• insanı bi' derin acıtan şey. kaptırıyorsun böyle, biraz fazla hararetli tartışıyosun. sonra o telefon kapanıyor yine annenin iyi dilekleriyle. işte o boşluk var ya "ne bok yedim lan ben" boşluğu. can yakıyor. arayıp özür dilesen o an yersiz kaçacak, bir gece beklesen zaten o arayacak. garip işte. yapılmamalı.
  • psikolojide bazı hastalıkları anlatırken "vicdan gelişimi"ne sık vurgu yapıyorlar. önemli bir teşhis noktası diyorlar. ben kendi adıma hep sorgulardım benimki ne alemde diye ve bazen insanların çok üzüldükleri, canını sıktıkları şeyleri daha normal karşıladığımı görüp "acaba?" diye şüpheye düştüğüm olurdu ama geçenlerde annemle yaşadığım ağır bir tartışma bunu bozdu. tabii pek çok duygum su yüzüne çıktı ama vicdanımın sızlaması belki de bir numaraydı (ki sonuna kadar haklı olduğum bir olay olmasına rağmen). yani, annenin (ve babanın) kalbini kırma eylemi karşısında kişinin sahip olduğu duyguları (davranışları değil) irdelemek bile bazı özelliklerini tanımlamaya yeterlidir belki de.
  • bunu ne zaman yapsam, kalbini ne zaman kırsam oldu dediğim işler olmaz, yolunda gidenler yoldan çıkar, her şey boka sarar.
    tavsiye edilmez, kat'a yapmayınız.
  • hayat boyunca ne zaman o an akla gelse, bir çukur açılsın ister insan. açılsın da yerin dibine batayım.
  • annemi kaybedeli 6 seneyi geçti. hiç bir zaman bilerek ve isteyerek kırmadım, istemeden yaptıysam da farkettiğim an gönlünü almayı hiç ihmal etmedim. son nefesini vermeden bir kaç saat önce elini tutup "seni hiç üzdüm mü anne" diye sordum zar zor açabildiği gözlerinin içine bakarak. "hayır" dedi, "sen beni hiç üzmedin".

    son konuşmamız oldu bu bilinci yerindeyken. üstünden 6 sene geçti, hala içim içimi yiyerek düşünürüm "acaba kalbini kırmış olabilir miyim?" diye.

    diyeceğim şudur ki, anneniz her zaman tertemiz bir şekilde sevecektir sizi. onun sevgisi yüzünden bunları düşünmek zorunda kalmayabilirsiniz şu an. ama zamanı gelip de kahrolası dünyanın düzeni onu sizden aldığında bunu düşünmeden edemeyeceksiniz. söyleyeceğiniz her lafı, yapacağınız her hareketi bir kez daha düşünün. annenizi gerçekten üzmek istemezsiniz.
  • bunu iki kere, birini orta 2'de, birini de üniversitenin ikinci yılında gerçekleştirmiş bir insan olarak şöyle diyeyim: bu olay aranızda çoktan çözülmüş olsa bile, gün gelip o gittiğinde aklınıza o iki an gelip sizi parçalayacaktır. gerek kız meselesinden olsun, gerek anahtarın yere düşmesi gibi basit bir sebepten olsun döner döner sizin yaptığınız bu eşeklik varlığınızı tehdit eder. olmayaydım şu an dersiniz. ama ananız da tam bunun tersini isteyecek bir insan olduğu için daha da kanırtır sizi.

    hatta bir diken sürter kalbinize sürekli. demokles'in kılıcı üstünüzde asılıymış gibi, yaptığınız belki onun çoktan unuttuğu/affettiği olay sizi yaralar durur prometheus'un karaciğerinin yenmesi gibi. yapacak bir şey yoktur.
  • bırak annenin kalbini kırmayı 'anne' ve 'kırmak' sözcüklerinin aynı cümlede kullanılması bile insanın burnunu sızlatıyor sözlük. onu kırmaya yeltenmeyin, salak yemin ederim gerizekalı bu çocuk ya! dedirtmeyin kendinize.
  • insan beyninin yeteri kadar olgunlaşmadığı çocukluk ve ergenlik dönemlerinde olabilen bir şeydir. allah'tan beyin zamanla olgunlaşır da, kedilerin sahiplerini kendilerine bakmak için gönderilmiş hizmetçiler sanmaları gibi, annelerimizin de bizim hizmetçilerimiz olmadığını anlarız. her ne kadar onlar bizi kucaklarına aldıkları ilk andan itibaren buna gönüllü olsalar bile.