şükela:  tümü | bugün
  • sirf kapitalizme karsi gelismis akil, fikir, akim butunu.
  • maaşım düşeceği için içinde bulunacağım akım. pazartesi günü başlamayı düşünüyorum. artık tüm makyaj bloggerlarını takipten kaldırmakla başlayacağım mesela. bunlar hep kapitalist sistemin oyunu .uymayalım arkadaşlar. *
  • sözlükte nereye yazsam bilemedim, bari buraya yazayım bunu (öncesinde facebook'a yazmıştım ama buraya da taşıyayım dedim):

    metis bu ay için "kapitalizm incelemeleri" kitaplarında indirim yapıyormuş. anti-kapitalizm ve entelektüeller konusunda birkaç kelam edeyim. açıkçası, çoğu sosyal bilimcinin "kapitalizm" ve/ya "neoliberalizm" üzerine atıp tuttukları metinlere eldivenle bile dokunulmaması gerektiği kanaatindeyim. bunlar, en basit ifadeyle "kötü bilim", daha suçlayıcı fakat isabetli betimlemeyle "partizan papağanlık".

    ben anti-kapitalist entelektüellerin, akademisyenlerin vs. gerçekten samimi olduklarına inanıyorum, yani bu kişiler eleştirilerini yaparken kendi pozisyonlarını garantiye almaktan ziyade ortada birçok sorun olduğuna inandıkları için bu çalışmaları yapıyorlar.

    fakat eski bir deyişte de belirtildiği gibi "cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir." kendilerinin bu konulara olan samimiyeti ile ters orantılı olarak, eleştirdikleri şeyleri ve kişileri anlamamak, onlarla ciddi anlamda muhatap olmamak gibi bir "huy"ları var. ben şimdiye kadar serbest piyasa yanlılarını eleştirmeye kalkıp da onların görüşlerini gerçekten anlayan, metinlerle cidden haşır neşir olmuş pek kimseyi göremedim. nancy mclean faciası bir tarafa, naomi klein'ın şok doktrini adlı her satırı yanlış anlama, çarpıtma ve hata ile dolu eserinin halâ sol akademik çevrelerce ciddiye alınması ve anlatılarında destek olarak kullanılması gerçekten konuya ne kadar uzak olduklarını gösteriyor.

    yukarıda anlattığım şeyin basit bir nedeni var gibi görünüyor. sol tayfa, kendilerinin "halkın, haklının ve adaletin yanında" olduğunu, doğru "taraf"ın anti-kapitalizm ve sistem karşıtlığı olduğunu düşünüyor. eğer soldan değilseniz, halkı değil global şirketleri, deleuze'ün "savaş makinası"nı, sömürgecileri, faşistleri destekliyorsunuz demektir. scruton, fools, frauds and firebrands'ında bu konuya çok güzel değiniyor, ki bu kitabı şiddetle tavsiye ederim. solun olduğu yerde "sağı" veya herhangi başka bir alternatifi tercih etmek, şeytanla ittifak kurmak, kötülüğün tarafını seçmekle aynı şey olarak görülüyor. eğer soldan değilseniz aforoz edilmeniz işten bile değil. 1990 yılında thinkers of the new left'i yazarak yeni sol'un entelektüellerini eleştirme cüretini gösterdiği için hakkında bir linç kampanyası başlatılan, sol "aydın"larca hem yayıncısı hem okulu şikayete boğulan ve bir an önce akademiden uzaklaştırılması talep edilen roger scruton bunun en müthiş örneği.

    eğer karşı tarafın "sömürüyü, halk düşmanlığını, küresel sermayi, kısaca kötü olan her şeyi" savunduğunu düşünüyorsanız onların *aslında* ne dediğiyle muhatap olmanız pek gerekmez. solun kendi eko çemberlerinde bu kadar rahat biçimde kalabilmesini buna bağlıyorum. kimsenin hayek'in, nozick'in, mises'in, friedman'ın, becker'ın, buchanan'ın ve diğerlerinin gerçekte ne yazdıklarını okuma gibi bir gereksinimleri yok, ne de olsa zamanında birkaç kişi okuyarak bağlam dışı saldırılar yapmış, onların ayak izinde gitmek yeterli.

    kişilerin ötesindeki sorun da, verilere ve teorilere partizanca yaklaşmak. neoklasik iktisadın ve şu anki iktisadi çalışmaların burjuva düzenini meşrulaştırmaya yaradığını, burjuvanın ideolojik aygıtları olduğunu düşünürseniz, iktisatçıların serbest piyasaya, özellikle küresel piyasaya olan bağlılıklarını da ideolojik aygıtlık olarak yorumlarsınız ve veriler ile teorilerin işaret ettiği şeyleri görmezden gelebilirsiniz. eldeki veriler piyasanın ve globalizmin milyarlarca kişiyi yoksulluktan kurtardığını, sürekli olarak tüm dünyada, herkesin hayat şartlarını iyileştirdiğini, dünya barışına katkı yaptığını kuşkuya yer bırakmayacak şekilde gösterdiğinde, elindeki tek narratifi -kapitalizmin öcülüğünü- kaybetmek durumunda kalan aydın ne yapacak? ya verileri tamamen yok sayacak, ya da "iktisatçıların duyguları olan gerçek insanları soyut rakamlara dönüştürdüğünü" iddia ederek ortadaki hikayenin önemini azaltmaya, konuyu başka yere çekmeye çalışacak. "gdp kağıt üstünde arttı, ama kağıtlar sadece kağıt, mürekkepler sadece mürekkeptir" diyecek. fakat o kağıttaki rakamların, onları simgeleyen insanlar için önemi hakkında pek fikri olmayacak. benjamin powell gelişmekte olan ülkelerde sweatshopta çalışanları ziyaret edip, onlar arasında anketler düzenlediğinde sol akademisyenlerin görmekten korktuğu şeyi görmüştü: orada "sömürülen" insanlar kapitalizmi, yabancı sermayeyi, küreselleşmeyi benimsiyorlar ve hayat şartlarının eskisine göre nasıl iyileştiğini anlatıyorlardı.

    sadece kendi aralarında birbirlerine ve sol eğilimli gençlere yedirebildikleri anlatıların reel dünyada beş par' etmediğini gören akademisyenlerin elitist bir tavırla yazdıkça yazmaları, sürekli birbirlerini okuyup birbirlerinin her eserine düzinelerce atıf yapmaları, kendilerini fildişi kulelere kapatıp kimseyle muhatap olmamaları normal.

    "ufak" bir eksikliğe daha değinelim. tüm bu eleştirileri yapıyorlar am yok etmek istedikleri sistemi neyle değiştirmek istediklerini bildiklerine de rastlamadım. tamam, özel mülkiyet sistemini ilga edelim. ya sonra? buna dair detaylı ve ciddi herhangi bir plan var mı?

    son on yıldır siyaset felsefesinde philosophy, politics and economics denilen anlayış yayılıyor. hem sol, hem klasik liberallerle diğer ekollerden gelenler reel dünya kısıtlamalarını -sosyal psikoloji, politik iktisat, ahlak felsefesi vb. konuları- birlikte ele alarak demokrasi, piyasa, devlet vs. üzerinde çalışma yapıyorlar. "ideal olmayan kuramcılık" yeni yöntem. peki sol bize "ideal ve ütopik olmayan" neyi vaat ediyor? ne gibi bir yol haritası çiziyor? yeni sistemi nasıl detaylandırıyor? peki, ideal olmayan bir dünyada yaşayanlar olarak, daha bırakın ideal-olmayan'ı, ideal teorileri bile olmayan solcu aydınların yazdıkları bizi ilgilendiriyor mu? ciddi ciddi o (birçoğu tuğla gibi) kitaplar insana bir içgörü katar mı? pek sanmıyorum. bu yüzden içinde neoliberalizm, küreselleşme, emperyalizm vb. geçen eleştirel sosyoloji kitaplarına elimi bile sürmüyorum. zamanında dilim yandı bunlardan. lüzum yok. sol olarak, serbest piyasayı ve mülkiyet kurumlarını benimseyen merkez-sol yeter, onlardan ilerisi ciddiye alınacak insanlar değil. eyyorlamam bu kadar.
  • marksizm içindeki en güçlü akım olsa da, marksizm dışındaki akımları da barındırmaktadır. muhtemelen marksizm dışındaki en güçlü akım anarşizm'dir ki bambaşka bir toplumsal vizyonu vardır anarşizm'in.