şükela:  tümü | bugün
  • insan sekilcilik... insan seklinin ya da özelliklerinin insan olmayan objelere/hayvanlara yakistirilmasi. sirket logolarindaki ya da çizgi filmlerdeki hayvanlar güzel örneklerdir... çogu iki ayak üstünde durur, gülümser, konusur falan. dikkat ediniz, köpekleri ya da kedileri sevimli bulan bir sahis, bu hayvanlarin yüzlerindeki "ifade"leri, davranislarini falan insan mimikleri/davranislariyla benzestirmekte ve bu yüzden durumdan keyif almaktadir... ve yine dikkat ediniz, hiç bi sekilde kendimizle benzestiremedigimiz yaratiklardan, misal boceklerden (suratlari bile yoktur bu yaratiklarin) lüzumsuz yere nefret ederiz.
  • doğaya hakim olduğunu sanan insanoğlunun (pc versiyon insankişisi), doğadaki mevcut- veyahut varolduğunu sandığı- varlıklara insani karateristikler atfetmesi olayıdır. algısı zayıf şahsımın rastladığı güzel bir örneği ise terry pratchett romanlarındaki "ölüm" karakteridir. "ölüm"ün (death amına koyim death!), büründüğü bu insani karakteristik insanın inanmasıyla ancak varolabilmektedir. small gods'da daha detaylı bir şekilde ele aldığı bu işleyiş tanrıların da insanların tasvir edebileceği bir biçimde varolmasına sebep olmuştur. bir nevi, "ormanda evren yaratılırsa ve orada görecek kimse yoksa gerçekten bir evren var mıdır" gibi bişi. birşey bizim sikimizde değilse yoktur.

    müslüman hıristiyan veya diğer bir theism'in takipçisi dinci kesim de buna uyanıp tanrının tasvirini yapamayacağımızı savunmuştur. halbuki tanrı insanı kendi görünümünde yaratmıştır. kendisi de böyle gözlüklü, bilgisayar başında oturan depresyon hırkalı bir adamcağızdır.

    birşey algı kapılarından içeri girebiliyorsa, ondan nefret etme ehliyetin mevcuttur. şayet tipini bilmeyip de nefret etmek öküzlüğe girebilir.

    işte bu yüzden insanlar anthropomorphise olayına girer ve çocuk allah deyince aklına atatürk'ü getirir. bu da emniyetli bir tasviridir, m.e.b.'den kimse çıkıp "atatürk de bizim gibi insandı, sabah dişini fırçalardı, aha işte fırçası!" dememekte, zira ulusun en kutsal değerlerinden birini en bir kutsal diğer bir sembole yapıştırdığında kimse seni dururamaz, ulus-milletini ayakta sikersin, hidayet türkoğlu maskesi takmış gibi peşlerinden bronz ata büstüyle koşarsın, altına sıçtırırsın. nerden buraya geldiğimi bilen varsa bir zahmet mail atsın.
  • insanın temel yanılgılarından birisidir. sıklıkla bu tuzağa düşeriz. en basitinden sinek öldürme hususunda yaşanır bu. sineğin bir yere konmasını bekleyip tepesine gazete indirerek öldürmek isteriz. tipik bir amtropomorfist bir eylemdir bu. sineğin gözleri kafasının üzerindedir. ama bizler insandan yola çıkarak sineği düşündüğümüz için, onun da gözlerinin bizimkiler gibi önde olduğunu sanırız. sonuç itibariyle bu eylemde başarı oranı düşüktür. çünkü sinek uçar. insanbilimcilik değil, insanbiçimciliktir doğrusu.
  • hayvan davranışı çalışmaları çerçevesinde bir hata, ya da kaçınılması gereken bir tutum olarak anlaşılıyor. özellikle hayvan zihni ile ilgili çalışmaların eleştirilerinde bu suçlamayla karşılaşmak olası.

    hata, "insana özgü" zihinsel durumların hayvanlara atfedilmesi. mesela bir karıncaya arzu, niyet, bilinç, umut atfetmek antropomorfik bir hata olabilir. sanat uğruna, ya da ne bileyim günlük hayatta bu atfedişler sorunlu değil, ancak hayvan davranışına bilimsel yaklaşma niyetindeyseniz, antropomorfizm yapmamaya dikkat etmeniz salık verilir. sanki antropomorfizmden kaçınmak sağlam bilimci olmanın göstergesi; antropomorfizm yapmak ise duygusallığın ve yumuşaklığın...

    bazen hatalı atfetmeler sadece zihinsel durumlarla sınırlandırılmıyor. geniş anlamıyla, örneğin şunları atfetmek hata olabilir: bilişsel ve duygusal durumlar (inanç, arzu, korku, sevinç), eylem fiilleri (oynama, takip etme), ahlak ve karakterle ilgili özellikler (cesur, zalim, düşünceli, kibar).

    antropomorfizmi bir suçlama olarak kullananlar neyin antropomorfizm olduğunu, bunun neden hatalı olduğunu pek açıklamıyorlar. böylece antropomorfizm bir retorik aracına dönüşmüş oluyor (komünist, ateist, faşist gibi).

    antropomorfizm suçlamasını yapanların genelde iddia ettikleri şey, zihinsel durumların hayvanlara atfedilmesinin bir "kategori hatası" olması. yani sorun ampirik bir sorun değil; daha ziyade mesela düz adamın telefon numarasını sormak gibi bir şey..

    öyle sanıyorum ki darwin sonrası dünyada bunu kabul etmek mümkün değil. eğer doğada evrimsel devamlılık varsa, bu devamlılığın sadece morfolojik değil, aynı zamanda belli bir temelde psikolojik de olması gerekiyor (zihinsel devamlılık). bu durumda hayvanların, "insana özgü" sandığımız bazı zihinsel kabiliyetlere, ya da en azından bunların temellerine sahip olduğunu kabul etmek için ciddi bir nedenimiz var. incelemeye değer olan da tam olarak bu: hayvanların zihinsel durumları, süreçleri, kabiliyetleri ve güçleri nedir? bunların sınırları nedir? bu tip araştırmaları "antropomorfik" diye eleştirenler, aslında bu soruların cevaplarını varsaymış oluyor.

    mary midgley ne güzel demiş: hayvanların motivasyonundan bahsetmekte antropomorfik olan bir şey yok. asıl antropomorfik olan aslanın korku, öfke ya da merakla hareket ettiğini söylemek değil, ona "ormanlar kralı" demektir.
  • tarih oncesi topluluklarin preanimistik donem boyunca dogayla kurduklari iliskilerde akillarinin karmakarisik olmasindan kaynaklanan insani bir durum. doga yasalarinin anlasilmasi hala zor olan tezahuru, tarih oncesi donemi insaninin zayif psikesinde seytan, ilahilik, tanri, ruh, cin, peri, otedunya gibi kavramlar olusturmustur. bu gariban atalarimizin ellerinde ise kendilerine herhangi bir sey sey ifade eden tek seyin kendi bedenleri ve oznellikleri oldugundan, kolektif bilinclerinde olusan bu yeni kavramlara kendi insanligini yansitmasina antropomorfizm denir. yunan ve hindu mitlerinde (isterseniz din deyin farketmez), tanrilarin insan ve insani olusu, hatalarinin bulunusu, trajik yucelige sahip olmasi bu yuzdendir. zeus'u goren, ya da totemine bakan eski insan kendi icindeki ululugu kendi tasarisindaki hatalarla birlikte gormustur. totemlerin ise ikili karakteri budur, hem insani hem ilahiligi simgelemektedir, ama hep insan tipinde.... insan, zavalliligindan olsa gerek, anlayamadigi dogada kendini gormek istemistir, lakin goremeyince de samson agonistes gibi psikopata baglayip tas ustunden tas birakmamistir.

    ilkel insanin dogayla olan mucadelesi, kendilerine "mana" denilen gezgin ruh kavramini da vermistir, ve insanoglunda yeryuzundeki belirli noktalari "kutsal" kabul etme gereksinimi baslamistir. hayirli olsun. "mana" , antropomorfizm disinda kalan, insanin sezdigi fakat kafasinin basmadigi doga olaylarina ruhanilik addedilmesinden sonra ortaya cikan kavramdir ve de antropomorfistik anlamlandirmanin da disinda kalir. ama ikisi de ayni bilinmezin sonuclaridir; o bilinmez ki, gunumuze kadar dinlerin, ideolojilerin, zirtin, pirtin dogup gelismesine neden olmustur. o yuzden antropomorfizmi iyi anlayalim...
  • insanın kendi dı$ındaki dünyadan anlam çıkarma ve onu kendine benzetme alı$kanlığı.
    dindarlar da çok sık kullanırlar bu varsayımı. yani, eger bizler - biz bilinç sahibi insanlar - olmasaydı, güneşin ve diger şeylerin varlıklarının da bir anlamı kalmazdı. karl marx bu anlayı$a kar$ı çıkacak ve su hükme varacaktır: "nesnel dünya onu algilayan insan zihninden bağımsızdır
  • bazı yılanlar ve sürüngenler sıcaklığı algılarlar. sıcağa yönelirler. güneşe yönelirler. sıcak kanlı şeylere yönelirler. onları avlarlar, yakalarlar. onlarla beslenir bir çoğu. sincaplar, fareler, ufak kuşlar, tavşanlar hedefleridir bu canlıların.

    insan korktuğunda vücut sıcaklığı düşer. soğur birden. hissedersiniz zaten. eliniz ayağınızdan çekilir kan sanki. soğudukça aslında görünmez oluruz yılan için. veya en azından daha zor görülür hale geliriz. yılanın bakış açısına göre yılanı gördük, korktuk ve kamufle olduk, görünmez olmaya çalıştık. bir bukalemun gibi. memelilerin sürüngenlerle karşılaştıklarında bu tip bir tepki vermesi anlaşılabilir. uzun vadede belki gerçekten de vücut sıcaklığını düşürmek iyi bir stratejidir. ama burada anlatılmak istenen, yılan bize bizim yılana baktığımız gibi baksaydı ondan korktuğumuz için kamufle olduğumuzu düşünebilirdi. halbuki hiçbirimiz yaptığımız şeyi kamufle olmak olarak görmeyiz. korkudan kanımız çekilmiştir, nabzımız artmıştır, bacaklarımıza bir gevşeklik gelir...

    işte insanşekilci bakmak budur ve bu yüzden tehlikelidir. insan algısıyla oluşturulmuş, insan kültürüne atıfta bulunan nesnelerle doğaya bakamazsınız, bakarsanız madara olmak zorundasınız, bundan kaçış yok. hayvanlarda "dil" var mı, maymunlar iman sahibi mi, kurtlar kuşlar arife günü oruç tutar mı, insan diğer hayvanlardan neden üstündür... gibi bir sürü anlamsız soruyla cebelleşirsiniz. zeka diye bir şey tanımlarsınız, tamamen kendinize yontarak tanımlarsınız ve sonra insanın neden en zeki canlı olduğunu sorgularsınız. zekayı kendinize yontmuşsunuzdur zaten, o dakikadan sonra bu sorgular anlamsızdır. zeka, hak, duygu, düşünce, inanç, iman, arzu, eşitlik, adalet, feminizm, özgürlükçülük vs aklınıza gelebilecek her türlü şey sadece laftır. insan-şekilli birer kurgudur bunlar. bir karınca için adalet veya özgürlüğü tanımlanmamız istense bambaşka olurdu. bir gorilin veya kurbağanın arzuları çoğu durumda bizim anlayabileceğimiz türden olmazlardı. doğada yaratıcılar, tasarımcılar, mühendisler vs yoktur, onlar insan icadıdır ve ne yazık ki insan beyni doğada da sürekli bunları arar. koca kainattan basit bir nesneymiş gibi söz ederek sorar genç inanan "bunu yapan biri yok mu şimdi?" diye. neye seslendiğinin de farkında değildir, ne dediğinin de. evreni kalemtıraş falan gibi bir nesne sanmaktadır ergen dostumuz. kalemtıraş fabrikadan geliyorsa evrenin de bir yapım yeri olmalıdır aynı mantıkla. ve bir sürü evren olmalıdır aynı tornadan çıkmış. ama buralara kadar gitmez sorgu. bunu tasarlayan mühendisi arar dururlar nafile. bu tasarımın güzelliği tasarım olmamasıdır halbuki. gerçektir bu. kendiliğindendir. bir ustanın eseri falan değildir, ustanın kendisidir.

    ne yazık ki sadece evrene değil insana bakma şeklimiz de insan-şekilcilikten kötü yönde ve bolca etkilenir. hak ararız, adaletsizliğe uğradığımıza inanırız, eşitlik naraları atarız, aşk isteriz, arzularımız vardır, hayallerimiz, korkularımız... bunların olması gerektiğine inanırız. hak diye bir şey gerçekten vardır ve haksızlığa uğramışızdır bir şekilde. ne şekilde olduğunu kimse açıklayamaz ama herkes haksızlığa uğradığına inanır. "haksızlık" diye bir şey yoktur. "haksızlık" bir kelimedir. günlük hayatta yaşananlara atıfta bulunmak için türetilmiştir ve zaten o şekilde kullanılır. para üstünü alamadıysanız finansal anlamda "haksızlığa" uğramışsınızdır. ama hayata da bu laf ile bakmaya başlarız. şurada haksızlığa uğramasaydım. burada önüme fırsat çıksaydı. birileri destekleseydi. bir yerden hibe gelseydi... günlük hayatın ufak rutinleri için uydurduğumuz kelime ile, laf ile gerçekliği falan anlamaya çalışırız. biri de sağ olsun "kader" diye bir başka kelime uydurmuştur ki saatlerce, günlerce, haftalarca, aylarca, yıllarca bireysel olarak, yüz ve hatta bin yıllarca da insanlık olarak bu anlamsızlıklarla uğraşalım. "eğer kader varsa neden cennet var" diye bir soru var mesela. tamamen uydurma kelimeler, var sayılan ama üfürme olduğu belli ontolojiler... anlamsız sorular. anlamsız tartışmalar. "harry potter mı döver john wick mi?" demek kadar aptalca, ahmakça ama tüm zamanımızı bunlara ayırırız.

    mutluluğun peşinde, huzur arayışında, haksızlıklardan kaçıp destek ararken... insan kendi ağzına sıçar. kendi hayatını yaşanmaz hale getirir. bir sürü laf duymuştur ve o lafların kurguladığı dünyada bir şeyleri tutturmaya çalışıyordur. mutlu olması gereklidir ve mutlu olmak için en azından bir aile kurması lazımdır. aile kurmak için eli yüzü düzgün bir eş gerekir. ama aşkı bir türlü bulamazsınız. bir şekilde ruh eşinizi bulamazsınız. insanlar sizi kullanır. adaletsizliğe uğrarsınız... arkadaşlar, hikaye bunların hepsi. üstten bakan biri için bir tane maymun diğeriyle tanıştı ve çiftleşti. veya çiftleşti ve çocuk yaptı. veya çocuk yaptı ve aynı evde yaşamaya başladı... neyse o. arzuymuş da haksızlığa uğramış da karma yüzünden olmuş da duaları kabul olmuş da rahmetli dedesi çok ah almış da mavi gözlü birinin nazarı değmiş de zaten onun işleri hiç yolunda gitmezmişmiş de ne olsa onu bulurmuş da... dizi karakteri olsa ağzına vurmak istersiniz dimi böyle bir tipin. uyanın arkadaşlar, bu biziz. tamamen laf salatasıyız. osurup osurup ipe diziyoruz ve gün boyu o iple oynuyoruz. tüm derdimiz gayemiz o ip olmuş. başkasının ipiyle karşılaştırıyoruz, iyi bir ip nasıl olmalıdır diye kafa yoruyoruz, kıskanıyoruz, ve evet yanılmadınız yine hemen, oracıkta haksızlığa uğradığımızı düşünüyoruz.

    kafasına göktaşı düşen pterodaktile sorsanız iyi bir hayat sürdüğünü, bir talihsizlik sonucu göç ettiğini söyler. ama beş dakika interneti kesilen insan bunun kendisine evren tarafından kurulmuş üst düzey bir komplo olduğunu düşünür. haksızlığa uğramıştır. bu nettir. bu konuda hemen kendi gibi düşünen başka primatlarla bir araya gelip enine boyuna günlerce gecelerce bu haksızlıkla ilgili konuşmalıdır. yeterince primat bir araya gelirse yürüyüş düzenleyebilir. birkaç bin primatın bir araya gelmesine festival denir. tüm primatların aynı anda aynı yere bakmasına da kültür denir. öğrenin bunları.
  • bertrand russell'ın meşhur makalesidir; homerik (homeros kaynaklı) tanrıların hıristiyan tanrılarından farkı olup olmadığını sorarak agnostiklikle ateistliğin farkını/benzerliğini anlatır:
    http://www.luminary.us/…ssell/atheist_agnostic.html

    "i never know whether i should say "agnostic" or whether i should say "atheist". it is a very difficult question and i daresay that some of you have been troubled by it. as a philosopher, if i were speaking to a purely philosophic audience i should say that i ought to describe myself as an agnostic, because i do not think that there is a conclusive argument by which one prove that there is not a god.

    on the other hand, if i am to convey the right impression to the ordinary man in the street i think i ought to say that i am an atheist, because when i say that i cannot prove that there is not a god, i ought to add equally that i cannot prove that there are not the homeric gods."

    ayrıca:
    (bkz: homerik ilahiler)
  • evrensel onyargi. hatta turculugun (bkz: speciesism) de altinda yatan sebep. once insan formu yuceltilir, ardindan insan formunda olmayanlar asagi gorulur. ama bu sanki bize benzemedikleri icin degil de anthropomorpheluk vakfettigimiz degerlere, seylere benzemedikleri icinmis gibi geldigi icin icimiz rahat eder.
  • tanrı'ya insanlara özgü nitelikler atfetmektir. "gökte oturan yaşlı bir bilge" şeklindeki tanrı tasviri bu durumun en sık rastlanılan örnekleri arasındadır.

    http://en.wikipedia.org/wiki/anthropomorphism

hesabın var mı? giriş yap