şükela:  tümü | bugün
  • adı mülo olan kedinin günlüğüdür.

    yıl 2012, aylardan sanırım ağustostu. doğumumun üzerinden yaklaşık 2 ay geçmişti. istanbul çapa civarında bir koltuk döşemecisinin dükkanında annem ve kardeşlerimle beraber barınmaya çalışıyorduk. sokak kedileriydik. ama pet shopta görseniz paranıza kıyıp satın alacağınız güzellikteydik. o akşam beni evlerine alarak annem ve babam olacak o güzel çift, o gün sokaktan arabalarına doğru gitmek için geçerken beni gördüklerinde, henüz evlenmemişlerdi. evlenmelerine 1 ay vardı. bizi o sokakta gördüklerinde gözlerini alamadılar ve her birimizi tek tek sevdiler. sonra bir anda niyetlerinde bir kedi bakmak yokken, içimizden birini almaya karar verdiler. o an bilmediğim ama sonradan öğrendiğim bir sebepten beni seçtiler. çizmeli kedi diye bir film varmış. ben o çizmeli kedinin masum bakışlarını çok iyi taklit etmişim o gün. bize o güne kadar bakmakta olan koltuk döşemecisindeki koca kadın, beni bu güzel çifte teslim ederken epey zorlandı. onların bana iyi bakacağından çok emin olmak istedi.. keşke şimdi o koca kadın bilse ki, üzerinden tam 5 sene geçen bu sahiplenme hikayesinin gelinen noktasında hala aynı annem babam tarafından krallar gibi bakılıyorum..
    tek farkla, o muhteşem dediğim 2 insan boşandı.. bundan tam 2,5 yıl önce. 5 aralık 2014'te.. oysa ki daha 1 eylül 2012'de evlenmişlerdi. hatta düğün günlerinde ben onlara sabahtan akşama kadar, kuaförde bile eşlik etmiştim. bana kırmızı bir papyon takmışlardı. gecenin en yakışıklı kedisi bendim. dün gibi hatırlıyorum..
    anne m ve babam birbirilerini çok severek, aşık olarak evlendi. onlarla aynı evde geçirdiğim 2 yılı aşkın zamanda, bunun en yakın şahidi bendim. birlikte yemek hazırlar, birlikte sohbet eder, birlikte güler, birlikte ağlarlardı. evet lafın gelişi değil, biri ağlasa diğeri de ağlardı. birbirlerine kıyamadıkları, gözyaşlarını sildikleri çok oldu. konuşarak her şeyi hallederlerdi. hiç bir zaman sesleri yükselmedi. akşamları babam , mor koltuğumuzun televizyona bakan köşesine uzanır, beni de yanına alırdı. ben onun sol kolunun altına doğru uzanır, beni sardığı kolunun arasında uyurdum. çalışma odamıza giren az biraz güneşin delisi olur, o güneşi görünce hemen kendimi yere atar, sağa sola devrilirdim. bu halimle evin şamarı olmuştum. annem aluminyum folyodan yaptığı toplarla beni deli eder, o topları fırlatır ve yakalayıp ona getirmem konusunda beni eğitmeye çalışırdı. sanırım beni köpek ile karıştırıyordu. ama ben de onu kırmıyordum. 1-2 kez gerçekten topu tutup getirmişliğim olmuştu ve annem bu anı videoya çekerek ölümsüzleştirmişti.

    en sevdiğim akşamlar, annemle babamın balıkçıya gidip, yemedikleri balıkları bana getirikleri akşamlardı. bilirdim çünkü mezelerle karınlarını doyurur, bana da balık artırırlardı. yediğim balıkların ardından güzelce yalanır, soluğu yine babamın sol kolunun altında alırdım.

    hatırlıyorum bir bakkal amca vardı. eve bazen su getirirdi. onu hep kapıda karşılardım. benimle konuşur, bir şeyler söylerdi. severdi beni. annemle babam boşanmaya karar verip evimizden taşındıklarında onu bir daha göremeyeceğime üzülmüştüm.

    adımı babam koymuştu. aslında mülayim dedi bana. ama sonra hep mülo dediler. ben adım kadar mülayim bir kedi oldum. onların yüzünü kara çıkarmamak için, camdan atlayan, ortadan kaybolan , tırmıklayan, huysuz kedilerden olmadım hiç. her misafir geldiğinde kapıda karşıladım. küçük ama şirin oturma odamızda oturan misafirlerin içine dalıp kendimi halının ortasına 'mmmh' sesleriyle çok attım. dikkatleri üzerine çektim. herkes bana bayıldı. bayılacaktı tabi çünkü ben mükemmel bir çiftin farklı türden oğullarıydım.

    annem babam birlikte dolaşmayı, tatile gitmeyi çok severdi. beni bazen babannemlere bazen ananemlere bırakırlardı. orada iyi vakit geçirirdim ama gelip aldıklarında dünyalar benim olurdu. beraber arabayla evimize doğru yaptığımız yolculukladaki sohbetlerimizi unutamıyorum. babam bana şarkı söyler, annem dikkatimi yoldan geçen arabalara ve insanlara doğru yönlendirirdi. bazen sıcaktan içim geçerdi ama yine de ikisinin arasında el freninin üzerinde uzanarak gitmeye bayılırdım. bilirsiniz ben onların konuşamayan , azıcık da tüylü oğullarıydım.

    1 eylül 2013; annemle babamın 1. evlilik yıldönümlerinde babamın fotoğrafa olan tutkusu; annemin de onu tamamlayan teşvik ve destekleri sayesinde bir aile fotoğrafı çekmeye karar verdiğimizi hatırlıyorum. herkes çok mutluydu. beni aralarına aldılar ve deklanşöre bastılar. ve bu aile fotoğrafını her sene evlilik yıldönümlerinde yenilemeye karar verdiler. ama o fotoğrafın ikincisi bile bir daha çekilmedi.. boşandılar. neden mi? keşke bilsem. boşanmaları bile çok sessizdi. konuşmadan, kırmadan, hatta çoğu zaman her ikisinin de ağladığına şahit oldum.. bence birbirlerini hala çok severek boşandılar.. ah bir görseydiniz onları. bir tanısaydınız benim kadar, evdeki hallerine benim kadar şahit olsaydınız, dünyanın en yakışan, en mutlu, en güzel çifti olduklarını düşünürdünüz.

    boşanmaya karar verdikten sonra babam, annemi de arada görmek için benim annemde kalmamı istedi. ilk 15 ayım annemle geçti.. artık babam yoktu ve ev çok sessizdi. sonraki 16 ayım babamla geçti.. bugün itibariyle ise yine annemdeyim..

    bu süreçte zamanımın nasıl geçtiğine sonra daha detaylı değineceğim ama neyi anlamıyorum biliyor musunuz; boşanmaya karar verirlerken kimse beni düşünmedi. ne hissettiğimi, ne düşündüğümü, ne istediğimi.. kimse bana sormadı. oysa ben sonsuza kadar en az 3 kişilik, aramıza başka kardeşler de katılırsa belki 4 belki 5 kişilik bir aile olacağımızı hayal etmiştim.. belki bu 5 yılda beni hiç bırakmadan büyüttüler ama birbirlerini bıraktılar.. herkesin gıpta ile baktığı, aşktan gözleri kör olan bu iki insan, birbirlerini bıraktı inanabiliyor musunuz.. aşka hiç inancı yokken, annem-babam sayesinde gerçek aşka inanan insanlar bile oldu. bu gerçek aşk bile bittikten sonra, bu aşka şahitlik etmiş herkes aşka olan inançlarını bir kez daha gözden geçirdi. inanın abartmıyorum.

    3 kişilik ailemizin bozulduğu 2,5 yıldan beri savrulup duruyorum. bir annemde, bir babamda , yeniden annemde, yeni evler, yeni insanlar , edinilmesi gereken yeni alışkanlıklar, değişime ayak uydurmak zorunda bırakılmalar.. beni de boşverin de, değer miydi aşktan gözümüzün döndüğü, anlayış, sevgi, saygı ve sadakatin eksik olmadığı ömürlük diye yola çıktığımız 3 kişilik ailemizi dağıtmaya? değdi mi?

    her ikisini de ben görüyorum şimdi. mutluyum rolü oynuyorlar. halbuki hep birbirlerinin aklındalar. bazen benim vesilemle, bazenbaşka bir sebeple bir araya geliyorlar. arada zincirlerin kırıldığı oluyor ama hep tek taraflı .. bir araya gelememelerinin sebeplerini duyuyorum bazen. onlara da ilerleyen yazılarımda derinlemesine yer verecegim. ama inanıyorum ki hiç birisi aşılmayacak sebepler değil. hepimiz hayatı 1 kez yaşayacağız ve ben 5 yaşımda 8 kilo ağırlığında obez bir kediyim. insan ömrüne göre çok az ömrümün olduğu şu hayatta onları yeniden bir arada göremeyecek miyim? yeniden evde oyunlar oynamayacak mıyız? hani önüme bir ipad tutuşturup fare yakalama oyunu açardınız. 1-2 kez yakalardım , eğlenirdiniz. sonra dikkatim dağılırdı, farelerle ilgilenmezdim. isterdiniz ki biraz daha oynayayım ve siz beni izleyin. biz üçümüz bir araya gelelim, söz en az 3576 kez ekrana basıp fare yakalayacağım. annemin attığı folyo topların hepsini ağzımla tutup ona teslim edeceğim. babam tırnaklarımı keserken uslu duracağım. en önemlisi az yeyip kilo vereceğim söz. yeter ki bir araya gelelim..

    efkarlandım, ama burada benden daha efkarlı olduğunu hissettiğim biri var yanımda, annem. yalnız evinde, konuşacak kimsesi yok. içine dönmüş, mutlu rolü oynayan ama mutsuz. şimdi onun yanına gidiyorum. yarın devam edecegim.

    mülo
  • ulan yok artık kedi bu ya.
    kedi ya kedi kedi. kedi lan kedi kedi allah allah ya.

    anası babası ayrı, psikolojisi bozuk çoluk çocuğun devri geçti mi artık?
    insanlar birbirine her türlü kötülüğü yapıp hayvan sever mi oldular?
    peki, ne diyelim.
  • inşallah barışırsınız bu yazı da buna vesile olur.
    dualarimdasiniz.
  • annem eskiden, sürprizler yaparak babamı çok sık şaşırtırmış. çünkü onu mutlu etmekten kendisi de çok mutlu olurmuş. evet artık evli olmadıklarını daha önce size söylemiştim ama annem, yine aynı annem. geçen hafta bu saatlerde, kalbinden geçeni hayata geçirmenin peşinde, dubai'ye doğru uçuyormuş. en büyük amacı babama değişmediğini ve onun için her şeyi yapabileceğini göstermekmiş. evet doğru anladınız, dubaiye uçma sebebi, babamın o hafta orada olmasıymış. annem, babamın dubaide olduğunu geçen hafta pazartesi gecesi öğrenmiş ve salı sabahı bir anda kendisini dubai vizesine başvururken bulmuş. cuma ise türkiyeye dönecekmiş babam. küçük bir ihtimal de olsa eğer vize 1 günde çıkarsa, annem gitmesi gerektiğini düşünerek gitmeyi kafasına koymuş. ve eğer 1 günden uzun sürerse, "en kötü gidemem ama o'nu görmek için bu riske girmeye değer" diye düşünmüş. salı başvurduğu vizesi, çarşamba 14:30'da elindeymiş. kendisini ise tam 18:45'te dubai uçağındaymış. tek istediği, unutamadığı babamın karşısına farklı bir ülkede çıkmak, onunla belki bir kaç saat sohbet etmek, eskiden müthiş keyif aldıkları gibi, yeni bir yeri onunla keşfetmekmiş.

    gece yarısı oraya vardığında babamı aramış. babamı biraz kızdırmış annem bu emrivakiliğiyle ama benim güzel yürekli naif babam, karmaşık duygudurumuna rağmen yine de anneme kapısını açmış.

    annemin vardığı gece, 1-2 saat boyunca ettikleri sohbet o kadar samimi, o kadar dokunaklıymış o kadar içtenmiş ki; annem üzerinden 3 yıl geçse de, babamdan vazgeçmeyeceğine, tekrar bir araya gelmek için çaba sarf edecegine, kırgınlıkları yenmek için elinden geleni yapacağına dair söz vermiş kendisine.. ertesi gece ise, babamla farklı uçaklarda geri dönmüş türkiyeye.

    işte geçen hafta bu gece, o geceymiş. "zaman ne kadar çabuk geçiyor" diye mırıldandı annem az önce.. "onu görmeye gittiğim için çok mutluyum.. aynı gitme kararını bugün olsa yine verirdim.."

    peki ya baba sen? içinden geçen ne? bütün kızgınlığın, bütün kırgınlığın, bütün gerginliğin bir yana, annem içinde biraz olsun mutluluk yaratmadı gerçekten?

    seni çok özlüyoruz baba. çok.
  • sevgili günlük,
    annem babam ayrıldı.
    neyse ben de şurada kendimi yalayayım.
  • çok özledim be adam.
  • annem 2 gün önce beni de alet ettiği bir fotoğrafa imza attı. fotoğrafın öyle profesyonelliği falan yok. bu temaya sahip ilk fotoğrafı da annem çekmiyordur elbet. ama hangi fikirden doğduğu önemli ve anlamlı.
    her şeyin yoluna gireceğine inanmaktan vazgeçmeyen ve hayal kuran annem, babama benim aracılığımla bir mesaj verdi bu fotoğrafım ile.
    ilk başta ne yapmaya çalıştığını hiç anlamadım. yatağının altında bir şeyler aradı. sonra bir şeyler kesti. derken kokusunu hiç sevmediğim bir boya kullandı. ah o balıklar neyin nesiydi ya, aklımı başımdan aldı.
    derken beni yere yatırdı. ben de en şebelek pozumu verdim. baba seni azıcık tanıyorsam, bu pozumu ilk gördüğünde bir kahkaha patlatmışsındır. peki ya sonra? sonra ne hissettin?

    seni çok özlüyoruz baba. hep aklımızdasın. ne zaman dönüyorsun?
    bak bu da fotoğrafım ; özledikçe bakarsın, baktıkça gelmek istersin belki kim bilir babam için
  • yazması için bugün anneme verdiğim günlüktür;

    dün gece rüyamdaydın. beni suçluyordun. senden vazgeçmeyecegimi söylememe rağmen kısa sürede vazgeçmişim gibi kızıyordun bana. kötü duygularla uyandım. neyse ki bu sadece bir rüyaydı. bilmeni isterim, vazgeçmedim. sadece suskunum. yas tutmak bana iyi geliyor.

    bugün anneni aradım. pazartesi müsaitlerse onları görmek istediğimi söyledim. arabanın kapısına vurmuşlar. annenin canı sıkkındı. belki de ondan sebep bana pek bir şey diyemedi. pazartesi geldiğinde ne olur bilemiyorum. ama görüşüp yükümü hafifletmek istiyorum. çok yoruldum, çok. sen de yoksun.
  • 2 ocak 2014

    o: çocuk mu yapsak ya :)
    ç: ahahah öyle bir anda söyledin ki karşımda iki tane küçük kız oyun oynuyor ben de onları gülerek izliyordum :)
    o: ben de bir arkadaşımı küçük kızına gitar çalarken gördüm de fotosunu gaza geldim ;)
    ç: pazar yapalım!
    o: hahhhhahhahhhah

    ---------

    keşke o pazar yapsaydık da bugün bir çocuğumuz ve bir kedimizle bir arada olsaydık. sanırım senden başka kimseyle çocuk hayal edemeyeceğim.
  • annem pazar akşamı elinde bana koklatmadığı tazecik bir pasta ile çıkageldi eve. cheesecake kursuna gitmişti. kursta yaptığı ve evde kaynatarak çileklerini özenle yerleştirdiği bu cheesecake'i, tam 3 yıldır görmediği, boşanma evresinde hiç yüz yüze gelmediği babamın ailesine giderken götürmek için yapmıştı. 3 yıl öncesinden kalan pişmanlıkları vardı annemin. bunları konuşmak, özür dilemek istiyordu.

    ertesi gün iş çıkışı eve telaş ve heyecanla geldi. o gün ziyaret günüydü. onlara aldığı hediyeleri titizlikle renkli kağıtlara paketledi. babaanneme pembe, dedeme yeşil, amcama ise mavi renkli hediye kağıdını tercih etti ve üzerlerine isimlerini yazdığı renkli etiketler yapıştırdı. ardından giderken giyeceği beyaz gömleğini ve siyah kot pantolonunu ütüledi. kutusundan beyaz stilettolarını çıkardı. stiletto giymeyi çok becerebildiği bir şey değildi, hatta babam görse şaşırırdı ama o akşam özel bir akşamdı ve annem olabildiğince özenli olmak istiyordu.

    neredeyse 1,5 ay önce babaannem için kendi elleriyle yaptığı teraryumu, ben sataşıp bitkilerini yemeyeyim diye koyduğu yüksek boylu raftan aşağıya indirdi ve son olarak buzdolabındaki altın renkli kutuyu çıkardı. o kutuda tazecik cheesecake vardı.

    saat 21:00 için sözleşmişlerdi babaannemle. yol boyunca annemin kalbi ağzında attı. yüksek seste tempolu yabancı müzikler dinleyerek, araba içinde yaptığı dans figürleriyle stresini dağıtmaya çalıştı. derken oturdukları siteye geldi. o site sanki daha dün gelmiş kadar sıcak geldi anneme ve iyi duygular hissetti. oturdukları apartmana girdi ve merdivenleri çıktıkta oturdukları katı ve daire numarasını bile hiç unutmadığını fark etti. 2 kat çıkacaktı ve sonra sağa dönerek, karşı sağdaki kapıyı çalacaktı. bina hala anneme tanıdık gelmeye ve annemin içinde iyi duygular bırakmaya devam ediyordu. sanki hala birlikteler, babam bir iş gezisine gitmiş, annem ise babaannem ile dedemi tek başına ziyarete gelmiş gibi hissediyordu.

    kapıyı babaannem güler yüzüyle merhaba diyerek açtı. hiç değişmemiş, hiç yaşlanmamıştı. sarı gür saçları yine çok havalıydı. annem tüm heyecanı ve güler yüzüyle merhabaya karşılık verdi. elindeki teraryumu ve altın renkli kutuyu anneme doğru uzattı. stilettolarını çıkardı. annemle birbirlerine sarıldılar. o sırada koridorda dedem belirdi. dedem daha da gençleşmiş gibiydi, sanki kilo vermişti ve top sakalıyla fit görünüyordu. dedemle de sarılan annem, en son gördüğünde henüz mobilya alınmamış olan misafir salonunun toz pembe ışıklar saçan nefis huzurlu haline doğru yöneldi.

    bir üçgen oluşturacak şekilde salondaki koltuklara yerleştiler. annemin heyecanı hala aynıydı ve muhtemelen dışarıdan da hissediliyordu. birbirlerine hal hatır sordukları giriş konuşmalarından sonra annem onlara çok vakitlerini almak istemediğini söyleyerek, bir zamanlar bu evin bir kızı olduğunu, güzel günler geçirdiğini, bu günleri hiç unutamadığını, geçmişten bugüne hatalarının olduğunu, bugünkü farkındalığıyla baktığında bunları görebildiğini, bu konuşmayı yapabilmek, cesaret edebilmek için 3 sene beklediğini, bir 3 sene daha beklemek istemediği için bugün burada olduğunu, onlara değer verdiğini, onları düşüncesizlik veya çocukluk ederek kırdığı her an için özür dilediğini aktardı.. bunları anlatırken gözlerini dolduran göz yaşlarını dökmemek için her bir cümlesinde molalar vererek, o yaşları hep içine akıttı. titreyen sesi ve ellerini kontrol etmeye çabaladı.

    ilk cevap dedemden geldi. anneme kırgın olmadıklarını, onu hiç bir zaman kötü hatırlamadıklarını, o dönemde boşanacaklarını duyduklarında çok şaşırıp çok üzüldüklerini, annemle görüşmek istediklerini ancak annemi aradıklarında telefon açılmayınca bir daha üzerine gitmediklerini, karara saygı duymak durumunda kaldıklarını tane tane ve duygulu bir şekilde anlattı.

    bir saati geçkin bir süre orada oturan ve aslında hiç kalkmak istemeyen annemle , babaannem ve dedem keyifli bir sohbet ortamı yaşadılar. babaannem her zamanki misafirperverliğiyle güzel şeyler ikram etti. annemin cheesecake'ini de kesti.

    gecenin sonuna doğru annem gitmek için ayaklandığında, o evin bir kızı olduğunu annemle paylaştılar ve her an gelebileceğini içtenlikle söylediler. annem bayramda aramak istediğini, çünkü daha boşanmamışken son kurban bayramında onların ziyaretine gelmediğini, içinde bir yara olarak kaldığını, şimdi geldiğinde onun yerini tutmayacağını bildiğini söylerken göz yaşları gözünden akmaya başladı. annem ve babaannemin sarılmaları sırasında yaşanan bu konuşma her ikisini de deli gibi ağlatmaya yetti. birbirlerine sarılmış bir şekilde sürekli ağladılar. babaannemin gönlü annemi öylece kapıdan geçirmeye elvermedi ve annemi arabaya kadar geçirmek için koluna girdi. arabaya kadar geçen kısa mesafeli o yol boyunca birbirlerine sarılarak yürüdüler. her ikisi de ağlamaya devam etti , annem babaannemin gözyaşlarını sildi, elini öptü. babaannem annemin yanaklarını öptü ve sıkı sıkı sarıldı. 2 kadın o kısacık yürüyüşte dertleştiler.

    babaannem anneme "sen benim kızımsın" dedi, "ne zaman istersen gel". annem ise babaanneme "sen de benim bir annemsin" dedi. son kez sarıldılar ve annem arabasına binerek buğulu gözleriyle gecenin karanlığına karıştı.

    o gece her şeyin ya bitişi ya da başlangıcı olacaktı..