şükela:  tümü | bugün
  • ankara'nın bir kültür ve tiyatro şehri olduğunu ispatlayan, akün sineması'nın da akün tiyatrosu olarak yenilenmesi ile dev bir salona daha kavuşan kurum.
  • yeni muduru tayfun eraslan olan kurum.
  • açık açık adam kandıran kuruluş. şöyle ki; ben keşanlı ali destanı isimli oyuna gitmek istiyorum. oyun, 531 kişi kapasiteli çayyolu tiyatrosu'nda oynuyor. ek bilgi; ankara devlet tiyatrosu'nda sahnelenen oyunların biletleri, oyun tarihinden 13 (on üç) gün önce satışa çıkıyor. evet, sitelerine üye olduğum için bana bilgilendirme maili geliyor 13 gün önceden. yaklaşık şu şekilde: 13 gün sonraki keşanlı ali destanı, kanlı nigar, şahane düğün isimli oyunlarımızın biletleri bugün saat 10:00'da satışa çıkacaktır. saat tam 10:00 da internet gişesinde hazır bekliyor ve bilgisayarı f5 manyağı yaparak satışa çıktığı anda salona ulaşıyorum. ama o da ne? 531 kişilik salonda 30 kişilik yer kalmış. onlar da benim gibi internet başında bekleyenler tarafından ya da gişeden satın alınmaya çalışılıyor. beş dakika sonra da salon tamamen doluyor. e peki kalan 500 adet koltuk ne ara doldu? genel müdürlüğe telefon açıyorum. bana diyorlar ki "çok talep gören oyun olduğu için kısa sürede tükeniyor". eyvallah. talep gören oyunun biletleri elbet kısa sürede tükenir. gurur verici bir durum. lakin bakıyoruz, biletler internetten de satılmamış. hepsi gişe satışı. evet hepsi gişe satışı. bu devlet tiyatroları'nın ankara'da torlasan toplasan 10 (on) adet gişesi var. belki o kadar bile yok. sormaz mıyım ben şimdi 500 (beş yüz) tane bileti 10 (on) tane gişeden 1 (bir) dakika içinde nasıl satabiliyorsun (burada ben siteye bir dakika gecikmeli girdiğimi varsayıyorum ki aslında anında girdim)? gişelerin önünde kuyruk oluşsa bile en azından zaman içinde teker teker satılması, biletlerin de ne bileyim yarım saat, bir saat artık gişelerin çalışma hızına göre bir süre içinde tükenmesi lazım. 10 gişe aynı anda tek seferde 10 bilet satsa, her biri de dakikada 4 farklı kişiye bilet satsa yine bile 1 dakika içinde 400 satış olur, 100 tane de boş yer olur, onların içinden da ben alırım. ki böyle bir hız olması mümkün değildir. 15 saniyede bir gişeye gelen her kişiye 10 adet bilet satışı demektir bu. otobüse bile bu kadar hızlı binilemez. ayrıca herkes de onar onar bilet almaz. seyirci gişeye yanaşacak, selam verecek, istediği oyunu ve günü söyleyecek, gişedeki bilgisayar ekranına kafayı uzatıp yer seçecek, biletler yazılacak, para ödenecek, üstü verilecek, bilet alınacak. sadece nokta vuruşlu yazıcının biletleri yazma süresi bile daha uzun sürer. üstelik de bakıyorum, aynı anda satışa çıkmış olan kanlı nigar, şahane düğün gibi oyunlarda da bir o kadar gişe satışı mevcut. yani o anda tek talep gören oyun keşanlı ali destanı da değil. bunun oyunun talep görmesiyle alakası yok. ya kimi biletler gişe satışı için ayrılıyor, internetten satışa izin verilmiyor (*), ya gişeler saat 10:00'dan veya 13 günden önce biletleri satışa çıkarıyor, ya da biri gelip "kapatıyorum ulen salonu. bütün biletleri alıyorum" falan diyor. başka da açıklaması yok bunun. eğer varsa, açıklama bekliyorum birilerinden.

    (*) devlet tiyatroları internet sitesinden alınan bir yazı: "19 aralık 2005 tarihinden itibaren devlet tiyatroları yeni satış sistemine geçmiştir. salonlarımızın tamamı internet satışına açık duruma getirilmiştir. satışa sunulan tüm temsiller gişeler ile aynı anda internetten sisteme girenler tarafından da görülebilmekte ve bilet alınabilmektedir."

    gişe ile görüştükten sonra gelen edit: 531 kişilik salon için genel müdürlük, daha biletler satışa çıkmadan evvel 450 kişilik toplu satış yapmış. "ee biz nasıl izleyeceğiz" şeklindeki serzenişimin ardından önerilen çözüm ise, "ilk üç sıra toplu satış ile satılmıyor. erken davranıp internetten alabilirsiniz" olmuştur. evet ilk üç sıra toplu satış ile satılmıyor lakin davetlilere ve protokole ayrıldığı için onlar da internette kapalı gözüküyor. bize de sabah saat 10:00'da, kalan üç beş tane yeri, kamyondan atılan gıda yardımını kapışan halk gibi kapışmak kalıyor.

    evet gün itibariyle iki kişilik yer kapmış bulunuyorum. oh be sonunda.
  • oyunlar ve aylık program sayfasına doğrudan erişebileceğimiz adres şöyledir: http://www.devtiyatro.gov.tr/…b/bolgeler/ankara.htm
  • gözü kapalı her oyuna saldıran biz ankara tiyatroseverlerinden de güç alarak, ne yapsak izleyecekler zihniyetine hakim olduğunu düşündüğüm kurum.
  • yeni sezona girmesine rağmen sozlukte hala oyunları hakkında yorumlara rastlayamadıgım kurum. zamanı kısıtlı olanlar icin ne faydalı oluyor oysa burdan yorumları okuyup oyle oyun secmek ey sozluk.
  • 2008-2009 sezonunda yeni oyunlardan izledigim fırtına yı ese dosta tavsiye edebilirim.durukan ordu, sinem islamoglu, levent celmen, erdal kücükkomurcu oyunda baska boyuta ulastırıyolar seyircileri..bunun dısında hüzzam da maral unerden oyunculuk dersleri aldım, tonlama, vurgulama, sahne kullanımı konusunda kendisi gercek bi usta.. her oyunun full gise oynaması yoksa ankaralının ayak sesleri mi..
  • büyük oyunlara bilet almanin imkansız olduğu, beni tiyatrodan soğutan kurumdur. örneklemek gerekirse; ankara'nın en büyük salonlarından birisi olan akün sahnesinde fosforlu cevriye adlı oyuna, internetten, istediğim günden 13 gün (yani bilet satışının resmi olarak başladığı) öncesinden bilet almaya çalıştığımda o günün tamamen dolu olduğunu gördüm. demek ki internetten satışa çok az bilet ayrılıyordu ve diğer satışlar gişelerden yapılıyordu. gişeyi aradığımda ise satışa sadece 65 adet koltuğun çıktığını, bunlarınsa 10 dakika içinde tükendiğini öğrendim. nasıl oluyor da sadece 65 bilet satışa çıkıyor diye sorduğumda, toplu bilet alımının yapıldığı söylendi. yani bir şekilde biletler satışa çıkmadan toplu bilet alıyor bazı insanlar ve bizim gibiler de kabak gibi kalıyor ortada. bu toplu bilet alımına bir kısıtlama getirilmediği sürece bu tür büyük oyunlara yalnızca toplu bilet alanlar gidebilecek gibi.
  • müdavimlerinin her sahnesine ayrı anlam yüklediği, hala bu ülkenin en güzel kurumlarından biri.
    işlevsellik ve çağdaşlık açısından çayyolu cüneyt gökçer sahnesi en iyisi gerçekten. orada 'salome'yi, 'aşk-ı memnu'yu, hele hele rembetiko'yu izlemek başlı başına bir keyif oldu benim için, her daim.
    akün ise daha ulaşılır, daha bir elini uzatan olur hep seyirciye. ondaki gizem apayrıdır ama, 'ormanların hemen önündeki gece'den bu yana, 'yıldız olmak kolay mı'dan 'hayatı yaşamak' oyunlarına dek sürüklenen bambaşka bir hava olmuştur onda ki bu gizem en son 'gizler çarşısı' ile açığa çıkarmakta kendini.
    şinasi de ankara'nın yakın geçmişine şahit olanlardandır, misafirperverdir, her telden, her şehirden oyunla çeşitliliğe sahne olur hep.
    altındağ, pek sevilmese de hep izler taşır ülkenin, şehrin bizzat kendisinden.
    irfan şahinbaş gizli saklı bir oyun cennetidir, insan kendiyle ve çevresiyle en samimi hesaplaşmalarını burada yapar. kış bahçesidir oyunlarının.
    stüdyo sahne ise en genci, en özgürüdür. çevrede insanın hallerine dair en son ne varsa idealist ve hevesli bir sanat emekçisi olarak getirip yansıtır sahnesine.
    büyük tiyatro sahne sanatlarının asaletinin timsalidir,
    küçük tiyatro ise iki kalas bir hevesin yıllar ötesinden yıllar sonrasına en büyük tanığı.
    ne var ki azadedir her birinden oda tiyatrosu, insanın doğrudan iç dünyasına sızıvermeyi en iyi o bilir. samimiyeti kendine özgüdür. oyunla buluşma saatini beklerken ya da oda'dan karmakarışık ayrılırken mevsimine göre gün batımı ya da hafif bir yağmur eşlik eder kollarını açtığı seyircilere...
    insan dokunuşuyla yaratılan en büyük eserin sanat olduğu bir kez daha akıllara düşsün diye.