şükela:  tümü | bugün
  • "ruh ölmez" dedi. "yabancılaşır. kötünün iyi olduğunu düşünür. içimizde sıkılır. var olmayanı hayal eder ve asla var olmayacak şeyleri vadeder."
  • ''can'' sayesinde otuzbeş'ten sonra hümanist olmak mı? sorusu ile kendime geldim. açlık, vazgeçmişlik, çöl yalnızlığı ve yaşamdan vazgeçmiş insanları hayata katma ideali... hepsi bir arada! ayrıca ''gülçatay'' ne güzel isim.
  • gizli kalınmaya bırakılmış bir yaşam, unutulmuş bir yazardır. her şeyi mesele eden; huzuru bulamamış, umudunu yitirmese de olağanı benimsemiş ve hüzünle sınırlarını çizdiği dünyasından geldiği gibi sessizce gitmiştir.

    her şeye çok yakın ve çok uzağındaydı. varlığının bir adım ötesindeydi vücudu ve ulaşmıyordu gerçek hayata. çabalıyordu; fakat gerçek bir adım önce ona çarpıyordu hayatı boyunca.

    yazdıkları kırk yıl sonra yayımlanmış. gorki tarafından övgü almış; stalin tarafından silinmeye çalışılmış. edebiyat fakültesinde hademelik yaparken kürsüye hem bu kadar yakın hem bu kadar uzak olmuş. ölümünü bir kurşuna dizilme ya da sürgünde hayal ederken oğlunun verem mikrobu koca bir yazarı trajik sona itmiştir.

    kumu, çölü anlatır. ölülerin yaşadığı ülkeleri anlatır. dede korkut kadar bildiğimiz dille anlatır masalını. dertli bir adamdır. ezilmişler için üzer kendisini. yanlışları yüreği kaldırmaz. ağlayan kadınlara, aç çocuklara ve yaşlılara dayanamaz, burkulur.

    bir işçi çocuğu olması nedeniyle eşitliğe ve kardeşliğe inanırdı. devrim için hep savaşmış ama devrimin tutarsızlıklarına da göz yummamıştır. ona göre, devrim savaştan kolaydı, aptallar iktidara geliyorsa, belki hayat akıllandırdı.

    "bütün alemi değiştireceğiz diyelim, iyi de olacak. ama vahşetle geçen binlerce yıl içinde de insanlığa az pislik akmamıştır, bir yerlere salmak lazım onu! bedenimiz bile olması gerektiği gibi temiz değil, rezillikle dolu içi."
  • yine bir rus, yine büyük bir yazar. kendisiyle ilgili başka şeyler yazacağım ileride ama türkçe'ye "can" isminde çevrilen, sözlüğümüzde "duha" ve * can başlıklarında incelenen, bence sözlükteki başlığı "djan" olması gereken kitabı beni bu aralar çok çok etkilemiş olduğundan onun hakkında yazamadığım entrynin bakınızını buraya bırakıp şimdilik gidiyorum: #61351442.
  • karakterlerinin başlarına gelen her türlü felaketi ve güzel gelişmeyi olağanüstü bir sadelikle kabullendiği, yaşamlarına bağlanan geçitlere ait tüm kapıların kilitsiz olduğu eşsiz hikayelere sahip büyük yazar.

    eserlerinde kadere karşı insanların kuvvetli bir teslimiyetini sezmek mümkündür. hayatlarına giren bir insan kapıyı açıp yatağın kenarına usulca oturabilirken ömrünün geri kalanını bilmediği bir coğrafyada geçirecek kişi de bavulunu alıp kapıdan öylece çıkabilecektir. tüm bu sadelik bize pek yabancı gelmekle birlikte kaderin ve talihin akıl almaz örgüsüne tezat değildir. hayatlarının amacından daha büyük bir amaç edinmiş devletleri var iken yaşamlarındaki gelgitlere sessiz kalmak olağan, o büyük amaç için ömürlerini adamak ise sadakattir. bununla beraber sayfalar ilerledikçe nihayetsizlik hissi artıyor. o üstün varlığın yahut kaderin karşısındaki teslimiyetin kişilerin hayatlarını alt üst etmesi kaçınılmaz bir hal alıyor. anlattığı dönem modern dünyamızdan farklı olsa da felaketlere karşı hissizleşmenin benzerliğini görmek mümkün.
  • bayadır merakımı cezbetmiş, kitaplığımda okunacaklar kısmındaydı ki dün uyku öncesi kısa bir tanışıklığımız oldu can ile:
    "...çocukluk anılarından bilirdi ki, uzun bir ayrılığın ardından tanıdık bir yeri yeniden görmek tuhaf ve üzücü gelir; yüreğin bağlılığını korumuştur mekana, oysa kıpırtısız nesneler seni unutmuştur, anımsamazlar, yokluğunda hareketli ve mutlu bir hayat yaşamış gibi yabancılarlar seni, duyguların karşılıksız kalır, acınası, meçhul bir varlık gibi dikilirsin karşılarında."
  • betimlemeleri muhteşem bir yazar. ağızda hoş bir tat bırakan harika cümleleri var. bir kaçını paylaşmak istedim.

    kitabın ismi: mutlu moskova

    "insan henüz, pek ev yapımı, pek zayıf donanımlı bir varlıktı. bulanık bir ceninden, çok daha gerçek bir şeyin tasarımından fazlası sayılmazdı ve bu ceninden, hayallerimize gömülü o uçan, üstün suretin çıkması için kim bilir daha ne kadar çok çalışmak gerekecekti"

    "insan bedeni kayıp bin yılların öncesinde bir yerde uçmuş olmalı, göğüs kafesi kapanmış kanatları andırıyor"

    "hayatın olanca gürültüsünü tek bir insanın fısıltısına değişmezdi"

    "aptallık amacını bulamamış avare duygunun tabii ifadesidir"

    """ınsanların birbirleriyle neden gecinemedigini buldum.aşkla bir araya gelinmez de ondan. ben kaç kere geldim,olmadı. ancak zevke benzer bir şey. mesela sen az önce benimle birlikte oldun da ne oldu? çok mu şaşırtıcı, çok mu şahane? ..
    aşk komünizm olamaz. düşündüm düşündüm ve olamayacağını gördüm. sevmek gerekiyor sanırım, seveceğim de, yemek yemek gibi şey bu ama, sadece zaruret. asla hayat değil"
    en iyi duygu, başka insanı kavramakta, ikinci, yabancı bir yaşam kulfetini ve mutluluğunu paylasmaktaydi. kucaklasmalardaki aşksa çocuksu mesut bir sevinçten ötesini vermiyor""

    "yaşamın kederi ve yoksulluğu yaralamıştı onu, öylesine çaresizdi ki yaşam, gerçek durumunun bilincinden, hayaller yoluyla sıyrılmaya mecbur kalıyordu devamlı"

    "gönlüm yok.. sürekli şişinmek gerekiyor. ya düşüneceksin, ya konuşacaksın, ya bir yere gideceksin, ya bir faaliyet göstereceksin..oysa ki benim hiçbir şeyde gönlüm yok, yaşadığımı da unutuyorum sürekli, anımsarsam da bir ürperti.."

    "aşkın, insanı daha iyi, daha yüksek bir yazgıya ulaşmasına imkan tanımayan, henüz kökü kazınmamış evrensel toplum yoksulluğundan kaynaklandığını anladı"

    "hayır dünya sanılandan daha sağlam ve gizemliydi, ne bir elin hareketi, ne insan kalbinin atışı yıldızları rahatsız etmiyordu. aksi taktirde tüyün, tozun ürpermesiyle çoktan yıkılırdı her şey.."

    "gizemli ve iyi şeylere ihtiyacımız var, gerçekleşmesi imkansızmış gibi gelmeli"
  • gerçekleşmeyeceğine inansa da arada anlattığı ütopyalar, eserlerini dikkatli okuyanları hiçbir yazarın daha önce sokamadığı karanlık bir çukura itiyor.

    o karanlık-depresif, hayattan bıkmış, yolun sonuna gelmiş hayatları öyle bir tasvir ediyor ki siz de yolun sonuna geldiğinizi hissedebiliyorsunuz.

    vasili grossman ile birlikte rus edebiyatının son iki dev yazarından biri desek ayıp edeceğimiz yazar olur mu; bilemem.
  • çukur kitabından özellikle beyhude yaşamakla ilgili bolca cümle seçtim. bazıları:

    "canı sıkılıyor köpeğin, sırf doğdu diye yaşıyor, aynı benim gibi."

    "insan evi kurar, kendi yıkılıverir. kim oturacak o zaman burada?"

    "bizim haberimiz yok yoldaş çiklin, biz kendimiz de yanlışlıkla yaşıyoruz."

    "yaşamaktan herkes ölür, anca kemikler kalır geriye."

    platonov sansür ve yasaklar yüzünden keşfi geç olmuş, müthiş bir yazar. kitaplarının ağır atmosferi içerisinde bile bazen o kadar garip ve komik diyaloglar oluyor ki kahkaha atabiliyorsunuz. bunda çevirmenin de payı büyük olsa gerek (günay çetao kızılırmak). kendisi çevengur çevirisiyle dünya kitap yılın çeviri kitabı ödülü’nü almıştır.

hesabın var mı? giriş yap