şükela:  tümü | bugün
  • ahlak ve onurdur, gerisi boştur.
  • genleridir.çünkü yerküredeki tek gerçek miras budur.ama güzel olmaya da bilir tabi.ayrıca öbür mirasları elalemin çocuklarına da bırakırsınız.
  • hiçbir şeyin ta kendisidir. öyle bir güzellik yoktur. gerçek olan, onun varoluşuyla boktan dünyayı güzelleştireceği inancıdır. o sizin mirasınız olur. bol miktarda bencillik içerir.
  • taşaklı bir anonim şirketten imtiyazlı hisseler. veya çalışır durumda ve iyi kâr eden işletmeler. bunlar güzel miraslar tabi.
  • iyi bir ebeveynin nasil olduğunu ona yaşatarak öğretmek. burada 'iyi' çok somut kaldi, açacak olursak dürüstlüğü, hak yememeyi, terbiyeyi, paylaşmayı, şükretmeyi, başarıyı,herkesin eşit olduğunu, saygıyı, sevgiyi... daha yüzlercesini öğretmek. siz bunları çocuğunuza verebilirseniz onlarda kendi çocuklarına verir ve gittikçe aktarilabilinir.
  • yaptığım en saçma olayları hataları bile anlatan günlüklerimin dahil olduğu içinde hayatımda yer etmiş her şeyin bulunduğu bir kutu. bir nasihatten daha işe yarar olur herhalde.
  • bu konuda ahmet şerif izgören'in okunmaya değer bir yazısı vardır:

    izgören&akın’a bir toplantıya gideceğim. baktım geç kalma ihtimalim var. bindim taksiye , muhabbetçi bir arkadaş. o anlatıyor, ben dinliyorum. tam işyerinin önüne geldik. ankara’da bakanlıklar. diyelim ki 9.75 tuttu, ben 10 tl uzattım. hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünüzü alabilmek için bir ayak dışarıda inmemek için debelenirsiniz. tam o sahne olacak. bu para üstü var mı diye aranmaya başladı.

    -“üstü kalsın kardeşim” dedim.

    döndü bana doğru:

    -“vaktin var mı ağabey” dedi.

    “evet” dedim (benim tek ayak dışarıda).

    dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. önde bir büfe var. gitti oraya bir şeyler konuşup geldi. bana yirmi beş kuruş uzattı, belli ki para bozdurmuş.

    -“birader” dedim, 9.75 değil 10.50 yazsa ister miydin elli kuruşu benden?

    - ne alacağım ağabey elli kuruşu

    -peki niye gittin yirmi beş kurul için o kadar uğraştın “ üstü kalsın” demiştim

    döndü bana, attı kolunu arkaya

    -vaktin var mı ağabey?

    -var.

    -çek kapıyı o zaman.

    muhabbetçi bir taksiciyle karşı karşıyayız.

    5 dakika konuştuk. ingiltere’de profesöründen bilmem kiminden eğitimler aldım. o taksicinin beş dakika da öğrettiklerini ingiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.

    -“ ağabey biz keçiören’de beş kardeşiz. babam ameleydi benim, günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir o gün iş bulamamışsa biz eve gelişinden , yüzünden anlardık. durumumuz hiç iyi olmadı. akşam yer sofrasında yemek yerdik. yemek bitince babam bize “durun kalkmayın” derdi. önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.

    “aha” dedim, “bizim meslekten, seminerci”

    -ne anlatırdı baban?

    -hayatta nasıl başarılı olunacağını.

    hakiki, dövme keçiören anthony robbins sharma’sı bir nevi.

    şöfor de ben de gülümsedik.

    o gün inşaat için çağırmazlarsa eve para getiremiyor sonra çocuklara hayatta başarı tekniklerini anlatıyor.

    -babam sabah işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik çorapla pantolonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp “ dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın” diye anlatırken bizde gülerdik. annem kızardı “babanızla alay etmeyin. o hem dürüst hem de çalışkandır” derdi. yan evde iki kardeş vardı, onların babası zengindi. babaları birahane işletiyordu ama adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı. bizim yeni hiçbir şeyimiz olmadı , hep o ikisinin eskilerini kullandık. o amca mahalleden geçerken biz beş kardeş ayağa kalkardık, çünkü bize bahşiş verirdi. babam eve girince ayağa kalkmazdık, çünkü hediye, para falan hak getire. ağabey biz babayı kaybettik. altı ay içinde bir yandaki baba da öldü. yandaki baba iki çocuğa beş katlı bir apartman işleyen bir birahane dövizler ve araziler bıraktı. bizim baba ne bıraktı biliyor musun?

    - ne bıraktı?

    -bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı: “ evladım işinizi dürüst yapın , hakkınız olmayan parayı almayın…” falan filan. ağabey aradan on beş yıl geçti , diğer iki kardeş cezaevindeler , ne ev kaldı ne birahane. ailesi dağıldı.

    biz beş kardeş beşimizin keçiören’de taksi durağında birer taksisi var. hepimizin birer ailesi , çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi var. geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki: “asıl mirası bizim baba bırakmış”

    o gün hepimiz ağladık. beş kardeş de taksiciliğe başladığımızdan beri taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık. her şeyimiz var allaha şükür.

    çok duygulandım, veda ettim, tam ineceğim:

    -dur ağabey asıl bomba şimdi.

    -nedir bomba?

    -nerede oturuyoruz biliyor musun? o iki kardeşin oturduğu beş katlı apartmanı biz aldık. beş kardeş şimdi orada oturuyoruz.

    evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir miras. evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar..

    aylar sonra gelen edit: dükkan kiralarını öğrendikten sonra bırakılacak en güzel mirasın dükkan olduğunq karar verdim. zaten dükkan da anca miras kalınarak sahip olunacak birşey, bir düşünün çevrenizde kaç tane dükkan alan var? benim hiç yok!
  • harbi bir kardeştir daha ötesi yoktur.
  • galatasaray sevgisi.
  • bikaç milyon dolardır abicim ne olacak...