şükela:  tümü | bugün
  • çanakkale'de büyüyen bilir bu hissi. sadece gitmek istersin. en çok sevildiğin, sevdiğin, kendini ait, güvende hissettiğin yerdir orası. gemi henüz yaklaştığı anda heyecanlanır, rüzgarını hissettiğin gibi özlediğin havayı solumaya başlarsın. büyüdüğün yerde kendini bulma, sevdiklerini, baki kalacak dostlukları, sokağın birinde karşılaşacağın insanları, anıları hatırlama, şakir'e, han'a, kordonuna, hayal'e, güzelyalı'ya gidip içme isteğidir... samimiyetini, tesirini özlediğin şehirdir çanakkale. huzuru zaafın olur, ülken gibi hissedersin... aniden gelir çanakkale'ye gitme isteği, sık sık gelir ve gidene dek bırakmaz.
  • bazı filmler son sahneleriyle başlar ve bütün film boyunca, olayların nasıl o noktaya geleceğini izleriz. çanakkale'ye ikinci gidişimde, yani anadolu yakasına ilk ayak bastığım zaman oradan bir daha hiç ayrılmak istemeyeceğimi farketmiştim. hayatımın geri kalanını, hiç olmadı yaşlılığımı orada geçirmek isteğiyle -ve coşkusuyla- dolmuştu içim.

    domates tarlalarından domates çalardık biz bu şehrin. sonra -üzerimizde kesici alet taşımadığımız için- onları anahtarın kenarıyla hafifçe yarardık ve tuza banıp yerdik hiç yıkamadan. toprak tadı gelirdi ağzımız domatese değdiği anda. güzel bir topraktır çanakkale'ninki, insanın ayağının altındayken garip bir huzur verir.

    bütün şehri sanki kendi özel bahçem gibi hissediyorum ve bu yüzden bu kadar öfkeliyim oraya 10 tane hes inşa etmek isteyenlere, bozcaada'yı imara açmak isteyenlere. bütün şehir sanki kendi bahçem gibi ve bu sırrı saklamak istiyorum, bu sırrı haykırmak istiyorum; "çok güzel bir şeye sahibim, burayı kimseden öğrenmedim ve çok seviyorum" demek istiyorum.

    moskova'nın kızıl meydanı var, new york'un özgürlük anıtı ve paris'in eyfel kulesi. bugün düşündüğümde hala tüylerimi ürperten müthiş bir savunma destanından başka şeyi yok çanakkale'nin; üstelik bunlar kültürel değil, tarihsel değerler. ne ayasofya'sı var, ne de selimiye'si. şimdi yüz hatlarını bile unutmaya başladığım bir sevgiliyle domates çaldığımız tarlaları ve kordon'unda oturup "dur yolcu" yazısına karşı tüttürdüğüm sigara, biraz da kışın o kordon'da tipiye yakalanıp "yok artık, yok artık!" diye bağırmam var.

    derler ki, sigarayı bırakan insanlar sigaradan hiç kullanmamış insanlardan daha fazla rahatsız olur ve sonradan dine dönen bir insana beş vakit namaz yetmez. istanbul'da doğup büyüyen bir insan olarak, bana da çocukluğumu geçiremediğim bu şehri senede birkaç kez gidip görmek yetmiyor. büyülü bir şehrin sokakları her zaman daha cazip geliyor istanbul'dan.

    sonra ilk sahneye varıyoruz nihayet; meğer her an varolan bir istekmiş çanakkale'ye gitme isteği ve hepsinden öte, gitme değil, dönme imiş ana teması bu filmin.
  • böyle bir güncelleme arada bana da geliyor
  • o istek aniden gelir de plansız gidilmez. lodosu vardır çanakkale'nin, her zaman geçit vermez.
  • bir dünya kadınlar gününde zaten bize en iyi değeri atam veriyor diyerek gelen istektir. çanakkale'de uyanasım var bu sabah.
  • şuanda uyanıp gerçekleştirdiğim eylemdir.
  • pazartesi giderek umuyorum ki son vereceğim istektir.
  • üniversiteden mezun olduktan sonra ayda bir başıma gelen durum. çanakkaledeki herşeyi özledim nusret kutlunun karşısında ki tekelci ilhami abiyi bile özlüyorum (çok kral adamdır buarada) öyle garip etkileri var çanakkalenin
  • gereğini yerine getirmek üzere olduğum müthiş olay.
  • assosa gitme isteği olarak da düşünülebilecek istektir.