şükela:  tümü | bugün
  • gitgide genişlemesiyle insanı ürperten,yakında yer kalmayınca ne yapılacağı düşünülen,binlerce geçmişte kalan insanın ev sahipliği yaptığı,ankaradaki iki büyük mezarlıktan biri.ayrıca deniz gezmiş,hüseyin inan ve yusuf aslanın,vasiyetleri yerine getirilmeyerek,aralıklarla gömüldüğü yer.
  • kendi ölünüzü gömerken diğer ölüleri çiğnemek zorunda kalabildiğiniz, mezar taşlarını entry okur gibi okuduğunuz, isim benzerliklerine bakıp bakıp sürekli "hayır hayır olmasın sakın" dediğiniz, garip ruh haline bürünülen bi de sucu çocukların "abula ben mezera su döktüm para ver" diyip durdukları mekan
  • e-mezarlık projesiyle, artık ziyaret etmek istediğiniz yakınınızın ismini vererek, sağa git ordan sola dön kime sorsan gösterir şeklinde bir printout alabileceğiniz bir sistem kuran teknolojik mezarlık.
  • anasının tırnağında, uzak mı uzak bir mezarlık (demetevler'le hiç alakası yok mesela, nerdee).

    aklı başında olan insan özel arabasıyla gider; ego fanatikleri içinse tarafımızca bilinen tek ulaşım yolu 281 numaralı yükseltepe otobüsünü kullanmaktır - dil tarih'in tam karşısından veya sezenler caddesi'nden binilebilir ("yükseltepe" yazan diğer otobüsler mezarlığın oradan geçmemektedir).

    merhumun mezarının yeri bilinmiyorsa hiç inat edilmemeli, doğrudan 5 numaralı kapının oradaki kulübeye gidilmeli; aranan yer, ada ve parsel numaraları cinsinden bilgisayardan bulunmalıdır.
  • ankara cebeci asri mezarlığı yetmeyince, mezarlığa duyulan ihtiyaç nedeniyle kurulmuş bir yer. ilk kurulduğunda belli ki özenilmiş bir mezarlıkmış. en eski bölümleri gayet ağaçlıklı, yemyeşil, düzgün yolları olan, ecnebi mezarlıkları kadar olmasa da yine bir nebze ferah bir yer. öte yandan özellikle 1995 ve sonrasında gömülenler bölümü korkunç. dedemi 1999'da gömdük, o tarihte etrafta görebildiğimiz tüm tepeler silme mermerdi, güneşin altında parıl parıl parlamakta olan çok sürrealist bir manzara oluşturuyordu. etrafta tek bir ağaç yok, zaten mezarlarda artık fabrikasyon usülü açılıp kapanmakta. şöyleki bir kepçe gelir, doğalgaz borusu döşenecekmiş gibi boydan boya 50 metre uzunluğunda 2 metre genişliğinde bir çukur açar. ardından içine 1 metre kadar derinliği 1 metre aralıklarla da ara duvarları olan boydan boya 50 metrelik bir beton çerçeve konulur. böylece 50 kişilik 4 duvarı beton sadece altı toprak bir mezarlar topluluğu elde edilir. ölü defnedildikten sonra da üzerine göstermelik olarak bir kaç kürek toprak atılır, ardından buldozer gelir bir beton kapak kapatır. dolayısıyla ölünün üst tarafı toprakla örtülmemiş, boşlukta yatar pozisyonda olur. ardından da dileyen(yani aşağı yukarı herkes) beton kapağın üzerine mermer sarkofagus yaptırır, üstüne bir karış toprak koyar, üzerine çiçek. bu usül ne kadar dine uygun, ne kadar da vicdana uygun bilmiyorum, bana çok kötü gelmişti.

    ayrıca öyle hızla ilerleyen bir mezarlık ki, yakında ankara'nın tüm kuzeydoğusu mezarlık olabilir. dev gibi bir mermer ormanı... su satarken yapışıp kalan çingene çocuklarıyla ayrı bir tad da yakalmış durumda.
  • bütün sevdiklerim orada uyuyor. önünden gecerken, ayakkabılarımı cıkartıp sessizce yürüyorum. gözlerimi kapatıp hepsine birer iyi uykular öpücügü gönderiyorum.
  • deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan'ın, ikişer-üçer mezar arayla aynı sırada yattıkları mezarlık.
  • özellikle 12 eylül darbesi’nin lideri kenan evren'in “asmayıp da besleyecek miyiz?” sözünü fiile dökmesinden sonra dolup taşan ve içinde en çok devrimci, solcu, demokrat barındıran mezarlık..

    mesela 6 mayıs 1972’de idam edilen deniz gezmiş, yusuf arslan, hüseyin inan; 30 mart 1972’de kızıldere’de öldürülen mahir çayan; ulaş bardakçı ; 12 eylül öncesi çatışmalarda ölen ertan sarıhan, sebahattin kurt, hakan şenyuva, kazım özüdoğru, hüdayi arıkan, sezai ekinci; idam edilen erdal eren, necdet adalı gibi (ve daha adını hatırlayamadığım ya da hiç bilmediğim) bir çok isim burada yatıyor.
  • her sene olduğu gibi bu sene de babalar günü ziyaretimizi gerçekleştirdiğimiz bu kutsal mekanda, insanları işkence çekerken görmek hayli üzdü. babalar gününde bir dua etmek, mezarına bir çiçek dikmek için gelen bir sürü insanın çektiği çileden bahsetmek istiyorum.

    hepimizin bildiği mezar mafyaları, yağmacıları, altın diş arayanlar, çiçek çalanlar, para vermediğin zaman arkandan mezarı tahrip edenler, sen ziyaretini gerçekleştirirken arabanı soyanlar yetmedi şimdi de giriş kapıları hariç bütün çeşmelerin akmaması için yapılan tahribat insanları çileden çıkarttı. birçok insanın, öldüğü yakınının arkasından onun adına yaptırdığı çeşmeler yağmalanmış, muslukların kafaları sökülmüş hatta kör tıpa ile kapatılmış, bir kısmı ise yıkılmış.

    neden? mezarlığa salınmış en küçüğü 7 yaşında olan çocukların, su taşıyarak para kazanması için. elbette bu da bir çete bu da bir mafya. koskoca belediye, giriş kapısı hariç bir görevli bile tayin etmemiş bu yağmaya son vermek için. yetkililer: "efendim yapabileceğimiz bir şey yok" diye cevap vermekle yetinirken, sağa sola asılmış "mezarlık personeline bahşiş vermeyiniz" yazılı tabelalar asmayı da unutmamışlar. efendim bizler ve ölülerimiz için verdikleri tek hizmet: sürekli yayın yapan kuran-ı kerim kaseti. sağolsunlar duamızı ediyolar binlerce ölümüz için ama, kocasını bu güzel günde ziyaret edip, mezarına bir şişe su dökmek isteyen, daha ayakta bile zor duran teyzelerim için su çeşmelerine bir önlem getirememişler.

    yurdum insanı tabi ki çözümünü bulmuş, bir kısmısı arabalarından çıkarttıkları pense ile su vanalarını açıp bidonlarını dolduruyor, yakınlardaki insanlara yardım ediyorlar ama elbette su boşa akmasın diye ardından kapatmak zorunda kalıyorlar.

    yok mudur kardeşim bu ankara'nın en büyük mezarlığına getirilecek bir çözüm? anca tabela asmak mıdır? yoksa etrafa havuz yapıp 3 ayda köprülü kavşak yapmak mıdır hizmet? mezarlıkta bile huzur bulamıyor sinirlerimi bozuyorsam ben daha ne yapayım. al köprülerin de senin olsun, havuzlarındaki sularını da al naparsan yap. yazık valla memleketimin ölüsüne bile saygı yok.
  • beyaz mermer mezar taşlarının gitgide ardışık pamuktepelere dönüştüğü yer.