şükela:  tümü | bugün
  • laf sokmak isteyen ama gotu yemeyen insanimsilarin karsisindakinin duymayacagi yada cok alakasiz bir sekilde istedigini soylemesi
    (bkz: ezik)
  • nejat uygur lafi
  • korkak insanlarin soleyemedii seylerden sona kullandigi gereksiz ve kendileri icinde bi o kadar aşalayıcı söz..
  • birilerine bok attıktan sonra başka birilerinin gülmesinin akabinde o birilerinin ne dedin? sorusuna karşılık birileri denen zatı iyice kızdırmak ve o başka birileri denen şahıs veya şahısları daha çok güldürmek için söylenen ve bu sözü söyleyen şahsiyetin ne kadar zeki olduğunu gosteren gıcık ve sinir bozucu bi söz.(anladınız mı ? boşverin anlayan anladı ....)
  • cümlecigimizin uygunsuz kelime öbeklerini sansürlemek icin nasil kullanildigini bir örnekle aciklayalim: hayrettin' in henüz galatasaray kalesini korudugu ve sürekli yumurtladigi* günlerde tribünlerden gelen "hayrettiiiiin hayrettiiiiin, .mi .ötü kaybettiiiin" tezahürati, insan icine cikildiginda "hayrettin hayrettin anlayan anladi hayrettin" seklinde dile getirilmelidir ki evde huzur, nizam bozulmasin..
  • genelde çoğu insanın 'ben sizin bilmediğiniz bir şeyi biliyorum ehehe, çok gizemliyim ben, siz anlamazsınız bunlardan' havası yaratma amacıyla kullandığı cümle,gereksiz,anlamsız ve işe yaramayan kelimeler topluluğu.
  • çocukluğum boyunca öznesini bir türlü bulamadığım cümle. çocuk olduğum dönemde büyüklerin saçma cümleler kurabileceği bilgisine sahip değildim. benim olduğum yerden bütün dünya hep rasyonel görünüyordu. hele de büyüksen zaten daha dikkatli olmalıydın falan.
    büyükler konuşurken ben de onları dinlerdim. x abi bişeyler anlatır, anlatır sonra da anlattıklarının meyvesini almak için dururdu. orada bulunanlardan bazıları gülüşürler, bazıları da "bir şey söylemesi gerekiyormuş da unutmuş gibi" kalırlardı. işte o anda x abi kalakalanlara bakar, "anlayan anladı onu" adlı tekmesini atar, ve gülüşenlerle ikinci bir gülüşme seansına iştirak ederdi. burada hiçbir zaman sorun yaşamadım. anlayanın kim olduğu belliydi. anlayanlar neşeli sesler çıkaranlardı ve ben de daha önceden yakalayamadığım sinerjiye ikinci seansta katılarak anlayanlar safında hemen yerimi alırdım. zaten sorun daha tenha meclislerde ortaya çıkıyordu.
    az sayıda insanın (iki yeterince az) oluşturduğu bir iletişim içerisinde bu cümlenin sarf edildiği an benim de bittiğim an oluyordu. x abi yine bişeyler anlatmış sonunda espri yaptığını belli eden tonlamayı vermiş anlatım bitmiş. fakat bu sefer karşısındaki kitle içinde anlattıklarını anlayan yok. farkındayım çünkü beklenen neşeli sesler çıkmıyor. işte orada söylenen "anlayan anladı" cümlesinin öznesini bir türlü bulamıyorum. burada biz varız ve var olanlardan hiçbiri bu anlatılanı anlamadı. peki kim anladı? nerde o? benim görmeyi bile başaramadığım bir insanın kavrayışını nasıl getirip bu masaya koyabiliyorsun? nasıl emin olabiliyorsun?
    aynı şekilde nejat uygur'un kullanımı da beni yine bitiriyordu. o dönem benim için sahne gerçekti ve absürd türevi "sahne gerçekliğini kırmak" diye bir kavramdan bihaberdim.
    nejat uygur, bahri beyat'a bir şeyler anlatırdı. bahri bey "anlamadım" der, nejat uygur da "anlayan anladı onu" derdi. herkes de gülerdi. fakat işte benim için gerçeklik, o anda sahnenin kendisi ve sahnedeki bütün popülasyon o ikisinden oluşuyor ya, işte ben o noktada kilitlenir kalırdım. kimi kastediyorsun? seyirciyi mi? sen onlarla mı konuşuyordun? o zaman niye seyirciye dönük değilsin? seyirciyle sahne arasındaki görünmez duvar sadece bölüm aralarında ya da oyun sonunda kırılır ki? o zaman seyirciden bahsetmiyorsun, ama orada başka kimse de yok? kim anladı?

    işte "çocuklarımız günlerini nasıl geçiriyor?", "bu çocuk yine daldı gitti" gibi konuların bir kesiti.
  • ben lafımı ortaya kodum isteyen alır gider istemeyen bırakıp kaçar.. (bkz: dilber hala)