şükela:  tümü | bugün
  • huzurlu bir cocugun o evde sevgi yumagi icerisinde buyudugunun gostergesidir.
  • hoş bir durum olmakla birlikte, 25 yıllık evli olup da yeni çıkmaya başlamış gibi davranan anne-babanız varsa onlara özenir ve kıskanırsınız. siz daha hiçbir ilişkinizi 1 yıl bile sürdürememişken onların büyük bir aşkla elele yürüyüşe, sinemaya gitmelerine şaşırarak bakarsınız. sorun, hayatınıza giren insanlardan da bu performansı beklemektir. evde bir adet ferhat ile şirin bulununca insan da istemektedir haliyle. çok fena özenilir. genetik bir durum olması için dua edilir.
  • ara sıra düşünürüm: "annemle babam birbirlerine aşık olsalar hayatım daha güzel olur muydu?"
    bir aşkın meyvesi olsaydım ya da, ben daha güzel olur muydum?

    annemin hayatındaki ilk ve tek adam babam. annem babamdan başkasını bilmemiş, görmemiş. muhtemelen ilk utangaç bakışını ona atmış, yanakları ilk kez babamlayken kızarmış, ilk kez onun yüzünden ağlamış, ilk onu öpmüş. ve annem, yani dünyanın en güzel kadını, hayatının-zorunlu-erkeği tarafından sevilmiyor.

    bilmiyorum her küçük kız için böyle midir ama küçük bir kızken benim için dünyadaki tek erkek babamdı. diğer erkeklerin varlığından haberdar olmadığımdan değil dünyadaki en güzel ve en özel kadının yanındaki erkek babam olduğundan. çoğu çocuğun kahramanı olan baba benim için kahramanımın sevdiği adam rolündeydi ve yegane önemini de bu yüzden edindi. annem onu sevdiğine göre dünyadaki en yakışıklı, en karizmatik, en sevecen, en mükemmel adam babamdı. çünkü annem bir başkasını değil onu seçmişti. ona aşık olmuştu. buna o kadar yürekten inandım ki dünyadaki en güzel ve özel kadının; kızıl saçlarına en çok yakışan kahveden gözlere sahip, pamuk kadar beyaz tenli bu ufak tefek kadının ibrahim tatlıses'ten hallice babamla ne demeye evlendiğini, allah için nesini beğendiğini sorgulamak aklıma bile gelmedi. sözde müzisyen ve ince ruhlu, aslen su katılmamış saf öküz babamın dünyanın en naif kadınını tavlamak için kaç takla atmış olabileceğini sonraları düşünsem de küçük bir kızken bu alakasız ikiliyi hep dünyanın en iyi çifti olarak gördüm.

    ben küçükken hiç kavga etmedi annemle babam. daha doğrusu ben öyle sandım. erkenden uyumamak için direnip zafer kazandığım bir akşam annemin haberleri her akşam izlediğini öğrenmenin şokuna(benimle birlikte uyuduğunu düşünürdüm.) babamla arada sırada tartıştıklarının soku eklendiğinde bir parça aydınlandım. hayatımdaki ilk hayal kırıklığı annemin ben yattıktan sonra yataktan çıkıyor olmasıysa ikincisi de annemle babamın kavga ettiğiydi yani. sonra zaten hayal kırıklığım yalama oldu. kardeşlerim doğdu. annemle babam daha sık kavga etmeye başladı.

    annemin babamla mutsuz olduğunu ilk kez düşündüğüm an, daha doğrusu annemin dünyanın en güzel aşkının esas kızı olmayabileceği ihtimalinin aklıma ilk düşüşü kardeşlerimin doğumundan ya da kavgalara şahit olmaya başlayışımdan çok daha önce. o kadar önceye ait bir an ki bu o zamanlar salonumuzda annemle babamın düğün(daha doğrusu nikah) fotoğrafları duruyordu. her gün salondaki tüm çerçeveleri toplamak, fotoğraflardaki yüzlerin hepsini tek tek incelemek gibi bir huyum vardı o zamanlar. bir gün, diğer günlerden niçin farklıydı bilmesem de, daha önce fark etmemiş olmama şaşırarak gördüğüm şey, annemin düğün fotoğrafında gülmüyor oluşu bir şimşek çaktı beynime. anneme gidip "mutsuz musun?" diye sormayı ilk kez o zaman akıl ettim. ne yazık ki o zaman söylediği yalana inandım ama.

    kardeşlerim doğduktan, annemle babam kavga sıklığını arttırdıktan sonra bir süre için annelerle babaların aşık olmaması gerektiğine inandığım da oldu. ki bu dünyanın en mükemmel kadınının filmlerdeki gibi bir aşkın esas kızı olmadığının kabulünden daha kolaydı. ama en nihayetinde; kardeşlerim eşşşek kadar olmuş, annemle babam birbirlerine dünyadaki en kötü sözleri söylemiş ve salondaki düğün fotoğrafı kaldırılmışken şimdi gerçekle burun burunayım. çocukluğumdaki masallar ya da filmlerdeki gibi bir aşk anneme uğramadı. babam annemi sevmiyor. annem babamla mutlu değil.

    insan aşkı da diğer her şey gibi ilk anne babasında görür, öyle öğrenir. görmezse de öğrenmez işte.
    insan dünyanın en güzel kadını bildiği kadının sevilmediğini öğrendiğinde kendisinin de sevilmeyeceğini kabul ediverir birden bire. masalların uydurma, filmlerin yalan, annesinin kırgın, babasının dangalak olduğunu kabul edip öyle devam eder yoluna.
  • aşık olan insanlar daha çok kavga eder.
  • idealize edildiği kadar güzel olmayan bir aile ortamında büyümenize neden olur. misal:

    1. şiddetli bir kavga sonrasında babanızın kendisine annenizin isminin baş harfini yazışına tanık olabilirsiniz.
    2. neşesi bol fakat sarhoş hâlde evine gelen babanız ilan-ı aşk için en uygun yer olarak bir anda apartman boşluğunu seçebilir, annenizde bu duruma kayıtsız kalmayarak kahkahayı basabilir. bu durum tüm komşularınızın sizinle minimum diyaloğa girmesine neden olabilir.
    3. birbirlerine ana avrat sövdükten sonra öpüşmelerine şahit olmak sağlıklı ikili ilişkiler kuramamanıza sebebiyet verir.
    4. bir çeşit aile trajedisinden sonra babanızın "üzülme, bak sen hayattasın, ben hayattayım. sapasağlamız işte bundan daha önemli hiçbir şey yok." sözleriyle annenizin teselli olduğunu kulaklarınızla duyup üzülmemeye çalışırsınız.

    evet, annemin en büyük rüyaları babamla, babam için annem yüzündeki çizgileri ve saçındaki beyazlarla eskisinden bile daha güzel. ikisini dans ederken izlemek, her ne olursa olsun üstesinden birlikte geleceklerini bilmenin kötü yanı; hiç akıllarında yokken zevk için yapıldığını bilmek.
  • (bkz: gönülsüz sikişten burunsuz çocuk doğar)

    heryer bunun ornegiyle dolu
  • farkında olmadan aşka inanan çocuklar yetiştirirler. iyi midir, kötü mü? siz karar verin.
  • ben 15 yaşından büyük bir gencin anne ile babasının birbirine aşık olduğunu hiç görmedim. daha küçük yaşlardakinin de görmedim. sadece daha küçük yaşlarda olunca; anne de baba da "aşığız" diye kandırabiliyor.

    (bkz: anneyle babanın seviştiğini düşünmek)
  • dünyanın en muhteşem birlikteliği ve aile zeminini çağrıştırmaktadır. aslında öyledir de. ama o eskilerdeki gibi gerçek bir aşk yaşamak gerçekten zor. günümüz aileleri için elbette yitip gidecek büyük bir hoşlantı; aşk olarak görüldüğünden, başlığın gözlemini yapmak da bir hayli zor kanımca.
  • küçük yaşlarda katlanılamayan, büyüdükçe de aranan durumdur. amma lakin ki o zamana kadar geçer borun pazarı, yeni pazar arayışları içine girmeyin de, siz yine eşeğinizi niğdeye sürün.