şükela:  tümü | bugün
  • beni benden alan kedidir. önce şuraya

    pazar sabah ekmek almak için aracımla yola çıktmıştım. 1-1.5 km yol aldıktan sonra fırına vardım. fırından ekmek aldıktan sonra tam arabaya yönelmiştim ki, yolda karşılaştığım bir kişi aracımdan kedi sesi geldiğini söyledi. şaşkınlıkla, aracın kaputunu açıverdim ve biri karter korumanın üstünde, diğeri de motorun dip köşesinde iki yavru kediyle karşılaştım. kediyi zar zor görebiliyorum. ulaşma imkanım yok gibi. aracımı işlek bir caddenin kenarına park etmiştim. kedileri bir şekilde korkutup kaçırsam yola fırlayacaklar ve anında ezileceklerdi. o an yapacak bir şeyim de olmadığı için, kedilerin motorun güvenli bir kısmında olduğunu da görünce yavaş yavaş eve vardım. eve varınca bir şekilde onları oradan alacak ve annesini bulabilirsem annesine ulaştıracaktım.

    aracımı evin önünde tenha bir yere park ettikten sonra tüm enerjimle kedileri annelerine ulaştırmak için yola koyuldum. önce motorun sote bir yerinde bulunan kedileri nasıl oradan çıkaracağıma dair eş dosttan ve sözlükten tavsiye aldım. zira, kedileri nazikçe çağırmam, çevresindeki metallere hafifçe vurmam para etmemişti, kediler korktukları için olsa gerek motordan dışarı çıkmıyorlardı. su sık, parfüm sık, korna çal, ara gazı ver, arabayı salla, çubukla hafifçe dürt...tavsiye üstüne tavsiye, yapmadığm şey kalmadı. yok, olmuyor, kediler motorun içinde bir o yana bir bu yana gezinip duruyorlar ve çoğu zaman görünmüyorlar. son çare, bir tavsiye üzerine kedilerin acıkmış olabileceği ihtimali üzerinden hareket etmeye karar verdim. bir kaba günlük süt ve biraz sucuk parçası koyup, kabı iple bağladım. planım, süt içmeye gelen kedileri arabadan uzaklaştırmak, uzaklaşınca onları güvenli bir yere almaktı. plan işe yaradı, kedicikler arabanın dingilinden pıtır pıtır inerek ürkek adımlarla süte gelmeye başladılar. güya onları kendime doğru çekerek yakalayacaktım ama öyle güzel yiyorlardı ki kıyamadım, onları izledim bir süre. artık sizi evinize götürmeliyim diye harekete geçecektim ki, yan bahçeden sinsi bir kedi gelip süte dadanmaya başladı. büyük kedi gelince yavrular kaçtılar tabiki. nereye? motora tabii. büyük kediyi uzaklaştırdıktan sonra tekrar geldi bizim yavrular yine yemeye başladılar ki bu sefer de iri yarı 4-5 it geldi havlayarak, hem de bizim kedilere dikleniyor kansızlar. kediler bir çırpıda koşarak yine motorun içine girdiler tabi. ama bu sefer kendilerini kurtardıkları için sevinmiştim, motora girdikleri için takdir ettim hatta. yapılması gerekeni yapmışlardı. bu arada süt ve sucuk bitmişti. muhtemelen kediler de doymuştu. elimdeki son çare de tükendi böylece.

    ha, bu arada en başta itfaiyeden yardım almak istedim motorun içinde olduğu için bakamayız dediler, belediyeyi aradım onlar da hafta içi arayın dediler. pazar günü bir başıma kaldım kısacası. akşam araba lazım, yarın sabah da eşim arabayla işe gidecek.

    gece geç saatlerde bir umut anneleri gelmiştir diye tekrar bakayım dedim arabaya, cep telefonunun lambasını yakıp motorun içine baktığımda iki küçük yeşil gözle karşılaştım yine. gel evimde kal ama burada kalma çünkü araba lazım diyorum ama nafile.

    bir yandan kedilerin annesi neden duymuyor kedilerin sesini diye işkilleniyorum. etrafta bi sürü kedi var oysaki, bunlardan biri annesi olsa idi muhakkak yavruların sesini duyardı ya da yavrular annelerini bulurdu diye düşünüyorum. bilsem annelerinin nerede olduğunu yine bir umut belki getiririz yavrular iner araçtan diyorum ama o da yok. yalnız kediler inatla araçta konaklamaya devam ediyorlar. bazen evimin camından arabaya baktığımda kedilerin kısa mesafeli bir iki tur atıp tekrar arabaya döndüklerini görüyordum. iyice evleri bellemişlerdi arabayı. kendileri zarar görmeyecek olsa yine sorun değildi aslında. ama bir zarar görme ihtimalleri beni düşündürüyordu.

    böylece tüm pazar günüm kediciklerle geçti desem yeridir. zihnimde de hep onlar yine. sabah eşimin araçla iş yerine gitmesi gerek özel araç şart yani. ne yaparız ne ederiz düşün dur sabah ettim. sabah erkenden bir umut gitmişlerdir dedim ama nafile yine motorun içindeydiler. allahım affet dedim, ben elimden geleni yaptım. artık eşimle birlikte işe gideceksiniz dedim onlara. bu arada eşim geldi biraz pisi pisi tatlı sözlerle arabadan indirmeye çalıştık ve ilginç bir şekilde bu sefer tepki verdiler. arabadan indiler ama fazla uzaklaşmıyorlar, lastiğin yanında dolanıyorlardı. ve en ufak bir kıpırtıda tekrar önce aracın dingiline oradan da motora çıkıyorlardı. yine güç bela araçtan inmelerini sağladık. o arada eşime onları biraz uzaklaştırmasını söyledim, ki ben de hemen aracı çalıştırıp uzaklaşacaktım. dediğim gibi de yaptık, eşim kedileri biraz uzaklaştırmıştı ve ben hemen arabayı çalıştırıp hızla oradan uzaklaştım. uzaklaştım uzaklaşmasına ama kedilerden bir tanesi (uyanık olanı) hızla koşup arka dingile atlamış bile. iyi dedim en azında birini kurtardık.

    kedilerden biri olay yerinden uzaklaşmış olan aracın arka dingilinde diğeri de olay yerinde bir iki vatandaşın ilgisiyle güvendeydi. hem eşim hem ben işe geç kalmıştık bu arada. üstelik bendeniz şort- tişört sokaktaydım. arabadaki kediyi son bir umut çıkarmaya çalıştıysak da olmadı, fayda etmedi. göz ucuyla gördüğüm kadarıyla o esnada tünediği yer de güvenli bir yere benziyordu. eşime yavaş yavaş gitmesini söyledim. yapacak bir şeyimiz yoktu. o işe, ben işe...

    akşama doğru eşimden güzel bir haber geldi. kedinin durumunu sorduğumda (halen arabada bekliyor olacağını düşünüyorum) kedinin arabada görünmediği söyledi. daha da güzeli, yavru kediyi annesiyle birlikte gördüğünü söyledi. evet, yavru kedi eşimin iş yeri yakınlarında annesini bulmuştu. aman allah'ım bu ne mutluluk, nasıl sevindik anlatamam. hem yavrucak annesini bulmuştu hem de anne kedinin yerini öğrenmiştik artık. haydaaaaa! e anne kedi oradaysa, bizim diğer yavru? diğeri evin oradaydı ve arada nereden baksanız 3 km yol var, ki imkanı yok ne annesi onu ne de o annesini bulabilirdi.

    bir an önce iş bitse de eve gidip diğer yavruyu bulsam diye bekliyorum. içim içimi yiyor, ya ben bulana dek bir araba ezer ya da bir kedi köpek ona zarar verirse? istemeyerek de olsa onu biz getirmiştik evimize. çaresiz, iş çıkış saatini bekledim. mesai biter bitmez hop soluğu evin önünde aldım. en son bıraktığımız yerde kediyi göremeyince korktum, fakat sonra az öteden bir miyavlama sesi duydum, bu ses tanıdıktı. bizim yavrucak 5-10m ötede başka bir arabanın içine girmişti. garibim, biraz kendi güvenliği için ama büyük oranda da onu yine annesine götürür ümidiyle başka bir arabada bekliyordu. ben nasıl bu yavruyu unuturdum ki!

    kedinin içinde beklediği araç benim aracım olmadığı için kaputu açma şansım yoktu. açsam bile kediyle birlikte arabayı da götürmemiz gerekecekti, çünkü kedicik kolay kolay arabadan inmiyordu. bundan sonrasına tesadüf mü dersiniz, kader mi bilmem ama iş burada başlıyor. aracın etrafında pervane olduğumu gören bir vatandaş yanıma yaklaşıp ne olduğunu sorunca arabada bir yavru kedi olduğunu söyledim. karşılaştığım kişi de evinde yıllardır kedi besleyen bir adammış, üstelik aracın sahiplerini de tanıdığını söylüyordu. ne güzel dedim içimden, kendime bir yardımcı buldum. zira kendi başıma yapabileceğim bir iş değildi. kedi çok küçük olduğu için onu tutamazdım zaten biraz da agresifleşmişti korkudan, ayrıca arabam da uzaktaydı, kediyi alıp arabaya götürmem zor olurdu tek başıma.

    kedinin annesinin yerini bildiğimi, yarımcı olursa eğer kediciği annesine götürmek istediğimi söyledim adama. sağolsun o da kabul etti. o arkadaş kediciğin içinde bulunduğu aracın anahtarını bulmaya çalışırken ben de bir yandan aracın jantının arasından yüzünü görebildiğim kediyi dışarı çekmeye çalışıyordum. iki günlük maceramız boyunca bana, sesime alışmış olmalı ki usulca, ürkekçe yanıma gelmeye başladı. bu sırada arkadaş da gelmişti. arkadaştan kediyi yakalamasını rica ettim. ben kediyle konuşurken o da (tecrübeli) arkadan hemen kediyi kavrayıverdi. kedicik artık elimizdeydi. şimdi hemen onu eşimin iş yeri yakınında bekleyen annesine götürmek gerekiyordu. sağolsun oracıkta tanışmış olduğum beyefendi arkadaş benim arabam hemen şuracıkta buyur gidelim dedi ve hep birlikte yola çıktık.

    eşimin iş yerinin önündeydik. etrafta ne kedi ne de yavru vardı. arkadaşıma, iki kola ayrılıp anneyi aramayı teklif ettim. o bir yana ben de diğer yana ayrılarak iş yerinin çevresini turlamaya başladık. bu arada küçük kediciğin miyavlamasını istiyordum ki annesi görmediğimiz bir yerde ise sesini duyardı. başlarda pek bir ses çıkarmadı yavrucak ama sonra sonra herhalde bölgeyi tanımış olacak ki annesine seslenmeye başladı. kedi arkadaşımın elindeydi, bense farklı bir yerde anneyi arıyordum. bizim yavrunun ince miyavlama sesini duyarken bir yandan başka ve kalın bir miyavlama sesi daha duyulmaya başlamıştı. allahım dedim, sanırım anneyi bulduk. hemen kedi sesinin geldiği yöne doğru yöneldim ve bir baktım anne kedi ve yanında sabah bizimle olan yavrusu. bulmuştuk anne kediyi. hemen arkadaşıma seslendim, anne kedinin burada olduğunu işaret ettim ona ve geldi yavrucukla.

    anne kedi ve yavrusu bir okulun bahçesinde biraz uzak mesafedeydi. okulun kapısı kilitli olduğu için içeri giremiyorduk. arkadaşım yavru kediyi kapının girişinde yere bıraktı. yavru kedi başta emin olamadı sanırım anne de aynı şekilde biraz çekimserdi. aralarında bir 10m var yok. anne miyavladı yavru miyavladı... benim anladığım, "anne sen misin" "yavrucum bu sen misin" "evet benim anne" "sensin bu" şeklinde birbirini tanıma konuşması geçti arada. sonra beni benden alan o sahne... yavru kedicik paytak adımlarla (yeni yürümeye başlayan bir çoçuk gibi) annesine doğru koşmaya başladı, annesi de ona doğru... uzun süredir yavrusundan haber alamayan bir annenin çocuğuna kavuşması nasılsa bu da aynen öyle oldu. birbirlerini koklayıp durdular. tabi ben de bu anı kameraya aldım.asla unutamayacağım bir an oldu benim için.

    dedim ya, istemeden de olsa o kedileri okulun çevresinden alıp evimizin yakınına biz getirmiştik. sonuç olarak uzun uğraşlar neticesinde ve birtakım tesadüflerin de yardımıyla kedi yavrularını ait oldukları yere götürebilmiştik. kediciklerin başına bir iş gelecek endişesiyle iki gündür yaşadıklarım sonunda kedilerin anneleriyle buluşmalarını görmek tüm yorgunluk ve stresimi almıştı. hakikaten bazı şeyler insanı öyle mutlu ediyor ki, bunun bir bedeli yok, sadece biraz emek, ilgi ve sevgi sizi satın alınamayacak bir mutluluğa ulaştırıyor.

    bu olay sonunda beni en çok duygulandıran şeylerden biri de, yavru kedilerin iki gün boyunca araçtan ayrılmak istemeyişiydi. ne yaptıysak onları arabadan uzaklaştıramadık. yediler içtiler ama sonra yine arabaya döndüler. şimdi anlıyorum ki, arabayla uzaklaştıkları annelerine yine aynı arabayla dönmeyi umut ediyorlardı. arabanın içinde korka korka yol aldılar ama asla inmediler. elbet bir gün annelerine kavuşacaklardı çünkü. belki başlarına bir şey gelecekti, yolda araçtan düşecek ya da motorda bir yere sıkışacaklardı ama sırf annelerine kavuşma ümidiyle hepsini göze aldılar...

    iki gündür tarifi zor duygular yaşattı ufaklıklar bana. olayı anlattığım arkadaşlarımdan duygulanıp ağlayanlar oldu. özellikle bir evlat sahibi olanlar.

    sonu güzel bitti sevgili dostlar... allah kimseyi sevdiğinden ayırmasın!