• kendileri ile vedalaşali cok oldu. sebep olan eski ibişleri gönderince hayattan daha da kolay oluyor vedalaşması. kimisi de hala beraber oldugumuzu düşünüyor ya cidden komik oluyorlar.
  • bitmeyen çilem, ne zamandan beri olduğunu hatırlamıyorum bile, yıllarca fiziksel bir hastalık zannettim, meğer her şey kafadaymış (bkz: beyin bedava). yaşım 27 oldu, şu ana kadarki tüm tepkilerimin, seçimlerimin, kaçışlarımın gizli müsebbibi imiş 27'den geri saydığımda farkettim. bütün dünyanın katastrof bir alemden ibaret olduğu, tek gerçekliğin benim yaşadığım an olduğu hissine kaptırıyor beni. ama işin ucunda taş gibi üstüme koyulmuş bir yalnızlık var. saçma sapan disiplin, akıl, okul, iş, para gibi mecburiyetlerin çullanması neticesinde bedenin anlamsızlaşması, özgür kalma çabası ve sonucun yine aynı devirde nefes alıp vermelerle gelen geçen günleri beraberinde önüme anıt gibi koyması . kaç ele, kaç zihine tutunduysam ya bu hastalık ya da onlar tek tabanca bıraktı beni. kaçtım boyuna, bakıyorum geçmişe, lanet kimyasal bir düzenek mi çizdi bütün kaderi ve halen çizmekte diye soruyorum, cevap da yok, sikleyen de. zevklerim, ve dışarıyı inanılmaz eğlendiren bedenimin içindeki ben o kadar ucube kalıyor ki hakikatte. bir kaç doktor teması ve akraba sayesinde anladım hasta olduğumu. bitmiyor ama, ilaç da, alkol de diğer vs.ler de işe yaramıyor, anlık geçiştirmelerle biraz geri çekiliyor ama koç gibi karşımda mübarek. şimdi de tuttu, olay mahlinden canlı bildireyim dedim. hele ki sevgili gibi bir dert varsa başınızda, kıskanç hastalığınız rahat vermiyor hiç.
  • bir çeşit lanet.
  • http://www.ceylandas.com/hareket.asp

    eştalt yaklaşımına göre anksiyete, “herhangi bir bloke olmuş heyecan durumunda yaşanan solunum zorluğu” ya da başka bir deyişle göğüs kafesindeki kasılma nedeniyle hareketsiz hale gelen ciğerlere daha fazla hava alma çabasıdır.

    anksiyete genellikle ölme, zarar görme, yaralanma, sevgi veya ilgiyi kaybetme gibi varlığını sürdürmeyle ilgili durumlarda yaşanır.

    perls freud’un “anksiyetenin kaynağı süper egodur” görüşüne karşı çıkar ve anksiyetenin şimdi ve sonra arasındaki boşluk ya da gerilim olduğunu ifade eder.

    terapide ilk aşama anksiyete belirtilerinin “şimdi ve burada” farkına varılmasıdır. daha sonra heyecanın ortaya çıkmasına yol açan ihtiyaçların belirlenmesi, birbiriyle çelişen ve ertelenen ihtiyaçların farkedilmesi, ihtiyaçların karşılanmasını engelleyen içe almaların belirlenmesi ve değiştirilmesi gibi aşamalardan geçilir.

    terapide üzerinde çalışılması gereken bir başka nokta da fark edilen ihtiyaçların karşılanabilmesi için yeni alternatiflerin geliştirilmesi ve dolayısıyla heyecanın yeniden ortaya çıkmasını mümkün kılacak içsel ve çevresel desteklerin sağlanmasıdır. anksiyetenin ele alınışında özellikle hayalleme teknikleri, beden çalışmaları, tek veya çift sandalye uygulamaları çok yararlı olmaktadır.

    terapinin amacı danışanların ihtiyaçlarını farkederek, nefes alarak ve hareket ederek heyecanlı, canlı ve aktif olarak yaşamlarını sürdürmelerine yardımcı olmaktır.

    anksiyete ile ilgili olarak yapılan geştalt te rapi uygulamalarının sloganı ise “nefes al-ver ve harekete geç” tir.
  • paranoya adında bir kardeşi vardır.
  • "şuan bir yerlerde benimle alakali bir seyler oluyor" paranoyasıyla olduğunuz yerden gitmek istemek ama nereye varacağınızı bilememektir. bazen hiç bir sey yokken içinize bi heyecan salar, ayak bileklerinize kadar titrersiniz. nefes ritmi çok önemlidir. kendinizi kontrol etmeye çalıştığınız gibi etrafınızda sizin için panikleyenleri de siz sakinleştirmeye çalışırsınız. sürekli kendinizle telkin halindesinizdir. bu kadar mı? asla. duygu durumunuzu etkilediği için yeri gelir bir şeyler hissetmeye korkarsınız. sosyal yaşantınız, nerede ve nasıl davranmanız gerektiği, olaylar karşısında ne hissedeceğinizi bilmemeye kadar sizi baltalamaya devam eder. aynı anda birden çok his yaşar, hangisinin doğru olduğuna karar vermeye çalışırken olaylar çoktan başka bir hal almıştır bile. bunları yaşamamak için kendinizi sürekli sabote ettiğiniz bir hayatın içinde bulursunuz ve olanlar çoktan olmuş, sizden alacağını almıştır.
  • başına gelmeyenin hiç bir şekilde anlayamayacağı rahatsızlıktır. kaygı, insanın hayatını çekilmez kılan, onu yaşlandıran beter bir şey gerçekten de. bazen nedenini bilmediğiniz iç sıkıntılarına boğulmak ve bunu etrafınızdakilerin anlamaması çekilir gibi değildir. "aman fazla abartıyorsun", "kafana takmak için fırsat kolluyorsun" vs klişe cümlelerle yüklenirler size. tarifi imkansızdır. her şeyin hayatınızın her anında size anlamsız gelmesi bir zulümdür adeta. kendinizi alabildiğine değersiz hissederken sevdiklerinizi kaybedeceğinizi düşünürsünüz sürekli. hele ki "anneyi". sebepsiz ağlarsınız anne için. halbuki ortada hiç bir problem yoktur. problem bunu kendinize bile kabul ettirememenizdedir. kafanızda sürekli sorular vardır. çözüm bulsanız bile tedirginsinizdir. tedirginlik sizin temel özelliğinizdir. ama bunu da kabul ettiremezsiniz kendinize. her şey kısır döngüdedir. ama her şey. en basit meseleler bile içinden çıkılmaz hale dönüşür. kullandığınız ilaçlar sizi gerçekten tam bir aptal haline dönüştürür. unutkanlık gibi bir pislikle uğraşmak zorunda kalırsın. iyi giden hiçbir şey olmaz. olmayacaktır.
  • bu başlığa bir daha entry girmeme, bu durum üzerinde bir daha konuşmama gibi kararlarım yüzünden uzun zamandır yazmıyorum. ama bana sözlük üzerinden veya başka yerlerden ulaşan, bu dertten muzdarip insanlardan gelen talepler üzerine yazma zorunluluğu hissettim.

    öncelikle bu babadan oğula nesil rahatsızlıkla bir buçuk yıldır bir ilgim yok. geçmişin tozlu sayfalarına gönderdim, çöpe attım, üstüne bastım. ama konuyla ilgili her şeyden de kaçtım daha sonra. kötü bir yerden zar zor kurtulduktan sonra orada kalan insanları bırakıp gitmek, bir daha aklına getirmemek gibi. sanki titanic’teki son filikaya son anda binip gemi batarken arkasına bile bakmayan insanlar gibi...

    kurtulduğumun üzerinden biraz zaman geçtikten sonra düşünmeye başladım. bu başlığa yazdığım şeyleri silmeyi bile düşündüm. hiç yaşanmamış şeyler gibi olsun, istedim. kabus gibi olsun, ‘’uyandım ve bitti. şimdi bir izi bile kalmadı, yok işte!’’ demek için istedim ama bu konu üzerinden çok mesaj aldım. çok insana yol göstermeye çalıştım elimden geldiğince. silmemenin daha mantıklı olduğunu, hatta bu iğrenç şeyden kurtulduğumu yazmam gerektiğine kanaat getirdim.

    bu rahatsızlığım coştuğunda ekşisözlük yazarlığım henüz onaylanmıştı(6 yaşımdan beri sözlük okuyorum ama!) bu sitenin her konuda faydasını gördüm ama bu şey yüzünden yazarlarla o kadar konuştum ki; anlatamam. bu başlığa yazan herkese mesaj attım, sanırım. ''geçecek mi?'', ''çok kötüyüm...'', ''siz ne yaptınız?'', ''ölmek istiyorum artık!'' vs. hepsi de, sağolsunlar hep cevap verdiler bana. bir yazar da ''hay senin kafanı s*keym artık yeter, bıdı bıdı konuştun lan, yeter. git yat zıbar!'' diye mesaj atmadı. şu anda yazar olan veya bir şekilde uçan, uçurulan ve bana yardım eden herkese teşekkür etmek istiyorum.(mesaj kutusu yanar: ''lan hala teşekkür falan diyo ya. bi sus lan bi sus s*ktir git!'')

    umut taciri gibi görünmek istemiyorum kesinlikle. çünkü sizin durumunuzu bilebilecek ne bir eğitimim, ne de başka bir imkanım var. ama kesinlikle önerebileceğim bir şey var sadece. o da güvendiğiniz bir doktora gitmek(güvendiğiniz derken ''kötü doktorlar var, aman onlara bulaşmayın'' falan demiyorum. sizin güvendiğiniz bir doktorla daha rahat atlatırsınız bu süreci. neticede psikolojik işler bunlar; güven önemli, bundan bahsediyorum.) doktorunuz ne derse uygulayın. harfiyen uygulayın ama. adamlar eğitimini alıyor bu işin. bu tarz vakalardan kaç tane görmüşlerdir, siz düşünün. ''ilacı yatarken iç'' diyorsa yatarken için. ''içki kullanma sakın bu süreçte!'' diyorsa kullanmayın. ''az ye biraz, kocaman oldun lan!'' diyorsa az yiyin.

    önerebileceğim diğer bir önemli şey ise; bu konuyla ilgili yazılan şeyleri okumamak. yani neler neler yazılmış internette. buraya yazdığım şeyleri okuyunca kendi canım sıkılıyor benim. neler neler yazmışım; intihar'a( sanki gözüm yiyecekti de yapacaktım) paxil'e(bu ilaç yardımcı oldu bana, artislik yapıp ''bulaşma sakın...'' falan yazmışım.)

    bir de o dönemde her başlıkta kendi durumumu dile getirme çabasında bulunmuşum. atıyorum; başlık: feridun düzağaç. girdiğim entry: ölmeyi düşündüğüm şu zor anksiyete döneminde şarkılarıyla.......veya başlık: basketbol, girdiğim entry; adamı ölmekten beter eden, hiç geçmeyecekmiş gibi gelen anksiyete yüzünden kullandığım paxil'le aldığım kilolar sebebiyle smaç basmayı özlediğim...(bak smaç basabildiğini de söyleyip o durumda bile kızlara selam çakıyor ki; sanki lisede de smaç yeteneğiyle hatun düşürecek) bu tarz entry'lerimi daha sonradan sildim tabi ki; silerken de çok eğlendim ama kala kala 450 tane entry’m kaldı. ne boş konuşmuşum meğerse...

    bu hastalığı atlatma sürecinde zor ve kötü şeyler yaşadım tabi. 4 yıldır bıraktığım sigaraya tekrar başladım ki; en büyük pişmanlığımdır. şu anda bırakmaya çalışıyorum, 3-4 gündür içmedim. elimin ayağımın titrediği ve kaşımın gözümün oynadığı doğrudur bu yüzden ama yapacağım ve kurtulacağım bu illetten de. bir de çok kilo almıştım ilaçların da etkisiyle. ama yemezseniz almazsınız. 77 kilodan 135 kiloya kadar çıktım ki; yürürken bir çığ etkisi yaratıyordum son zamanlarda. ilaçları bırakınca, biraz rejim yaparak ve biraz da smaç basarak(o yeah) 106 kiloya inebildim. evet hala 30 kilo fazlam var ama; kemiklerim iri benim, o faktörü unutmamak lazım.

    dört yıllık okulumu bu şey yüzünden beş yıla uzattığım doğrudur ama yapacak bir şey yok(dersler de ağırdı ya, çok da uzamadı aslında...) ve o dönemde bilinçsizce insanları kırabiliyorsunuz bazen ama kendiniz ortadan ikiye ayrılmış, parçalanmış bir halde olduğunuz için bunu anlamıyorsunuz.

    bu konuda yazacaklarım bu kadar artık. umarım bunu yaşayan herkes kurtulur, en az yazılan başlık olur, dünya üzerinden silinir bu kavram, daha sonra bir yerlerde bulurlar tekrar, geleceğin etimologları da bu kelimenin anlamını düşünür durur da bulamaz...
  • hani yoldan geçerken bir cenazeye denk gelirsin, öleni tanımazsın ama cenazesindeki insanların hali seni fena etkiler. neyi kafaya taktığını bilemezsin. genç yaşta ölen mi, onu sevenlerin hali mi, mezar taşının üstündeki dokunaklı bir yazı mı seni bu kadar sarsmıştır. işte anksiyete içinizden her gün bu cenazenin kalkmasıdır. kimi zaman şairin dediği gibi, ölüm gelir aklınıza ve bir ağaca, bir insana deli gibi sarılmak istersiniz. kendini çok korunmasız ve güvensiz hissedersin. kendin kendine o kadar batarsın ki, başlarsın batan bir gemiymiş gibi içindekileri atmaya. eksilterek ruhunu, su üstünde kalmaya çalışırsın. oysa buz gibi, karanlık sular gittikçe içinde dolar. kalbin o denli hızlı ve düzensiz çarpmaya başlar ki kendi çölünün sessizliğini yırtarsın. içinde kum fırtınası koparken, sen nasılsa anlamazlar diye susarsın.. oysa insanlar anlar, onların içinde de ne yangınlar var. hayat bir yerlerde beni bekliyor olmalı dersin, neyse der geçersin. 'acele etmeme gerek yok ben arkadan yetişirim' .. o göğsünde taş gibi oturan sıkıntı da yetişemediğindir, yetişebilecekken yitirdiğin.
  • bozukluğu pek kötü olandır. bünyede birbirini tetikleyen ve iyileşmesi uzun zaman alabilecek tahribatlara yol açabilecek hede hödödür.