şükela:  tümü | bugün
  • hani yoldan geçerken bir cenazeye denk gelirsin, öleni tanımazsın ama cenazesindeki insanların hali seni fena etkiler. neyi kafaya taktığını bilemezsin. genç yaşta ölen mi, onu sevenlerin hali mi, mezar taşının üstündeki dokunaklı bir yazı mı seni bu kadar sarsmıştır. işte anksiyete içinizden her gün bu cenazenin kalkmasıdır. kimi zaman şairin dediği gibi, ölüm gelir aklınıza ve bir ağaca, bir insana deli gibi sarılmak istersiniz. kendini çok korunmasız ve güvensiz hissedersin. kendin kendine o kadar batarsın ki, başlarsın batan bir gemiymiş gibi içindekileri atmaya. eksilterek ruhunu, su üstünde kalmaya çalışırsın. oysa buz gibi, karanlık sular gittikçe içinde dolar. kalbin o denli hızlı ve düzensiz çarpmaya başlar ki kendi çölünün sessizliğini yırtarsın. içinde kum fırtınası koparken, sen nasılsa anlamazlar diye susarsın.. oysa insanlar anlar, onların içinde de ne yangınlar var. hayat bir yerlerde beni bekliyor olmalı dersin, neyse der geçersin. 'acele etmeme gerek yok ben arkadan yetişirim' .. o göğsünde taş gibi oturan sıkıntı da yetişemediğindir, yetişebilecekken yitirdiğin.
  • bozukluğu pek kötü olandır. bünyede birbirini tetikleyen ve iyileşmesi uzun zaman alabilecek tahribatlara yol açabilecek hede hödödür.
  • kendi tecrübelerime göre dize getirilebilendir.
  • çok tuhaf bir zihin hareketidir bütün diğer psikiyatrik durumlar gibi, insan zihnin bedene kendini önemsettirmeye çalışmasından kaynaklanır, hep bir tanrı olma ayakları, hep bir yücelik iddiası içindedir zihin, zayıf olan beden bunu kaldıramaz ve isyan eder, yaşamaktan vazgeçmeye, kendini yok etmeye çalışır, kendini odalara saklar, mezar gibi odalara, kendine bakmaz, yemez, içmez yıkımı için var gücüyle çalışır. bütün bunlar olurken öne çıkan, bütün ilgiyi üstüne toplayan zihin acı çekmenin bütün hazlarını doyasıya yaşar. işte bu yüzden zihne yüz vermemek gerekir, bedenle ilgilenmek, bedenin hoşuna giden ne varsa onları yapmak gerekir, dışarıya açılmak, insanlarla konuşmak, insanlara dokunmak, hayvanlara dokunmak, yiyip içmek, derin derin nefes almak gerekir. o kibirden çatlayan zihin, kendi karanlık köşesine iyice sinsin, gıkını bile çıkaramasın diye.
  • bu başlığı açıp okuyamamak. okuyunca çok kötü olcakmışım gibi gerilmek.kalp çarpıntısı korku, endişe...
  • yok lanetmiş, yok geçmezmiş, yok hayatı zindan edermiş....
    öncelikle bunları yazanların beynini sikeyim ki adam zaten morali bozuk canı sıkkın bi halde bilgi almaya gelmişken adamın moralini bozduklarından, sonrada bunları okuyup canı sıkılanları sikeyim ki zilyon tane çeşidi olan ve her kişiden kişiye değişen düşünce yapısı için başkalarının düşüncelerini umursadıklarından...

    arada bir düzgün bir psikiyatra gidip nasıl baş edeceğini öğrenirsen çokta kolay geçer, parada değil bu amk özel tıp merkezlerinin bir çoğunda var psikiyatrı bölümü 20 tl falan gibi bir katılım payıyla gidip yarım saat muhabbet edebilirsiniz. eyer ki düşünce yapınız hemencecik değişmeye müsait değilse, veya daha ileri bir safha falansanız ilaçlarla çokta güzel kontrol altına alınabilir doktorunuzun size göre önereceği yeni nesil bi antidepresan ( tv de konuşan bir doktor beyaz ekmekten bile daha az zararlı olduğunu ve ülkenin 3/1 inin kullanması gerekli demişti) ve xanax gibi bi anti anksiyete ilacıyla normal yaşantınıza kaldığınız yerden devam ederek kurtulabilirsiniz, zaten muhtemelen xanax'ı da 2-3 gün kullanacaksınız ve etkisini gördükten sonra kullanma gereği duymayacaksınız yanınızda bulunması bile sizin anksiyete atağından kurtaracaktır.
    sizin dikkat etmeniz gereken tek şey evde oturup düşündükçe ve netten konuyla ilgili araştırma yaptıkça hastalığınızın artacağıdır, bu sebeple bu ve benzer sitelerde hastalığınızı araştırmayın gidip bi psikiyatra ikicik muhabbet edip durumunuzu endişelerinizi anlatın ve kendinizi dışarı atıp durun arkadaşlarınızın yanına gidin, yüzmeye gidin, kısacası hayata karışın kısa bi süre sonra bir şeyinizin kalmadığını göreceksiniz.

    joffery reis'in dediği gibi (#28245283) anksiyeteden öleni görmedik.
  • 'olur öyle' hastalığı. bir ayrilik nadir ve simin konulu sorunumdan sonra bir sene içerisinde her gün filim allah filim burnumu camdan çıkarmamaktan dana kıvamına gelince 'bu yol yol değil hacı bir doktora gözük' dedikten sonra bugün bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde yediğim teşhis. bende kendini sürekli bir yalnız kalma isteği, insanların toplu olarak salak ve çekilmez gelmesi, kendi gerçekliğinden kaçmak için kafayı filmlere gömmek olarak göstermiştir. doktorla konuştuk dedim böyle böyle yarama festival filmi bastım bir rölanti halindeyim sanki bir mucize olacak ve her şey yoluna girecek. önce mucizelere inanır mısınız diye sordu. dedim denizin ikiye yarılması, uçan adam sabri falan bana ters ama bir şekilde kader dediğimiz döngüde karşımıza iyi insanlar çıkar, başımıza iyi olaylar gelir ve tüm olumsuz günleri unutuveririz. aynen öyle inanın dedi. sonra ben ayrılıktan travmatik durumlardan falan bahsedeceğiz sanırken son zamanlarda izlediğim beni en çok etkileyen filmi sordu. korkoro dedim tony abinin kulaklarını çınlattık. o da bana hair diye film var ona benziyor dedi. bilmiyorum dedim izlemedim, içimden de saç diye film mi olur lan dedim. atlatma aşamasındasınız bence durumunuz olumlu dedi. bir zahmet 20 kg aldım camış gibi oldum atlatayım dedim, içimden tabi. sonra paxera diye bir ilaç verdi bir ay sonra yine gel dedi. çıktım muaynaneden düşünen adamın yanına gittim bir sigara yaktım..düşündük beraber. ona da uzattım bırakmış..sağlığa zararlıymış. insanlar sağlığa daha zararlı be hacı dedim gülüştük. sigaramı akan suya suya üfledim, sudan sebeplerden bir mutlu oldum. düşünen adamdan helallik aldım, kalktım işe geldim. komo la roza eşliğinde bunları buraya yazdım..yazıyorum. sırf aylar sonra gelen edit mutluluğun yanına koydum her gün halay çekiyorum hayat ne güzel beheyyy demek istediğim için. bakalım diyebilecek miyim ilerleyen bölümlerde göreceğiz. bir de o nasıl güzel bir hastane lan bunca yıl niye hiç gitmemişim diye iç geçirdim.

    (bkz: min dit)
  • ne deseniz, lügattaki bütün hazineyi cümlelere dökseniz, bu durumun tek karşılığı vardır ; bilinmezlik'tir.

    "allah düşmana dahi vermesin" denilebilecek bu hastalık kişiyi tam anlamıyla bulunduğu zamandan, mekandan soyutlar. onu alır bilinmezliğin, belirsizliğin eşiğine bırakır. dikkat ederseniz bilinmeze götürür demiyorum. eşiğe bırakır ve öylece gider. geride kalan "sen" ise ne biçim bir halta bulaştık düşüncelerinin ardından sıkıntılar evrenine giriş yapayazarsın.

    paranoya başlar, hemde her anlamda. nefesini doldurduğun o göğüs boşluğuna öküz oturur, sıkıntısını beraber getirir. uyusam geçer mantığı bir yere kadardır. çünkü paranoyaların uykuna hizmet eder hale gelir. uykusuzluk başlar. uykudan, uyumaktan korkarsın. doktora gidersin neyin var diye sorar, tek kelam edemezsin. evdekilere ergenlikten çıktığını fakat bambaşka şeyler yaşadığını anlatamazsın. en korkuncu ise seni anlayan en yakının kim ise - sevgili, arkadaş, bakkal amca- mutlaka seni anlıyorum der. fakat anlaşılmak yetmez.

    anlatamazsın işte oğlum ! o eşik uzay boşluğundan farksızdır. biri gelsin de çıkarsın diye beklersin, umut edersin.
  • sürekli diken üstünde oturma durumu olarak da tarif edilebilir.
  • kesinlikle spesifik bir açıklaması yapılamayıp, belirli kıstasları olmayan bir tanımlamaya tabii bir hastalıktır.

    genel bir tanımı ise şu olabilir: bilinçaltındaki zararlı düşüncelerin bilinç düzeyine çıkmaması için çalışan savunma mekanizmasının, sınırını aşıp;
    kişi hayatını olumsuz yönde etkilemesine sebep olan olay örüntüleridir. "tsk" ile pek ala ilişkilendirilebilir bir örnek verirsek; ordunun, esas görevi olan ülkeyi dış güçlerden koruma amacını aşıp, ülke yönetimine el koymasıdır. yani darbe eşittir anksiyete'dir.

    hastalıktır çünkü; sağlıklı insan yaşamını doğrudan ya da dolaylı etkileyen her şey hastalık sınıfındadır. onun için anksiyete olan kişi manevi yoldan bir hastalık belirtisidir.

    anksiyete hastalığına yakalanan kişinin hayatına egemen olan iki tür davranış biçimi vardır. bunlardan biri; saldırgan bir tutum içeren, başkalarını ezmeye ve kontrol altına almaya yönelik, aşağılayıcı bir tavır iken; diğeri, toplumun sevgisi ve onayını almak için çevresinin isteklerine sürekli boyun eğen, kendi benliğini diğer insanların hizmetine sunan kişilerdir. bu insanlar sırf iyi bilinmek için sürekli kendi davranışlarından feragat ederler. insanlar tarafından "iyi" olarak bilinselerde, sadece yüzeysel olarak tanımlanabilirler. devamı getirilemeyen kişilerdir. misal, "mehmet iyi çocuktur ya ben severim onu" diye başlayan cümle, "mehmet"i açıklayan yegane cümledir. insanlar onun hakkında yeterince bir yargı oluşturamamıştır. bunun sebebi mehmetin başkalarına yaranmak adına kendini ifade edemeyip, toplum tarafından tanınmasını sağlayacak insan ilişkilerinden sürekli kaçınmasıdır.

    anksiyete olan kişide farkındalık kavramı ya uç noktadadır ya da dipte'dir. algılama yetenekleri ya kusursuz bir şekilde çalışmaktadır yahut çevresinde olan bitenleri mantık süzgecinden geçirebileme ve buna göre hareket edebilme yeteneğinden mahrumdur. zaten normal insan çeşitli koşullara göre en iyi davranış şemasını belirleyip bunu hayata geçiren kişidir. anksiyete olan kişide bu düzgün işlemez. o da bunun farkındadır ama buna çözüm bulamaz.

    aklıma bir şey gelirse daha eklerim *...