şükela:  tümü | bugün
  • birazcık lacancı takılmış psikanalist şimdilerde psikanalizden felsefeyi soyutlayınca daha iyi iş yapacak sanıyor ama en azındanheinz kohutkadar da amerikanvari bir saflık içinde değil. kastrasyon kompleksi adlı kitabı öğrenci tezi gibi sıradan. biyoloji patoloji antropolojide kastrasyonun yeri diye aktarıyor. şu saffet murat tura için de bazen psikanaliz olsun torba dolsun yani
  • kendisi de benim gibi kaza çocuğudur. ya da ben de kendisi gibi kaza çocuğu olabilirim. belki ikimiz de bi çok başka insan gibi kaza çocuğuyuz demek daha doğrudur.

    (bkz: kaza çocuğu olmak)

    ah şu anne babalar! hadi çocuk kazayla oldu da neden bunu daha sonradan çocuğa anlatıp anlatıp durursunuz anlamıyorum. bilmesi mi gerekir ne kadar da istemediğinizi, babanın nereye boşaldığını tutturamadığı, belki sarhoş olunan bir gecenin meyvesi, belki annenin korunduğunu sandığı ama korunmuyormuş olduğunu anlamadığı bir gece? kime lazım ki bu bilgi?

    -aslında biz seni istemiyorduk da oluverdin...

    ben bu bilgiyle baş etmekte çok uzun yıllar zorlandım, annem babam bile istememiş beni, istenmeyen çocuktan, istenmeyen insana, istenmeyen kadına...

    sonra birgün andre green okudum; kendisi de bir kaza çocuğuymuş. anne babasının hesaplayamadığı bir hamilelik sonrası dünyaya gelmiş. ancak andre green bunu şöyle açıklar; "tüm bilinçli karşı koymalara rağmen bilinçdışı arzuların karşı konulamaz meyvesi" diye tanımlar kendisini. bu cümle bana çok değerli gelmişti aynı doğum hikayesi ve farklı algılar. ilginç bir şekilde beni çok etkilemiş ve kendimi planlanan, hesaplanan, hatta hamileliği için uğraşılan bebeklerden daha değerli hissediyorum artık bilinçdışı bir arzunun meyvesi olarak.
  • "yıkıcılık mutlaka nesneyle ilişki kurmayı içermez. tam aksine, nesneden yatırımını çekme, onda var olmadığı hissini yaratarak yok etme doyumunu içerebilir. nesnede var olmadığı hissini yaratmak, onu paramparça etmekten daha vurucu bir silahtır" sözünün sahibi psikanalist.
  • andre green: "çoğu fransız aydını için, özellikle de felsefeciler için kavramlar somut vücutlardır. hiç kimse vücudundan fransız entelektüeli kadar nefret etmez. louis'yi* harekete geçiren bu nefretti."
  • uluslararası psikanaliz hareketi üzerindeki yön verici etkisi, çağdaş psikanalize sağladığı vazgeçilmez kuramsal katkı, fransız psikanaliz tarihinde oynadığı belirleyici rol andré green'i günümüzün en önemli psikanalistlerinden biri yapmıştır. onun hakkında önemli bir biyografi yazan françois duparc'a göre duygulanım (affect), tasarım ve dil kuramı, olumsuz (négatif) uğraşı, narsisizm ve sınır durumlar ve uygulamalı psikanaliz üzerine incelemeler onun kuramının temel temalarıdır.
    yalnızca bir kuram insanı mıdır green? elbette hayır! manuel macias'la haziran 1991-kasım 1992 arasında gerçekleştirdiği röportajlardan oluşan otobiyografik kitabı, "gönülden bağlı bir psikanalist" başlığını taşır. psikanalize gönülden bağlı bir dava adamı olarak andré green'in 1960'ların başından beri dergi yazıları ve kitaplar yayımlayarak, konferanslar vererek ve sürekli tartışmalar içinde olarak geliştirdiği kuramı günümüz psikanalizinin en sağlam örneklerinden birini oluşturmaktadır. bunu da akdenizli kökeninin zorunluluğuna uygun olarak duygularını katarak yapar.
    1927 kahire doğumlu andré green'in çocukluk ve gençlik yılları bu arap-afrika kentinin akdenizli kozmopolit yapısında geçer. baba tarafından portekiz, anne tarafından ispanyol kökenli sefarad bir aileden gelmesine karşın fransız kültürüne yakınlık duyar ve kahire fransız lisesi'ni bitirir. önce felsefeyle ilgilenir, çok kısa süre sonra da psikanalizle. hatta liseyi bitirirken geçtiği olgunluk sınavında freud'un "psikanalize giriş" yapıtını sunum konusu olarak seçer.
    1946'da paris'e gider ancak mısır'ın sıcak ortamından sonra savaş sonrası paris'inin soğuk ve dışlayıcı ortamını yadırgar. tıp eğitimi de kapalı ve askeri tıbbiyeli düşünce yapısıyla onu hayal kırıklığına uğratır. ancak psikiyatriyle ilgilenebilmek için tıp eğitimine devam eder. bu, bir çıkış yoludur onun için. öyle ki, daha sonra psikiyatri asistanlığına kabul edildiği yılı "doğum tarihim" olarak niteleyecektir.
    önce o yıllarda klasik anlamda bir "tımarhane" (asile) olan perray vaucluse hastanesinde bir yıl süreyle asistan olarak çalışır. perray vaucluse'de yaşadıkları için daha sonra: "900 hasta için yalnızca üç asistandık. orada psikiyatrların da hastalar gibi kapatılmış olduklarını gördüm," diyecektir. asistanlığının ikinci yılında sainte anne hastanesine kabul edilir.
    dünyanın üniversiteye bağlı ilk psikiyatri kürsüsünün kurulduğu sainte anne hastanesi, çok tarihi bir dönemden geçmektedir o yıllarda. bir yanda profesör delay'in servisinde asistanı deniker ilk nöroleptik olan largactil'i denerken, komünist psikiyatrlar psiko-sosyolojik bir yaklaşımla sonradan marksist görüşler ve psikanalizden ortak beslenecek olan kurumsal psikoterapinin (psycothérapie institutionnelle) tohumlarını atmakta ve aralarında pasche, lacan, mâle ve marty'nin bulunduğu bir başka grup da fransız psikanalizinin temelini oluşturmaktaydılar.
    andré green öncelikle o dönemin amblematik kişiliği olan henri ey'den etkilenir. kendine "hoca" olarak kabul eder bu çok yönlü ve fransız psikiyatri tarihinin dönemeç kişisini. hatta onu, fransa'ya gelmeden kısa süre önce yitirdiği babasının boşluğunu dolduracak bir kişi olarak görür ve ondan psikiyatrinin bir düşünce nesnesi olarak ele alınabileceğini öğrenir. ey'in çarşamba seminerleri psikiyatrinin yanı sıra, felsefe, epistemoloji, estetik ve kültürel konuların da tartışıldığı bir platformdur. henri ey'in yönlendirmesi ile minkowski'nin fenomenolojisi ve jackson'dan esinlenen organo-dinamizm kuramıyla ilgilenir ve olumsuz (négatif) kavramı üzerinde özellikle durur. ancak olumsuzu ey gibi organik nedenlerden kaynaklanan bir eksiklik olarak görmek yerine daha sonra ortaya koyacağı "olumsuz uğraşı" (le travail du négatif) kuramıyla, olumsuzu açıklayacak farklı bir psikanalitik yaklaşım geliştirir.
    sainte anne hastanesinde green'i o dönem etkileyen ikinci kişi julien d'ajuriaguerra'dır. psikiyatrinin yanı sıra anatomo-patoloji, çocuk gelişimi, motor ve dil işlevlerinin oluşumu gibi alanlarda çok yönlü çalışmalar yapan ajuriaguerra ile çok yakın bir çalışma arkadaşlığı olur. ancak psikiyatrinin giderek tıbbileşmesi ve insan bilimlerinden uzaklaşması ile kendini psikanalize yakın hissetmeye başlar. bu arada henri ey ölmüş ve green'e göre psikiyatri de ölmüştür.
    green eski ilgi alanına, psikanalize geri döner. bunda ona jacques lacan' la yaptığı analizden sık sık söz eden yakın arkadaşı guy rosolato'nun payı büyüktür. lacan'ın sainte anne hastanesinde verdiği seminerlerin yedi yıl boyunca en ön sıradaki izleyicilerinden olur. ancak analist olarak kendine lacan'ı değil maurice bouvet'yi seçer. bu seçimi sayesinde fransız psikanalizinin 1953 ve 1963'teki iki büyük krizinin kısmen de olsa dışında kalmayı başaracaktır. böylece bir yandan, lacan'ın seminerlerini izler, onunla kuramsal ilişkisini sürdürürken, öte yandan lacan'ın 1953'te ayrıldığı paris psikanaliz kurumu'nun üyesi olarak kalmayı da sürdürür.
    kahireli kökeninin çok kültürlülüğe ve farklı görüşlere açık olmasında çok önemli bir rol oynadığını ve ona bu esnek tutumu kazandırdığını düşünebiliriz. böylece bir yanda beden, bir yanda ruhsallık; bir yanda eski klinik yaklaşım, bir yanda freudcu metapsikoloji; bir yanda lacan, bir yanda winnicott ve bion; bir yanda birincil deliliğin nesnesi olarak anne, bir yanda oidipal üçgenleşmenin garantörü olarak baba arasında tutarlı bir çizgiyi koruyabilmiştir.
    andré green'i etkileyen kuramsal yaklaşımların biri freudcu kuramdaki pederşahi öğeleri ön plana çıkaran lacan'ın babasal ve simgeleştirici eğretilemesi ise, öteki m. klein'ın görüşlerini derinleştiren annesel çevre, annesel ilişki ve deneyimsel yaşantı üzerinde duran winnicott ve bion'dur.
    elbette bu iki ucu, yaşadığı iki analiz deneyimiyle de koşut olarak görebiliriz. bir yanda maurice bouvet ile yaptığı ilk analiz, bir yanda da catherine parat ile olan analizi. bu son analizi, onun çocukluğunun annesine, anayurduna, mısır'a kırk yıl sonra yeniden gidebilmesine de olanak sağlamıştır. bu analitik deneyimin izlerini 1980 tarihli "ölü anne" ("la mère morte") yazısında bulabiliriz.
    green daha sonra narcissisme de vie, narcissisme de mort (yaşam narsisizmi, ölüm narsisizmi, 1983) başlıklı kitabına da dahil edeceği bu yazıda bize, yaşamının dönemeç anlarından birinin kuramsal bir açılıma nasıl yol açtığını adım adım gösterecektir.
    yaşayan ve son derece üretici olan bir psikanalistin yapıtlarının listesini yapmak ve kuramının ana temalarını belirlemek oldukça zor bir uğraş. meslektaşı ve dostu françois duparc bu zorlu uğraşı onun yapıtlarını beş temaya bölüp inceleyerek aşmaya çalışır. birinci gruba le discours vivant (canlı söylem, 1973) kitabını ve duygulanım, dil kuramı ve teknik uygulamaları, sessizlik ve yorum üzerine yaptığı çalışmaları alır. ikinci grubu boşluk kuramından olumsuz uğraşına kadar olan çalışmalar, l'enfant de ça. psychanalyse d'un entretien; la psychose blanche (altbenliğin çocuğu: beyaz psikoz, j.-l. donnet ile birlikte, 1973), narcissisme de vie, narcissisme de mort ve le travail du négatif (olumsuz uğraşı, 1993) kitapları oluşturur. üçüncü grup annelik durumlarına ve üçselliğe (tiercéité) ayrılabilir. dördüncü tema psikanalizin tiyatro, yazı ve sanat yapıtlarının yorumlanmasında kullanılmasıyla ilgilidir ve hamlet et hamlet; une interprétation psychanalytique de la représentation (hamlet ve hamlet; tasarımlamanın psikanalik bir yorumu, 1982), la déliaison (bağlantısızlık, 1992), révélations de l'inachèvement. léonardo de vinci (bitmemişliği açığa vurma. leonardo da vinci, 1992) kitapları bu gruba girebilir. ve son olarak, büyük ideolojik tartışmalara ayırdığı yazı ve kitaplarını bir grupta toplamak olanaklıdır: propédeutique: la métapsychologie revisitée (propedötik: yeniden yorumlanan metapsikoloji, 1995), la causalité psychique: entre nature et culture (ruhsal nedensellik: doğa ve kültür arasında, 1995), la pensée clinique (klinik düşünce, 2002), les idées directrices pour une psychanalyse contemporaine (çağdaş bir psikanaliz için yönlendirici düşünceler, 2002).
    green süreklilik içinde bir yaratım süreci oluştururken sağlam bir zeminden hareket ettiğinin bilincindedir. düşünceye verdiği önem onun her zaman en büyük özelliği olmuş, bunu da felsefe okumalarına borçlu olduğunu sık sık yinelemiştir. kuramını anlaşılmaz bulan yeni dünyalılara "amerikalı meslektaşlar düşüncelerimizi karmaşık buluyor. buna şaşırmıyorum. çünkü amerika'da lisede felsefe okutulmaz. oysa bizde okutulur," diyecek kadar da açık sözlüdür. ancak düşünce kadar duygulanım ve diğer insani özellikler de önemlidir onun için. o nedenle, libidonun entellektüelizasyonuna ve bir anlamda insansızlaştırılmasına yol açacak olan bilinçdışını yalnızca gösterenlerin birlikteliğine indirgeyen lacancı görüşe karşıdır.
    öte yandan duygulanım insanı olmasının ötesinde, duygulanımı yeniden psikanaliz kuramında hak ettiği yere oturturken metapsikolojiyi ve tasarımlamayı reddeden, duygulanımı genetik olarak programlanmış bir biyolojik sinyale indirgeyerek bir başka insansızlaştırmanın yolunu açan amerikan psikanalizine de itiraz eder.
    green için psikanaliz hiçbir zaman bir tasarım ve dil kuramına sahip olmaktan vazgeçemez, ama analiz de asla yalnızca bir gösterenler oyununa indirgenemez. burada çözümün duygulanımdan geçtiğini çok erken dönemde fark eder. duygulanımın freudcu kuramdaki yerini yeniden ortaya çıkardıktan sonra onu tasarımsal ve ruhsal yapıya, psikanaliz uygulamasına ve dile yeniden dahil eden andré green'dir.
    andré green'in olgunluk dönemi ürünlerinden sayılabilecek olan hadım edilme kompleksi 1990 yılında puf yayınevinin "ne biliyorum?" (que sais-je?) dizisinin 2531 numaralı kitabı olarak yayımlanır. 1941 yılında paul angoulvent tarafından kurulan ve şimdiye kadar 3700'ün üzerinde kitabın yayımlandığı bu dizi, belirli bir konuyla ilgilenenlere o konunun en yetkin uzmanlarınca hazırlanmış kapsamlı ve akademik bilgi vermeyi hedeflemektedir. psikanaliz-psikoloji alanında 110'un üzerinde kitabın basıldığı bu dizinin en büyük özelliklerinden biri her kitabın 128 sayfa olması zorunluluğudur. andré green insan ruhsallığını anlamakta psikanalizin sağladığı en önemli kazanımlardan biri olan hadım edilme kompleksini açıklamakta işe, kitabın ilk bölümünde biyoloji ve antropolojiden gerçek kastrasyon örnekleri vererek başlar. daha sonraki bölümde yine temel bir kompleks olan ve daima hadım edilme kompleksi ile birlikte ele alınması gereken oidipus kompleksini freud'un temel metinlerine gönderme yaparak ele alır. kitabın ikinci bölümü hadım edilme kompleksine ayrılmıştır. bu bölümde freud'un çeşitli metinlerinden yola çıkan green daha sonra çağdaş bakış açılarına, m. klein ve j. lacan'ın görüşlerine yer verir.
    bu kısa ama o denli kapsamlı kitapta green bir anlamda tüm psikanaliz kuramının da özetini yapmaktadır. bu denli zor bir işi, bu denli kısıtlı bir çerçevede başarabilecek birkaç psikanalistten biri olduğu da muhakkaktır. türk okuru bu temel kitaba yazılışından iki yıl gibi kısa süre sonra, istanbul psikanaliz derneği'nin kurucularından, çocuk ve erişkin psikiyatrı ve psikanalisti levent kayaalp'in duru ve sağlam türkçesi ile kavuşmuştur. 1992'deki ilk basımı iletişim yayınları'nca yapılan ve kısa sürede tükenen bu çevirinin yeniden yayımlanmasıyla çok önemli bir eksik giderilmiş olmaktadır. türk psikanalizinin temellerinin atıldığı bu yıllarda böylesi önemli metinlerin kolaylıkla erişilebilir olmasının önemi açıktır.
    bu vesileyle elbette titiz çevirmenliğine her zaman güvendiğim levent kayaalp'e, metis yayınları'na ve "ötekini dinlemek" dizisi editörü saffet m. tura'ya teşekkür etmek isterim.*