şükela:  tümü | bugün
  • insanbilimcilik..
  • insan sekilcilik... insan seklinin ya da özelliklerinin insan olmayan objelere/hayvanlara yakistirilmasi. sirket logolarindaki ya da çizgi filmlerdeki hayvanlar güzel örneklerdir... çogu iki ayak üstünde durur, gülümser, konusur falan. dikkat ediniz, köpekleri ya da kedileri sevimli bulan bir sahis, bu hayvanlarin yüzlerindeki "ifade"leri, davranislarini falan insan mimikleri/davranislariyla benzestirmekte ve bu yüzden durumdan keyif almaktadir... ve yine dikkat ediniz, hiç bi sekilde kendimizle benzestiremedigimiz yaratiklardan, misal boceklerden (suratlari bile yoktur bu yaratiklarin) lüzumsuz yere nefret ederiz.
  • insanın kendi dı$ındaki dünyadan anlam çıkarma ve onu kendine benzetme alı$kanlığı.
    dindarlar da çok sık kullanırlar bu varsayımı. yani, eger bizler - biz bilinç sahibi insanlar - olmasaydı, güneşin ve diger şeylerin varlıklarının da bir anlamı kalmazdı. karl marx bu anlayı$a kar$ı çıkacak ve su hükme varacaktır: "nesnel dünya onu algilayan insan zihninden bağımsızdır
  • doğaya hakim olduğunu sanan insanoğlunun (pc versiyon insankişisi), doğadaki mevcut- veyahut varolduğunu sandığı- varlıklara insani karateristikler atfetmesi olayıdır. algısı zayıf şahsımın rastladığı güzel bir örneği ise terry pratchett romanlarındaki "ölüm" karakteridir. "ölüm"ün (death amına koyim death!), büründüğü bu insani karakteristik insanın inanmasıyla ancak varolabilmektedir. small gods'da daha detaylı bir şekilde ele aldığı bu işleyiş tanrıların da insanların tasvir edebileceği bir biçimde varolmasına sebep olmuştur. bir nevi, "ormanda evren yaratılırsa ve orada görecek kimse yoksa gerçekten bir evren var mıdır" gibi bişi. birşey bizim sikimizde değilse yoktur.

    müslüman hıristiyan veya diğer bir theism'in takipçisi dinci kesim de buna uyanıp tanrının tasvirini yapamayacağımızı savunmuştur. halbuki tanrı insanı kendi görünümünde yaratmıştır. kendisi de böyle gözlüklü, bilgisayar başında oturan depresyon hırkalı bir adamcağızdır.

    birşey algı kapılarından içeri girebiliyorsa, ondan nefret etme ehliyetin mevcuttur. şayet tipini bilmeyip de nefret etmek öküzlüğe girebilir.

    işte bu yüzden insanlar anthropomorphise olayına girer ve çocuk allah deyince aklına atatürk'ü getirir. bu da emniyetli bir tasviridir, m.e.b.'den kimse çıkıp "atatürk de bizim gibi insandı, sabah dişini fırçalardı, aha işte fırçası!" dememekte, zira ulusun en kutsal değerlerinden birini en bir kutsal diğer bir sembole yapıştırdığında kimse seni dururamaz, ulus-milletini ayakta sikersin, hidayet türkoğlu maskesi takmış gibi peşlerinden bronz ata büstüyle koşarsın, altına sıçtırırsın. nerden buraya geldiğimi bilen varsa bir zahmet mail atsın.
  • insanın duygu, dü$ünce, tutku ve fiilllerinden bazılarının ba$ka bir varlığa, özellikle tanrı’ya aktarılması.
    teolojik dü$üncede kaçınılmaz bir tutumdur. tanrı’nın bütün mecazi tasavvurları antropomorfizmdir; dü$ünmeyi, konu$mayı, görmeyi ws. tanrı’ya bu kavram sayesinde yükleriz.
  • insanın kendi dışındaki dünyadan anlam çıkarma ve onu kendine benzetme alışkanlığı.
    dindarlar çok sık bu varsayımı kullanırlar. eğer bizler - bilinç sahibi insanlar - olmasaydı, güneşin ve diğer şeylerin varlıklarının da bir anlamı kalmazdı.
    nietzsche, zerdüşt'ün giriş kısmında "ey büyük yıldız ! aydınlattıkların olmasaydı, nice olurdu senin mutluluğun ! on yıldır mağaramın üstüne yükselir durursun: ışığından ve yolculuğundan bıkardın ben olmasaydın, kartalım ve yılanım olmasaydı !" diyor.
    karl marx ise tam tersine "nesnel dünya onu algılayan insan zihninden bağımsızdır !" diye buyurmuş.
  • tarih oncesi topluluklarin preanimistik donem boyunca dogayla kurduklari iliskilerde akillarinin karmakarisik olmasindan kaynaklanan insani bir durum. doga yasalarinin anlasilmasi hala zor olan tezahuru, tarih oncesi donemi insaninin zayif psikesinde seytan, ilahilik, tanri, ruh, cin, peri, otedunya gibi kavramlar olusturmustur. bu gariban atalarimizin ellerinde ise kendilerine herhangi bir sey sey ifade eden tek seyin kendi bedenleri ve oznellikleri oldugundan, kolektif bilinclerinde olusan bu yeni kavramlara kendi insanligini yansitmasina antropomorfizm denir. yunan ve hindu mitlerinde (isterseniz din deyin farketmez), tanrilarin insan ve insani olusu, hatalarinin bulunusu, trajik yucelige sahip olmasi bu yuzdendir. zeus'u goren, ya da totemine bakan eski insan kendi icindeki ululugu kendi tasarisindaki hatalarla birlikte gormustur. totemlerin ise ikili karakteri budur, hem insani hem ilahiligi simgelemektedir, ama hep insan tipinde.... insan, zavalliligindan olsa gerek, anlayamadigi dogada kendini gormek istemistir, lakin goremeyince de samson agonistes gibi psikopata baglayip tas ustunden tas birakmamistir.

    ilkel insanin dogayla olan mucadelesi, kendilerine "mana" denilen gezgin ruh kavramini da vermistir, ve insanoglunda yeryuzundeki belirli noktalari "kutsal" kabul etme gereksinimi baslamistir. hayirli olsun. "mana" , antropomorfizm disinda kalan, insanin sezdigi fakat kafasinin basmadigi doga olaylarina ruhanilik addedilmesinden sonra ortaya cikan kavramdir ve de antropomorfistik anlamlandirmanin da disinda kalir. ama ikisi de ayni bilinmezin sonuclaridir; o bilinmez ki, gunumuze kadar dinlerin, ideolojilerin, zirtin, pirtin dogup gelismesine neden olmustur. o yuzden antropomorfizmi iyi anlayalim...
  • evrensel onyargi. hatta turculugun (bkz: speciesism) de altinda yatan sebep. once insan formu yuceltilir, ardindan insan formunda olmayanlar asagi gorulur. ama bu sanki bize benzemedikleri icin degil de anthropomorpheluk vakfettigimiz degerlere, seylere benzemedikleri icinmis gibi geldigi icin icimiz rahat eder.
  • etimolojik olarak
    anthro: adam
    morrph: şekil
    insan şekilli gibi bir şey demektir.