şükela:  tümü | bugün
  • hayatından memnun olmayan, başka yerlerde hayata yeniden başlarsa daha iyi olacağını umut eden insan düşüncesi.
  • umutların ve mevcut şartların en iyisinin bile olmasının kurtaramayacağı kadar bombok bir yaşama battığınıza işarettir.
  • genelde gece uyutmayan dertlere sahip insanlara gelen haklı istektir.
  • kendini budist rahipler gibi kötülüklerden arındırma yolunu seçmiş kişidir. spor yapıp alkol ve sigarayi bırakması tavsiye edilir.
  • sıcakta daha çok oluyor. sıcak beyninizi eritip kedi gibi bıyıklarınızı terletirken, açken, gece sırtınız üşürken ve açıktayken, birisi 2017 senesinde "x candır" kalıbını kullanırken, kötü şarkılarda ve kötü kitaplarda, otomatik ödemede her nasılsa ödenmemiş su faturası sonrasında evde suyun kesildiğini gördüğün an, fotoğraflarda gerçeği bilinen gülen yüzlerin genelinde, açlıktan mide sırta yapışmışken bir türlü tedavi ettiremediğiniz iştahsızlığınızı mide bulantınızda hissederken böyle yukarıdan üçgen inen ışıkla uzaylılar tarafından kaçırılma ya da zehirle işlenen mükemmel bir aşk cinayetinin kurbanı olma isteği.

    hayattan istifa etme seçeneğimizin sadece intihar yoluyla olması ne kötü. oysa bikaç dakikalığına dünyayı dondurabilir, ross gibi "we are on a break" dedikten sonra başka hayatlarla öpüşelirdik.
  • hayatımdaki her şeyi ipince bi ip tutuyormuş gibi geliyor bazen ve bazen de saditsçe o ipi kesip her şeyin nasıl yere düşüp kırıldığını izlemek, sonra da her şeyi düşüp kırıldıkları yerde bırakıp gitmek istiyorum. o ipin ucunda güç bela dengede tuttuğumuz, onca önem atfettiğimiz her şey aslında ne kadar boş değil mi? aşklar, arkadaşlıklar, amaçsız ve anlamsız insancıklar, pozisyonlar, maaşlar, iş ortamları, okullar, sayfalar dolusu cv'ler, bir türlü satın alamadığımız şeyler, dramatikleşen aile dertleri, bolca ülke gündemi... sonra sahte mutluluklar, hırslar, kavgalar, küslükler, yalanlar, kıskançlıklar, dedikodular, yapmacık ilişkiler, özgüvensizlikler, mağduriyetler, aşırı hassasiyetler... ve başka başka, yine aslında hiç içinde olmadığımı sandığım her şey. çünkü insan bir kere sorguladı mı kendi varlığını, sanırım bir daha dünyaya ve çevresine de aynı gözlerle bakamıyor.

    oysa, aniden gelen o her şeyi bırakıp gitme isteğinin adabı kırıp dökmek değil, sessizce bırakıp gitmek olmalı.
  • bu sıralar yine içimde peyda olan histir.

    bir sürü şey var içinde olmam gereken ve istemiyorum hiçbir şeyin içinde olmak. kendimi eve kapatmak ve sessizce oturmak istediğimde insanların bir sorunum var gibi algılamasını istemiyorum. belki de yalnızca kafamdaki düşüncelerin uçuşmasını izlemek ve içimden kendimle konuşmak istiyorumdur.

    bu yüzden kaçıp gitmek, doğada bir başıma olmak istiyorum. her şeyi bırakıp çoban olmak istiyorum bazen mesela. çoban olayım şehrin göbeğinden ve insanların değer yargılarından kurtulayım. buna büyük bir kaçış gibi bakmasam tüm haftasonu evde camın kenarına oturup puzzle falan da yapabilirdim. olmuyor ne yazık ki.

    biz birbirimizin tepesinde yaşadıkça, hiçbir zaman anlamak için çabalamadıkça, konuşmayı birkaç saat bile olsun reddetmek isteyene uzaylı muamelesi yaptıkça daha çok her şeyi bırakıp gitmek düşer aklımıza.

    acziyetleri birinin hayatını dibine kadar eleştirmek için bir fırsat olarak görmek oh ben nasıl da senin gibi değilim diye içten içe sevinmek. nazik davranan bir insanın yanında güç gösterisine girişmek. güç dediğin, güçlü olmak dediğin nedir ki? çok kişisel gelişimcilerin pompaladıkları veya bizi yalandan avutanların uydurduğu bir şey değil mi?

    ne zaman bir süreç zora girse çok bilmiş elleriyle sırtını sıvazlayıp "sen güçlüsün" demek kendini zorda hisseden insana yine bir sorumluluk yüklemek değil mi? hayır ben insanım ve zaman zaman kendimi yılgın, güçsüz, sevgisiz ve mutsuz hissedebilirim. bu süreç uzun da olabilir hatta ama sen gelip bana yeni bir sorumluluk yükleyince "aaa mutsuz olmak doğru bir davranış değilmiş hadi o zaman mutlu olayım ehi ehi" diyemiyorum. sen bunu yapınca ben ya her şeyi bırakıp gitmek ya da kafamı duvarlara vurmak istiyorum.