şükela:  tümü | bugün
  • sukran yigitin icinden sicacik bir cocukluk eve girilmeyesi bir sokak yasanilasi bir sehir ( yetmislerin ankarasi ) parcasi olmak istenesi bir ask cikan ilk romani. paristeki yasli komsu kadinla olan muhabbet ve o ogleden sonrasi icin yapmaya karar verilmis olan isin anlatildigi bolumler okuyucunun pesini bi daha birakmaz unutulmaz.
  • dörd çarpı atmış saniye dolaylarında önce bir kurabiye saatinde, ardından bir kahve molasında bulunup kendisini bulduğumuz yapıt. vedat, süreyya... fakat "adyojolikandi ve indira gandi"dir ele veren.
  • 3 sene öncesi,istanbul,nemlenen sayfalar,içilen çaylar,yeşil fındık,arkadaşlık,aşk,öyküler,özlemler,olmalar,en çok da olamamalar.gece lambası,diyalektik anlatan kitaplar,okunması luzum gorulen kitaplar,izlenmemiş filmler,yerleşen filmler,dağınıklık,üniversite...okunduğu zamanla seviliyordu bu kitap.

    "_bu filmin de sonu kötü.bak...birimizden birimizin daha az örselenmesi lazım ki, öbürüne sahip çıksın.bu iş ne kadar devam eder bilmiyorum, ama ben büyük ihtimalle gidiyorum buralardan, hem de uzağa gidiyorum herhalde...insanın döndüğünde birisini bulması kötü mü sence?hem geçen sefer sen gitmiştin.
    _ben gitmemiştim, götürülmüştüm.
    suna'nın gözleri donuklaşmıştı ama yine de gülümsedi:
    _ben götürülmeyi beklemeden kendim gideyim diyorum işte
    _ben sana gitme demiyorum ki suna...
    peki ne diyordum ben?
    suna uzun uzun yüzüme baktı.söyleyeceklerini kafasında sıralamaya, tartmaya çalıştığı o zamanlardaki gibi hareketliydi gözleri.
    _emel, hayatında insandan çok roman figürü var,biraz hayata karışmanın vakti gelmedi mi?
    _ben hayatın içinde bu kadar olabiliyorum, yakından tanıdığım her şeyden bir süre sonra nefret etmeye başlıyorum, hem şimdi mesele bu değil.sen gitmeden bir çay içelim mi?
    _içelim, bir de bob dylan dinleyelim.
    hangi şarkıyı dinleyeceğimizi biliyorduk.
    çayları getirdim.suna'nın küçük bavulu kapının önündeydi.kaseti koydum.çaylarımızı içtik.suna "kahvelerimizi de sonra içeriz" dedi ve kalktı.ona yeşil yağmurluğumu verdim,hafifti,yanında yer yere götürebilirdi.sarıldık,ben mutfağa gittim,kulaklarımı tıkadım.

    döndüğümde şarkı bitmişti, suna yoktu"

    (bkz: one more cup of coffee)
  • puslu ankara akşamlarında okunduğunda yenimahallenin bahçeli güzel evlerinde oynanan çocukluk oyunlarını burunda tüttüren, odtü yedinci yurtun o soğuk yapısını dudak kıvrımına taşıyan çok bizden bi roman. bir dönem ankarada yaşayan veya odtüde öğrenci olmuşların kendini yalnız hissettiğinde okuyup içini ısıtacak küçük soba (duygulu smiley)
  • "havada gelişi güzel, anlamından öte sadece söylendiği için önemli olan sözcükler uçuşur. avcunu açıp o sözcüklerden bir avuç toplayıp bana uzatırsın, o yazda, ankara'da anlatamadıklarını başka bir aşkın dilinden anlatırsın... bir aşkın bitmesinin onun hiç yaşanmadığı anlamına gelmediğini anlatmak isterim sana. ama ancak bir kaç kırık dökük sözcük dökülür dudaklarımdan, başladığıma pişman olurum...
    sana 'çocuklar evlerine gittiler, çanak çömlek patladı ve aşklar da değişti' diyemem ki..."
  • bu küçük ve hüzünlü kitabı, ankara okuma grubu, ankara'da 19 aralık 2011'de konuşuyor
  • ankara yenimahalle nin eski evlerini, eski halini, gençlik parkının eski halini bilenleri etkileyecek kitap
  • --- spoiler ---

    "suna'ya göre her edebiyatın bir mevsimi vardı. kış geceleri büyük rus romanlarına, yaz ayları amerikan öykülerine, sonbahar tek başına edip cansever'e, ilkbahar ise fransız klasiklerine ayrılmalıydı. ingiliz edebiyatı mevsimsizdi tabii ki."

    --- spoiler ---

    iletişim yayınları, syf. 124