• bu başlığa bir daha entry girmeme, bu durum üzerinde bir daha konuşmama gibi kararlarım yüzünden uzun zamandır yazmıyorum. ama bana sözlük üzerinden veya başka yerlerden ulaşan, bu dertten muzdarip insanlardan gelen talepler üzerine yazma zorunluluğu hissettim.

    öncelikle bu babadan oğula nesil rahatsızlıkla bir buçuk yıldır bir ilgim yok. geçmişin tozlu sayfalarına gönderdim, çöpe attım, üstüne bastım. ama konuyla ilgili her şeyden de kaçtım daha sonra. kötü bir yerden zar zor kurtulduktan sonra orada kalan insanları bırakıp gitmek, bir daha aklına getirmemek gibi. sanki titanic’teki son filikaya son anda binip gemi batarken arkasına bile bakmayan insanlar gibi...

    kurtulduğumun üzerinden biraz zaman geçtikten sonra düşünmeye başladım. bu başlığa yazdığım şeyleri silmeyi bile düşündüm. hiç yaşanmamış şeyler gibi olsun, istedim. kabus gibi olsun, ‘’uyandım ve bitti. şimdi bir izi bile kalmadı, yok işte!’’ demek için istedim ama bu konu üzerinden çok mesaj aldım. çok insana yol göstermeye çalıştım elimden geldiğince. silmemenin daha mantıklı olduğunu, hatta bu iğrenç şeyden kurtulduğumu yazmam gerektiğine kanaat getirdim.

    bu rahatsızlığım coştuğunda ekşisözlük yazarlığım henüz onaylanmıştı(6 yaşımdan beri sözlük okuyorum ama!) bu sitenin her konuda faydasını gördüm ama bu şey yüzünden yazarlarla o kadar konuştum ki; anlatamam. bu başlığa yazan herkese mesaj attım, sanırım. ''geçecek mi?'', ''çok kötüyüm...'', ''siz ne yaptınız?'', ''ölmek istiyorum artık!'' vs. hepsi de, sağolsunlar hep cevap verdiler bana. bir yazar da ''hay senin kafanı s*keym artık yeter, bıdı bıdı konuştun lan, yeter. git yat zıbar!'' diye mesaj atmadı. şu anda yazar olan veya bir şekilde uçan, uçurulan ve bana yardım eden herkese teşekkür etmek istiyorum.(mesaj kutusu yanar: ''lan hala teşekkür falan diyo ya. bi sus lan bi sus s*ktir git!'')

    umut taciri gibi görünmek istemiyorum kesinlikle. çünkü sizin durumunuzu bilebilecek ne bir eğitimim, ne de başka bir imkanım var. ama kesinlikle önerebileceğim bir şey var sadece. o da güvendiğiniz bir doktora gitmek(güvendiğiniz derken ''kötü doktorlar var, aman onlara bulaşmayın'' falan demiyorum. sizin güvendiğiniz bir doktorla daha rahat atlatırsınız bu süreci. neticede psikolojik işler bunlar; güven önemli, bundan bahsediyorum.) doktorunuz ne derse uygulayın. harfiyen uygulayın ama. adamlar eğitimini alıyor bu işin. bu tarz vakalardan kaç tane görmüşlerdir, siz düşünün. ''ilacı yatarken iç'' diyorsa yatarken için. ''içki kullanma sakın bu süreçte!'' diyorsa kullanmayın. ''az ye biraz, kocaman oldun lan!'' diyorsa az yiyin.

    önerebileceğim diğer bir önemli şey ise; bu konuyla ilgili yazılan şeyleri okumamak. yani neler neler yazılmış internette. buraya yazdığım şeyleri okuyunca kendi canım sıkılıyor benim. neler neler yazmışım; intihar'a( sanki gözüm yiyecekti de yapacaktım) paxil'e(bu ilaç yardımcı oldu bana, artislik yapıp ''bulaşma sakın...'' falan yazmışım.)

    bir de o dönemde her başlıkta kendi durumumu dile getirme çabasında bulunmuşum. atıyorum; başlık: feridun düzağaç. girdiğim entry: ölmeyi düşündüğüm şu zor anksiyete döneminde şarkılarıyla.......veya başlık: basketbol, girdiğim entry; adamı ölmekten beter eden, hiç geçmeyecekmiş gibi gelen anksiyete yüzünden kullandığım paxil'le aldığım kilolar sebebiyle smaç basmayı özlediğim...(bak smaç basabildiğini de söyleyip o durumda bile kızlara selam çakıyor ki; sanki lisede de smaç yeteneğiyle hatun düşürecek) bu tarz entry'lerimi daha sonradan sildim tabi ki; silerken de çok eğlendim ama kala kala 450 tane entry’m kaldı. ne boş konuşmuşum meğerse...

    bu hastalığı atlatma sürecinde zor ve kötü şeyler yaşadım tabi. 4 yıldır bıraktığım sigaraya tekrar başladım ki; en büyük pişmanlığımdır. şu anda bırakmaya çalışıyorum, 3-4 gündür içmedim. elimin ayağımın titrediği ve kaşımın gözümün oynadığı doğrudur bu yüzden ama yapacağım ve kurtulacağım bu illetten de. bir de çok kilo almıştım ilaçların da etkisiyle. ama yemezseniz almazsınız. 77 kilodan 135 kiloya kadar çıktım ki; yürürken bir çığ etkisi yaratıyordum son zamanlarda. ilaçları bırakınca, biraz rejim yaparak ve biraz da smaç basarak(o yeah) 106 kiloya inebildim. evet hala 30 kilo fazlam var ama; kemiklerim iri benim, o faktörü unutmamak lazım.

    dört yıllık okulumu bu şey yüzünden beş yıla uzattığım doğrudur ama yapacak bir şey yok(dersler de ağırdı ya, çok da uzamadı aslında...) ve o dönemde bilinçsizce insanları kırabiliyorsunuz bazen ama kendiniz ortadan ikiye ayrılmış, parçalanmış bir halde olduğunuz için bunu anlamıyorsunuz.

    bu konuda yazacaklarım bu kadar artık. umarım bunu yaşayan herkes kurtulur, en az yazılan başlık olur, dünya üzerinden silinir bu kavram, daha sonra bir yerlerde bulurlar tekrar, geleceğin etimologları da bu kelimenin anlamını düşünür durur da bulamaz...
  • iyi bir adam olmanın bedelidir. geçer ama, tekrar gelirse yine geçer, söz veriyorum.

    şu ilk cümle de kovboy filmi ismi gibi oldu. başrolde clint eastwood falan.
  • göğsünüzde merdaneli makineye kısmış gibi peydah olan bir sıkışma, sıkışan noktaya aynı anda elektrik veriliyormuş gibi bi' karıncalanma ve kasılmlardır anksiyete.

    küçücük hevesleri bile kursağında bırakan; atak sonrası pestil gibi bi' köşeye atandır.

    her akşam hayatı resetlemek, aylar sonra geriye baktığında aynı yerde olmaktır anksiyete.
  • hani yoldan geçerken bir cenazeye denk gelirsin, öleni tanımazsın ama cenazesindeki insanların hali seni fena etkiler. neyi kafaya taktığını bilemezsin. genç yaşta ölen mi, onu sevenlerin hali mi, mezar taşının üstündeki dokunaklı bir yazı mı seni bu kadar sarsmıştır. işte anksiyete içinizden her gün bu cenazenin kalkmasıdır. kimi zaman şairin dediği gibi, ölüm gelir aklınıza ve bir ağaca, bir insana deli gibi sarılmak istersiniz. kendini çok korunmasız ve güvensiz hissedersin. kendin kendine o kadar batarsın ki, başlarsın batan bir gemiymiş gibi içindekileri atmaya. eksilterek ruhunu, su üstünde kalmaya çalışırsın. oysa buz gibi, karanlık sular gittikçe içinde dolar. kalbin o denli hızlı ve düzensiz çarpmaya başlar ki kendi çölünün sessizliğini yırtarsın. içinde kum fırtınası koparken, sen nasılsa anlamazlar diye susarsın.. oysa insanlar anlar, onların içinde de ne yangınlar var. hayat bir yerlerde beni bekliyor olmalı dersin, neyse der geçersin. 'acele etmeme gerek yok ben arkadan yetişirim' .. o göğsünde taş gibi oturan sıkıntı da yetişemediğindir, yetişebilecekken yitirdiğin.
  • bozukluğu pek kötü olandır. bünyede birbirini tetikleyen ve iyileşmesi uzun zaman alabilecek tahribatlara yol açabilecek hede hödödür.
  • kendi tecrübelerime göre dize getirilebilendir.
  • çok tuhaf bir zihin hareketidir bütün diğer psikiyatrik durumlar gibi, insan zihnin bedene kendini önemsettirmeye çalışmasından kaynaklanır, hep bir tanrı olma ayakları, hep bir yücelik iddiası içindedir zihin, zayıf olan beden bunu kaldıramaz ve isyan eder, yaşamaktan vazgeçmeye, kendini yok etmeye çalışır, kendini odalara saklar, mezar gibi odalara, kendine bakmaz, yemez, içmez yıkımı için var gücüyle çalışır. bütün bunlar olurken öne çıkan, bütün ilgiyi üstüne toplayan zihin acı çekmenin bütün hazlarını doyasıya yaşar. işte bu yüzden zihne yüz vermemek gerekir, bedenle ilgilenmek, bedenin hoşuna giden ne varsa onları yapmak gerekir, dışarıya açılmak, insanlarla konuşmak, insanlara dokunmak, hayvanlara dokunmak, yiyip içmek, derin derin nefes almak gerekir. o kibirden çatlayan zihin, kendi karanlık köşesine iyice sinsin, gıkını bile çıkaramasın diye.
  • bu başlığı açıp okuyamamak. okuyunca çok kötü olcakmışım gibi gerilmek.kalp çarpıntısı korku, endişe...
  • yok lanetmiş, yok geçmezmiş, yok hayatı zindan edermiş....
    öncelikle bunları yazanların beynini sikeyim ki adam zaten morali bozuk canı sıkkın bi halde bilgi almaya gelmişken adamın moralini bozduklarından, sonrada bunları okuyup canı sıkılanları sikeyim ki zilyon tane çeşidi olan ve her kişiden kişiye değişen düşünce yapısı için başkalarının düşüncelerini umursadıklarından...

    arada bir düzgün bir psikiyatra gidip nasıl baş edeceğini öğrenirsen çokta kolay geçer, parada değil bu amk özel tıp merkezlerinin bir çoğunda var psikiyatrı bölümü 20 tl falan gibi bir katılım payıyla gidip yarım saat muhabbet edebilirsiniz. eyer ki düşünce yapınız hemencecik değişmeye müsait değilse, veya daha ileri bir safha falansanız ilaçlarla çokta güzel kontrol altına alınabilir doktorunuzun size göre önereceği yeni nesil bi antidepresan ( tv de konuşan bir doktor beyaz ekmekten bile daha az zararlı olduğunu ve ülkenin 3/1 inin kullanması gerekli demişti) ve xanax gibi bi anti anksiyete ilacıyla normal yaşantınıza kaldığınız yerden devam ederek kurtulabilirsiniz, zaten muhtemelen xanax'ı da 2-3 gün kullanacaksınız ve etkisini gördükten sonra kullanma gereği duymayacaksınız yanınızda bulunması bile sizin anksiyete atağından kurtaracaktır.
    sizin dikkat etmeniz gereken tek şey evde oturup düşündükçe ve netten konuyla ilgili araştırma yaptıkça hastalığınızın artacağıdır, bu sebeple bu ve benzer sitelerde hastalığınızı araştırmayın gidip bi psikiyatra ikicik muhabbet edip durumunuzu endişelerinizi anlatın ve kendinizi dışarı atıp durun arkadaşlarınızın yanına gidin, yüzmeye gidin, kısacası hayata karışın kısa bi süre sonra bir şeyinizin kalmadığını göreceksiniz.

    joffery reis'in dediği gibi (#28245283) anksiyeteden öleni görmedik.
  • diğer tüm psikiyatrik hastalıklar gibi alkol karşısında çaresizdir.