*

şükela:  tümü | bugün soru sor
  • psikolojik olaylarda olduğu gibi hayatla ilgili olayları da düşünen bir ruhun yönettiğine inanan sistem.
    stal'in animizm öğretisi ise, animizmi hem mekanizme hem de vitalizme karşıdır. mekanizm, hayat olaylarını yalnız fizik-kimya olgularından ibaret sayar, vitalizm ise hayat olaylarını yarı maddi yarı manevi olaylarından, hem fizik-kimya hem de düşünen ruhtan ayrı bir hayat ilkesiyle açıklar. şuur ve bitkisel hayat gibi iki ayrı ilkeyi varsayan vitalislerin çifte dinamizminin aksine, animistler hem hayatla ilgili olayları, hem de psikolojik olayları tek bir sebebe, düşünen veya akıllı bir ruha bağlarlar.
  • tabiata ait olan her şeyde, şuurlu bir yaşayış bulunduğunu ileri süren doktrindir. mesela, ilkçağlarda yahudilerin gök gürültüsünü "yahova'nın sesi" olarak adlandırmaları, animist bir yaklaşımdır.
  • her canlıda veya cansız varlıkta, her rüyada ve fikirde bir ruh veya güce ikamet etme özelliğini veren inanç. polynesian konseptindeki gibi kontrolü eline alan kişi, evrende iyi ve kötü için ruhun tüm şeylerinden sorumludur.
  • animizm kısaca ölenlerin ebediyen dünyadan ayrılmadıkları, bunların ruhlarının ölünün çevresinde, ağaçlarda, bitkilerde ve giderek tüm doğada dolaştığı ve böylece tüm doğanın canlı olarak algılanmasıdır.

    animizmde, ruhlar insanlar arasına karışarak ya onlara şans verir ya da delirtir ve hasta eder. bu yüzden ölü ruhlarını yatıştırmak için onlara adaklar adamak, kurbanlar kesmek, ölmüş atalarının mezarlarına sunularda bulunmak gerekir. ruhlar da insanlar gibi yaşamak için yemek yemek zorundadırlar. onların dünyası bizim dünyamızın tam tersidir. bizim kışımız, onların yazı, bizim gecemiz, onların gündüzüdür. bu yüzden ruhlar bizim gecemizde ortaya çıkarlar. geceleri mezarlık kenarlarından geçilmemesi yönündeki halk inancı da buradan kaynaklanmaktadır.

    animizme göre ruhlar, öbür dünyada da bu dünyanın benzeri bir hayat sürdüğünden, ölünün öbür dünyada fakir düşerek başkalarına muhtaç kalmamasını temin etmek lazımdır. o halde, ölen kimsenin eşyalarını, zengin ve kudretli ise, esir ve hizmetkarlarını da, ölüyle beraber göndermelidir. ilkeller eşyaları da insanlar gibi canlı saydıklarından bunların ölmelerini temin etmek üzere mezara gömer, yakar veya kırarlar. böylece ölü, öteki dünyaya birlikte götürdüğü eşyalar sayesinde rahatını temin eder. (bu durum arkeologların işine yarar elbette.)

    animizme göre kişinin vücudunun bir parçası da onun ruhundan bir parça taşır. kişinin gölgesi, sudaki aksi, tasviri de onun ruhunun bir parçasını taşır; çünkü "tasvir ile gerçek aynıdır." tek tanrılı dinlerin, özellikle islamiyetin resim yapılmasını yasaklaması, bu eski inancı ortadan kaldırmaya yönelik bir harekettir (ya da bu inancın bir sonucudur). insan tarafından kullanılan eşyalar da yine onun ruhuyla özdeştir. ölümden sonra bunlar yakılarak ya da fakirlere verilerek ruhun tekrar gelerek yaşayanları rahatsız etmesi önlenir. "ölü gömülürken şahsi eşyası -bilhassa kendi yapmış oldukları ile daimi bir surette temas halinde bulundukları- beraberce mezara konur, yakılır, kırılır ve çok nadir olarak suya atılır veya yüksek bir yere asılır. ölü, yaşayanları büyük bir kıskançlıkla gözlemektedir. eğer kendisine ait bir eşyanın başkası tarafından kulanıldığını görürse, derhal eşyasını kullananları öldürür. bu yüzden ölünün diriler üzerinde herhangi bir etki yaratmaması ve dirilerin de ölüler üzerinde benzer bir sonuç meydana getirmemesi için ölen kişinin temas etmiş olduğu eşya ile katiyen temas edilmez. bunun için de bunlar türlü şekillerde yok edilirler.

    animizme göre ölü kutsaldır. bu yüzden, onun karşısında kutsal olmayan her türlü işi, çalışmayı durdurmak gerekir. (bugün anadolu'da cenaze haberi alındığında her türlü iş güç bırakılır.) ölüm halinde kimi hareketler yapmak, ağlamak, sızlamak, kadınların saçlarını kesmesi, bedenlerine toprak sürmesi, bazen çok uzun süre konuşmayarak yas tutması gereklidir.

    ölüm olayı neticesinde ölünün karısı, yakınları ve eşyası pislenir. bu sebeple, bu gibi eşya ve canlılar tabudur. onlarla her ne olursa olsun temas etmemek lazımdır. çünkü bu eşya ve canlılardaki pislik derhal temas edene geçmektedir. dul kadınlar kocalarının ruhlarına majik bağlarla bağlı olduklarından kimseyle evlenmelerine olanak yoktur. her şeyden evvel bu bağın koparılması lazımdır. bu sebeple dul kadınlar kendilerini bazı işlemlere tabi tutarlar. çeşitli milletlerde görülen bugünkü matem elbiselerinin esasını, kocasının ruhunu aldatmak üzere boyalar sürünmek, deri ve kumaş parçaları örtünmek suretiyle kadınlar tarafından yapılan pratikler teşkil eylemiştir.

    (orhan hançerlioğlu : dünya inançları sözlüğü, remzi kitabevi , ii. basım, istanbul eylül 1993) (ekler: bircan & aydın durdu)
  • her varlıkta ruh olduğu için bu ruhlarla birçok insanın rüya ve vizyon yoluyla ilişki kurulabileceğine inanır.
  • animizm dünya tarihinin bilinen en eski inancıdır, kökenleri milattan önce 3000 yıllarına kadar uzanır, animasyon kelimesi ile birlikte ruh anlamına gelen anima kökünü paylaşır ve ruh ile canlandırmak arasındaki bağ sadece etimolojik de değildir.
    (bkz: ruhun kısa tarihi)
  • üstelik, genel kanaatin aksine, gavur dilinde ortak kökene sahip canlılık hali ve ruh kelimelerinde anlam önceliği canlılığa, devinime aittir. ruh sonradan gelip anlama yamanmış, insanların gözünde hayatın büyülü iksiri olmuştur. ve fakat - bilmem duymak ister misiniz ama - atalarımızı gayet mütevazi bir ruha inanmaya sevkeden temel etmen de taşların durağanlığı ile ineklerin devingenliği arasında gözettikleri fark olmuştur.

    şimdi, 2003 yılından geriye doğru bakınca, ineklerin tanrı olduguna inanmak daha akılcı görünüyor doğrusu bana.
  • cansız varlıklara canlılık-şuur atfetme. rüzgar saçlarımızı okşamak için eser, güneş içimizi ısıtmak için doğar, vb. bu konuyla alakalı bir çizgi film izleyeniniz oldu mu? rüzgar güneşle güç yarışına giriyor. bir adamın üstündekileri çıkarmaya çalışıyor falan. gerçi bu daha çok mahremiyte tecavüz-had bilmeme ve röntgencilikle alaklı bir filmdi sanırım. animizm, genellikle az gelişmiş, kendi kendine yeten kapalı küçük topluluklarda görülür(akademik dil). ama yine de anmizmi -herkes çevresinde farketmiştir- en fazla çocuklar yapar. belki de bu nedenle kapalı animist topluluklar sevecen addedilir, hoşgörü gösterilir.

    sinemada, bana kalırsa en etkileyici olması düşünülen sahneler animizmle doludur. neo simitle karşıkarşıya gelmiştir. bir meydan okuma sözkonusudur. ilk kimin harekete geçeceği gerginliğini seyirci ve olayın kahramanlarından önce en fazla rüzgar yaşar ve yerden kaldırdığı bir kaç kağıt çer çöple bunu belli eder vs.

    animizmi ilkel tabir edilen topluluklara has bir inanç sanmak yanıltıcı. bir çok modern sanat eseri animizmden izler taşır. bonus: sözlükle aranızdaki ilişkiye bir göz atsanıza (bkz: eksi sozluk).
  • 'bu inanışa göre', resmin, heykelin, dansın, müziğin, bütün güzel sanatların ana kaynağı doğrudan doğruya veya dolaylı olarak animizm’dir.