şükela:  tümü | bugün
  • başımın dertte olduğu durum. aynı dertten muzdarip başka insanlar var mıdır bilmiyorum. bu isteğe mantıklı bir kılıf uydurmaya çalışıyorum ama olmuyor maalesef. yalnız yaşayan bir insanım günde on altı saat çalışıyorum haftada bir gün evde kalıyorum onda da tencerelerce yemek yapmak istiyorum.
    ferzan özpetek filmlerine mi özeniyorsun be gerizekalı diyorum her seferinde. çeşit çeşit yemek fırında ocakta tezgahta ama yiyecek kimse yok. sonra elde telefon psikopat gibi herkesi eve çağırıyorum.
    evde olduğum zamanlarda gözümü açar açmaz burnuma yemek kokuları geliyor. gözümün önünde sebze meyveler uçuşuyor. sonum ne olacak bilmiyorum.
  • bende olmadığı sürece destekleyeceğim istek. yapın da yiyelim.
  • aniden gelen temizlik yapma isteğiyle aynı durumdur. genelde geceleri musallat olur...
  • sadece karnım acıkınca yaşadığım duygu. çok enteresan değil mi ya.
  • ibneliğe işarettir diyenler muhtemelen geri dönüşüm yoluyla beslenmektedir. yesinler.
    muhtemelen can sıkıntısına, boşluğa düşüldüğüne delalettir. yada stresten, kafa dağıtmak için yapılır.
    işten gelince evde tek başınasın, bütün gün internette gezmiş, bakacağın tüm sitelere bakmışsın. tv desen zaten alışkanlığın yok, haftada 1 kere açıyosun. ne yapacaksın? hemen dal mutfağa, uzun uzun uğraşılacak yemekler bul.
    mesela salata yap, ama öyle 5dk'da değil. bütün her şeyi tek tek iyice yıka, eline en sevdiğin bıçağını al kirliyse makinadan al yıka ama o en sevdiğin bıçağın olsun elinde, marulların üzerinde sevmediğin insanların yüzlerini hayal et ve onları doğra. kuru soğan al, güzelce doğra, yansın gözlerin ağla, arkadaşlarım direniyor ben gidemiyorum ama bende buradan destek oluyorum diye kendini avut. domatesleri al, sapla bıçağı karnına akıt kanını. sonra parçala. aynı boyda olsunlar diye kasma, rastgele kes kafana göre. kimisi büyük kimisi küçük. hatta sap kısımlarını keserken bıçağını bir neşter gibi tut ve özenle en az kayıpla çıkartmaya çalış. kırmızı biberlerini al, yıka, yine kafalarını titizlikle ayır. sonra dikine ikiye böl, çekirdeklerini ve damarlarını çıkart. sonra hepsini ince ince düzgün, kalem gibi kes. kırmızı lahanayı ince ince doğra, sonra koy bi kaba elinde güç kalmayana kadar ov. gebersin hepsi, yumuşacık olsunlar, pamuk gibi. bütün malzemelerini hazırladıktan sonra güzelce süsle tabağın içinde. seviyorsan baharat filan koy, acı salata yapıyorsan jalopeno filan koy. resmini çek. istersen facebook'a, instagrama filan yükle. ama hergün de yükleme arkadaşlarına kafayı yedirme. bokunu çıkarmadan. sonra nası istiyosan karıştır, böl dağıt. afiyetle ye. hepsini yiyemezsen yarısını yarına ayır, yarın geldiğinde de yanına başka bişey yaparsın. yada belki çok yorgun gelirsin, sadece salatanı yiyip, gidip yatarsın.
  • yaş kemâle erdi. hayatımda tavada yumurta haricinde -o da yemekse eğer- herhangi bir yemek yapmadım. bırak yapmayı denemedim bile. annem ve eşimin gözünde hazırcıyım.

    ama bu aralar bana bir haller oluyor. orucun, açlığın etkisi mi bilmem ama mutfağa girip şöyle spesiyal tarzı değişik farklı şeyler yapmak istiyorum. hatta bunun için yanıp tutuşuyorum.

    geçen hafta benim çocuğun okulunda bayanlara özel iftar var. hanım çocukla gidecek. ben evde yalnız iftar yapacağım. kendi kendime fırsat bu fırsat deyip gözüme kestirdiğim kolay bir tarifi yapmaya karar verdim. ama eşime kesinlikle bu konudan bahsetmedim. hem beceremem aklı bende kalır diye, hem de güzel olursa sonradan evde tekrar hazırlayıp ona sürpriz yaparım diye.

    neyse hazırlamayı düşündüğüm tarif şu

    kolay gibi gözüküyordu. zaten adı da kolay yağlama. neyse saat 7'ye kadar camış gibi yatıp orucu uykuya tutturduktan sonra heyecanla önce bime gidip yarım kilo kıyma, lavaş ve yarım kilo dost yoğurt aldım. reklam yapıyorum gibi gözükmesin, amacım yaptıklarımı detaylı anlatmak.

    sonra heyecanla eve gelip diğer malzemeleri -evde vardır diye düşünmüştüm- toplamaya başladım. ama aklıma yanayım o kadar çok malzeme varmış ki, hepsini evde bulamadım. örneğin sivri biber, pul biber, domates sosu ve biber salçası yoktu. dışarı tekrar çıkmak da zor geldi. ben de olanlarla olsun ne yapayım deyip koyuldum işe.

    yalnız eşimin sürekli bana neden beceriksiz dediğini, soğanları doğramaya çalışırken daha iyi anladım. resmen yapamıyorum yaa, elime yakışmıyor olmuyor işte. neyse doğradıklarımın üstünden geçip iyice küçülttüm. onları attım sonra kıyma, ikisini iyice kavurdum.

    sonra diğer malzemeler, en son suyu da koyunca, görüntü ve koku olarak fena durmadığını farkettim. bu arada iki şey beni çok olumsuz etkiledi. birincisi yemeğe birazcık fazla yağ katmışım galiba, yağlar pişerken tavadan çıkıp üstüme, yerlere az da olsa geldi. üstüme gelenler neyse de, laminant bölgesine gelenler orayı ciddi kaygan hâle getirmiş, eşimin bana çekeceği fırçayı üzülerek düşünmeye başlamıştım. ikinci olumsuzluk ise yemek yaptığım, daha doğrusu yapmaya çalıştığım sırada ağzım sürekli sulanıyordu. yahu dedim pavlov'un köpeğine döndüm bu ne böyle? demek ki klasik koşullanma dedikleri bu.

    sonuç olarak bu kıymalı organizasyon hazırdı. yalnız tam o sırada ezan okunmaya başlamış yemek süresini iyi ayarlayamamıştım. bir su içip orucumu açtım ve yemeğin son safhasına geçtim.

    kıymalı karışımı videodaki gibi tek tek sürüp, üst üste koydum. sonra sıra sarımsaklı yoğurtu yapmaya geldi. sarımsakları aynı soğanları doğrarken ki beceriksizliğimle doğradım. sonra yoğurda atıp karışımı ortadan döktüm.

    yemek sonunda hazırdı. heyecanla bir lavaş alıp, sarıp tadına baktım. yemin ediyorum hayatımda yediğim en lezzetli şeylerden biriydi. kendimle gurur duydum. demek ki isteyince yapabiliyormuşum dedim. tek sorun biraz fazla yağlıydı. bir daha ki sefere yağı daha az atacağım. ama tadı gayet güzeldi.

    önümdeki lavaşları bitirip tezgaha baktığımda, bütün mutfağın yağ içinde kaldığını görünce moralim sıfırlanıverdi. bir de anacığımın özlü bir sözünü hatırladım: sen saatlerce yemek için uğraşıyorsun, 10 dakikada yenilip bitiyor. pehhhh!
  • (bkz: aniden gelen yemek yeme istegi)
    nerdesin bilader voltrani olusturalim ;)