şükela:  tümü | bugün soru sor
  • oransal olarak az ironi bulunduran ("heidegger bunu haketmisti!") woody allen filmi. bir felsefe hocasinin siradan oldugu kadar siradisi psikolojik hayatini anlatiyor. ve bayik bir drama degil.
  • film, yaban cileklieri'nin new york uyarlamasi gibidir.
    acilis sahnesindeki fotograflarla aileyi tanitma, kahramanin yuzlestigi yaslilik sorunu, hayatin tekrar gozden gecirilmesi, gorulen ruyalar, yeni karsilasilan karakterler araciligiyla yakalanan kendini degerlendirme firsati ve daha niceleri yaban cilekleri'nde de mevcuttur.
    bunlarin yani sira, oldukca guzel bir filmdir. "aman da hoy woody allen filmi, izler guleriz!" diye basina oturulmamalidir, hayal kirikligi yaratabilir. zaten vudi bey de filmde oynamaz. sanirim komedi filmi cekmek istemediginde filmlerinde oynamamasinin nedeni; ekranda gorundugu anda, hicbir sey yapmiyor olsa bile seyircilerin yuzunde bir tebessum olusturdugunun bilincinde olmasi.
  • "sanırım derindeki duyguları sonsuza kadar saklı tutamazsınız."

    bir hesaplaşma filmi. bir kadının yıllaarr geçtikten sonra geriye dönüp bakması. aslında olduğunu sandığı kişi olmadığını görmesi. herkes marion'un ne olduğunun farkındayken tuhaf bir şekilde yalnızca ona en yakın kişi olan kendisi değildir. yıllardır insanların tepesinde durup onları yargılarken - ki bunu da kötü bir niyetle veya farkında olarak yapmazken birden kendisinin ne olduğunu görür. diğerlerini gördüğü gibi kendisini görür, kendisini yargılar aynı şekilde. acır herhalde. bir sürü pişmanlığı olduğunu farkeder. üstelik yıllar boyunca bunların pişman olunacak şeyler olduğunu bile farketmemiştir. başlanmamış bir ilişki, aldırılmış bir çocuk, terkedilmiş bir koca .. bu kadar önemli hususlarda bile ne kadar pişman olduğunu yeni anlar. kendini kandırmayı bırakır ve kendini kandırmış olmaktan nefret eder. tüm hayatı, kim olduğunu bir kaç haftada yeni farkeder. tesadüfen duyduğu bir kadın ve onun kıvılcım olduğu bir olay silsilesiyle, bir rüyayla, bir karşılaşmayla, bir tesadüf zinciriyle .. psikoloüğa giden o hamile kadın gerçekten klimt'in resmini yaptığı "umut" olmuştur. ölülerin, çirkinlerin, karanlıkların önünde duran bu saf hamile kadın ona bakan kişiye umut vermiştir. gözlerini açmıştır, yaşadığı şeyler kötü ve zor olsa da ona huzursuzluktan çok huzur vermiştir. rilke'nin dediği gibi "hayatını değiştirmelisin" demiştir. ne olduğunu görmesini sağlamıştır. üstelik bu kadar geç, üstelik çevresindeki herkes bunun farkındayken. ama biliyoruz ki o akustik sorun yüzünden o hamile kadını duymasa bile bir şekilde hepsi olacak bunların. çünkü biliyoruz ki derindeki duyguları sonsuza kadar saklı tutamayız. tuhaf şey ..
  • 50'li yaşlarını yaşayan felsefe hocası marion post (gena rowlands) son kocasıyla evliliği rutin biçimde devam ederken, yan dairedeki psikiyatri seansından gelen seslerle birlikte yaşamını sorgulamaya başlar. evliliğinde mutlu mudur? neden çocuk yapmamış/yapamamıştır? kocası bazen gözüne bir yabancı gibi görünür olmuştur. anılara dalmaya başlar. eski ilişkilerinin girdapları arasında sık sık bocalarken, hayata dair sorgulamalarını '50 yaş krizi' ile birlikte derinleştirir. tüm yaşamı boyunca kariyer yapmak için çabalamış, çeşitli kitaplar yazmış, konusunda uzmanlaşmış, hatta kendine ufak bir hayran kitlesi bile edinmiştir. gençliğinden bu yana ailesinin gururu olmuştur. bilginin peşinden gidişi, gençliğinde ilişki yaşadığı larry lewis'ten (gene hackman) olacak çocuğunu bile aldırmasına neden olmuştur. marion'un yaşadığı bunalımın ve içsel sorgulamalarının kökeninde ne vardır?

    woody allen'ın interiors vari dram filmlerinden biridir another woman ve interiors'tan daha başarılı olmuştur kanaatimce. ilginç bir nokta şu ki, woody allen, eğer komedi değil de 'drama' çekiyorsa, o dramın baş karakteri kesinlikle erkek değildir; ailesince gurur duyulan, mesleğinde başarılı bir kadın modelidir.

    interiors ve another woman filmlerinden başka da 'ingmar bergman gibi filmler çekebilmek' hayalleriyle yanıp tutuştuğu başka dram filmi de yoktur sanırım kendisinin. allen, bu denemeleri nadiren yapsa da, bu çalışmaların hemen ardından asıl güzel yaptığı işe, komediye kaldığı yerden devam etmiştir.
  • woody allen'ın ne kadar büyük bir ingmar bergman hayranı olduğunun en somut kanıtı olabilir bu film, wild strawberries'e bir saygı duruşu mu desem, bir bergman güzellemesi mi desem bilemedim; nasıl tanımlanırsa tanımlansın alışılagelmiş woody allen tarzından bir hayli uzakta, ama bir o kadar da güzel bir film olmuş. son olarak da bir nevi yıldızlar geçidi olmuş film, kimi ararsanız var.
  • "gönderme nedir, nasıl yapılır" konusunda bir derstir adeta.
  • bir kadının hayat muhakemesidir. bilindiği üzere bir erkek olan woody allen bunu nasıl bu kadar başarılı bir şekilde idrak etmiş ve yansıtmış diye düşünmeye sebebiyet verir. ayrıca en sevdiğim filmler arasında da rahat ilk üçe girer.

    edit: sadece bir kadının hayat muhakemesi değildir. ben bugün bunu gördüm. self deceptiondan muzdarip herkesin hayat muhakemesi olabilir.
  • e bunun da basları aynı billie jean? şaka mısınız lan? niye yapıyosunuz bunu?

    (bkz: #18625973)

    [moby'nin şarkısı bu arada, yazmamış kimse.]
  • insanı alıp götüren müziğine, inanılmaz acı bir dize ile eşlik eden mükemmel bir moby şarkısı.

    "you leave your home for days and days
    and i know, said i know
    you got another woman somewhere around"