şükela:  tümü | bugün
  • dolabın en üst rafında arkalarda sağlanan kutudur bu.
    genellikle filmlerde çıkar kaşımıza: melankolik moddaki başrol oyunucu indirir kutuyu ıslak gözlerle kutuda sakladığı fotoğraflara, beyzbol maçı biletlerine vs.... bakar.
  • son kullanma tarihi olup olmadığını hala merak ettiğim kutulardır.

    "anıların son kullanma tarihi var mıdır?
    hatıralar kutulansaydı onların da son kullanma tarihi olur muydu?
    eğer öyleyse asırlar boyu bozulmamalarını isterdim."

    (bkz: chung hing sam lam)

    (bkz: chungking express)

    (bkz: wong kar-wai)
  • yıllar sonra gülümseten,ağlatan duygu kutusu.
  • herkesin bulundurması gereken hede. içindekiler hayatın oluyor bir süre sonra. kutuyu açınca geçmişe gidiveriyorsun. misal zamanında adamın biri için bir sigara yakmışsın, kutuyu açınca gelen sigara kokusuyla hop oradasın. eskiden kalma bir notla eski bir dostunu görebilirsin ya da. ergenliğini bir sürü izle saklayabiliyorsun. belki içindekiler başkası için çöp oluyor ama senin için kendinle paylaştığın gizli bir hazine.
  • (bkz: amelie)
  • çekmecemde durur benim senelerdir. içine sürekli yeni anı eklerim. biraz önce cüzdanımdan eski erkek arkadasımın fotografını ve bana yolladığı notları kutuya ekledim. neler varmış içinde bi bakıyım derken son 5 senemi neredeyse bir daha yaşadım. konser biletleri, uçak biletleri, yazılmış notlar, kağıtlar, saçma sapan küçük çöpler bile var. eşyalar arasında galata kulesine dair bir kart buldum, arkasına da not yazmışım, sonuna da umarım gerçek olur demişim. hayatta birçok hayal ettiğim şeyin gerçek olmayacağını biliyorum ama ilk defa bir tanesinin asla gerçekleşmeyeceğini idrak etmek çok fena koydu. bir süre öylece durdum. ardından kutunun en altına yerleştirdim, kutuyu kapatıp çekmeceme geri koydum. bakalım zamanla içerisine daha neler eklenecek.
  • güzel enstantane.

    mevzuya istinaden; diyordum ki, şöyle diyordum: "özel değilse" dedim. o da biraz düşünüp, elini çenesine dayayıp "özel aslında ama anlatayım sana." dedi. devam ettim: "anlatsana şunları bana, şu fotoğraf nerede çekilmişti? bu kolye nereden gelmişti? bu not defterini nasıl, hangi akşamda; kar mı yoksa yağmur mu yağıyordu, sarhoş muydun, ağlıyor muydun, kahkaha mı atıyordun, uzun bir yoldan mı gelmiştin? bu notları yazdığında herkesle aran limoni miydi de kendini okumaya verdin? mona lisa, karıştırdım modigliani resimlerini neden severdin, gatlif filmlerinin afişlerini nasıl bulabildin; ve senin içinde, esmerliğinde güzel bir çingene ispanyol paçalı çadırını mı kurmuş? fırfırlı eteğiyle dünyayı mı selamlamış? hangi ara olmuş bunlar? bu kadar kelebek ve baykuş ne diye var? o değil de çok soru sordum ben değil mi ama?.." dedim.

    o da, "deli misin oğlum sen? gazeteci misin? nesin?" dedi.

    ne diyeyim "hallelujaaaahh!" dedim ben de.