şükela:  tümü | bugün
  • bilimsel olarak net bir kaynağa dayanmamakla beraber insanların hayatları boyunca bir şey için çabalamaları, bir şeyi istemeleri ve sonuç olarak istedikleri düzeyde başarılı olamamalarıyla birlikte hayallerini kurdukları alanda toplumda ün yapmış, beğeni kazanmış kişi ve eserlere karşı muhalif bir tavır sergilemeleri.

    tanımı okuyup da aklına (bkz: ilker canikligil) gelmeyen varsa çok da şey etmesin yani. bana bu tanımı verseler, sadece tanım üzerinden robot resim çizdirseler herhalde ilker beyi çizerdim direkt.

    bu sendrom genel anlamıyla sanatçılara atfedilen bir sendrom. çünkü sanat farklı görüşler olsa da beğenilmeyi, popülerliği arzulayan kişilerce ortaya dökülen bir yaratı süreci. istediği beğeniyi bulamayan kişilerin çoğunda bir motivasyon düşüklüğü oluşabildiği gibi yine de bu yaratıya devam etmekten geri durmuyorlar.

    mesela (bkz: onur ünlü)'nün '' yapılan işin saçmalığı seyirci sayısıyla doğru orantılıdır'' sözü bir zamanlar tamamen bu sendroma kapıldığının göstergesidir. çünkü bu sözün geçtiği (bkz: güneşin oğlu) filminin 2008 yapımı, (bkz: polis) filminin ise 2007 yapımı olduğu bir dönemde senaryoya eklendiğini düşünürsek tam olarak da bu sendromu kanıtlar bizlere. neden mi? birçok filminde de polis filmine gönderme yaparak ''boktan bir film'' olarak tanımlamıştı kendi filmini. polis filmini çıkarttığı zaman beklediği ilgiyi göremeyip, bir sene sonraki filmde de anti-ego muhalifliği sendromu sonucu böyle bir sözü senaryoya ekledi. onur ünlü'ye göre gişe yapmış kült filmler de saçmalığın daniskası mıydı yani? tabii ki hayır. bu sözün tek sebebi işte bu sendromdu. sırf muhaliflik yapabilmek.

    ki kendisini çok severim önceden de çok belirttiğim üzere * a lav yu muhsin *
  • "bu durumda kendi alanımda başarılı olan insanları seviyorsam ben de mi başarılı olmuş oluyorum?" diye sordurmuş sendrom.

    psikologlar göreve.