şükela:  tümü | bugün
  • vudi elin in olgunluk doneminin baslangici kabul edilen 1977 yapimi eser.annie hall da vudi elin kendi korkularini, rahatsizliklarini ve basrolu paylastigi ve o donem sevgilisi olan diane keaton ile yasadiklarini aktarmis, film icinde film, realite icinde realite yakalamistir.

    kurgusu, anlatimi, gorsel anlatimi essizdir, delice taklit edilmistir.dialoglar, replikler ise muthistir.en sevdigim ornegi vereyim.

    "...- i thought of that old joke, y'know, the, this, this guy goes to a psychiatrist and says, "doc, uh, my brother's crazy. he thinks he's a chicken." and, uh, the doctor says, "well, why don't you turn him in?" and the guy says, "i would, but i need the eggs." well, i guess that's pretty much how i feel about relationships. y'know, they're totally irrational and crazy and absurd and, but, uh, i guess we keep going through it because, uh, most of us need the eggs..."

    me too alvy, me too
  • aslen cinayet temali bir film olmasi gereken bu filmde cinayeti nereye koyacagini bilemeyen vudi elin(aslinda sinemaya gittikleri gec kaldiklari anda olaylar gelisyor ama) bundan cinayet filmi olmaz diyerek manhattan murder mystery de ancak kafasindaki filmi cekebilmistir.

    ayrica filmde ingmar bergman a tribute da bulunulur.
  • annie hall - alvy, you're incapable of enjoying life, you know that? i mean you're like new york city. you're just this person. you're like this island unto yourself.
  • annie hall un los angeles i sevmesi uzerine la hakkinda -

    alvy singer: i don't want to move to a city where the only cultural advantage is being able to make a right turn on a red light.

    alvy singer: sun is bad for you. everything our parents said was good is bad. sun, milk, red meat... college.
  • alvy ve new york üzerine:

    alvy: i think you're pretty lucky i came along.
    annie: oh, really? well, la-de-da!
    alvy: la-de-da. if i-if anyone had ever told me that i would be taking out a girl who used expressions like "la-de-da"...
    annie: oh, that's right. that you really like those new york girls.
    alvy: well, no... not just, not only.
    annie: oh, i'd say so. you married-
  • nevrotik, komedyen ve new york'lu alvy singer, nevrotik ama komedyen olmayan ve la hayranı annie hall'a aşık olur, olaylar gelisir. biz de ilk tanışmalarından itibaren ilişkilerine tanıklık ederiz.

    alvy ve annie annie'nin dairesindeki terasta annie'nin büyükannesinin yahudilerden pek hoşlanmadığı üzerine rahatsızlık verici bir konuşma yaşamışlar ve kasılıp kalmışlardır. (alvy tabii ki yahudidir) alvy bir süre daha kasıldıktan sonra duvardaki fotoğrafları görür, "so, did you do shoot the photographs in there or what?" der. annie cevap verir, ama tam o sırada kafa sesi de (parantez içindekiler) ekrana yansır:

    annie: yeah, yeah, i sorta dabble around, you know
    (i dabble? listen to me-what a jerk!)

    alvy: they're.. they're.. they're wonderful, you know. they have.. they have, uh.. a.. a quality.
    (you are a great-looking girl)

    annie: well, i-i-i would-i would like to take a serious photography course soon.
    (he probably thinks i'm a yo-yo)

    alvy: photography's interesting, 'cause, you know, it's-it's a new art form, and a, uh, a set of aesthetic criteria have not emerged yet.
    (i wonder what she looks like naked?)

    annie: aesthetic criteria? you mean, whether it's, uh, good photo or not?
    (i'm not smart enough for him. hang in there)

    alvy: the-the medium enters in as a condition of the art form itself. that's-
    (i don't know what i'm saying-she senses i'm shallow)

    annie: well, well, i.. to me-i.. i mean, it's-it's-it's all instinctive, you know. i mean, i just try to uh, feel it, you know? i try to get a sense of it and not think about it so much.
    (god, i hope he doesn't turn out to be a shmuck like the others)

    alvy: still, still we- you need a set of aesthetic guide lines to put it in social perspective, i think.
    (christ, i sound like fm radio. relax)

    görürüz ki woody allen süper bir senaryo yazarı ve yönetmendir. ayrıca "urban" life denen mevzuyu, şehirli ve hatta entellektüel olmayı bu derece iyi kavrayan ve bu kadar iyi yansıtan ilk akla gelen isim woody allen olmalıdır, bir de bunu görürüz.
  • mutsuz ilişkilerin adamı alvy singer mutlu çift fenomenini çözmeye çalışmaktadır:

    alvy singer: here, you look like a very happy couple, um, are you?
    stranger: yeah.
    alvy singer: yeah? so, so, how do you account for it?
    stranger: uh, i'm very shallow and empty and i have no ideas and nothing interesting to say.
    stranger: and i'm exactly the same way.
    alvy singer: i see! wow! that's very interesting. so you've managed to work out something?
  • tüm çiftler arasında -nedense- sanki bir kural imişçesine geçen "öyle dedin" "hayır demedim ben öyle birşey böyle dedim ben" "delirtme öyle dedin işte" tandanslı diyalogların şahı bir diyaloğu barındırması ve diyaloğun gelişimi şaşkınlığa sürükleyecek, arkasından kahkahalar attıracak, hatta hemen "bak sen de yapıyorsun" "esas sen de böyle yapıyorsun" diye başka polemiklere sürüklettirecek derecede başarılıdır. annie psikiyatristten gelmiş, mutfakta aldığı ıvır zıvırı kaldırırken alvy'e randevusunun nasıl geçtiğini anlatıyordur, "haftada 5 gün gel dedi" dedikten sonra devam eder:

    annie: the only question is, will it change my wife?
    alvy: will it change your wife?
    annie: will it change my life?
    alvy: yeah, but you said, "will it change my wife"!
    annie: no, i didn't. (burda gülüyor) i said, "will it change my life," alvy.
    alvy: you said, "will it change..." wife. will it change...
    annie: (artık çileden çıkıyor*, bağırıyor) life. i said, "life."

    bu noktada alvy kameraya döner, seyirciyle muhatap olarak kendine yandaş arar:
    alvy: she said, "will it change my wife." you heard that because you were there so i'm not crazy.

    gerçek hayatta da "ah keşke şöyle kameraya dönsem de sorsam seyirciye demiş misin dememiş misin" denen durumlar, bunu dileyen insanlar olmaz mı? (olur) "bana olmuyor" mu dedin "doğrudur" mu dedin ikilemine takılınır ama hayat bir film olsa da o derece kamera aksiyon müdahalemiz yazık ki yoktur. olsa bazı sahneleri kırk kere, elli kere, binbeşyüz kere izlerdik dedirtir. sonraki sahneye geçilir.
  • "entellektüel adamın mutlu ilişkisi olmaz", "akıllı adam zor adam" gibi şahane (ve pesimist) tespitleri olan woody -en nihayetinde- elbette haklı çıkar. la-dee-da efekti ile başlayan, tek heceli ve kardeş ünlemlerle hız alan diyaloglar git gide sonu gelmez "dedin/demedim", "ne demek istedin?" temalı şebnem ferah*'a havale geçirtecek ayarda diyaloglara, ardından monologlara dönüşür. en son yatakta yan yana yatıp tavanı seyretmektedirler. annie joint içmeden havaya bile girememektedir. alvy'nin "kendini geliştir, birşeyler yap" söylemi annie'nin gidip profesörü ile yatması ile sonuçlanır. (kadınlara birşeyin çok koyduğunu böyle anlarız)

    kadın-erkek ilişkisi üzerine çekilmiş filmlerin içinde gelmiş geçmiş en başarılılarından biri olduğunu her fırsatta kanıtlar annie hall. bu film için woody'nin diane keaton ile olan ilişkisinden yola çıktığını söylemeye gerek var mı? (diane keaton'ı hala muhabbetle anmaktadır, unutulmaz addetmektedir. annie hall olan kadından aşağısı beklenmezdi)
  • annie hall'un isminin orjinali, "mutluluğa erişememe" anlamına gelmeye müsait olan, "anhedonia" kelimesinden gelmektedir dersem de, diyeyim, nebliym böyle yerleşmiş aklımıza.