şükela:  tümü | bugün
  • anlamsız oluş.
    yapılan işlerin anlamsızlığı ve nedensizliği kendini kendine unutturur. ve bazıları ancak unuttuğu an iyidir.
  • çok anlamlı olan bir şeyi yitirme ihtimali fazlalaştığında ya da o çok anlamlı olan şey her ne ise, yitirildiğinde; yaşamın diğer eksenlerinin, önem arzeden konu, nesne ve kavramlarının diğer zamanlara nazaran hali hazırda arzettiği durum ve konum. bu anlarda, odak noktası dışında kalan ve göze yansıyan her şey, bir önceki zaman diliminde arzettiği önemi yitirir. bariz, belirgin, şekilli yapısını kaybeder. neye niyet neye kısmet durumu yaşayıp da, birden bire ve hiç beklenilmeyen bir anda "çok anlamlı" olan duygusunu / nesnesini / kişisini / kavramını yitiren veya bunları yitirme riski taşıyan bünyenin sahibi, isyan bile edemeyip; şaşkın, sessiz bir kabulleniş hali ile hayatındaki diğer şeyler arasında kurduğu köprüyü yıkar. iş, aşk, para, dostluk, arkadaşlık, kişiler, nesneler bir tarafa bırakılıp, yiten ya da yitmek üzere olan şey ile aradaki köprü sağlamlaştırılır. kılı kırk yaran anlamsız çabaların gerçekten ve aslında anlamsız olduğu fark edilir. var olan boyutların şekli ve niceliği değiştiği gibi, niteliği de değişir. bir şey artık ya boyutsuz ve önemsizdir ya da çok derin ve kıvamlıdır. her şey ya siyah, ya beyazdır. zor diye bir şey de yoktur. katlanılmaz olan ya da varlığı ya da yokluğu fark edilmeyen bir şeyler vardır. kısır döngülerin ekseni de keskin ve acımasızdır. hiçlik ya da var oluş kadar net ve bir o kadar da kolay ulaşılır noktalardır. anlamsızlık, anlamlı olanı kaybediş ve diğer şeylerin de anlamlı olma ihtimallerini yok ediş demektir.
  • bugünlerde kafasının basmadığı her kavrama "anlamsız. yok böyle birşey" deme özgürlüğünü sonuna kadar kullanan topluluğun ağzındaki sakız.
  • bütün anlamların yadsınmasından oluşan anlam
  • anlamın ve yaratıcılığın yuvası. suçlamaya kimsenin cesareti ve hakkı yok anlamsızlığı.
  • anlam yüklenilen bütün her şeyin yok olması ya da saklanması dolayısıyla ortaya çıkan hissiyat.
    standart hayatların, sıradan çizgisinde devam eden ortalama yaşam insanının, en büyük tehlikesi.
    her şey gayet yolunda ve kendi halinde devam ederken, birden bir şeylere gereğinden fazla anlam yüklemek ve buna inanmak, çaba göstermek ve vakit vermek bazen hiç mutlu edici sonuçlar doğurmaz.
    “işte hayatımın anlamını buldum, bundan sonra bunsuz olmaz” diye düşünmek büyük bir yalan, inanılan şey, küçük bir yalan olup boy sırasına dizilirler. bu anlamsızlık hissinden sıyrılmak için birkaç formül var elbette:
    - inanmayın: tatlı sözlere, güzel gözlere, hayran bakışlara, mutlu vaadlere. inanıyormuş gibi yapmak yasak.
    - yapmayın: hissetmediğiniz duyguları yaşıyormuş gibi, istemediğiniz şeyleri istiyormuş gibi yapmayın. bencilce iyilikler ve çıkarcı şunuşlar yine yapılmaması gerekenlerden.
    - söylemeyin: iyi niyet, övgü, sevgi dolu sözler ve şarkılar söylemeyin ve fıkralar anlatmayın.
    - gitmeyin: her fırsatta gitmeyin, yozlaştırmayın, eskitmeyin.

    bunlardan sonra sevilen şey daha çok sevilebilir ve anlamını yitirmez, büyüsü eksilmez.

    keyifli hissedince bir şarkı söylenebilir belki:
    http://www.youtube.com/watch?v=zjrojb2uggq

    close your eyes and i'll kiss you,
    tomorrow i'll miss you…
  • kendi anlamını bulamamış kişinin hayatında olan herşeyi ve herkesi anlamsız sayması sonucu ortaya çıkar; hayatının anlamınının ne olduğunu bulduktan sonra ise aklında sadece o'na sahip olmak vardır. sürekli uğraşır, didinir. o'na sahip olana kadar kendi de dahil her şey boştur ve bu boşluğu doldurmak için o'nun dışında hiçbir şeyi kabul etmez. kendisine boşluk duygusu ve hayattan zevk alamama durumu eşlik eder. sanıldığının aksine huzur vermez; zifiri karanlıktır, etrafınızı görmenizi engeller.