şükela:  tümü | bugün
  • annenizin vucudunun belli bir bolgesindeki cekirdeksiz kanser hucrelerinin kontrolsuz olarak bolunmesi olayini annenizin doktorundan ya da daha kotusu annenizden ogrenmeniz durumudur. basa gelebilecek en kotu olaydir. ogrendiginiz anda bin parcaya bolunup yok olmak istersiniz.
    yillarca size destek olmus yikilmaz anne figuru bir anda sizin desteginize ihtiyac duyar hale gelmistir. tedavi sirasinda o guzel saclari dokulur ve gozleri donuklasir. sizin uzulme luksunuz yoktur, her an yuzunuzde plastik bir gulumsemeyle annenize destek olmaniz gerekir; aglayamazsiniz bile...
    etrafiniz bu haberi aldiktan sonra sizi anladigini, her kosulda yaninizda olacagini soyleyen insanlarla dolar ama yalnizsinizdir. kimse sizi anlayamaz,"seni o kadar iyi anliyorum ki!" lafi kotu niyetli olmasa bile ikiyuzluluk icerir nitekim bu kimsenin yasamadan anlayamayacagi olaylardandir ve kimsenin yasamasini istemeyeceginiz.
    butun bu olanlar arasinda siz ufacik olup en dibe dusersiniz ama ordan eskisinden de guclu bir halde cikmaniz uzun surmez. eskiden neseli ve umutlu baslayan sabahlarin simdi o bogucu umutuzluguna dayanmanizi saglayan da budur. gercek havada asili durur ama kimse ondan bahsetmez, gormek istemez, yuzunu cevirmek ister ama beceremez.
    umarim kimse bu tur bi haber almak zorunda ve zamanindan once olgunlasmak zorunda kalmaz...
  • ölümün size, canınız bildiğiniz insana ne kadar yakın durduğunu öğrenmektir aynı zamanda. inanamazsınız, inanmak istemezsiniz, yokmuş gibi davranırsınız. ama aslında bilirsiniz, oradadır, sabahları günaydın diye size sarıldığında, gece uyumadan önce gelip üstünüzü örttüğünde hissedersiniz içindeki ölümü, ölüme götüren hüznü. kadere, şansa, talihe, artık her neyse kahredebileceğiniz, kansere lanetler okursunuz. okursunuz da bilirsiniz çözüm yok, yapacak bir şey yok.
    sizden, yaşamdan daha büyük bir olgu karşısında yapacak hiçbir şeyiniz yoktur. sadece yaşanan günleri uzatmaya çalışırsınız. ağlamaz hep gülersiniz. gülersiniz de gece oldu mu dolar gözleriniz. anneniz üstünüzü örtüp örtmediğinizi kontrol ettikten sonra, engel olamazsınız içinizde biriken acıya ve yalnızlığa..ağlarsınız. yaşınız kaç olursa olsun, bir çocuk gibi oturur ağlarsınız. bilirsiniz siz her zaman annenizin biricik çocuğusunuzdur...
    gece yorganın altında akan gözyaşlarınızla ıslanmış yastığınızı annenizin günaydın sarılışından önce, o görmeden değiştirirsiniz.
  • annenizin kulağına 'şşşş hepsi geçti, kötü bir rüyaydı yaşadıkların.' dediğiniz olaydır, aynı siz küçükken bir kabus gördüğünüzde onun sizin kulağına bu sözleri usulca fısıldaması gibi.
  • bir zamanlar baba ve teyzenin de ayni duruma düstüklerini animsayarak idrak edildiginde, sasirmaya pek firsat birakmayan, tekrar ayni yogunlukta hayata ivme katilmasi, sorumluluklarin oncelik siralarinin degismesi, ve annenin iyilesmesi icin caba sarfetmeye baslama durumunun kabaca telaffuz edilisi, bir nevi -cok afedersiniz- bok yemenin arapcasi...
  • kelimelerle anlatılamayacak, bir girdap'ın içine sürüklenmeyi sağlayacak olay.
    (bkz: dunya basina dar gelmek)
  • o bir kere kanser olmuştur ama; kolunun ağrısından uyuyamayıp inlediği her gece, ya da göğüs olması gereken yerde o boşluğu her gördüğünüzde kahrolur, siz bin kere kanser olursunuz...
  • hayatı öğrenmenin adımlarından biri sanırsam. üzücü, yorucu, yıkıcı...
  • bugün itibari ile sol frame'de her gördüğümde 'allah korusun'u mütemadiyen içimden geçirdiğim, düşüncesi bile insanı kötü eden durum.
    (bkz: allah kimsenin başına vermesin)
  • öğrendiğiniz güne kadar geçen zamandaki tartışmalarınızı ve ona neden bu kadar yüklendiğinizi düşünerek sürekli kendinizi suçlarsınız. ne kadar kendinizi suçlarsanız suçlayın ortadaki durum değişmeyecektir.