozmuşuz ki, hiç yemek yemeyip su içmeden yaşayabileceğimizi varsayabiliyoruz. işin kötüsü, bu şarlatanlara inanıp, onların metotlarını uygulayarak ölen veya vücutlarına zarar veren kişiler var.
    bir insan, hiç hava olmadan 3 dakika yaşayabilir, hiç su içmeden 3 gün yaşayabilir, hiç yemek yemeden 3 hafta yaşayabilir.
    bunlar elbette yaklaşık rakamlar, vücuda ve koşula göre bu süre uzayabilir veya kısalabilir.
    ancak bu sınırlar, her insan için geçerli. canlı varlıklar olmanın getirdiği bir şey.
    buna rağmen, doğanın kendisinin doğaüstü olduğu inancı, insanların aklına böyle saçma fikirleri doğruymuş gibi sokmasına neden oluyor.

    80'lerde çıktıklarında "uçuk/tuhaf/egzantrik" gibi görülecek kişiler, günümüzde belirli kesimleri kendi uçurumuna sürükleyen toplum liderleri gibi kabul ediliyor.

    https://www.youtube.com/watch?v=iwox7vof0_s
  • (bkz: tersine evrim)
  • sapiens kitabında üstü kapalı olarak bolca atıfta bulunulan kavram.

    tarım toplumunda haftada 50-55 saatini toprağına ayıran ve tuketebildigi besin maddeleri sepeti son derece kısıtlı olan bununla beraber herhangibir açlık /kıtlık/kuraklık durumunda yapacak pek fazla bir şeyi olmayan bir çiftçi ile doğada özgürce gezen , birçok besin maddesinden tüketebilen ,kuraklık vb kaygısı olmayan bir avcı toplayıcıyı kıyasladığımızda oyumuz tabiki avcı toplayıcıdan yana olur mantık çerçevesinde .

    bununla beraber tarım devriminin tetiklemesiyle uygarlık öyle bir noktaya geldi ki acaba alternatif bir tarih söz konusu olsa ve her daim avcı toplayıcı kalsak acaba şu an nerede olurduk merak konusu.
  • primitistler kendilerini doğanın kurtarıcısı sanıyorlar. onlar doğayı kurtarmak istemiyorlar. onlar doğayı insansız olduğu haliyle kendi kaderine terk etmek istiyorlar. doğanın başıboş bırakılması gerektiğini savunuyorlar.

    halbuki teknoloji ve medeniyet bizim adaptasyon yöntemimizdir.

    bir kuşun adaptasyonu uçmak, balığın yüzmek, tavuğun yumurtlamak, çiçeklerin polen saçmak.
    sonrasında kurbağanın sinek yakalayabilmek için uzun dilli olması,
    kaplanın ve aslanın keskin dişlerinin ve pençelerinin olması.
    ördek ve kazların suda yüzebilmek için ayak parmaklarının arasında perde bulunması,
    kaplumbağa'nın zırhı
    örümceklerin ağ örebilmeleri ve daha milyonlarca adaptasyon çeşidi.

    işte bu hayvanların hayatta kalabilmek için sahip olduğu güçler yani adaptasyonlar neyse insan için de teknoloji odur.
    insanın neden hiç pençesi, sivri dişleri, kürkü, kamuflaj yeteneği gibi özellikleri yok. insan neden çıplak ve aciz?
    insanın doğada hayatta kalabilmesi için geliştirdiği silahı beyindir. sivri pençe ve dişler yerine beyni ile mızrak ve ok yapar, soğukta üşümemek için doğuştan bir kürke sahip olmak yerine kendisine kıyafet üretir. insan tüm donanımlara doğuştan sahip olsaydı aklını geliştiremezdi. acizliğimizde bir lütuf var. bu acizliğimizden kurtulmak için mücadele veriyoruz ve teknoloji geliştiriyoruz. tüm doğayı egemenliğimiz altına alıyoruz.

    feministlere göre:
    devlet erkektir,
    şiddeti militarizmdir.
    ve şiddetin en büyük aracı teknolojidir.
    teknoloji hep askeri alanda gelişir.
    teknolojiyi de geliştiren kapitalizmdir.

    yıllardır bunu anlatmaya çalışıyoruz ama hala bir kişi bile anlayamadı.

    tarih boyunca teknoloji ile askeri kapasite arasında doğrudan bir ilişki vardır. insan önce kara savaşlarıyla başladı, ondan sonra denizlere açıldı. bundan bir yüz yıl önce savaşı havaya taşıdı. şimdi de uzaya taşınıyor.

    primitivistlere göre: tarımın bulunuşundan önce, insan kadın olarak düşünen ve doğa ile barış içinde olan bir kültüre sahipti. ancak tarım devrimi bunu bozdu.

    ortak bir atadan geldiklerine inanan klanlar; akrabalık sistemi içinde birbirine bağlı yapıları oluştururlar. çünkü tarım ile birlikte, sermaye ve mal birikimi oluşur, dolayısıyla mülkiyet de başlar. tarımla birlikte, toprağa bağlı hale gelir ve tarım yapamayacağı zamanın yiyeceğini de depolamak üzere örgütlenir. artık üretilen ürünlerin fazlasını depolamak ve saklamak için ambarlar, depolar gibi çeşitli yapılara ihtiyaç vardır. ürünlerin ve evcil hayvanların diğer klanların saldırısından korunması gerekir. tarım için kas gücüne ihtiyaç vardır. işte tam burada erkek işçi ve savaşçı figürü ön plana çıkar ve medeniyet bu düzenin üzerine gelişir.

    anaerkil toplumun eşitlikçi ve sınıfsız olmasına karşın; ataerkil toplum sınıflı, köleci, rekabetçi ve şiddete dayalı darwinist bir düzenle varlığını sürdürebilir.

    işte feministler, primitivistler ve komünistlerin iş birliği bu noktadan sonra başlıyor.

    kapitalizm erkektir. çünkü tarım devriminden sonra mülkiyet kavramı ortaya çıktı. mülkü ancak erkek kas gücüyle koruyabilir.
    komünistler bu mülkiyet düzenini yıkmak istiyor.
    feministler bu erkeklerin iktidar olduğu düzeni yıkmak istiyor.
    primitivisler bu teknolojik düzeni yıkmak istiyor. erkeklerin egemen olmadığı, mülkiyetin olmadığı, teknolojisiz doğal yaşamı savunuyorlar. bunların hepsi iş birliği halindedir.
    erkekliği yıkmanın en kolay yolu da erkekleri feminenleştirmektir. lgbt'de aynı şekilde bu amaca hizmet ediyor. yoksa lgbt'ye karşı fikirlerimizin homofobiklikle bir alakası yok.