şükela:  tümü | bugün
  • çok kaygılı çok sancılı çok iyi bir tarık tufan yazısı.buyrun;

    biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan rabbin adıyla başlayan adamlarız anna.
    büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan.
    sanayi devriminde bile, karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden.

    piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde. kalbimiz derken, ilk gençliğimiz, sakalımız, bir kasetin iki yüzüne de ardarda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum aslında.

    işte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.
    insaf et anna!
    gidelim buradan.

    senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.
    hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.
    ölelim diyecektim az kalsın. ölmeyelim. hiç ölmeyelim anna.
    sarılalım diyecektim az kalsın. içimden böyle şeyler de geçiyor işte. sarılalım, dudakların…
    tamam sustum.

    gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum. şiir kalsın istersen, sadece otursak. oturmasan da olur benimle, sadece ellerimi tut. ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak. yüzüme bak ama anna, yüzüme bak. gözlerime bak, gözlerimin içine bak.
    gözlerim biraz karanlık. içinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapıları yumruklayışlar, cipralexler, turgutlar, edipler, sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar var.
    gözlerim biraz yorgun. içinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler…

    bekleyişler anna. köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela. nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba, babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.
    hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. ama geçecek hepsi, geçecek. şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.
    gözlerimin içine bakmaktan korkma anna.
    sen adımını attığın andan itibaren hira dinginliğine dönüşecek ortalık.

    tanrı bizimle de konuşur belki............

    dinlemek isteyenler için videosuda mevcut;
    http://www.youtube.com/watch?v=v_1xivuw0lw
  • --- spoiler ---

    restoran basıp adam.öldürme sahnesinin ardından keşke anna olga'ya gidip "bana tabak çatalla adam öldürttünüz, ben böyle köklü örgütün anasını dubroçkalayayım deseydi" hem ölümlü dünya ya da selam çakardı.
    --- spoiler ---
  • biz her seye,
    esirgeyen ve bagislayan,
    cokca esirgeyen ve cokca bagislayan,
    hep esirgeyen ve hep bagislayan rabbin adiyla baslayan adamlariz anna.

    buyuculerin, haramilerin, borsacilarin, reklamcilarin, korsanlarin, isgalcilerin, bankacilarin elinden kurtulmamiz da bundan.

    sanayi devriminde bile,
    karanlik, rutubetli, cok bagirisli, cok nefessiz, cok sabahsiz, cok asksiz, cok ciceksiz, cok nesesiz, cok kitapsiz bir fabrikada hayatta kaldik sirf bu yuzden.

    piyasalarin hincla dolu inis cikislarina kalbimiz dayaniyor bir sekilde.
    kalbimiz derken; ilk gencligimiz, sakalimiz, bir kasetin iki yuzune de ardarda kaydedip dinledigimiz sarkimiz diyorum aslinda.

    iste boyle yasiyoruz ve yasamak da sana dair uzayip giden bir ozleme donusuyor.

    insaf et anna!
    gidelim buradan.

    senin masumiyetini, bilgelik zamanlarindan kalma sirlari, dunyanin butun sabahlarini yanimiza alip da gidelim.
    hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.

    olelim diyecektim az kalsin.
    olmeyelim.
    hic olmeyelim anna.

    sarilalim diyecektim az kalsin. icimden boyle seyler de geciyor iste.
    sarilalim, dudaklarin…

    tamam sustum.

    gitmek istemezsen, bir siir miktari kadar otursak diyorum.
    siir kalsin istersen, sadece otursak.
    oturmasan da olur benimle, sadece ellerimi tut.
    ellerimi tutma dilersen, sadece yuzume bak.

    yuzume bak ama anna, yuzume bak.
    gozlerime bak, gozlerimin icine bak.

    gozlerim biraz karanlik.
    icinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapilari yumruklayislar, cipralexler, turgutlar, edipler, sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen basagrilari, bildirilerin ofkesi, duvarlara uzun dalmisliklar var.

    gozlerim biraz yorgun.
    icinde bekleyisler, bekleyisler, bekleyisler, bekleyisler, bekleyisler, bekleyisler…

    bekleyisler anna.
    koylu cocuklarin parasiz yatili sonuclari mesela.
    nisanlisi askerde kizlar, kizi olum orucundaki baba, babasi tersanede ogul, oglu sizofren anne.

    hepsini sayamam gerci, utanclarim da var.
    ama gececek hepsi, gececek.
    sifali gozlerin her seyi iyi edecek.
    gozlerimin icine bakmaktan korkma anna.

    sen adimi attigin andan itibaren, hira dinginligine donusecek ortalik.
    tanrı bizimle de konusur belki..
  • yönetmenin luc besson olduğunu farketmemle beni dumur deryalarına salan film. hele kadroda luke evans ve cillian murphy gibi her yapıma tuzla koşmayan iki aktör varken dumurum ikiye katlandı.

    hollywood'da belli bir seviyenin üzerine çıkmış kişilerin kötü filmler çekmesi veya o filmlerde rol alması için sebepler bellidir. mesela ara sıra tanınmış bir aktörün canı sıkılır ve üç beş yakın arkadaşıyla film çeker. (bkz: james franco) (bkz: future world)

    aktör keanu reeves gibi çok kadir şinas bir insandır ve çok boktan olacağını bilmesine rağmen yapımcıyı kıramaz ve rolü kabul eder. (bkz: knock knock)

    en olmadı steven seagal veya nicolas cage örneklerinde olduğu gibi kişiler borç batağına düşmüştür. o yüzden imdb'de 3.5 puan üzerini görmeyen bütün yapımlarda rol alırlar.

    bu faktörler dışında ilk kez adı sanı bilinen bir yönetmen ve kaşesi tepede oyuncuların rol aldığı bu kadar kötü bir film izledim. gerçi bu canal + ve bir kaç avrupalı şirketin destekleriyle yapılmış. o yüzden hollywood olarak ele almamak daha doğru olabilir. öncelikle filmin bütçesi gerçekten düşük. toplam 30 milyon euro komik bir rakama çekilmiş. bu paranın 25 milyonu da oyunculara gitmiş olsa gerek zira yapım rezalet ötesi. resmen osman sınav'ın pars kiraz operasyonu ayarında prodüksiyon var.

    --- spoiler ---

    filmin ilk ve en önemli problemi dönem sahnelerinin bir tanesinin dahi bahsi geçen dönemleri yansıtmıyor oluşu. bir araba bir de kostümle geniş açı şehir göstermişler. bütçen yoksa biraz cgi bolca iç sahne çekersin. luc besson gibi adamın böyle bir işe girişmesi çok enteresan.

    film başlar başlamaz 1985 moscow ibaresi beliriyor. yalnız karşımıza çıkan sahnenin 1985 ile uzaktan yakından alakası yok. hatta moscow 2010 yazılması dahi absürt kalır. çünkü bu sahnedeki bir çok detay 2010 moskova'sında dahi yoktu. aha ilk sahne bu: görsel

    lazer kesim ışıklı tabela, nissan qasqai vb. bilumum yeni araç, fosforlu tabela, led trafik ışıkları, led tabelalı yeni yutong marka otobüs. sahnedeki 1985 ve öncesine ait tek şey o lada araba ki onun da üretimi 85 sonrası olabilir.

    bir dakikalık sahnenin her karesi ofsayt. hele son anında kadına çarpan mercedes ge 200 modeli jip var ki noluyor lan dedirtti. g serisi 1979 yılında üretilmeye başlandı. filmde kullanılan 89'dan sonra üretilmeye başlanan bir modeli. daha eskilerini aynalarından kolayca tanıyabiliyorsunuz. buna gerek kalmadan bu araçlar zaten o yıllarda rusya'ya giremiyordu. filmde ise bu aracı kgb kullanıyor.

    görsel

    daha sonra bir ileri bir geri gidilen 1988-1994 arası sahneler ise daha büyük rezalet. aga arkadan moskova polisinin 2015 yılında değiştirdiği üniformayla geçenler mi ararsın. sürekli kameraya bakan insanlar mı dersin. ne ararsan var. bizim haber programlarında markete girip komple bütün markaları blurladıkları gibi sahneler çekmişler. yani onlar da durumun farkında ama yapacak bir şey yok planıyla çekilmiş.

    1990 olarak çektikleri sahneyi kes: görsel

    1998 yılında çıkmış imac g3 ile arkada kocaman lcd ekran var :) bak daha modern printer, elektrikli su sebili gibi milyon tane detaydan bahsetmiyorum bile. hadi dış çekimlerde olay kontrol dışında ama 200 m2 odayı nasıl düzenleyemediniz lan?

    devamındaki sahnede 1995 sonrası çıkmış ericsson ve nokia telefonlar var. bu sahnelerde tek tutturabildikleri fotoğraf makinesi modelleri ve fuji filmler. buradan bir anda karakterimizin üç yıl önceki geçmişine dönüyoruz. lan o ne? daha world wide web icat edilmediği bir dönemde kadın rusya'da laptop ile internete girerek başvuru yapıyor. o yıllarda rus halkının elinde bırak icad olmamış ibm dizüstü bilgisayarı, tetrist yoktu tetris.

    daha komiği ise şu: görsel

    baş rolümüz 1988 senesinde office 2000 kurulu 1998 yılında üretilmiş bir laptop üzerinde henüz icat edilmemiş bir yazı tipiyle rusya'da 1994 yılında halka açılan interneti kullanarak başvuru yapıyor.

    bakın odadaki hiç bir eşyanın o yıllara ait olmadığını, bir çoğunun ithal mal almayan sovyet rusya'da zaten bulunamadığını filan geçiyorum. bari vakit ayırdığınız sahnelerde bir kaç ufak detayla kurtarsaydınız. bir atm sahnesi var ki akıllara zarar. rusya'da bugün hala doksanlı yıllardan kalma alman malı bankamatikler kullanılıyor. ona bile razıydım da bu nedir arkadaş: görsel

    şu alet türkiye'ye 2010 yılından sonra geldi. titreşim, ses ve ışık uyarılı kart sistemi var üzerinde. bir de karta dikkat edin. dönemin american express kartını bulmuşlar ama o zamanın abd standartlarındaki kartların ebatları farlı olduğu için yeni bir kartın üzerine yapıştırdıklarına kenarlardan boşluk kalmış.

    filmin sonuna kadar daha böyle bir milyon adet saçmalık var. bıraksanız sabaha kadar sayarım. anlayacağınız kahvaltı filmi dahi olmaz bundan. yakışmadı luc reyiz.

    --- spoiler ---
  • tarık tufanın yazısıymış. gecenin 3'ünde, tarih finaline çalışmaktansa arkadaşımla "vicdan nedir" tartışmasına girişim ve sonunda "vicdan annadır" cevabını alışım, akabinde yazıyı okuyuşum ve hayran kalışım..
  • grammy ödüllü kompozitör gunnar madsen'ın, 1997 tarihli spinning world 13 ways of looking at a waltz adlı albümünden şahane bir vals..
  • gunnar madsenin "spinning the world: 13 ways of looking at waltz" adlı albümünde bulunan bestedir, harikadır, şahanedir. sex and the city'nin bir bölümünün sonunda çalmıştır, beni kendine hayran etmiştir. diziye de bu vesile ile teşekkürlerimi sunarım.
  • gunnar madsen'in, benim için sex and the city'le özdeşleşen, muhteşem bestesi.
    dinlemek için: http://www.youtube.com/watch?v=gzitqe8akky
  • -
    sen adimi attigin andan itibaren, hira dinginligine donusecek ortalik.
    tanrı bizimle de konusur belki..
    -
    http://www.youtube.com/watch?v=t9gbqt1xyqk

    vay arkadaş. adamın kelimeleri kalbin sırlarını ifşa etmiş. dinledikçe içimiz sızlıyor.
  • (bkz: hülya avşar)