şükela:  tümü | bugün
  • eş dost arasındasınız, birden görünür hiç bir gerekçe yokken huysuzlanıyor, 'yok abi çok saçma, öf' diye durduğunuz yerde irkiliyorsunuz, sonra hızla hiç bir şey olmamış gibi önceki duruş ve tavrınıza geri dönüyorsunuz. çevreden 'ne oldu abi?' diyenlere 'çayın altını kapadım mı diye şeyettimdekapamışımsorunyok' gibisinden fade-out'lu yalan yanıt uyduruyorsunuz. o an kimse anlamıyor, ama siz biliyorsunuz: sizi bir anı soktu. bir sebepten geçmişten utandıran, rahatsız eden bir anı geldi, bilincinize iğnesini soktu, zehirini akıttı, siz de kasıldınız kaldınız.

    nasıl bir anı sokmalı ki böyle olduğunuz yerde yamulasınız?

    ben derim ki utanç verici, kabul edilemez, kendi kafanızdaki mevcut imajınızla bağdaşmayan bir pozisyona düştüğünüz, tepki verdiğiniz, bir şey söylediğiniz bir anı'ysa anırtır. misal beni sık sık şu anı sokar:

    6-7 yaşlarında olmalıyım. babamın varsıl bir ahbabı-arkadaşı var, misafirliğe gelmiş. o sırada ön dişlerim yeni çıkmış olmalı ki dikkatini çekiyor. bakıyor, diyor ki: 'ooo ön dişlerin aralık, iyi iyi, ilerde zengin olursun.' kendisinin evine yaptığımız misafirlik ziyaretlerinde abimle bizi çatır çatır çatlatan çocuklarına 'biz o kadar zengin değiliz' demeden her türlü lego-mego setini almış ya da alabilmiş olmasından zengin olduğunu bal gibi bildiğim ön dişleri ayrık amcaya diyorum ki: 'sen ondan mı zenginsin?' amca bir duruluyor, babamla göz göze geliyor. babam'ın o an yetişkin yüzü akıyor, daha önce hiç görmediğim bir okul öncesi çocuk ifadesinde donakalıyor. bu olaydan az sonra bir bahane yaratıp beni salondan yatak odasına çağırıyor. yatağın kenarına oturtuyor, az evvel söylediğim şeyin çok yanlış bir şey olduğunu, kendisini nasıl zor duruma soktuğumu benim dahi anlayacağım bir dille izah ediyor (bu şaşırtıcı bir şekilde babamın beni bir yetişkin gibi muhatap alıp sakince izahta bulunduğu ender anlardan birisi). bu izah sonrası babamı nasıl korkunç bir pozisyona soktuğumu fark edip utancımdan yerin dibine geçiyorum. allahım tam bir gerizekalıyım. nasıl öyle salakça bir laf ettim? nasıl da babamı 'oooo, o bilmemne amcanız var ya, çok zengin çook offf' diye sürekli arkasından konuşan boşboğaz adam konumuna soktum?

    hafiften orta-sınıf işi ömer seyfettin hikayesi gibi di mi? zaten ömer seyfettin'in hikayelerinin önemli bir kısmı da (ant, kaşağı, ilk cinayet) anı sokması kabilinde. hatırladıkça, onun doğduğu yer olan gönen'de parmağını kestiği yer, benim ise artık kapanmış olan dişlerimin arası sızlıyor, olduğum yerde kasılıp bağırsağı dökülmüş kedi yavrusu görmüşçesine bir içeri ıslık öttürüyor, düşüncelerimin sesini bastırmak için yüksek sesle ve hızlıca 'yanealakaanınakoyimbenimsuçlubirşeyimyokiçocuğumyanihalabunamıöf!' diyor, böylelikle anının iğnesini çıkarıyorum, zehiri içeride kalıyor. ve biliyorum, yine gelecek, yine sokacak, zira anladım: an ölüyor, anı ölmüyor; can çıkıyor, anı çıkmıyor.

    korkuyorum ki, kafayı yemiş dediğimiz insanların bir kısmı kafanın anı kovanı olması neticesi bu şiddeti ve periyodları artmış sokulmalara maruz kalıyor, aramızdan ayrılıp böyle hayatın anısına acısına dümdüz gidiyorlar. kendilerini en iyi o anlarda anılıyorum.

    neyse, amca haklıymış ama, hem dişlerimin arası kapandı, hem de paranın amına koydum. sözlük bayanlarına selam ederim.
  • (bkz: arı sokması)
  • bunun ananı sikeyim geninden yüksek miktarda barındıran bünyelerde yarattığı tepki tahmin edileceği üzere konuşma arasına sıkışan bi "ananı sikeyim" lafıdır:
    - ondan sonra tuttuk o saatte beşiktaş'a -ananı sikiym (o an, bir es veriyoruz)- geçtik falan ça ça ça...

    ama bence anı ısırması denseymiş daha yerinde olurmuş. beni sokmuyor da ısırıyor sanki?
  • insanın ruhunu çok fena acıtır. mideye taş oturması, nefes kesilmesi, surat kızarması şeklinde kendini belli eder. etkili tedavi yöntemi hemen derin nefes alıp farklı şeylere konsantre olmaktır. aklınıza gelen anıyı kovalayın, güzel şeyler düşünün. **
  • (bkz: eşek anısı)
  • aniflaktik sok'a sokabilir insani.
  • pek çok anı sokması anlık yahut bir iki dakika sürecek kaşıntı/acı yaratırken, öyle anılar vardır ki, soktular mıydı iflah olmaz insan. günler belki haftalarca sürer acısı. o küçücük kırmızılık, içi cerahat dolu dev bir yaraya dönüşür. yara vücudun farklı yerlerine de atar. bu durumda vücut kanser denen acı son ile karşı karşıya kalabilir.

    derdine deva bulmak istersin, ama o yarayı da kimselere gösteremezsin.

    yamandır anı sokması kimi zaman. allahım sen soktun sen çıkar.

    amin.
  • başlangıçta hiç bir şey yoktu. ben kendi halinde büyümeye terkedilmiş bir çocuktum misal. mahalle yaşamına uzak bir lojman çocuğu diyelim. etrafında teller olan korunaklı alanımızda babamızın getirdiği annemizin pişirdiği yemekleri yiyor, günlük ihtiyacımız olan suyu içiyor eve cam şişede –üstü tozlu- coca cola alınınca bayram ediyorduk.

    ama bir yandan da büyüyorduk işte, ortaokula gidiyordum , kaçıncı sınıfta okuyorsun diyenlere orta son demenin haklı gururunu yaşıyordum ya, bir yandan da benimle beraber aynı sınıfa giden ama ben cücük gibi kaldığım halde, gelişen, serpilen, ergenleşen genç irisi arkadaşlarımın yanında gittikçe küçülüyordum bir yandan. mcdonalds ankara’da kızılayın göbeğinde açılmış, okulu kırıp kaçanlara rahatça sigara içme alanı sağladığından, flörtler başlamış, aşklar şekillenmiş, arkadaşlarım çıkmaya başlamışken en uygun alan o zaman mcdonald’s. sene 1990 sanırım, ya bir eksik ya bir fazla. ben okulu kırmaya kıracağım ama oraya gitmek için para lazım, ve sonra açık mavi ve beyaz gömleğimden başka gömleğim yok, hani arkadaşlarımın kravatlarını gevşetip , kolalı, şekilli gömleklerini sergiledikleri moda anlayışına çokca uzağım bir yandan. sevgilim yok , sevdiğim var ve sevdiğimin sevgilisi, allahım ne acı. sürekli bir “hadi abi mek’e (mcdonalds a mek demek modaydı o zaman) gidelim” muhabbeti dönüyor ve sen vizesiz bir yabancı gibi kalıyorsun kendi okulunun koridorlarında. ev partileri oluyor , çağrılmıyorsun, zaten o kadar küçüğüm ki, lise sondaki kızlar kucaklarına alıp seviyorlar neredeyse.

    benim için anı sokması; şimdi 2 yaşındaki kızımla, sevgili eşimle, arkadaşlarımla ne zaman bir alışveriş merkezine gitsem, ne zaman kızılay’dan geçsem gerçekleşiyor işte.
    dönüp bakmıyorum mek’e , yağ kokusunu sevmiyorum zaten, ama bir yandan hep gözüme bir şey kaçacakmış gibi hissediyorum, o günler geliyor aklıma, gerçekten de bir hamburger bir kola yanında salak cips alacak kadar paramız yokmuymuş, inanamıyorum.

    mcdonald’sa gidemeyişimin içimdeki duvarı aşamayışım yüzünden olduğunu anlıyorum,
    anı sokuyor, ben çocukluğumun üstüne koyabileceğim, metal bir şey arıyorum.
    ama ne oluyor , kızım bir gülüyor, baba balon diyor, iniyor içimin bütün şişleri,
    yaşamaya kaldığım yerden devam ediyorum.