şükela:  tümü | bugün
23 entry daha
  • bilgisizliğe sempati duymak ve akılcılığı reddetmektir. en büyük darbelerini modern tıbba, küresel ısınmanın engellenmesine ve demokratik sistemlere vurmaktadır.

    anti-entelektüelizmden söz edebilmemiz için öncelikle edinilmiş bilgilerin epistemolojik değerlerini ve entelektüellere karşı geliştirilmiş olan psikolojik aksülamelleri tanımlayabilmemiz gerekir.

    pseudoscience ve bilimi ayıramama kaynaklı anti-entelektüelizm, epistemolojik karmaşalardan kaynaklanır. bir insanın etiket sahibi olması, elbette onu aliyülala bir şahıs yapmaz. dünya tarihi, lobotomi faciasını görmüşken böyle bir garanti verilemez, septisizm abartıya kaçmadığı sürece sağlıksız değil sağlıklıdır. lakin komplo teorilerine gereğinden fazla yatkın olmak alerjik reaksiyonlara benzeyen bir durumdur: kişi gösterdiği tepki ile aslında kendi sağlığına zarar vermektedir.

    bugün alternatif tıp propagandasını, madonna, tom cruise, gwyneth paltrow gibi isimler yapmaktadır ve bu insanların ortak özellikleri şudur:

    - beyanlarının doğruluğunu test etme zahmetine girişmeden milyarlara ulaşabilirler. ortalık zaten kendisini ünlülerin yaşamlarını ve düşüncelerini takip etmeye adayan fanatiklerle doludur.

    - önerdikleri remediler ilaç olmadığından, farmakodinamik veya farmakokinetik ile ilgili problemlerden sorumlu değildirler.

    tom cruise hayranı, tom cruise'un ortaya attığı bir safsatayı, gwyneth paltrow hayranı ise gwyneth paltrow'un un ortaya attığı başka bir safsatayı dinleyecektir.

    şüphe yoktur ki martin shkreli olayının farmasötik sektörüne ve tıp yöntemlerine karşı alınan tavırda payı büyük olmuştur. lakin bir yerde refah devleti ve vahşi kapitalizm arasındaki balansın sağlanamamış olması, sağlığın bir temel insan hakkı değil, bir lüks olarak algılanması ile modern tıbbın diğer yöntemlere karşı bilimsel üstünlüğü birbirinden bağımsız düşünülmesi icap eden konulardır. ikisi farklı problemlerdir, farklı problemlerin de farklı çözümleri olur.

    "kansere çare bulundu da bizden gizleniyor." gibi iddialar alelekser karşılaşılan anti-entelektüelizm göstergeleridir, burada yalnızca kanser tiplerinin patofizyolojilerini bilmemekten kaynaklanan bir cehaletten fazlası vardır: insanlar ilaç sektörüne olan güvenlerini tamamen yitirmişlerdir. artık eğitimli olduğu hâlde meditasyonun ve bitki çayının her derda deva olabileceğine inanan bir kitle vardır. çünkü ilaçlar pahalı ve "kimyasal"dır. (homo sapiens periyodik cetvelde yer alan elementlerden oluşan bir organizma değildir(!) tabii)

    anti-meritokratik anti-entelektüelizm entelektüellerin halkçılıktan uzak zengin elitler olarak algılanmalarından beslenir. faraza, amerikan kapitalizmindeki bill gates gibi figürlerin, havsalanıza sığmayan bir antipati eşliğinde sosyoelit paris hilton gibi figürlerle aynı kefeye konduğunu görürseniz, karşı karşıya olduğunuz vaziyetin bu olduğu söylenebilir. hatta entelektüel figürler futbolculardan, mankenlerden daha çok antipati toplayabilirler.

    bu tür bir anti-kapitalist anti-entelektüelizmde bill gates'in medicare karşıtı politikacılarla aynı siyasi görüşü paylaşmamasının, miras karşıtlığının veya kimsenin umursamadığı global iklim değişikliği üzerine kafa yormasının bir önemi kalmaz çünkü insan beyninin "tümevarım" dediğimiz bir özelliği vardır. dünya genelinde; liberal ekonomi savunucusu entelektüeller, zaman zaman kapitalizm kökenli anti-entelektüelizm dediğimiz yangına körükle gidebilirler. bunun güzel bir örneğini, sinan çetin'in the fountainhead'e yazdığı önsözde gözlemleyebilirsiniz. ironik olan şudur ki, sinan çetin'in önsözünde kraldan çok kralcılık yaparak savunduğu kitabın yazarı, tüm yaşam felsefesini öz yeterlilik üzerine kurduktan sonra kendi iradesiyle sigarayı bırakamamış, ciğerlerini mahvetmiş ve sonunda hayatı boyunca aşağıladığı kolektivist değerlere muhtaç kalarak devletten sosyal yardım almıştır. bugün abd'de liberal ekonomi savunucusu objektivistler ise, sosyal refah sistemlerini komünizme geçiş gibi yorumladıklarından zenginin vergisinden keserken obamacare'i kaldıran trump'ı desteklemektedirler.

    slavoj zizek'in de sık sık söylediği gibi: donald trump tüm kötülüklerin babası olan bir hastalık değildir, yalnızca daha derinlerdeki bir hastalığın bir semptomudur. kolektivist değerlerin bireylerin atomlaşması ile çökmesi ve oy vermeye indirgenen bir demokrasi anlayışında tür problemlerin ortaya çıkacağı bundan yıllar evvel tocqueville tarafından dile getirilmiştir. tocqueville haklıdır da, zira günümüz demokrasilerinden bazıları(?), siyasete ilgisini tamamen kaybetmiş, siyasi tartışmaları sıkıcı olarak gören entelektüellere de, çoğunluğun tiranlığına da ev sahipliği yapmaktadır.

    dezavantajlı kesimlerin sosyal sistemlerde bulamadıkları avantajları çoğunluğun tiranlığında aramaları, liyakat ilkesinin daha çok zedelenmesi, "okumakla adam olunmaz." gibi cümlelerle kendisini gösterecek ekstrem bir meritokrasi korkusu, entelektüelin içine çekildiği objektivist yaşam stili ve eğitim sistemi değişmediği sürece kaçınılmazdır.

    küresel ısınmanın reddi de tam olarak burada filizlenmektedir. küresel ısınmayı reddeden kişi lisede aşmış olması gereken bazı epistemolojik karmaşaları aşamamış olabilir, sanayiye bağlı bir sektörde çalışıyor olabilir. kendisine müstehzi bir üslupla yaklaşan ağaç sevdalısı hippi profilinden hoşlanmaması veya değişime bir katkıda bulunmaya gücü yetmeyeceği için inkâr psikolojisine kapılması onu nasa'ya dair bir komplo teorisi üretmeye kadar götürebilir.

    anti-entelektüelizmin tek bir formu yoktur, bambaşka endişelerle ortaya çıkabilir ve çok boyutludur. fakat sebep her ne olursa olsun, dirayetli olana septik yaklaşayım derken bilginin kendisine düşman olmak akılcı bir tutum olamaz.
3 entry daha