şükela:  tümü | bugün
  • örneğin kaymakamlara verilen full yetkidir: (bkz: koyun mevzuatı bir kenara)

    "mevzuat şöyledir, böyledir, yeri geldiği zaman koyun mevzuatı bir kenara, kendi zihinsel inkılabınızı devreye sokun."

    http://m.hurriyet.com.tr/…kamlara-seslendi-40045474
  • kemal gözler hocanın 5 mayıs 2016 tarihinde yayınlanan "1982 anayasası hala yürürlükte mi? anayasasızlaştırma üzerine bir deneme" isimli makalesinde bahsettiği ve bahsederken de bu başlığın birinci entrysini dipnot olarak gösterdiği* kavram.

    "anayasasızlaştırma (déconstitutionnalisation) kavramı, fransız anayasa hukuku literatüründe bilinen bir kavramdır. ancak fransızlar, anayasasızlaştırmanın ancak “devrimlerin etkisiyle (déconstitutionnalisation par l’effet des révolutions)” olabileceğini düşünebilmişlerdir. bu nedenle bu kavram, fransız anayasa hukuku literatüründe "devrimlerin etkisiyle anayasasızlaştırma" (déconstitutionnalisation par l’effet des révolutions)” şeklinde geçmektedir.

    fransız anayasa hukuku literatüründe kullanılan “devrimlerin etkisiyle anayasasızlaştırma” kavramı, türkiye’de bugünlerde yaşadığımız “anayasasızlaştırma” durumunu açıklamaya yetmez. çünkü türkiye’de geçtiğimiz yıllarda veya içinde bulunduğumuz yıl bir devrim veya bir hükûmet darbesi olmamıştır. ancak türkiye’de devrim veya hükûmet darbesi olmamasına rağmen bir anayasasızlaştırma süreci yaşanmıştır ve bu süreç devam etmektedir. türkiye’de anayasasızlaştırma devrim veya hükûmet darbesi gibi anayasal sistemin dışından gelen kuvvetlerin müdahalesiyle değil, sistemin kendi içindeki kuvvetlerin etkisiyle gerçekleşmiştir. hukuk düzenimiz, ihtilal veya hükûmet darbesi yoluyla değil, kendi kurduğu organlar tarafından anayasasızlaştırılmıştır. bu nedenle türkiye’de bir “dıştan anayasasızlaştırma” değil, bir “içten anayasasızlaştırma” olgusuyla karşı karşıyayız. diğer bir ifadeyle türkiye’de içinde bulunduğumuz sürece “devrimlerin etkisiyle anayasasızlaştırma (déconstitutionnalisation par l’effet des révolutions)” ismini değil, “anayasal organların etkisiyle anayasasızlaştırma (déconstitutionnalisation par l’effet des organes constitutionnels*)” ismini verebiliriz.

    makalenin tamamı için
  • dinçer demirkent de kavrama atıfta bulunuyor ve çok önemli bir soruyu soruyor;

    "...anayasasızlaştırılan bir devlette, mutlaklaşan bir yönetimde anayasa hukukçusu ne yapar? benim buna yanıtım, içinde yetiştiğim anayasacılık okulunun da etkisiyle normatif hukuk alanı ile siyaset felsefesi disiplinlerinin içinde gördüğüm bir bölgeye, kurucu iktidara dönmektir. bu yeni bir anayasa, yeni bir anayasa yapıcı gücü düşünmek anlamına gelir. şeriatçı odaklarca katledilişinin ardından 28 yıl geçmiş olan muammer aksoy 1961 anayasası yapılırken “anayasa üstünde yazılmamış bir anayasa kaidesi”nden bahseder: o da özgürlüğü hiçe sayılan, sefaleti görmezden gelinen halkın yeni bir anayasa yapma hakkıdır. yani siyasal olan ile normatif olanın kesiştiği bir alan vardır.

    iki anayasal siyaset

    artık siyaseti düşündüğümüzde her neden bahsediyorsak bahsedelim kurucu bir siyaset momentini varsaymalıyız. çünkü bütün yıkıcılığı ve karanlığıyla işleyen türkiye’de mutlak iktidar siyaseti hiçbir kurucu potansiyel taşımıyor. evet yıktı, ve yıllardır izlendiği gibi kuramıyor da. sadece dayatıyor ve olmayınca yenisini dayatıyor. anayasal düzeyden eğitim ve sağlık düzenlemelerine kadar bu böyle. kuramayacak olmasının temel nedeni türkiye halkını kuşatacak bir siyasal barışı değil, iktidarını sürdürmeyi hedeflemesi. dolayısıyla her adımında krizi daha da derinleştiren kendisini ve ülkeyi uçuruma bir adım daha yaklaştıran bir anayasal siyaset izliyor. fakat türkiye’de siyasetin artık sadece anayasal siyaset olarak var olabileceği bir anayasasızlaştırma döneminde, karşına başka bir anayasal bir siyaset yerine ana muhalefetin basiretsiz küçük mutluluklar siyaseti çıkıyor. il başkanlıkları, belediyeler, kongre delegelikleri, parti meclisi üyelikleri mutlulukları. her biri mutlak iktidarın iki dudağının arasında olan küçük, muhalif siyasal mutluluklar… zaten olağan olması beklenen ve sonucunda olağan siyasetsizlik üreten kongre üzerine yazmak bile içimden gelmiyor.

    türkiye’de bugün anayasa yapıcı bir siyasetin harekete geçireceği barış ve adalet duygusu, karanlığa karşı yakılacak ilk ışık, yeni bir başlangıcın hareket noktasıdır. o sloganlaşmış zavallı soruya, “peki erdoğan’ın karşısına kim çıkabilir?” sorusuna yaşadığımız momentte verilecek yanıt, demokratik kuruculuğun yaratıcı gücü olabilir ancak, yeni bir başlangıcın arzusunu taşıyabilecek yatay güçler. bu yeni başlangıcın koruduğu statükonun bile farkında olmayan “parti” anlayışlarından çıkmayacağı son chp kongresinde açık olarak görüldü. türkiye halkının iktidarı bağlayacak, çılgınlığa karşı önlem alacak yeni bir barışa, adalete ve eşitliğe yönelik arzusunu “parti” formlarının ötesinde düşünmenin zorunluluğunu bir kez daha açığa çıkarma işlevi bakımından olumlu bir gelişme olarak da okunabilir tabii chp kongresi..."

    https://www.gazeteduvar.com.tr/…-nasil-mumkun-olur/