şükela:  tümü | bugün
  • çocuğunuza bir yol hazırlamayın,
    yola çocuğunuzu hazırlayın.
  • anneyle aynı yılda doğulması mümkün olmadığına göre o anne üzülecek, yapacak bir şey yok. bunun ailenin geri kafalı olması ile alakası da yok en modern toplumlarda bile çocuğu ebeveynin uzantısı olarak görmeden yaşanması mümkün gelmiyor bana. bunu çocuğun seçimlerine yansıtmayan ebeveynlerin içten içe aksini istemediğini kim iddia edebilir? bizim toplumumuzda ise özellikle bazı ailelerde bu istekler yoğun bir şekilde çocuğa yansıtılıyor.

    çocuğum yok, şu an için anne olmayı da düşünmüyorum ileride ne düşünürüm bilmiyorum ve yine benzer düşüncelerde olduğumuz bir arkadaşımla çocuk yetiştirme/ebeveynin bireyselleşme üzerine etkisini konuşurken bile zaman zaman ebeveyn gözünden bakıp korumacı tutumu anlayabiliyorum. (hak vermek değil anlamak) eyleme dökmekse çok ayrı. bir çocuğun seçimlerine müdahale etmemek onu olduğu gibi bırakmak, istediği hayatı yaşasın yanındayım demek de çocuk için travmatik bu arada. içinde olduğu coğrafyaya ve eğitim durumuna göre düşününce anneme saygı duyuyorum, seçimlerinde aşırı müdahale görmüş insanlarla ise empati yapamıyorum. serbest bırakılmanın çocuk için travmatik yanına gelince, diğer anne babaların çocuklarına müdahale ederken "biz seni sevdiğimiz için, senin iyiliğini istiyoruz, seni düşünüyoruz" cümleleri kurması ve bu toplumda yaşarken cevreme her bakışımda "benim anne babam benim iyiliğimi istemiyor mu?" sorusunu kendime sormamla başlıyor. zamanla babamınkinin ilgisizlikten olduğunu anneminse doğumumdan itibaren beni bir birey olarak gördüğünü anlıyorum. iyi ki sevgi açlığı çekmemişim de "annem babam beni sevmiyor mu" diye sormamışım. annemin sevgisinin yoğunluğundan şikayet ettiğim oldu o ayrı.

    yine de annemi mutsuz etmek pahasına istediğim hayatı yaşadım. şu an torun sevmek istediğini şaka yollu belirttiğinde ise bu konuyu birkaç ay açamayacağı şekilde dalgaya alarak erteliyorum. garip bir iletişim dili geliştirdik özetle. neyse ki annemin istediği hayat onun okuyamadığı okulları okumam ve gençliğinde gezemediği yerleri gezmem gerektiği yönündeydi de 24 yaşına kadar bu çatışmanın farkına bile varmadım. ne zamanki ikinci üniversite, yüksek lisans ya da daha fazla okumak dedim o zaman karşı karşıya geldik. yine de tepkisi sert olmadı. üzerine ikinci üniversiteyi bırakıp üçüncüye başladığımda, bir yandan ikinci yüksek lisansı yaparken bunun sonu olmadığını fark etmiş olacak ki 26 yaşında "okumayı ne zaman bırakacaksın?" demeye başladı. alışveriş yaptığımda "yine kitap almadın değil mi?" dedi. bu arada ilk üniversitemde bile neredeyse ekonomik olarak bağımsızdım o yüzden düzenli iş kısmından vuramıyor ama içten içe sabit iş için de umutlandığını biliyorum.

    güzel olan yanıysa onun uzantısı olduğumu biliyor, bense onun çektiği acıları yaşamamı istemediği için tatlı tatlı müdahale ettiğini. bu süreçte onun hayallerindeki devlet işinde mutsuz olduğumu görüp istifa ederken beni desteklemesinin de etkisi var. şu an ondan uzakta bit hayatım olmasına ve yılın belli zamanlarında görüşmemize üzülüyor ama istediğim hayatı meşrulaştırdım ya bir şekilde otogarlardaki ağlama sahnesi dışında yansıtmıyor.

    özetle ne olursa olsun o anne üzülecek deyip istediğim hayatı meşrulaştırmaya çalıştım, erken yaşta çalışmaya başlamam da süreci kolaylaştırdı, çalışmadan da okuyabilirdim mecbur değildim sonuçta. ilk üniversitemde dahi ekonomik olarak bağımlı olsam bu noktada olmayabilirdik. belki de annemin kızı olduğum için onun karşısında bu kadar dirençli durabildim kim bilir?

    simone de beauvoir'ın annesi için dediği bir cümle geliyor aklıma "sevgisinin sıcaklığı bir anının ötekine uymazlığını, sinirliliğini örtüyordu. daha ölçülü daha tutarlı davranışları olaydı, hiç kuşkusuz, bana da daha uzak olacak ve üzerimde böylesine güçlü bir etkisi olmayacaktı."

    edit: imlâ
  • benim anam babam öyle bağımlı, sorunlu kişilikler değil. yukarıda anlatılan türde şeyler hiç yaşamadım. bi kere karıştılar bana, onda da dibine kadar haklıydılar. geriye dönüp bakınca iyi ki dinlemişim onları diyorum, o zaman bana çok ağır gelmişti ama durum bu.
    anne-baba ve çocuk ilişkisinde ince çizgiler var. özgür bırakmak çayıra salmak değil. anne baba olduysan elbette bir hayat tecrübesi kazanmışsındır ve bunu çocuğuna aktarmalısın. kötü sonuçlar doğuracağını düşündüğün kararlar hakkında fikrini söylemelisin. baskı yaparak, yıldırarak değil, güzel güzel anlatarak. bizim ebeveynlerin eksiği bu güzel güzel anlatma kısmında, maalesef biraz höt zöt gidiyorlar. bunun sebebi bir önceki nesilden öyle görmüş olmaları. bizim ana babamızın çocukluğunda çocuk dövmek evde okulda olağanmış, evlilikler görücü usülü. öyle bir nesilden bahsediyoruz sonuçta. böyle yetişen insanların çocuğuna çok demokratik bir dil kullanamayacağını kabul etmek lazım. önemli olan niyeti okumak bu durumda.
    ben de anneyim. kızıma meslek seçimi, yaşayacağı yer seçimi gibi konularda karışmayı düşünmem. bunlar her zaman kişisel seçimler ve biri diğerinden o kadar kötü olmaz. her durumda artı ve eksileri olan konular bunlar.* sadece evlilik konusunda tavsiyeler verip hayat tecrübeme göre bildiklerimi anlatırım. çünkü bana göre evlilik insanın en hayati kararı. kötü bir seçim diğer tüm seçimlerin mükemmel olsa bile hayatını çok derinden sarsıyor. bunu da ondan zeki olduğum için değil, ondan tecrübeli olduğum için görebiliyorum. yine de son karar kişiye ait ama hiç yönlendirmeden "sinin hayatın cinim" diyen annelerden olmaya pek niyetim yok. yanlış evlilik nedir? genç yaşta, çok ayrı bir sosyo-kültürel yapıdan biriyle, büyük yaş farkı ile vs yapılan evlilikler mutsuz evlilik konusunda güçlü adaylar. kesin değil ama ihtimal güçlü, bunu mutlaka ona açıklarım. neyse konu dağıldı, anne babaya bu seviyede kulak vermek lazım ama baskıcı bir tutum varsa sallayın gitsin. üzülen üzülsün istediği kadar.
  • bir konuda yaşayıp deneyimledim aşırı zarar vermeyecekse “kendi istediğin”dir cevap.çünkü annen bile olsa sonradan alışıyor ya da diyor ki yapmasaydın.
  • kendi istediğim hayat yerine annemi mutlu ederim daha iyi. karşılaştırması bile akıl karı değil.
  • kariyeri valide istemedi diye farklı şekilde yaptık açıkçası , ama sonradan anladım ki istemeden daha iyi yapmışım.muhtemelen de o deli dumrullukla 30 u görmezdim.

    edit : ne alaka diyenler için tsk yada egm hayallerim vardı.
  • ailemi üzecek şeyler yapmadım çünkü çoğunlukla izin vermeyeceklerini biliyordum o yüzden sıkıntısız bir hayat geçirdim ailemin yanında ama bazı şeyler tabiki içimde kaldı. şimdi küçücük bir oğlum var ve kendine zarar verecek, yada saçma sapan durumlara kalkışmadığı sürece istediği mesleği seçsin, istediğini sevsin, istediği yerde yaşasın diyorum. hatta yaşlandığım vakit zoraki olarak bana bakmasın bile. kendime köle olsun diye doğurmadım ben onu evet bir yaşa kadar söz sahibiyim doğru ama bir süre sonra kendi kararlarını almalı ben sadece fikrimi söylemeliyim. dilerim ki hayat bize o günleri gösterir hep mutlu olacağı seçinler yapar.
  • birey olmayı hayatının sonuna kadar beceremeyecek tiplerin hezeyanıdır.
  • adıma açılmış bu başlığı görünce koştum geldim.

    öncelikle annemin istediği: kendilerine yakin bir muhitte, kocamla birlikte yaşayıp iki çocuk sahibi olmam. geçmişte de doktor olmamı istemişti ve ben dinlemeyip yazılımcı olmayı seçtim, mesleğimden memnunum.

    benim istediğim: avrupa'da sevdiğim bir işte euro kurunda para kazanıp bağımsız şekilde insan gibi yaşayarak kendi evimi çekip çevirmek.

    gerçekte olan: benim istediğim.

    annem her akşam beni arayıp beni ne kadar özlediklerini, geceleri nasıl uyuyamadıklarını, çocuk sahibi olmazsam ileride ne kadar pişman olacağımı anlatıyor. ve bütün bunları gözümdeki ışığı görmesine rağmen yapıyor.

    tek istediğim sen nasıl mutlu olacaksan öyle yap demeleriydi. işsiz aylak dolaşmadım, onları utandırmadım, tek istediğim yurtdışında işimde gücümde yaşayıp paramı kazanıp mutlu olmaktı.
  • annen mi yasayacak senin hayatini? hayir.
    bak (bkz: halil cibran) ne guzel demis:

    çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
    onlar kendi yolunu izleyen hayat'ın oğulları ve kızları.
    sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
    ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
    onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
    çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
    bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
    çünkü ruhları yarındadır,
    siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
    siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
    kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
    çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
    siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
    okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
    ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
    okçunun önünde kıvançla eğilin
    çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
    başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.
hesabın var mı? giriş yap