şükela:  tümü | bugün
  • pek çok anne için, çocukları küçükken, hayatlarının bir döneminde gerçekleştirmiş oldukları tecrübe. enteresan.

    sabah, fb'de 'bir oğlu olmalı insanın...'' başlıklı bir yazıya denk geldim; orada da değinilen bu durumu bizzat yaşamış olduğum için gayriihtiyari gülümsedim ve taa yıllar öncesine gittim.

    eşim, kendi berberine götürdüğünde henüz bebekti ilk saç traşı için; hiç gıkı çıkmamış yavrumun. daha sonraları ara ara ben üstlenmiştim bu seremoniyi. kayınpederimin de yıllardır müdavimi olduğu yüksel bey'in bu dükkanının; anneanne/babannelerin torunlarının, annelerin erkek çocuklarının elinden tutarak götürdüğü 'ev berberi' gibi kendine has bir dokusu vardı.

    çalışanları sessiz, efendi tiplerdi; biz birkaç hanım oturmuş beklerken çay ikram ederler, okumak için gazete, magazin türü dergi bulundururlar, velev ki varsa diğer erkek müşterilerle çok ölçülü bir sohbet içine girerlerdi. son derece saygılı ve nazik biçimde, ara sıra çocuklara takılarak , işlerini ciddiyetle bitirirlerdi. izmir'e mi özgüdür, hala devam eder mi bilemiyorum; bahsini ettiğim 20 yıl öncesi.

    sonra oğlum kendi başına gidecek yaşa geldi, dünya telaşı, hayat gailesi derken eşime kanser teşhisi kondu. henüz istanbul'da süalp tansan'la yolumuz kesişmezden evvel bir süre izmir'de ( uzun bir süre yanlış teşhis ve tedaviden sonra oldukça gecikmeli olarak) radyoterapi ve kemoterapiye başlanmıştı. çok güçsüzdü, adım atacak dermanı yoktu.

    yüksel beyin dükkanına gittim. o da duymuş, çok üzgün karşıladı beni. kendisinden saç traşı için eve gelmesini rica etmiştim, kırmadı.

    o gün salonun ortasında, küçük masum bir çocuktan farkı yoktu canımın. yüksel bey çok güleryüzle ve konudan konuya atlayarak neşeli bir atmosferde tamamladı işini. hatta eşim takılmıştı ' yüksel abi, seni yoracak fazla bir iş kalmadı aslında, buraya kadar zahmet ettin, sağol' diyerek. ikinci kez zaten gerek kalmadı.

    19 temmuz, yarından sonra evlilik yıldönümüm. damat traşı bile olmamıştı canım kocam. pek hoşlanmazdı böyle şeylerden, söylediğine göre fön bile tutmamış; şöyle bir havluyla saçlarını fıçı fıçı yapmış duş alıp ve o dalgalı saçları kendiliğinden kurumuştu. hatırladıkça gülerim.

    30 temmuz ise vefat ettiği gün. 'tuz kabak' oldu başım minnok derdi. olsun, derdim. kafa yapın zaten çok güzel, saçlar örtüyormuş hatta bu güzelliğin ortaya çıkması iyi oldu, nazar değmesin bir taneme deyip öpücük kondururdum. sağol, derdi gülerek.

    bir saç traşı deyip geçmeyin, ne hikayeler saklı. kimbilir.