şükela:  tümü | bugün
  • marx'ın düzeni salt ekonomiyle açıklamasını eleştirmiştir. ve neo-marksist yaklaşımın öncüsü olmuştur. aslında eleştirdiği noktada marx'da aynı fikirdedir bi açıdan. bunun açıklamasını da engelsyapmakta. engels'e göre, gençlerin [marksist] ekonomi sapkınlığı içine düşmeleri, kendilerinin hatasıydı. bunun nedeni de karşılarında siyaseti ekonomiden tamamen bağımsız sayan liberaller olmasıydı. biz onlara karşı çıkınca, tamamen ekonomiye bağlamış gibi olduk diyor.
  • teorik uretiminin temel sorununu cok pratik bir sorudan devsirir: "rusya'da devrim oluyo da niye avrupa'da devrim olmuyor?" bunun yanitini vermeye calisirken yapisalci marksist egilimlerin disinda insani etkinlige belirleyicilik alani acan marksist bir humanizm gelistirmistir. portrelli'nin gramsci ve tarihsel blok isimli kitabinda "hegemonya", "sivil toplum", "siyasal toplum" kavramlarinin birbiriyle iliskili aciklamasinin okunmasi tavsiye edilir.
  • hapishane notlari'nda aydinin en onemli islerinden birisinin tarih denilen seye ceki duzen vererek bir envanter yaratmak oldugunu vurgulamis italyan marxist.
  • futbol icin 'açık havada oynanan insan sadakatinin krallığıdır' demistir.

    (bkz: brigate rossonere)
  • adı gramski değil gramşi şeklinde okunması gereken antonio.
  • ekonomi biliminin dünyadaki kaynakların sınırlılığını gözden kaçırdığını ve teoremde yer vermediğini dile getiren eko-sosyolog. serbest pazar ekonomisinin teoremlerinde firmanın, toplumun, devletin karı zararıyla ilgili her türlü değişken bulunmasına rağmen, dünyadaki kaynakların sonsuz olmaması durumu hiçbir teorinin içinde yer almamıştır. dünyadaki kaynakların sınırlı olması, şu an içinde yaşadığımız sistemin hiç bir zaman için pareto optimum olamayacağı anlamına gelebilir. lakin dünyadaki düzenden çok büyük bir çoğunluğun rahatsız olması ve bu düzenin hiç sorgulanmadan yoluna devam ediyor olması ortalıkta bişeylerin ters gittiğine işaret etmektedir. ekonomi insanın her zaman kendisi için en iyisini seçmeye çalışacağı (homo economicus) ve sistematik hatanın olmayacağını iddia ederek, serbest pazarda her zaman optimuma ulaşılacağı sonucuna varır. bir nevi kendi kendini doğrular. ekonomi dünya kaynaklarını şöyle algılar: demir,çelik, petrol, kereste, altın. fakat şu son 5 senede yavaş yavaş en değerli dünya kaynaklarının hava ve su olduğunu ve çok ucuza satıldığını (kirletildiğini) bütün dünya anlamaya başladı. sistem havayı kirletmenin satın alınabilecek bir hak olduğunu iddia ederek, kyoto protokolü gibi anlaşmalarla havayı kirletme hakkını ülkeler arasında bölüştürmeye çalışır. kirletilen denizler ve sulak alanlar için büyük cezalar ödenir ve böylelikle kirletme hakkı satın alınmış olur. dünyada bu düzen süregelirken, yeterince uzun vadeyi gören akademisyenler, dünyanın uzun vadede optimal bir noktaya varacak stratejiyi uygulamadığına dikkat çeker. gramsci de ekonomi teorisinde kızılderililerin bile rahatça görebildiği sistem bugına işaret eder: son ağaç kesildiğinde, son ırmak kirlendiğinde, son balık yakalandığında, paranın yenilemeyeceğini anlayacaksınız"
    (bkz: serbest piyasa ekonomisi)
    (bkz: küresel ısınma)
    (bkz: terminoloji yağmuru)
  • yazılarını hapisanede yazdığı için şifreli bir dil kullanmış ve anlaşılması yer yer zorlaşmıştır.çileci marxist düşünür profiline uyan yakışıklı bi insandır.
  • 1891-1937 yillarinda yasamistir ve 20.yy’in ilk yarisinin en onemli marxist teorisyenlerinden biridir kendisi. ozellikle kulturel problemler ve kulturel formasyon ile siyasi egemenlik arasindaki iliskiler baglaminda yaptigi calismalar onemlidir. diger yandan, ozellikle ustyapi uzerine yogunlasmasi ve ekonomi, kultur, sinif ve iktidar ekseninde yonelttigi elestirel sorular nedeniyle marxist yazinda bir ilk olarak gorulebilir. gramsci’nin temel elestirisi, marxist yontemi, toplumun, ekonomik ve tarihsel yasalarla belirlenen dogal bir bilimi olarak goren pozitivist marxistleredir. bu baglamda temel argumani da marxism gibi bilinc ve praxis’e iliskin sorunlar uzerinde calisan bir diyalektik bilimin, doga bilimlerinin yontem ve kavramlariyla asla bagdasmayacagi, aciklanamayacagi olmustur.

    gramsci marxism’i bir praxis felsefesi olarak tanimlar. bu yolla isci sinifinin egitilmesinin ve kendini somuruden ve sinif egemenliginden kurtarip ozgurlestirmesinin altini cizer. aslinda gramsci’nin anlatmak istedigi, tarihsel surecin, insani ozu olmayan bir takim iktisadi yasalarin sonucunda degil, politik partiler, dernekler ve ticaret birlikleri gibi formlarda kolektif bir yapiya burunen insan iradesinin sonucunda ekonomiyi yonlendirdigi ve nesnel gerceklige sekil verdigidir. kisacasi gramsci’nin demek istedigi sudur: sosyal degisimlerin duragan bir kitleye yapilan bir takim otomatik dissal etkilerin (tarihsel yasalarin) sonucunda olustugunu soylemek, isci sinifini tarihsel surecte pasiflestirmek demek olacaktir ki bu da o gune kadar kabul goren marxism yorumlarinin yumusak karnidir. kanimca, aslinda marxist tarih teorisinin sosyalizmi kacinilmaz olarak goren yorumu da bu baglamda proleteryayi tarih sahnesinden dislamakla ayni anlama geleceginden, gramsci tarafindan elestirilmeye aciktir. gramsci devrimin, dissal iktisadi kuvvetlerin otomatik bir urunu olarak gorulmesi fikrine karsi cikar; ancak onun bir sinifin diger siniflar uzerinde kurdugu kulturel egemenlik oldugunu da yadsimaz (burada belirtmekte fayda goruyorum, ornegin ekim devrimi’ni boylesine “demir kanunlarin” degil ortak bir iradenin sonucunda gerceklestigini savunur). diger yandan, bir toplumda baskin sinif, sivil toplumu kendi ahlaki, geleneksel, dini ve politik gorusleriyle (bkz: weltanschauung) kontrol altina alan siniftir. gramsci’ye gore devrimci sinif, diger siniflar uzerinde ekonomik, politik ve askeri bir gucu ve entelektuel ve ahlaki onderligi yoluyla bir otorite kurma cabasina girisecektir ve bu sinif, devrim oncesinde toplumun farkli katmanlarina kendi kulturunu nufuz ettirmelidir. baska bir deyisle, eger isci sinifi baskin sinif olmak istiyorsa, toplumun diger katmanlarindan destek alan kontrol edici bir kultur yaratmalidir. ancak gramsci’nin marxist dunya gorusu ve bu gorusun bir sinif ideolojisi degil de aksine tarihin yapisal degisim surecini aciklayan bir evrensel aciklamasi olmasi, onu, baska bir kavrami aciklamaya ve tanimlamaya iter: hegemonya. devrimci sinifin, devrim oncesinde nufuz ettirmesini onerdigi kulturel urunler, iste tam da bu kavrami isaret eder: kulturel hegemonya. bu noktada gramsci’nin hegemonya ve egemenlik kavramlari arasindaki ayrimini belirtmek cok onemlidir: ona gore, hegemonya sosyal siniflar arasinda bir anlasma ve dengeyi isaret ederken, egemenlik kavrami devletin tehdidini barindirir. bu baglamda hegemonya, ozel kurumlar ve sivil toplumda yaratilan ve bireyle devlet arasinda arabulucu rol ustlenen bir kavramdir. dogrudan egemenlik dusuncesi ise devlet aygitlari!devletin ideolojik aygitlari ve kamu kuruluslari yoluyla suregelen tehdit ve zor kullanmanin sonucudur.

    gramsci, proleter sinifin lider ve baskin sinif olabilmesini, calisan nufusun cogunlugunu kapitalizme ve burjuva devletine karsi olan bir konuma getirmesinde yardimci olacak bir ittifaklar sistemini kurabilmesine baglar. bu acidan hegemonya; politik, entelektuel ve ahlaki onderligin etkili bir sentezidir ve ayni zamanda bir sinifin ortak cikarlarini savunmak amaciyla olusturulan ve diger sosyal gruplara yonlendirilen bir tutumu kapsar. burada gramsci’nin kendi ornegini alirsak, ona gore, yalnizca burjuvazi ve proleteryanin hegemonya kurma olanagi vardir cunku kapitalizmin aksine feodal toplum, kapali ve bir tur kast sisteminin egemenligi altinda olan bir sosyal yapiyi barindirir. boyle bir sosyal yapilanmada da, egemen siniflar, bizzat kendilerine ait olan ve hem teknik hem de ideolojik olarak apayri kulturel araclar uretemezler.

    gramsci, -pek de sasirtici olmayacak bir sekilde- devrim olasiliginin gelismis kapitalist ulkelerde yuksek oldugunu dusunmustur. bunda sasiracak bir sey yoktur, cunku yukarida da bahsettigim gibi ona gore, isci sinifi burjuva ideolojisinin baskici yapisinin pasif bir kurbani degil aksine, burjuva toplumunun aktif muhalif kanadidir. gramsci’ye gore bati avrupa sivil toplumunun goreceli olarak daha guclu olmasi, burada burjuvaziye anlasma yoluyla hukmetme sansi dogurmustur. elbette gramsci, -cokca vurguladigi gibi- hegemonyayi yalnizca anlasma yoluyla ortaya cikan bir kavram olarak degil ayni zamanda tehdit ve zor yoluyla da yurutulen bir tutum olarak gormektedir. baska bir deyisle, hegemonya, yukarida da bahsettigim denge kavraminda oldugu gibi, anlasma ve tehditin dengeli bir uyumunu isaret eder. bu baglamda sivil ve siyasi toplum ayrimi mutlak degildir, cunku ona gore, kapitalizmin sosyal yapilanmasi ayri ve bagimsiz kurumlara ayrilamaz. ornegin egitim sivil topluma ait bir kurumken, ayni zamanda hem ekonomik hem de ideolojik olarak devlete bagli bir kurumdur. hegelci terminolojiyle gramsci, devletin ahlaki rolunden bahseder ve baskin sinifin ekonomik ve politik cikarlarini savunurken ayni zamanda sivil toplumun guclenmesine katki saglayacak hukuk ve egitim gibi kimi kurumlarin kurulmasinda rol aldiginin altini cizer. bu, devletin bir sinifin digeri uzerinde baski kurmasi icin yaratilmis bir kurum olmadiginin, aksine modern kapitalist toplumlarda yaratilmis ve mesrulastirilmis bir arac oldugunun gramsci tarafindan izahidir. ancak bu surec tahmin edilebilecegi uzere sinif ideolojisi uzerinden degil, burjuva weltanschauung’u ekseninden hareket eder.

    politik, entelektuel ve ahlaki etmenleri ile birlikte gramsci’nin hegemonya kavrami, marxism’in ekonomiyi temel alan ve bu temeli, ideolojik ustyapinin belirlenmesinde yegane guc sayan pozitivist yorumlarina karsi onemli bir karsi savdir. modern kapitalist toplumlarin kendine ozgu kompleks yapilari nedeniyle tek bir sinif, diger sinif ve gruplarin eylemlerini dislayarak ve hice sayarak ustten bir egemenlik kuramaz. egemen sinif mutlaka diger siniflarin seslerine kulak vermek ve onlarin davranislarini goz onune almak zorundadir. bu baglamda gramsci’nin modeli, ikna ve anlasma ile aktif tehdit ve zorlamanin bir uyumunu varsayar denebilir. gramsci’nin varsayimi, egemen sinifin digerlerini toptan yokedemeyecegi, farklilasmalarin, alternatif kulturlerin ve direnc ve devrime iliskin seslerin susturulamayacagi uzerinedir.

    bu sosyal siniflar arasindaki kultur, politika ve degerlere iliskin suregelen catismalar ve hiyerarsik iliskiler, otonom siniflarin, tumden ve uyum icinde sosyal butunde birlesmesine iliskin zorlamalara gosterecegi direnc temelinde gramsci’nin toplum anlayisini tanimlamaktadir. bu, toplumun merkezden disa dogru yayilan toplu bir davranissal eylemler butununun urunu oldugunun farkli bir deyisidir.

    son olarak gramsci’nin modern topluma iliskin entelektueller teorisinden bahsetmeden olmaz: ona gore, ideolojilerin ve toplumsal uyumun yapilandirilmasinda entelektuellerin cok onemli bir rolu vardir, ozellikle toplumsal butunlesme baglaminda. marxism’in gelismis kapitalist toplumlarda basarisizliga ugramasi, entelektuellerin ve dolayisiyla liderligin rolunun yeniden tartisilmasini gerektirmistir. en azindan gramsci, meseleye bu baglamda yaklasmistir. gramsci, entelektuelleri sosyolojik bir tabanda tanimlamis ve spesifik bir toplumsal tabakaya ozgu kimi “entelektuel” aktivitelerle karistirilmamasini istemistir. ona gore, bu tur ozellikler toplumun her uyesinde az ya da cok vardir. bu baglamda, bilgi ureten buyuk entelektuelller idealini reddeder. ona gore, entelektueller bir sinifin cikarlarinin basitce yansitmaktan cok, bilgi ve ideoloji ureten bir gruptur. kapitalizmle birlikte ise toplumun geleneksel toplum yapisindan devlet kurumuna dogru donusumune yardimci olan bir uzman konumundadirlar. gramsci bu baglamda entelektuelleri, uretim, kultur ve kamu yonetimine iliskin orgutleme islevleri uzerinden tanimlar. ozellikle entelektuellerin burjuva toplumunda, ulusal bir egitim sistemi, yerel ve ulusal sivil toplum hizmetlerinin yonetimi, dinin ve kisaca devletin ideolojik aygitlarinin merkezilestirilmesindeki rolunden bahseder. gramsci’ye gore her sosyal sinif kendi entelektuellerini olusturamaz. bu savi aciklayabilmek icin onun entelektuellere iliskin siniflandirmasindan bahsetmek gerekir: ona gore iki cesit entelektuel vardir: organik ve geleneksel entelektueller. organik entelektueller, bir sinifin amaclarini ve umutlarini aciklayan ama kendileri bir sinif olusturmayan sosyal gruptur ve uretim araclarindaki degisimler sonucunda ortaya cikarlar. geleneksel entelektueller ise tarihin kesintiye ugratilamayan surekliligi sonucunda evrimlesen ve uretim araclariyla dogrudan ilskileri olmayan gruptur ve bu nedenle de kendilerini egemen siniftan ayri bir sekilde tanimlarlar. din gorevlileri, avukatlar, ogretmenler, doktorlar gibi geleneksel entelektuellerin baslica islevi, sosyal yapilanmadaki degisimlerdeki surekliligi saglamaktir. oyleyse, gramsci’nin tezi sudur: hegemonya kurmak isteyen her sosyal grup geleneksel entelektuelleri ele gecirmek ve etkisi altina almak zorundadir. ancak burada belirtekte gene fayda var ki gramsci bu tezinden yola cikarak ozellikle zamanin italya’sina iliskin kimi cikarimlara gitmistir ve bunlar yalnizca hipotezdir, cunku entelektueller ile sosyal yapi arasindaki iliski baglaminda ampirik bir calisma yapmamistir.

    son olarak, gramsci’nin en basta bahsettigim gorusunu yinelemek sanirim bitirmek icin en uygunudur: ona gore tarihsel bilgi yalnizca ampirik sosyal bilimlerin urunu olamaz; ampirik calismalar mutlaka tarihsellik ve humanizmanin kilavuzlugunda olmalidir.
  • gramsci, italya’nın özgül koşullarında ve faşizmin yaşandığı bir ortamda proleter devrime zemin arayan, tüm yaşam enerjisini bu amaca ulaşmak adına kullanmış bir kişiliktir. konsey deneyimi boyunca, örgütleyici kimliği ve önderliği ile sürecin başarıya ulaşması için çaba harcamış, işçilerle birlikte fabrikalarda çarpışmıştır ve ordine nuovo’daki yazılarından, hapishanede ölene dek kaleme aldığı yazılarına kadar, proleter devrimin gerçekleşmesinin koşullarını tartışmış, stratejiler geliştirmiştir.

    güney sorununa ilişkin yazılarında, işçi köylü ittifakı tartışılmış, italya’nın kuzeye oranla az gelişmiş kesimi olan güneydeki, feodal ilişkilerin kırılması ve köylülerin proleter devrime katılmalarının sağlanması üzerine çözümlemeler yapılmıştır.

    konsey deneyimine ilişkin yazılarında konseyler, proleter devrimin ve gelecekte sosyalist sistemin temel örgütlenme modelleri olarak önerilmektedir. sendikaların ve partinin de tartışıldığı bu yazılarda, parti ve sendika benzeştiriliyor, sendikalar yadsınıyor ve konsey örgütlenmeleri alternatif olarak gösteriliyor.

    doğu- batı ayrımında, gramsci batılı olarak sınıflandırdığı toplumlara, sivil toplumda hegemonya kurma ekseninde bir devrim stratejisi önermektedir. batıda, sivil toplumun güçlü olmasından hareketle, bu tezi ileri süren ve geliştiren gramsci’nin bu fikirlerinin temelinde, italya’daki faşizm koşullarının ve oldukça güçlü bir devlet örgütlenmesi karşısında girişilecek silahlı mücadelenin başarı şansını görmemesi bulunmaktadır.

    hegemonya, lenin’den devralarak kullandığı bir kavramdır ama gramsci’de hegemonya, lenin’in kullanımından öte, daha geniştir. bir başka deyişle, gramsci’de hegemonya, yalnızca proletaryanın kapsayıcı önderliğini değil, tüm iktidar ilişkilerindeki moral egemenliği ifade etmektedir.

    tarihsel blok, gramsci’nin beklide tüm teorisinin odaklandığı noktadır. bu konu üzerinde çok fazla yazmamakla birlikte, gramsci’de sivil toplum ve siyasal toplum arasında, aydınlar yardımıyla oluşturulan uyum ve kurulan hegemonya, tarihsel bloku ifade etmektedir ve tüm teorisi de son tahlilde bu blokun yıkılarak, proletaryanın blokunun örülmesi üzerine yani proleter devrime odaklanmıştır.
    organik aydın ve geleneksel aydın ayrımı, proletaryanın entelektüel egemenliğini sağlamaya yönelik olarak ortaya çıkmaktadır. mevcut iktidar ilişkileri üzerinde, proletaryanın gerçek aydının yaratılamayacağı fikrini kabul eden gramsci, çözüm olara mevcut aydınları kazanmayı önermektedir, yani geleneksel aydınlar, organik aydınlara dönüştürülmelidir. gramsci, mevcut iktidarın, toplumsal rızayı örgütleyip hegemonyasını kurarken, aydınları kullandığını belirtmiştir ve bu yüzden aydınların kazanılması o’nun için önemli bir konudur.

    sivil toplum ise, gramsci’de üst yapısal alana tekabül etmektedir ve sivil toplum, devletten yani siyasal toplumdan görece bağımsız bir alan durumundadır. marks’ta sivil toplum bütünsel olarak sosyo- ekonomik yapıyı ifade eder şekilde, yani alt yapıyı anlatmak adına kullanılmıştır ve belirleyici olandır ama gramsci sivil toplumu üstyapıya dair olarak kullanmış ve yine belirleyici olduğunu ileri sürmüştür.

    gramsci’de sivil toplum kavramlaştırmasının, marksist gelenekten ayrıştığı ortadadır, ama gramsci’nin sivil toplum kavramlaştırması, onun diğer düşünceleriyle birlikte ele alınırsa, proleter devrime giden yolda, proletaryanın çıkarlarının, tüm toplumun ortak çıkarları gibi kabul edilmesini sağlamak düşüncesi açığa çıkacaktır.

    gramsci’nin sivil toplumu, tarihsel bloku yıkacak organik aydınların, hegemonya kurma mücadelesi verdikleri alandır ve bu mücadele kapitalizme karşı bir mücadeledir ve gramsci’nin sivil toplumu, kapitalizmi ehlileştirme aracı değil, ona karşı verilen savaşın ifadesidir.
  • (bkz: neogramsci)