şükela:  tümü | bugün
  • çağdaş sinemanın sorunları'nda:

    "en sonunda ortaya çıkan yapıt yalnızca sanatçının bilinçli niyetlerinin toplamı olsaydı, büyük bir değer taşımazdı. dahası var: bir ilke olarak şu ileri sürülebilir ki, bir yapıtın niteliği ve derinliği, yaratıcısının bu yapıta koymak istediği ile sonunda bu yapıtta yer alanlar arasındaki başkalıkla ölçülür."

    diye yazmış.

    bütünüyle titiz yaratıcıların estetik dünyasına ters bir bakış açısı değilse nedir bu? örneğin hitchcock, bütün yapıtlarını dev bir aynada gördüğünü söylüyordu story board'a inanan bir yönetmen olarak. sanatçı öyle veya böyle bilinçlidir. yapıtını yarattıktan sonra, gerçekten büyükse yapıtı, boşlukta anlam üretmeye devam eder. sonsuza dek. bu, onun sorunu değildir.
  • "gerçeklik kurmaca olana üstündür ve bunun için kurmaca gerçeklik hissine öykünür" sözünün sahibi.
  • sinema uğruna harcadığı kısa ömrünü, bizim gibi fakirlerin yaşama tutunmasına sebep olan, arkadaş olmayı istediğim insan.

    o sahneye çıkmamıştır. godard gibi, truffaut gibi. yani görsel bir sanatta, görsel olmadan bize gelebilen büyük yürekli insandır.
  • jean renoir kendisi hakkında:
    "andre bazin'in etkisinin yıllar boyunca eksilmeden süreceğine kuşku yok. bir gün sinema yok olsa bile, onun yazıları yaşayacak, kim bilir belki de gelecek nesiller sinemayı onun yazılarından öğreneceklerdir. onun yazıları ışığında insanoğlu kafasında, dörtnala koşan atları, güzel bir yıldızın yakın çekimini ya da ölen bir kahramanın kımıldayan gözünü, bir perde üzerinde hayal etmeyi deneyecektir. onun sayfaları, sinema sanatı yok olsa bile, kendini enkaz olmaktan kurtaracak ve arkeolojik kalıntılar gibi, hayal gücümüzü aşan sanatsal başyapıtları gün ışığına çıkartacaktır. " demiştir.
  • fransız sinema kuramcısıdır. genç yaşta ölmesine rağmen bugün bile kuramı en geçerli ve kapsamlı kuramdır. kuramının temelinde gerçekçilik yatar. nasıl ki en büyük biçimci kuramclardan sergey eisenstein sinemadaki en önemli olguyu kurgu olarak görmüştür, aynı şekilde bazin' de sinemadaki en önemli olguyu mizansen olarak belirlemiştir. bazin fikirleriyle fransız yeni dalgasını büyük ölçüde etkilemiştir. görüşlerini cahiers du cinéma adlı dergide makaleler şeklinde dile getirmiştir. ölümünden sonra bu makaleler toplanarak sinema nedir adlı kitap yazılmıştır.
  • sinemanın bir hikaye anlatma ortamı olmasındansa gerçekliği göstermesi gerektiğini savunur. yani bazine göre bir senaryoyu çekmeye çalışmaktansa sokağa çıkıp konuşan, kavga eden, koşturan insanları çekmek daha güzeldir. filmin insana olduğundan farklı bir gerçeklik sunmasına karşıdır, narrative tarza karşıdır, buna rağmen en sevdiği filmin yurttaş kane olması çok da tutarlı yapmaz kendisini.
  • "ekran, gerçekliğe açılan bir pencere değil, tersine, gerçeği örten, gizleyen, bütünlüğü içinden bir parçasını koparıp bize gösteren bir “kaş”tır" demiştir.
  • bibliyografyası şöyledir;
    sinema nedir?, andré bazin (1967)
    orson welles, andré bazin (1979)
    fransız işgal ve direniş sineması: eleştirel estetiğin doğuşu, andré bazin (1982)
    zalimliğin sineması: bunuel'den to hitchcock'a, andré bazin (1982)
    chaplin üzerine makaleler, andré bazin (1985)
    jean renoir, andré bazin (1992)
    bazin iş başında: kırklı ve ellili yıllardan başlıca makaleler ve eleştiri yazıları, andré bazin, bert cardullo (ed.) (1996)
    bağımsızlıktan yeni dalgaya fransız sineması, 1945-1958; andré bazin, bert cardullo (ed.)
  • sinemayı onun gözüyle okuduğunuzda daha da vazgeçilmez bulduğunuz, müthiş cümlelere ve keşiflere sahip sinema yazarı... o yalnızca bir kuramcı değildi. tutkuyla bağlandığı bir dünyayı anlatmaya çalıştı.
  • doğrusu, kendisi hakkında hiçbir bilgim yoktu, şu aşağıdaki yazıyı okuyana kadar. o mu yazmıştır, yoksa yazan onun ağzından kendi düşüncelerini mi iletmiştir bilmiyorum. hoş tespitler var, aktarayım istedim.

    "ben andre, andré bazin.

    ömrüm boyunca defter tutmaktan başka bir iş yapmadım. defter kazıcılara karşı yeni defterler açtım.

    küçük bir alman kızı evlat edindim.

    fransa’ya taşındım.

    orada türkler’den uzak durdum, çünkü geldiğim yerde bolca vardı.

    bu yüzden daha çok düzenli ve tertipli insanlara yakın oldum. estetik bile bunu emrediyordu.

    çok kişi ile tanıştım ama hiçbirini françois truffaut ile geçirdiğim o gençlik yıllarına değişmem. asiydi, rüzgar gibi geçip gitti ömrümüzden.

    ondan geriye hiçbir şey kalmadı, üvey evlat olarak üçüncü dünya ülkelerine pazarlanan yeni dalga dışında.

    italya’ya gitmek istemiyorum. roma’da mercur eton adlı bir herifoğlan dışında görecek ünlü bir isim yok dediler.

    bu yüzden camus, sartre, fanon, foucault, deleuze gibi isimlerin adlarının geçtiği sokakları geziyorum canımı sıktıkları zaman.

    ali şeriati’ye bile gizli hayranlığım var, yalan yok. ama iran değil benim öleceğim memleket.

    ben uruguay’da ölmek istiyorum.

    oraya gömülmek.

    oranın bereketli hilaline kapatılmak.

    einstein ve wittgeinstein iki ayrı kutuptur. birisi dil çıkarmıştır öteki dili geriye sokmuştur. bu yüzden gramatoloji ne derse ona inanırım. yeniden bir dünya kurmak için paris çok güzel. ama bu ay sonunda güney fransa’ya taşınıyorum. nice sahillerinde yaşayacağım bir süre. sonra ver elini gronoble… ”

    kaynak için (bkz: http://muhimhadiseler.org/ben-andre-andre-bazin/)