şükela:  tümü | bugün
  • bugün blog'da paylaştığım, buraya da koymak istediğim bir yazının ana fikri. metni aşağıya kopyalıyorum, linkli filan halini görmek veya teraziye tıklamak isterseniz diye de adresi paylaşıyorum:

    https://muratkarabag.info/…millet-egemen-midir.html

    -

    (daha öncesinde burada ve burada egemenlik kavramını teorik bir temelde tartışmıştım. bu iki yazıya bakmanızı tavsiye ederim zira önceki tartışmaların üzerine bu yazıyı inşa ediyorum)

    mevcut anayasamızın altıncı maddesi aşağıdaki gibidir (açıp kendiniz de bakabilirsiniz):

    egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.
    türk milleti, egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
    egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.
    hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.

    bu maddenin ilk fıkrası bizim için önemli zira egemenin bila kayd-u şart millet olduğunu iddia ediyor. peki, bu ne kadar doğru? türkiye’de egemen olan gerçekten millet midir? bunu, alman ve amerikan anayasalarıyla karşılaştırarak görelim.

    amerikan anayasasının ikinci eklemesi şu şekildedir (sayfa 75):

    "düzenli bir milis gücü bir eyaletin güvenliği için zorunlu olduğundan, halkın silah bulundurma ve taşıma hakkı ihlal edilmeyecektir."

    bu eklemeye sebep olarak iki temel argüman bulunmaktadır. öncelikle, yasada da belirtildiği üzere, devletin kendi ordusunun yanında, gerekli durumlarda kullanılmak üzere, milis kuvvetlerine ihtiyaç duyulabilir. bu kuvvetlerin var olabilmesi için de halkın silahlanmış olması gerekir. ikinci argümansa görece yenidir ve bugünlerde, trump’ın başkanlığını takiben, tekrar tartışılmaktadır: halk, gerekli durumlarda, devlete karşı kendi haklarını savunabilmelidir. devlet insanların haklarına riayet etmediğinde halk bu silahlarla devlete direnecektir.

    çok garip mi geldi? bir de diğer anayasaya bakalım: almanya.

    almanya anayasasının yirminci maddesinin dördüncü fıkrası şu şekildedir (sayfa 15):

    "anayasa düzenini ortadan kaldırmak isteyen herkese karşı, başka bir çözümün bulunmaması halinde, bütün almanlar direniş hakkına sahiptir."

    yani hem amerikan, hem alman anayasaları egemenliğin millette olduğunu kabul etmiş, bu egemenliğe bir saldırı olması durumunda halkın sahip olduğu hakları da anayasalarına koymuştur.

    bu neden önemlidir? bunun cevabını günümüz türkiye’sinde bulmaktayız.

    devletin kurumlarını bir şekilde denetimine alan bir kişi, anayasal hakkı olmayan işler yapabilir (bakınız: recep tayyip erdoğan). bu kişiyi, anayasaya göre, durduracak hiçbir güç yoktur. elimizde yalnızca tck 309/1 bulunmaktadır ve anayasayı ortadan kaldırmaya çalışmanın cezasının müebbet olduğunu söyler. fakat siyasilerin dokunulmazlıkları, cumhurbaşkanının da sorumsuzluğu nedeniyle tck’yı işletme imkanımız yoktur.

    birisi kendisini anayasanın üzerinde gördüğünde ne yapabiliriz? elimizde şu ihtimallerden başkası yoktur:

    1- yargının harekete geçmesini bekleriz. ama, yukarıda belirttiğim üzere, bu yol kapalıdır.
    2- bir şekilde seçimlerin yapılabilmesini ve bu kişi veya kişilerin görevlerinden uzaklaştırılmasını bekleyebiliriz. ama bu kişilerin, tamamen yasal bir şekilde, görevlerinde ilanihaye kalmalarının önünde hiçbir engel yoktur ve bu güvenilir bir yöntem değildir.
    3- bu kişi veya kişilerinin ölmesini bekleyebiliriz.
    4- bu kişi veya kişilere karşı egemenliği tekrar elde etmek için silahlı bir direnişte bulunabiliriz.

    elimizde, gerçekçi olduğumuz zaman, yalnızca dördüncü madde, yani egemenliğin tekrar elde edilmesi için silahlı direniş bulunmaktadır. gel gelelim sorun da buradan doğmakta: bu yaptığımız anayasa ve yasalara göre suç olmakta. her ne kadar anayasa milletin egemen olduğunu iddia etse de bunu savunacak hiçbir aracı bize vermemekte. dolayısıyla egemenliği gasp etmiş kişi veya kişilere karşı girişilecek direniş egemenliğe ihlal olarak “yasal ve meşru” bir şekilde yargılanacaktır. ya da, kısacası, millet egemen filan değildir zira egemenliğini savunacak hiçbir yasal dayanağı yoktur. egemen yalnızca devlet aygıtı, dolayısıyla onu kullananlardır. dolayısıyla türkiye’de cumhuriyet filan yoktur.

    şaka gibi değil mi? bir şekilde gücü eline alabilen kişi veya kişiler, egemenliği gasp edip tamamen anayasal bir şekilde egemenlik hakkını ihlal edebilirler.

    şimdi bunu yazdım diye terörist filan da olmuş muyumdur ki acep?



    ben türkiye’de sorunun demokrasi değil cumhuriyet olduğunu, demokrasimizin kötülüğünden değil cumhuriyet olmamamızdan tüm sorunların doğduğunu söyledikçe her şeyi bilen cahiller karşı çıkıyorlar bana. şimdi sorum bu: bu anayasayla 1) türkiye’de bir cumhuriyetin var olduğunu, 2) milletin egemen olduğunu, 3) millet egemenliğinin gasp edilemez olduğunu söyleyebilir miyiz? eğer söyleyebilirsek bunu neye dayandıracağız?

    egemen olmayan birisinin demokraside de bir değerinin olmayacağını, zira, sırasıyla, a) demokrasinin temelindeki eşit oy hakkının eşit haysiyet prensibinden doğduğunu, b) eşit oy hakkının kanunlar karşısında ve kanun yapmada eşitlikle alakalı olduğunu, c) bunlar için insanların yasal olarak eşit olması gerektiğini, d) yasal eşitlik için cumhuriyete ihtiyaç duyduğumuzu, çünkü e) ancak cumhuriyette egemenliğin halkta olduğunu bilmeyen ve anlamayan kişiler siyaset bilimciye “sen ne anlarsın” çekiyorlar ya hani. ne diyeyim…